64178/00;64179/00;64181/00;64183/00;64184/00

WyrokETPCz2006-03-30ECLI:CE:ECHR:2006:0330JUD006417800

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nałożone na stację radiową kary (ostrzeżenia i tymczasowe zakazy nadawania) za programy dotyczące kwestii publicznych stanowiły nieproporcjonalną ingerencję w wolność wyrażania opinii, naruszając art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że nałożone na skarżącą stację radiową kary stanowiły ingerencję w jej wolność wyrażania opinii, która była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel (ochrona bezpieczeństwa narodowego, integralności terytorialnej, porządku publicznego). Kluczowe było jednak ustalenie, czy ingerencja była "niezbędna w społeczeństwie demokratycznym". Trybunał podkreślił rolę prasy jako "psa stróżującego" w społeczeństwie demokratycznym, zwłaszcza w kwestiach interesu publicznego. Stwierdził, że programy dotyczyły ważnych tematów publicznych, a niektóre z nich jedynie cytowały wcześniej opublikowane artykuły prasowe, za które nie wszczęto postępowania karnego. Biorąc pod uwagę rodzaj i surowość nałożonych kar (ostrzeżenia, a następnie zakazy nadawania na 90 i 365 dni), Trybunał uznał, że były one nieproporcjonalne do zamierzonych celów i tym samym nie były niezbędne w społeczeństwie demokratycznym.
Stan faktyczny
Skarżąca spółka, Özgür Radyo-Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.Ş., to stacja radiowa z siedzibą w Stambule. W maju i czerwcu 1998 roku nadawała programy takie jak „Tersname” i „Kadınlar Kadınlarımız”, które poruszały wrażliwe kwestie publiczne, w tym korupcję, działania sił bezpieczeństwa i domniemane powiązania państwa z mafią, często poprzez czytanie artykułów prasowych. Turecki organ regulacyjny ds. radia i telewizji (RTÜK) nałożył na spółkę ostrzeżenia i tymczasowe zakazy nadawania (na 90 i 365 dni), zarzucając naruszenie przepisów ustawy nr 3984, które zakazują treści mogących podżegać do przemocy, terroryzmu, dyskryminacji etnicznej lub podważać integralność narodową.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Postanowił połączyć skargi. 2. Uznał skargi dotyczące art. 10 w związku z art. 14 za dopuszczalne, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 3. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 4. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 10 w związku z art. 14. 5. Zasądził na rzecz skarżącej spółki 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 6. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÖZGÜR RADYO-SES RADYO TELEVĐZYON YAYIN   YAPIM VE TANITIM A.ꢀ.-TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no:64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00, 64184/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mart 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00,   64184/00) baꢀvuru no’lu beꢀ davanın nedeni, bu ülke vatandaꢀı Özgür Radyo-Ses Radyo   Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.ꢁ.’nin (baꢀvuran ꢀirket) 13 Kasım 2000 tarihinde   Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne (AĐHM) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran ꢀirket, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından Faruk Ertekin ve Tahsin Aycık tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   1. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran ꢀirket, merkezi Đstanbul’da bulunan ve radyo yayınları yapan bir anonim   ꢀirkettir.   A. 64181/00 no’lu baꢁvuru (bildiri)   1.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından verilen ceza   Mayıs 1998 tarihinde, baꢀvuran ꢀirket tarafından yönetilen radyo, haftada bir   yayınlanan ve canlı olarak gazete ve dergi haber ve yazılarının okunup değerlendirildiği   “Tersname” adlı bir program yayınlanmıꢀtır. Programda, 22 Nisan 1998 tarihinde Emek   Gazetesi’nde yayınlanan bir yazıya yer verilmiꢀtir.   Haziran 1998 tarihinde, program sırasında okunan bazı bölümlerden dolayı   baꢀvuran ꢀirket, 3984 sayılı Kanun’un 4 j) ve 33. maddesi uyarınca RTÜK tarafından   uyarılmıꢀtır.   RTÜK kararında, sözkonusu programın suçlayıcı içerikte bir program olduğu   belirtilmiꢀtir.   RTÜK, baꢀvuran ꢀirketin eleꢀtiri sınırlarını aꢀan, baꢀkalarını küçük düꢀürmeye ve   suçlamaya yönelik program yapılamayacağını öngören Kanun’da belirtilen ilkeyi ihlal ettiğini   tespit etmiꢀtir.   Bu uyarıya iliꢀkin tebliğname, 17 Haziran 1998 tarihinde baꢀvuran ꢀirkete tebliğ   edilmiꢀtir.   2. Đdari yargılama süreci   Baꢀvuran ꢀirket, 17 Haziran 1998 tarihinde, 11 Haziran 1998 tarihli kararın iptal   edilmesi talebiyle Ankara 1. Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur.   Đdare Mahkemesi’nde baꢀvuran ꢀirket sözkonusu programı yayınladığını inkar   etmemiꢀ fakat RTÜK’ün programın içeriği ile ilgili olarak yaptığı hukuki nitelemeye itiraz   etmiꢀtir. Baꢀvuran ꢀirket, dava konusu cezanın, Türkiye tarafından kabul edilen bazı   uluslararası anlaꢀmalarla güvence altına alındığı gibi, haber alma ve verme özgürlüğünü ihlal   ettiğini ileri sürmektedir.   Đdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihli bir kararla, baꢀvuran ꢀirketin sözkonusu   programda yer alan bazı bölümlerden dolayı 3984 sayılı Kanun’nun 4. maddesinin j) bendinde   düzenlenen ilkelere uymadığına karar vermiꢀtir.   Mart 1999 tarihinde baꢀvuran ꢀirket Danıꢀtay’a baꢀvurmuꢀtur.   Baꢀvuran ꢀirket, Đdare Mahkemesi’nde aynı gerekçeleri ileri sürmüꢀ ve canlı olarak   yayınlanan programın gazetelerde yayınlanan ve toplumu ilgilendiren konularda okuyucuyu   bilgilendirme amacını taꢀıdığını belirtmiꢀtir.   Danıꢀtay, 26 Mart 2001 tarihinde dava konusu program içeriğinin baꢀkalarını suçlayıcı   ve küçük düꢀürücü nitelikte olduğu gerekçesiyle, baꢀvuran ꢀirketin talebini reddederek ilk   derece mahkemesi kararını onamıꢀtır.   Danıꢀtay, 10 Nisan 2002 tarihinde, baꢀvuran ꢀirket tarafından yapılan kararın   düzeltilerek bozulması talebini reddetmiꢀtir.   B. 64184/00 no’lu baꢁvuru (bildiri)   1. RTÜK tarafından verilen ceza   Mayıs 1998 tarihinde, ülkenin siyasi gündemine iliꢀkin “Kadınlar Kadınlarımız”   adında bir program yayınlanmıꢀtır.   Programa katılan konuꢀmacılardan birinin yapmıꢀ olduğu konuꢀma nedeniyle   baꢀvuran ꢀirket, 11 Haziran 1998 tarihinde 3984 sayılı Kanun’un 4 g) maddesi uyarınca   RTÜK tarafından uyarı almıꢀtır.   RTÜK baꢀvuran ꢀirketin, 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendinde düzenlenen   toplumu ꢀiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve toplumda nefret duyguları oluꢀturacak   yayınlara imkan verilmemesi kuralını ihlal ettiğini tespit etmiꢀtir. Karar, 17 Haziran 1998   tarihinde baꢀvuran ꢀirkete tebliğ edilmiꢀtir.   2. Đdari yargılama süreci   Baꢀvuran ꢀirket aynı gün, 11 Haziran 1998 tarihli kararın iptal edilmesi talebiyle   Ankara Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Dava konusu konuꢀmanın, haber ve düꢀünceleri   iletme özgürlüğü ve basının kamuyu bilgilendirme görevi kapsamında ele alınması gerektiğini   ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran ꢀirket aynı zamanda canlı yayına müdahale etmenin zor olduğunu ifade   etmiꢀtir.   Đdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihinde, baꢀvuran ꢀirketin program sırasında   yapılan konuꢀmalar nedeniyle, 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendinde düzenlenen   ilkelere uymadığına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket, 1 Mart 1999 tarihinde Danıꢀtay’a yürütmenin durdurulması ve kararın   iptal edilmesi talebinde bulunmuꢀtur. 20 Mart 2001 tarihinde, Danıꢀtay, baꢀvuran ꢀirketin   talebini reddederek kararı onamıꢀtır   Danıꢀtay, 11 Nisan 2002 tarihinde, baꢀvuran ꢀirket tarafından yapılan kararın   düzeltilerek bozulması talebini reddetmiꢀtir.   C. 64179/00 no’lu baꢁvuru (bildiri)   1. RTÜK tarafından verilen ceza   Mayıs 1998 tarihinde, ülkenin siyasi gündemine iliꢀkin “Kadınlar Kadınlarımız”   adında bir program yayınlanmıꢀtır.   Programa katılan konuꢀmacılardan birinin yapmıꢀ olduğu konuꢀma nedeniyle   baꢀvuran ꢀirket, 28 Temmuz 1998 tarihinde 3984 sayılı Kanun’un 4 g) maddesi uyarınca   RTÜK tarafından uyarı almıꢀtır.   RTÜK kararına göre, sözkonusu programın içeriği ayrımcılığa dayalıdır.   Konuꢀmacıların bir kısmı güneydoğu illerinden bazılarını “Kürt illeri” olarak tanımlamıꢀ ve   bazı kiꢀilerin kaybolmasının, Türk makamlarının yasadıꢀı eylemlerinin bir sonucu olduğunu   ifade etmiꢀtir.   RTÜK, baꢀvuran ꢀirketin, 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendinde   düzenlenen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve   milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı yayın yapılmaması kuralını ihlal ettiğini tespit   etmiꢀtir.   Bu karar, 5 Ağustos 1998 tarihinde baꢀvuran ꢀirkete tebliğ edilmiꢀtir.   2. Đdari yargılama süreci   Baꢀvuran ꢀirket, 5 Ağustos 1998 tarihinde, 28 Temmuz 1998 tarihli kararın iptal   edilmesi talebiyle Ankara Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur.   Baꢀvuran ꢀirket, Đdare Mahkemesi’nde sözkonusu programı yayınladığını inkar   etmemiꢀ, fakat aleyhindeki suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran ꢀirket yayın içeriğinin, ülke   gündemini özellikle de “Susurluk” sonrası meydana gelen olayları ele aldığını belirtmiꢀ ve   konuꢀmacıların yayın sırasında değinilen bilgilerden daha önce haberdar olduklarını ve bu   olayların basında tartıꢀıldığının altını çizmiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket, yayın konusunun kamu yararı taꢀıdığını ve bu nedenle bu programın   ayrımcılığa yol açtığının değerlendirilemeyeceğini ifade etmiꢀ ve aynı zamanda canlı yayın   sırasında, program sunucusunun yayına müdahale etmesinin zor olduğunun altını çizmiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket, vatandaꢀların bilgi edinme ve ifade özgürlüklerine atıfta bulunmuꢀtur.   Baꢀvuran aynı zamanda, RTÜK üyelerinin seçilme ꢀekilleri dikkate alındığında bu   kurulun daha ziyade siyasi bir organ olduğunu ve tarafsız olarak nitelendirilemeyeceğini ileri   sürmüꢀtür.   Đdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihli bir kararla, yayın sırasında değinilen konuları   dikkate alarak, baꢀvuran ꢀirketin 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin a) bendinde belirtilen   ilkeleri ihlal ettiğine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket, 1 Mart 1999 tarihinde, Danıꢀtay’a baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran ꢀirket,   konuꢀmaların, ülkenin mevcut siyaset tartıꢀmasında önemli bir yere sahip olan gerçekleri   yansıttığını belirtmiꢀtir.   Danıꢀtay, sözkonusu konuꢀmaların toplumu ꢀiddete, terör ve etnik ayrımcılığa   sevkeden konuꢀmalar olduğu gerekçesiyle 20 Mart 2001 tarihli bir kararla, iptali istenen   kararı onamıꢀtır.   Danıꢀtay, 9 Nisan 2002 tarihinde baꢀvuran ꢀirket tarafından yapılan kararın   düzeltilerek bozulması talebini reddetmiꢀtir.   D. 64183/00 no’lu baꢁvuru (erteleme)   1. RTÜK tarafından verilen ceza   Baꢀvuran ꢀirket, 8 Haziran 1998 tarihinde, haftada bir olarak yayınlanan “Tersname”   adında bir program yayınlamıꢀtır. Program sunucusu, 2 Haziran 1998 tarihinde, bir gazetede   yayınlanan bir makaleye değinmiꢀtir. Makale yazarı, Harp Okulu’nun bahçesinde heykeli   dikilen tanınmıꢀ kiꢀilerin seçimlerini eleꢀtirmiꢀ, özellikle de Muğlalı Mustafa Paꢀa’yı hedef   almıꢀ ve bu kiꢀinin 1943 yılında, otuz üç Kürt köylüsünü kurꢀuna dizdirdiği için mahkum   edildiğini hatırlatmıꢀtır. Program sırasında, 2 Haziran 1998 tarihinde Emek gazetesinde   yayınlanan makale okunmuꢀtur.   RTÜK 28 Temmuz 1998 tarihinde, sözkonusu bölümler nedeniyle baꢀvuran ꢀirket   yayının, 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendi uyarınca, geçici olarak durdurulmasına   karar vermiꢀtir.   RTÜK, baꢀvuran ꢀirketin, toplumu ꢀiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve   toplumda nefret duyguları oluꢀturacak yayınlara imkan verilmemesi hususunu düzenleyen   kanunu ihlal ettiğini tespit etmiꢀtir.   RTÜK, baꢀvuran ꢀirketin, yayınlanan baꢀka bir program nedeniyle, 3984 sayılı   Kanun’un aynı maddesi uyarınca, 5 Mayıs 1998 tarihinde uyarı aldığını belirtmektedir. Suçun   tekrar edildiğini dikkate alan RTÜK, baꢀvuran ꢀirketin yayınlarının 90 gün süreyle geçici   olarak durdurulmasına karar vermiꢀtir.   Bu karar, 5 Ağustos 1998 tarihinde baꢀvuran ꢀirkete tebliğ edilmiꢀtir.   2. Đdari yargılama süreci   Baꢀvuran ꢀirket, 28 Temmuz 1998 tarihli kararın iptal edilmesi talebiyle, 5 Ağustos   tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran ꢀirket, haber bülteni   içeriğinin yorum yapılmaksızın, 2 Haziran 1998 tarihinde Emek gazetesinde yayınlanan bir   makalenin okunmasından ibaret olduğunu ileri sürmüꢀ ve Mahkemeden dava konusu cezanın   ertelenmesini talep etmiꢀtir.   Ankara Đdare Mahkemesi, belirtilmeyen bir tarihte, sözkonusu tedbirlerin ertelenmesi   konusunda baꢀvuran ꢀirket tarafından yapılan talebi reddetmiꢀtir. Mahkeme, esasa iliꢀkin   olarak, 23 ꢁubat 1999 tarihli bir kararla, sözkonusu konuꢀmaların, toplumu ꢀiddete   sevkedecek ve toplumda nefret duyguları uyandıracak türden olduklarına kanaat getirerek,   baꢀvuran ꢀirketin talebini reddetmiꢀtir. Ayrıca, haber bülteninde, daha önce yayınlanmıꢀ olan   bir makalenin okunmuꢀ olmasının mevcut durumu değiꢀtirmediğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket, 5 Nisan 1999 tarihinde Danıꢀtay’a baꢀvurmuꢀtur. Toplumu ꢀiddete,   teröre ve etnik ayrımcılığa sevkedebilecek makaleleri kaleme alan yazarların soruꢀturulmasını   öngören yasal düzenlemelerin bulunmasına rağmen, Ceza Mahkemeleri’nin, dava konusu   makaleyi yayınlayan gazete hakkında soruꢀturma baꢀlatmadıklarını ileri sürmüꢀ ve bu   durumun RTÜK’ün keyfi uygulamasının bir göstergesi olduğunu iddia etmiꢀtir.   Danıꢀtay, 16 Mayıs 2001 tarihli bir kararla, sözkonusu yayının, toplumda nefret   duyguları uyandırabilecek türden olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararını   onamıꢀtır.   E. 64178/00 no’lu baꢁvuru (erteleme)   1. RTÜK tarafından verilen ceza   Baꢀvuran ꢀirket tarafından yönetilen radyo, haber bülteninde, yasadıꢀı silahlı bir   örgütün üyesi olan Abdullah Öcalan’ın yakalanması sonrasında yapılan gösterilere iliꢀkin bir   yazıya yer vermiꢀtir.   RTÜK, 18 Mart 1999 tarihinde 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendi uyarınca,   haber bülteni sırasında sözkonusu yazının okunması nedeniyle, baꢀvuran ꢀirketin yayınlarının   durdurulmasına karar vermiꢀtir.   RTÜK, baꢀvuran ꢀirketin, 3984 sayılı Kanun’unda düzenlenen, toplumu ꢀiddete, teröre   ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve toplumda nefret duyguları oluꢀturacak yayınlara imkan   verilmemesi kuralını ihlal ettiğini tespit etmiꢀtir.   RTÜK ayrıca, baꢀvuran ꢀirketin, 5 Mayıs 1998 tarihinde yayınlanan baꢀka bir program   nedeniyle 3984 sayılı Kanun’un aynı maddelerine dayanılarak uyarı aldığını belirtmektedir.   Suçun tekrar edildiğini dikkate alan RTÜK, baꢀvuran ꢀirketin yayınlarının 365 gün süreyle   geçici olarak durdurulmasına karar vermiꢀtir. Bu karar, 24 Mart 1999 tarihinde baꢀvuran   ꢀirkete tebliğ edilmiꢀtir.   2. Đdari yargılama süreci   Baꢀvuran ꢀirket, 24 Mart 1999 tarihinde, haber bülteninin içeriğinin nesnel ve tarafsız   nitelikte olduğunu ve hiçbir bilginin gizli olmadığını belirterek, sözkonusu ceza aleyhine   Ankara Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran ꢀirket, sözkonusu yazının, kiꢀilerin   güvenliğine iliꢀkin olduğunu belirtmiꢀ ve bu nedenle ꢀiddete, nefrete ya da ayrımcılığa sevk   ettiğinin düꢀünülemeyeceği konusunda ısrar etmiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket, aynı zamanda dava konusu haberlerin, baꢀka radyolar ve televizyon   kanalları tarafından da yayınlandığını ve bu radyo ve kanalların bu türden bir ceza   almadıklarını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran ꢀirkete göre, sözkonusu haberlerin yayınlanması,   polisler tarafından alınan önlemlerin anlatılması ve böylece göstericileri olası taꢀkınlıklara   kapılmamaları konusunda ikna etmek amacı taꢀımaktadır. Baꢀvuran ꢀirkete göre, RTÜK   kararı orantısız bir karardır. Baꢀvuran ꢀirket, Đdare Mahkemesi’nden RTÜK kararının dava   süresince geçici olarak askıya alınmasını ve iptal edilmesini talep etmiꢀtir.   Ankara Đdare Mahkemesi ilk aꢀamada, 7 Nisan 1999 tarihli bir kararla, cezanın askıya   alınması talebini reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, Ankara Bölge Đdare Mahkemesi’nde kararın   temyizine gitmiꢀtir. 14 Nisan 1999 tarihinde Mahkeme baꢀvuranın bu talebini reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket daha sonra, alınan bu karara karꢀı Danıꢀtay’a baꢀvurmuꢀtur.   Esasa iliꢀkin olarak, 20 Eylül 1999 tarihli bir kararla Ankara Đdare Mahkemesi,   baꢀvuran ꢀirketin, radyo tarafından sunulan haberler nedeniyle 3984 sayılı Kanun’un 4.   maddesinin g) bendinde belirtilen ilkeyi ihlal ettiğine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket 9 Kasım 1999 tarihinde, 20 Eylül 1999 tarihli kararla ilgili olarak   Danıꢀtay’a baꢀvurmuꢀ ve RTÜK kararının dava süresince askıya alınması yönündeki talebini   yinelemiꢀtir. Baꢀvuran ꢀirket özetle, dava konusu tedbirin haber alma ve verme özgürlüğünü   ihlal ettiğini ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, dava konusu haberlerin ayrımcılığa ve ꢀiddete sevkeden   haberler olarak nitelendirilmeyeceğini belirtmektedir.   Danıꢀtay, 17 ꢁubat 2000 tarihli bir kararla, alınan geçici tedbirlerle ilgili olarak   baꢀvuran ꢀirketin talebini reddetmiꢀtir. Bu zaman zarfında, RTÜK tarafından verilen ceza   iꢀleme konulmuꢀtur.   Danıꢀtay, 25 Aralık 2001 tarihli bir kararla, sözkonusu yazının toplumu nefrete ve   düꢀmanlığa sevkedecek türden bir yazı olduğu gerekçesiyle, 20 Eylül 1999 tarihli kararı   onamıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, RTÜK’ün verdiği kapatma cezaları nedeniyle AĐHS’nin 10. ve 14.   maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   A. Kabul edilebilirliğe iliꢁkin   1. Đç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. Hükümet, Ahmet   Sadık-Yunanistan kararın atıfta bulunarak (15 Kasım 1996 tarihli karar, Derleme Hükümler   ve Kararlar 1996-V), AĐHS’nin 35. maddesinin, yalnızca yetkili ulusal makamların   görevlendirilmesini gerekli kılmakla kalmayıp aynı zamanda AĐHM’de dile getirilmesi   düꢀünülen ꢀikayetlerin bu mahkemelere de sunulması hususunu içerdiğini belirtmektedir.   Oysa mevcut davada baꢀvuran ꢀirket ꢀikayetlerini iç hukukta dile getirmemiꢀtir.   Baꢀvuran ꢀirket Hükümet’in savına itiraz etmekte ve yerel mahkemeler nezdinde dile   getirdiği ꢀikayetlerine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, ilgilinin, AĐHM’de dile getirmeyi düꢀündüğü ꢀikayetlerini, yerel   mahkemelerde özet olarak ve iç hukukta belirtilen süre ve koꢀullarda sunmasının yeterli   olduğunu hatırlatmaktadır (Castells-Đspanya, 23 Nisan 1992, A serisi no: 236, § 27; ve   Akdivar ve diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996, Derleme 1996-IV, §§ 65-69). Mevcut davada,   AĐHM, gerek idari mahkemelerde gerekse de Danıꢀtay’a yaptığı baꢀvurular sırasında   baꢀvuran ꢀirketin, medyanın toplumu bilgilendirmek suretiyle yerine getirdiği iꢀlevi üzerinde   ısrarcı olduğunu ve sözkonusu haberlerin genel çıkarı ilgilendiren sorularla ilgili olduğunu,   ꢀiddete ve nefrete sevkeden ifadeler taꢀımadığını iddia ettiğini gözlemlemektedir. Baꢀvuran   tarafından çeꢀitli baꢀvurularında dile getirdiği nedenler, hiç kuꢀkusuz AĐHS’nin 10. maddesi   uyarınca ifade özgürlüğüne atıfta bulunmaktadır. Ayrıca baꢀvuran, diğer medya araçlarına   nazaran olası bir ayrımcılık yapıldığı iddiasında bulunmaktadır.   Sonuç olarak baꢀvuran ꢀirketin, yerel mahkemeler nezdinde, AĐHM önünde dile   getirdiği ꢀekliyle ꢀikayetlerini özü itibariyle de dile getirdiği sonucuna varılabilmektedir.   Bu nedenle AĐHM ön itirazı reddetmektedir.   2. Diğer kabul edilebilirlik kriterleri   AĐHM, içtihadından doğan kriterler ıꢀığında ve elindeki mevcut deliller göz önüne   alındığında, AĐHS’nin 14. maddesi ile birlikte 10. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin esastan   incelenmesi gerektiğine karar vermiꢀtir. Bunun dıꢀında baꢀka hiçbir kabul edilemezlik   gerekçesi bulunmamaktadır.   B. Esasa iliꢁkin   Baꢀvurana göre, RTÜK tarafından verilen cezalar ve yapılan uyarılar, düꢀünce ve   haber alıp verme özgürlüğüne yönelik yapılan bir ihlaldir.   1. Bir müdahalenin varlığı hakkında   Hükümet, yayının 90 gün ve 365 gün süreyle geçici olarak durdurulması kararının   verildiği her iki durumda da, baꢀvuran ꢀirketin ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal olduğu   hususuna itiraz etmemektedir. Buna karꢀın, haberlerin radyo yayınıyla yayınlanmasında engel   bulunmadığı dikkate alındığında, baꢀvurana yapılan uyarıların ifade özgürlüğüne yönelik bir   ihlal teꢀkil ettiği konusuna itiraz etmektedir.   Baꢀvuran ꢀirket bu sava karꢀı çıkmaktadır   AĐHM, yayınların tamamen durdurulmasına iliꢀkin cezaların, baꢀvuranın ifade   özgürlüğüne yönelik bir ihlal oluꢀturduğu kanaatindedir. Yapılan uyarılarla ilgili olarak, 3984   sayılı Kanun’un 33. maddesi, sözkonusu Kanun’da yer alan ilkelere aykırı yayın yaptığı   düꢀünülen özel basın ve yayın kuruluꢀlarına RTÜK tarafından, bu türden cezalar   verebilmesine olanak tanımaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Erdoğdu-Türkiye, no: 25723/94, §   72, CEDH 2000-VI). Sonuç olarak, baꢀvuran ꢀirkete yapılan uyarılar, AĐHS’nin 10 § 1.   maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal teꢀkil etmektedir.   2. “Kanunla öngörülmüꢀ olmak” ve meꢀru amaç   AĐHM, müdahalenin 3984 sayılı Kanun’la öngörüldüğü ve AĐHS’nin 10 § 2. maddesi   uyarınca, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün ve ya kamu emniyetinin korunması gibi meꢀru   amaçlar taꢀıdığı konusunda tarafların itirazda bulunmadıklarını gözlemlemektedir   (Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AĐHM, bu kararından   ayrılmasını gerektirecek bir neden görmemektedir. Buna karꢀılık, burada sözkonusu   müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusudur.   3. “Demokratik toplumda gereklilik”   Hükümet, dava konusu programların toplumu ꢀiddete sevkedecek, toplumda nefret ve   ayrımcılık duyguları uyandıracak, Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü ve toprak bütünlüğünü   tehlikeye düꢀürebilecek türden olduklarında sözkonusu tedbirlerin gerekli olduklarını   belirtmektedir.   Baꢀvuran ꢀirket, Hükümet’in görüꢀüne katılmamaktadır. Sözkonusu programlarda ele   alınan konuların, kamu yararını ilgilendiren konularda yapılan tartıꢀmalar olarak   değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran ꢀirket, yapılan konuꢀmaların ne   teröre ne de ꢀiddete sevkettiğini belirtmektedir. Bununla ilgili olarak, dava konusu tedbirlerin   AĐHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı uyarınca zorunlu tedbir niteliği taꢀımadığını ileri   sürmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin 1. paragrafı ile tanınan ifade özgürlüğünün,   demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birini oluꢀturduğunu hatırlatmaktadır. 10.   maddenin 2. paragrafı saklı kalmak kaydıyla, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız   veya ilgilenmeye değmez görülen haber ve düꢀünceler için değil aynı zamanda kırıcı, çarpıcı   veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir; bunlar çoğulculuğun, hoꢀgörünün ve açık   fikirliliğin gerekleridir. (Bkz. diğerleri arasında, Handyside-Birleꢀik Krallık, 7 Aralık 1976   tarihli karar, A serisi no: 24, § 49; ve adıgeçen Castells,§ 42).   AĐHM, birkaç kez basının demokratik bir toplumdaki yerine değinmiꢀtir. ꢁayet   basının, özellikle de kamu düzeninin korunması gibi, bir takım sınırları aꢀmaması   gerekiyorsa, basına görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına iliꢀkin haber ve   fikirleri iletme görevi düꢀmektedir. Basının haber yapma görevine aynı zamanda kamuoyunun   haber alma hakkı da eklenmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Thorgeir Thorgeirson-Đzlanda, 25   Haziran 1992 tarihli karar, A serisi no: 239, § 63; ve Colombani ve diğerleri-Fransa, no:   51279/99, § 55, CEDH). AĐHM ayrıca demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemlerinin, adli   ve yasal güçlerin, basının ve aynı zamanda kamuoyunun denetimi altında bulunması   gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. adıgeçen Castells, § 46).   AĐHM bu ilkelerin, hem yazılı hem de sözlü basın için önemli bir yere sahip olduğu   görüꢀündedir (Groppera radio AG ve diğerleri-Đsviçre, 28 Mart 1990 tarihli karar, A serisi no:   173, Komisyon görüꢀü, § 138; Jersild-Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar A serisi no:   298, § 31; Fransa Radyosu ve diğerleri-Fransa, no: 53984/00, CEDH 2004, § 33).   AĐHM, dava konusu yayınlarda kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları koꢀullara dikkat   etmektedir. Bununla ilgili olarak, incelemesine sunulan durumu çevreleyen koꢀulları, özellikle   de terörle mücadele konusunda karꢀılaꢀılan zorlukları dikkate almaktadır (Bkz. Đbrahim   Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 60, 10 Ekim 2000, ve Đncal-Türkiye, 9   Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1568, § 58).   Bununla birlikte, AĐHM mevcut davada dava konusu programların, yolsuzluk,   güvenlik güçlerinin terörist eylemlerle mücadelesi ya da Devlet’le mafya arasında olası bir   bağlantının olması gibi, basında da geniꢀ yer tutan çeꢀitli sorulara değindiğini   gözlemlemektedir. AĐHM, kamu yararını ilgilendiren soruların sözkonusu olduğunu ve bu   konularda haber yayınlanmasının, demokratik bir toplumda medyanın kendisine verilen   “bekçi köpeği” görevini yerine getirmesinden ibaret olduğundan ꢀüphe etmemektedir (Bkz.   Fuentes Bobo-Đspanya, no: 39293/98, § 48, 29 ꢁubat 2000).   Sözkonusu bilgilerin daha önce kamuoyuna sunulduğu hususunun da altını çizmek   gerekmektedir. Dava konusu olan yayınlardan bazıları (baꢀvuru no: 64181/00 ve 64183/00),   haklarında herhangi bir takibat yapılmayan gazetelerde yayınlanmıꢀ olan haberlerin yorum   yapılmaksızın tekrarından ibarettir. Bu bakımdan, AĐHM kamuya duyurulan bazı haberlerin   yayının engellenmesinin gereklilik arz etmediği konusunda daha önce karar aldığını   hatırlatmaktadır (mutatis mutandis, Vereniging Weekblad Bluf-Hollanda, 9 ꢁubat 1995, A   serisi no:306-A, § 44, ve Weber-Đsviçre, 22 Mayıs 1990, A serisi no: 177, § 49).   AĐHM baꢀvuranın, bu yayınlar sırasında her defasında alıntı yapıldığını ve sözkonusu   bölümlerin yayınlandığı gazetenin adını ve yayınlandığı tarihi belirttiğini gözlemlemektedir   (Bkz. Thoma-Lüksemburg, no: 38432/97, § 64, CEDH 2001-III). AĐHM, gazetecilerin bir   alıntının içeriğinden sürekli ve açık olarak uzak kalmalarını istemenin basının belli bir   dönemde var olan olay ve fikirler konusunda toplumu bilgilendirme görevleri ile   bağdaꢀmadığını hatırlatmaktadır ( adıgeçen, Thoma, § 64).   Son olarak AĐHM, her ne kadar yayınların sert ifadeler taꢀıyan bazı bölümlerinin   yazıya düꢀmanlığa sevkeden bir anlam yüklese de, bu bölümlerin ꢀiddete, silahlı direniꢀe,   isyana teꢀvik etmediğini gözlemlemektedir. AĐHM’nin değerlendirmeye alması gereken asıl   nokta budur (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) [GC], no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-   IV, ve Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 tarihli karar).   AĐHM, verilen cezaların türünün ve ağırlığının da, müdahalenin orantılı olup   olmadığının tespit edilmesinde dikkate alınacak unsurlar olduğunu belirlemektedir. Baꢀvuran   ꢀirkete yapılan uyarılar sonrasında, baꢀvuran ꢀirketin yayın yapmasının Radyo ve   Televizyonların Kuruluꢀ ve Yayınları Hakkındaki Kanun tarafından öngörülen azami cezayla,   yani 90 gün ve 365 gün süreyle yasaklandığını gözlemlemektedir.   Sonuç olarak, baꢀvuran ꢀirkete uygulanan cezaların, öngörülen amaçlarla orantılı   olmadığı ve buna bağlı olarak da demokratik bir toplumda gereklilik arz etmediği   anlaꢀılmaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 10. maddesinin tek baꢀına ihlal edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle AĐHM,   14. maddeye iliꢀkin ꢀikayetin incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran ꢀirket, AĐHS’nin 13. maddesinin içeriğine atıfta bulunarak, RTÜK   tarafından alınan kararlara itiraz edebileceği etkili iç hukuk yollarının bulunmadığını ileri   sürmektedir.   Bununla ilgili olarak baꢀvuran ꢀirket, dava konusu kararların yürürlüğe konmasının   askıya alınması yönündeki taleplerinin sürekli olarak idari mahkemeler tarafından   reddedildiğini iddia etmektedir.     AĐHM, AĐHS’de yer alan hak ve özgürlükler iç hukukta ne ꢀekilde tanınmıꢀ olursa   olsun, Sözleꢀme’nin 13. maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını   sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla Sözleꢀmeci   Devletler, bu hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere ne ꢀekilde uydukları konusunda   belli bir takdir payından yararlanma hakkına sahip olsalar da, sözkonusu hüküm, AĐHS’ye   dayalı “savunulabilir bir ꢀikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin   sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır.   Hiç kuꢀkusuz bazı durumlarda, 13. maddede belirtilen baꢀvuru yollarının etkili olup   olmadığı hususu, bunların AĐHS’ye aykırı olan ve geri dönüꢀü olmayan sonuçlar   doğurabilecek tedbirlerin uygulanmasını engelleyebilecekleri hükmünü içermektedir (Bkz.   Conka-Belçika, no: 51564/99, § 79, CEDH 2002-I, ve, mutatis mutandis; Jabari-Türkiye,   no:40035/98, § 50, CEDH 2000-VIII). Bu bakımdan, AĐHS’nin 13. maddesinden doğan   yükümlülüğün kapsamının, yapılan ꢀikayetin niteliğine bağlı olarak değiꢀtiğini   hatırlatmaktadır.   AĐHM, 3984 sayılı Kanun uyarınca verilen RTÜK kararlarının, idare mahkemelerine   baꢀvurularak iptal edilebileceğini not etmektedir. Bu kararlar Danıꢀtay’ın denetimine de   tabidir.   AĐHM mevcut davada, baꢀvuran ꢀirketin dava konusu tedbirlerin iptal edilmesi   yönünde, Đdare Mahkemeleri’ne ve Danıꢀtay’a baꢀvuruda bulunduğunu gözlemlemektedir. Bir   avukat tarafından temsil edilen baꢀvuran ꢀirket, ꢀikayetlerin esasına iliꢀkin görüꢀ bildiren bu   mahkemelerde ꢀikayetlerini dile getirme imkanı bulmuꢀtur (Bkz., örneğin, Matos ve Silva,   Lda., ve diğerleri-Portekiz, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Derleme 1996-IV, § 64). AĐHM,   AĐHS’nin 13. maddesinin, baꢀvuranın talep ettiği sonuca ulaꢀmasını garanti etmediğini   hatırlatmaktadır (Amann-Đsviçre [GC], no: 27798/95, § 88, CEDH 2000-II).   Mevcut davada, Türk Mahkemeleri verilen cezaların ertelenmesi taleplerini reddetmiꢀ   ve verilen cezalar uygulanmıꢀtır. Bu durumda, esasa iliꢀkin dava sonucunda baꢀvuran ꢀirketin   idare mahkemelerinde davayı kazandığı varsayılsa bile, yayın yapma yasağından kaynaklanan   nedenlerden dolayı uğradığı zararların tazmin edilmesi yönünde idare mahkemelerine   baꢀvurma hakkına sahip olabilirdi.   AĐHM, baꢀvuranın uğrayabileceği zararların ꢀekli ve dava koꢀulları dikkate   alındığında, her ne kadar ulusal mahkemeler, baꢀvuranın, cezanın infazının ertelenmesi   yönündeki talebini reddetmiꢀ olsalar bile, 13. madde uyarınca geçici olarak durdurma yetkisi   bulunmasının yeterli olacağı kanaatindedir. (a contrario, Jabari-Türkiye, no: 40035/98, § 50,   CEDH 2000-VIII)   Diğer konularla ilgili olarak, baꢀvuran ꢀirket mevcut davada kullanmıꢀ olduğu baꢀvuru   yollarının, hangi sebeple 13. maddede belirtilen etkili baꢀvuru yolundan yoksun olduğu   konusunda yeterli açıklama yapmamaktadır. Bu nedenle, AĐHM, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4.   maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, baꢀvurunun bu kısmının   reddedilmesine karar vermiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   AĐHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.     A. Tazminat   Baꢀvuran ꢀirket, 455 gün süreyle yayın yapma yasağı getirilmiꢀ olmasından dolayı   395.306 Euro değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.   Baꢀvuran ꢀirket ayrıca 1.113.000 Euro değerinde manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet, bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, iddia edilen gelir kayıplarına iliꢀkin olarak sunulan delillerin, baꢀvuran ꢀirket   için, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmesinden kaynaklanan gelir kaybının kesin bir   ꢀekilde tespitine olanak vermediği kanaatindedir (aynı konuda, Bkz. Karakoç ve diğerleri-   Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AĐHM bu   talebi reddetmektedir.   AĐHM, manevi tazminatla ilgili olarak, dava koꢀulları dikkate alındığında baꢀvuran   ꢀirketin birtakım sıkıntılar yaꢀamıꢀ olabileceğini kabul etmektedir. Bu konuda, bir radyo   istasyonunun kurulması ve yayınlanması için gerekli olan yüksek maliyeti gözönünde   bulundurmaktadır. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesinde de belirtildiği üzere hakkaniyete uygun   olarak baꢀvuran ꢀirkete 15.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran ꢀirket aynı zamanda AĐHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve   harcamalar için 49.607 Euro talep etmektedir. Bununla ilgili olarak herhangi bir kanıt   sunmamaktadır.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AĐHM,   baꢀvuran ꢀirkete tüm masraflarla birlikte 2.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat   getirmiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;   2. AĐHS’nin 14. maddesi ile birlikte 10. maddesine iliꢀkin ꢀikayetlerin kabul edilebilir   olduğuna, diğer ꢀikayetlerin ise kabul edilemez olduğuna;   3. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 10. maddesi ile birlikte 14. maddesinin ayrıca incelenmesinin gerekli   olmadığına;     5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümetin baꢀvuran ꢀirkete:   i. manevi tazminat için 15.000 Euro (on beꢀ bin Euro) ödenmesine;   ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine:   iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,   Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit   oranda basit faizi uygulamasına;   6. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 30 Mart 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   13

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 22.07.2026. · Źródło