63926/00
WyrokETPCz2005-06-16ECLI:CE:ECHR:2005:0616JUD006392600
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie dziennikarzy za opublikowanie artykułu krytykującego osobę publiczną, skutkujące grzywną i zawieszeniem działalności gazety, stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii gwarantowanej w art. 10 Konwencji? 2. Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa, obejmujący sędziego wojskowego, spełniał wymóg niezawisłości i bezstronności sądu w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżących, polegająca na ich skazaniu i nałożeniu kar finansowych oraz zawieszeniu gazety, nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym” w rozumieniu art. 10 ust. 2 Konwencji. Stwierdził, że artykuł nie nawoływał do przemocy ani nienawiści, a nałożone kary były nieproporcjonalne do rzekomo chronionych celów. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, orzekającego w sprawach cywilnych, podważa niezawisłość i bezstronność sądu, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący Ahmet Ergin (kierownik redakcji) i Halit Keskin (właściciel) gazety „Günlük Emek” opublikowali 20 września 1997 r. artykuł zatytułowany „Karadeniz’de kontra planı” z podtytułem „Veli Küçük kimdir?”. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule nakazał konfiskatę numeru gazety, a prokurator oskarżył skarżących na podstawie art. 6 § 1 ustawy antyterrorystycznej z 1991 r. o przedstawienie Veli Küçük jako celu organizacji terrorystycznych. Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał skarżących 16 kwietnia 1998 r. na kary grzywny (78 322 500 T.L. i 156 645 000 T.L.) oraz zawiesił działalność gazety na siedem dni. Sąd Kasacyjny (Yargıtay) podtrzymał wyrok 15 kwietnia 1999 r., a opinia Prokuratora Generalnego nie została skarżącym doręczona.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 4. Uznaje, że nie ma potrzeby badania skargi dotyczącej art. 6 ust. 3 lit. b) Konwencji. 5. Zasądza na rzecz każdego ze skarżących 2 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz łącznie 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ERGİN ve KESKİN - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 63926/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG Haziran 2005
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (63926/00) başvuru no’lu davanın nedeni
Ahmet Ergin’in ve Halit Keskin’in (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 2
Ağustos 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından K.T. Sürek
tarafından temsil edilmektedirler.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
OLAYLAR
I. OLAYLARIN MEVCUT KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1973 ve 1952 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.
Başvuranlar yazı işleri sorumlusu (A.Ergin) ve Günlük Emek adlı gazetenin sahibiydiler
(H.Keskin). «Karadeniz’de kontra planı» başlıklı, «Veli Küçük kimdir?» alt başlığıyla adı
geçenin fotoğrafının da yer aldığı bir makaleyi 20 Eylül 1997 tarihinde gazetenin 316.
sayısında manşetten yayımlamışlardır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi Günlük Emek gazetesinin 316. sayısının
toplatılmasını kararlaştırmıştır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 24 Eylül 1997 tarihli iddianamesi
ile 1991 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6 § 1 maddesi uyarınca başvuranları Veli
Küçük’ü terörist örgütlerin hedefi olarak göstermekle itham etmiştir.
DGM, 16 Nisan 1998 tarihli kararı ile başvuranları sırasıyla 78.322.500 T.L. ve 156.645.000
T.L. para cezasına çarptırmıştır.
Mahkeme ayrıca Günlük Emek gazetesinin yedi gün süreyle faaliyetlerini durdurma kararı
almıştır.
Başvuranlar bu karar karşısında temyiz başvurusunda bulunarak, AİHS’nin yeni 9. ve 10.
maddelerine ve bilgi edinme ve duyurma haklarına göndermede bulunmuşlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kararı başvuranlara tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay 15 Nisan 1999 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE DAİR
Başvuranlar haklarında verilen mahkumiyet kararından şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 10.
maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM yapılan şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığı
tespitinde bulunmakta, ayrıca şikayetin kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçenin
olmadığını hatırlatmaktadır. Bu durumda başvuru kabuledilebilir bulunmaktadır.
B. Esas hakkında
AİHM sözkonusu mahkumiyet kararlarının AİHS’nin 10 § 1. maddesi ile güvence altına
alınan başvuranların ifade ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğu hususunda
taraflar arasında bir itilafın bulunmadığını not etmektedir. Yapılan müdahalenin yasayla
öngörüldüğüne ve AİHS’nin 10 § 2. maddesi uyarınca toprak bütünlüğünün korunması, kamu
düzeninin korunması, suçun önlenmesi gibi meşru amaçları içerdiğine itiraz edilmemektedir
(Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu
uygulamayı kabul etmektedir. Bununla birlikte, yapılan müdahalenin «demokratik bir toplum
için gereklilik» taşıyıp taşımadığının incelenmesi gerekmektedir.
Hükümet, sözkonusu metnin gizli bir formda kine ve düşmanlığa tahrik etmesi bakımından
başvuranların mahkumiyetinin demokratik bir toplum için gereklilik arz ettiğini
savunmaktadır. Özellikle, ülkenin güneydoğusunda suça teşvik eden potansiyel bir etki
yaratan yanlış bir bilgi sözkonusudur.
AİHM, buna benzer pek çok şikayetlerin daha önce de dile getirildiği ve bunların AİHS’nin
10. maddesi ile sonuçlandığı tespitinde bulunmaktadır (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye no:
23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye no: 22479/93, § 74, AİHM 1999-VI,
İbrahim Aksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, 10 Ekim 2000, Karkın-
Türkiye no: 43928/98, § 39, 23 Eylül 2003, ve Kızılyaprak-Türkiye no: 27528/95, § 43, 2
Ekim 2003 kararları).
AİHM, kararı mahkemenin yerleşik içtihatları doğrultusunda incelemiş Hükümetin davanın
seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığına itibar etmiştir.
Mahkeme yayımlanan makalede yer alan ifadeleri ve kullanılan terimleri dikkatli bir biçimde
değerlendirecektir, bu noktada özellikle terörle mücadelede karşılaşılan güçlükleri göz önünde
bulundurmaktadır (Bkz. sözü edilen İbrahim Aksoy kararı, § 60 ve Incal-Türkiye kararı, 9
Haziran 1998, 1998-I, s. 1568, § 58).
Sözkonusu makale Karadeniz bölgesine yeni atanan Jandarma Komutanının aldığı yeni
kararların eleştirisine dayalıdır.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin sözü edilen makalede halkı kine, husumete ve suça
tahrip eden terimlerin yer aldığı değerlendirmesinde bulunduğunu hatırlatmaktadır.
AİHM, yerel makamların almış oldukları kararların başlı başına başvuranların ifade
özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi teşkil ettiğini incelemektedir (Bkz. mutatis mutandis,
Sürek-Türkiye kararı (no:4) no: 24762/94, § 58, AİHM 1999-IV). Mahkeme bahsedilen
makalede yer alan bazı bölümlerin Türk hükümetinin en olumsuz yönlerini çizen bir tabloyu
ortaya koyduğunu, ne şiddetin teşvik edildiğini, silahlı mücadeleden söz edildiğini ne de kin
ve nefret içerikli bir beyanın dile getirildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme nezdinde dikkate
alınması gereken unsurlar bunlardır (Bkz, a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) 26682/95, § 62,
AİHM 1999-IV, ve Gerger-Türkiye kararları, 8 Temmuz 1999, no: 24919/94, § 50).
AİHM, yapılan müdahalenin orantılılığı hususunda verilen cezanın ağırlığının da göz önünde
bulundurulması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu itibarla Ergin ve Keskin’in sırasıyla
78.322.500 T.L. ve 156.645.000 T.L. para cezasına çarptırıldıklarını not etmektedir. Ayrıca
günlük gazete Güncel Emek’in 316. sayısının tamamı toplatılmıştır. Bu durumda
başvuranların cezaya çarptırılması öngörülen amaçlarla oransız olmakla birlikte «demokratik
bir toplum için gereklilik» de taşımamaktadır. O halde AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE DAİR
Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin
bünyesinde askeri bir hakimi hazır bulundurması nedeniyle «bağımsız ve tarafsız» bir
mahkeme olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmektedirler. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısının görüşünün kendilerine tebliğ edilmemesinden yakınmakta, AİHS’nin 6 §§ 1 ve b) maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet bu şikayetlerin kabul edilebilirliğine ilişkin hiçbir itirazın olmadığını
hatırlatmaktadır. Mahkemeye sunulan deliller ışığında, AİHM başvuranların şikayetlerinin
kabul edilemezliği hususunda hiçbir gerekçenin bulunmadığı tespitinde bulunmaktadır.
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin Tarafsızlığına ve Bağımsızlığına İlişkin
Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya
koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir
tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Başvuranların aralarında askeri bir hakimin de
yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama
hususunda endişe duymalarının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet Güvenlik
Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuran hakkında sebepsiz
bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının
tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (Bkz.
Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573, § 72 ).
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS’nin 6 § maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı neticesine
varmaktadır.
2. Başsavcının görüşünün tebliğ edilmemesi hakkında
AİHM, daha önce de benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan
yoksun bir mahkemenin verdiği kararlara tabi olan kişilere her halükarda adil bir yargılamayı
garanti edemeyeceği hükmüne varmaktadır.
Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin
tespiti ışığında Mahkeme mevcut şikayeti incelemeye gerek duymamaktadır (Bkz. diğerleri
arasında sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI ÜZERİNE
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.
A. Tazminat
Başvuranların her biri maddi tazminat olarak 10.000 Euro, maruz kaldıkları manevi zarar için
ise 10.000 Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu miktarlar hakkında görüş bildirmemiştir.
İddia edilen nakit gelir kaybı ile ilgili olarak AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin ihlali ile sözü
edilen gelir kaybını doğrulayacak hiçbir kanıtın sunulmadığını dile getirerek bu talebi
reddetmektedir. Bununla birlikte başvuranların her birine manevi tazminat olarak 2.000 Euro
ödenmesini kararlaştırmıştır.
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en
uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden
yargılamak olacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. Gençel-Türkiye kararı, no: 53431/99, § 27 23
Ekim 2003).
B. Masraf ve harcamalar
Başvuranlar, yerel mahkemeler ve AİHM nezdinde yapmış oldukları harcamalar için 4.000
Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu miktarları aşırı olarak değerlendirmektedir.
Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göre bir başvuran yapmış olduğu masraf ve
harcamaların gerçekliğini ve gerekliliğini makul oranlarda ortaya koyduğu ölçüde bu yönde
bir tazminat elde edebilir. Mevcut durumda sunulan deliller ve görüşler ışığında AİHM
hakkaniyete uygun olarak başvuranlara 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz
oranının uygulanacağını belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun olması nedeniyle
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS’nin 6 § 3 b) maddesine dair şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin ;
i.
ii.
iii.
manevi zarar olarak başvuranların her birine 2.000 (iki bin) Euro ;
masraf ve harcamalar için başvuranlara toplam 2.000 (iki bin) Euro ödemesine ;
anılan miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına ;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin
uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin talebin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 16 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło