64447/01

WyrokETPCz2007-07-19ECLI:CE:ECHR:2007:0719JUD006444701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy zarzucane złe traktowanie podczas zatrzymania przez policję stanowiło naruszenie art. 3 Konwencji? 2. Czy obecność sędziego wojskowego w Sądzie Bezpieczeństwa Państwa naruszyła prawo skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do zarzutów złego traktowania (art. 3), Trybunał uznał, że skarżący nie przedstawił wystarczających dowodów, aby udowodnić swoje twierdzenia „ponad wszelką wątpliwość”. Raporty medyczne sporządzone po zatrzymaniu nie potwierdzały poważnych obrażeń, które miałyby wynikać z zarzucanych tortur. Co do naruszenia art. 6 ust. 1, Trybunał powtórzył swoje wcześniejsze ustalenia dotyczące braku niezawisłości i bezstronności tureckich Sądów Bezpieczeństwa Państwa, wynikającego z obecności sędziego wojskowego w ich składzie. Uznał, że w tej sprawie nie ma podstaw do odmiennego wniosku.
Stan faktyczny
Skarżący, Hikmet Garbul, został zatrzymany 2 lipca 1997 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji zbrojnej PKK. Twierdził, że podczas zatrzymania i przesłuchania był torturowany, bity, rażony prądem i polewany wodą pod ciśnieniem. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze na karę dwunastu lat i sześciu miesięcy pozbawienia wolności na podstawie ustawy nr 3713, art. 168 § 2 i 5. Skarżący odwołał się, wskazując, że jego zeznania zostały złożone pod przymusem, ale Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą prawa skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z brakiem niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze. 3. Uznał, że nie jest konieczne rozpatrywanie pozostałych zarzutów skarżącego w ramach art. 6 Konwencji. 4. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za niemajątkową szkodę poniesioną przez skarżącego. 5. Zobowiązał państwo pozwane do zapłaty skarżącemu 150 euro tytułem kosztów i wydatków w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększonych o odsetki za zwłokę. 6. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   GARBUL/TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 64447/01)   KARAR   STRAZBURG   Temmuz 2007   Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin   değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Davanın nedeni, Türk Hikmet Garbul’un (“baꢀvuran”), 28 Temmuz 1999 tarihinde,   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru   no. 64447/01).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1967 doğumludur ve AĐHM’ye baꢀvuruda bulunduğu tarihte Aydın   Cezaevi’nde hapis cezasını çekmektedir.   A. Polis tarafından gözaltında tutulması ve baꢁvuranın kötü muameleye maruz   kaldığı iddiası hususundaki sağlık raporları   Belirsiz bir günde yasadıꢀı silahlı bir örgüt olan PKK’ya dahil olduğu iddiaları   nedeniyle baꢀvuran hususunda bir yakalam emri çıkarılmıꢀtır. Polis memurları kimliği belirsiz   birenden telefon almaları ardından baꢀvuranı 2 Temmuz 1997 tarihinde sabah karꢀı 2.00’da   yakalaꢀmıꢀlardır. Polis ayrıca baꢀvuranın kaldığı evi aramıꢀtır. Polis memurlarınca hazırlanan   ve baꢀvuran tarafından imzalanan arama ve yakalama emrinden, baꢀvuranın evinin   aranmasına rıza gösterdiği anlaꢀılmaktadır.   B. Baꢁvuran aleyhindeki cezai takibat   Temmuz 1997 tarihinde baꢀvuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı önüne çıkarılmıꢀtır. Savcıya, Agit’in (kod adı) kendisini tehdit ederek düğün   törenlerinde müzisyen olarak çalıꢀırken PKK için para toplamasını istediğini söylemiꢀtir. Bazı   kimseler hakkında bilgi vermiꢀ ve M.K., F.Ö., S.T. ve F.K. adlı ꢀahısları tanıdığını inkar   etmiꢀtir.   Aynı gün Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmıꢀ ve örgüte üye   olmadığını belirtmiꢀtir. Mahkeme, tutuklu olarak yargılanmasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran, cezaevine havale edildiği sırada askerler tarafından dövüldüğünü ileri   sürmüꢀtür.   Mayıs 1998 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın sözkonusu   örgüt ile hiyerarꢀik ve organik bir bağlantı içerisinde olduğunu tespit etmiꢀtir. Baꢀvuranın   itirazlarını inandırıcı bulmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, 3713 nolu Kanun’un 168 § 2. ve 5.   maddeleri uyarınca suçlu bulunmuꢀ ve on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum edilmiꢀtir.   Baꢀvuran itiraz etmiꢀtir. Dilekçesinde mahkemenin, baskı altında verdiği ifadeleri   gözönüne almıꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.   ꢁubat 1999 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   C. AĐHM önünde ilgili dava usulleri   Temmuz 1999 tarihli bir yazı ile baꢀvuran AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmuꢀtur. 14   Kasım 1999, 17 ꢁubat 2000, 12 Temmuz 2000 ve 29 Eylül 2000 tarihli yazılarda Mahkeme,   baꢀvurandan kötü muamele iddialarını destekleyen belgeler sunmasını istemiꢀtir.   D. Baꢁvuranın kötü muamele iddialarına iliꢁkin soruꢁturma   Kasım 2000 tarihinde baꢀvuran, Đzmir Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ꢀubesi   polis memurları aleyhinde Đzmir Cumhuriyet Savcısı’na bir ꢀikayette bulunmuꢀtur. 30 Haziran   ve 2 Temmuz 1997 tarihleri arasında polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada iꢀkence   gördüğünü ileri sürmüꢀtür.   Aralık 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, delil eksikliği nedeniyle polis aleyhinde   cezai takibat baꢀlatmamaya karar vermiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada maruz bırakıldığı kötü   muamelenin, AĐHS’nin aꢀağıda kaydedilen 3. maddesini ihlal edecek ꢀekilde iꢀkence   anlamına geldiği hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur:   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   Hükümet baꢀvuranın, Cumhuriyet Savcısı’na baꢀvuruda bulunmadan önce ꢀikayetini,   AĐHM’ye sunmuꢀ olduğunu belirtmiꢀtir. Bu nedenle AĐHM’den, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi   bağlamındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uyulmadığı için baꢀvurunun   kabuledilmez olduğuna karar vererek reddetmesini talep etmiꢀtir. Esaslara iliꢀkin olarak   baꢀvuranın iddialarının gerekçeleri bulunmadığını ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, Hükümet’in sözkonusu baꢀlık altındaki ilk itirazı ile özel olarak   ilgilenmemiꢀtir. Esaslar hususunda ise yakalandığı andan itibaren çeꢀitli ꢀekil ve derecelerde   kötü muamele ꢀekillerine maruz kaldığını belirtmiꢀtir. Kendisinin ve aile mensuplarının   dövüldüklerini, çıplak bırakıldığını, gözlerinin bağlandığını ve uzun süre aynı pozisyonda   durmak zorunda bırakıldığını ileri sürmüꢀtür. Bununla birlikte tehdit edildiğini, üzerine   basınçlı su püskürtüldüğünü ve genital organları da dahil olmak üzere vücudunun çeꢀitli   kısımlarına elektrik ꢀoku uygulandığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca Türkiye’deki sağlık raporlarının   eksikliklerine dikkat çekmiꢀ ve bu hususta yayımlanan sağlık raporlarının güvenilirliğine   itiraz etmiꢀtir.   AĐHM baꢀvurunun aꢀağıda kaydedilen nedenlerlen ötürü kabuledilmez olması sebebi   ile baꢀvuranın AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğine   karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır.   AĐHM kötü muameleme iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini   yinelemektedir. Sözkonusu delilleri değerlendirmek için AĐHM “makul ꢀüphenin ötesinde”   kanıt standartını kullanmaktadır; ancak, sözkonusu delillerin yeterli derecede güçlü, açık ve   uygun çıkarımlar ile çürütülmemiꢀ benzeri maddi karinelerin birarada mevcut bulunmasından   kaynaklanabileceğini de eklemektedir.   Sözkonusu davada AĐHM öncelikle baꢀvuranın yakalanmasına ve gözaltına alınmasına   iliꢀkin olayların taraflar arasında ihtilaflı olduğunu belirtmektedir. Baꢀvuran, Eskiizmir’deki   evinde yakalandığını ve 30 Haziran 1997 tarihinde gözaltına alındığını ileri sürmektedir.   Hükümet buna itiraz etmiꢀtir. AĐHM, baꢀvuran tarafından imzalanan yakalama emrinin de   dahil olduğu resmi belgelere göre, baꢀvuranın 2 Temmuz 1997 tarihinde Yamanlar’daki bir   evde yakalandığını gözlemlemektedir. Aleyhinde yürütülen cezai takibat sırasında yakalandığı   yere ve tarihe itiraz etmediğini ve iddia edilen olaylardan üç yıl dört ay sonra 1 Kasım   2000’de konuya yetkili yerel makamlara ilettiğini gözönüne alan AĐHM, Cumhuriyet   Savcısı’nın baꢀvuranın 2 Temmuz 1997’de Yamanlar’daki bir evde yakalandığına iliꢀkin   tespitlerine itiraz etmenin gerekli olmadığı kanısındadır.   Sözkonusu davada baꢀvuranın ꢀikayetine konu kötü muamele, dayak, elektrik ꢀoku ve   basınçlı su püskürtülmesini içermektedir. Bununla birlikte, baꢀvuranın iddialarının   güvenilirliği hususunda ꢀüphe uyandıran birçok unsur mevcuttur.   Baꢀvuranın gözaltında tutulması sonunda hazırlanan sağlık raporunda (3 Temmuz   1997), alnında ve sağ bacağında hafif bir sıyrık ve rengi ve boyutları belirtilmeksizin   göğsünde bir kırmızılık olduğu belirtilmektedir. Sağ bacaktaki hafif sıyrık yanında sözkonusu   sağlık raporu, yakalanmasından dokuz saat sonra baꢀvurusu hususunda yayımlanan sağlık   raporu ile aynıdır (2 Temmuz 2003). AĐHM sözkonusu sağlık raporlarında değinilen   göstergelerin, baꢀvuranın ileri sürdüğü kötü muameleye kanıt oluꢀturmakta yetersiz olduğu   kanısındadır. Bu hususta AĐHM, baꢀvuran tarafından iddia edildiği ꢀekilde maruz bırakılan   kötü muamelenin, vücudunda ciddi izler bırakacağını ve polis tarafından gözaltında tutulduğu   sürenin sonunda, resmi olarak tutuklanmasından önce kırk sekiz saatten az bir süre geçmiꢀtir,   kendisini muayene eden doktor tarafından farkedileceğini belirtmektedir. Bu nedenle 2 ve 3   Temmuz 1997 tarihlerinde yayımlanan sağlık raporlarındaki bulgular, baꢀvuranın kötü   muamele tarifini doğrulamamakta ve bu tariflerle uyuꢀmamaktadır.   AĐHM baꢀvurana iliꢀkin yayımlanan sağlık raporlarındaki detay eksiklerinin   farkındadır. Ancak dava dosyasında, sözkonusu rapordaki bulguları kuꢀku verici bulan veya   baꢀvuranın iddialarını destekleyen hiçbir kanıt mevcut bulunmadığını belirtmektedir.   Özellikle dava dosyasında baꢀvuranın, gözaltında tutulduğu süre sonunda baꢀka bir doktoru   görmek istediğine ve bu isteğinin reddedildiğine iliꢀkin bir delilin mevcut olmadığını da   eklemektedir.   Ayrıca yakalandığı sırada baꢀvuranın, 2 Temmuz 1997 tarihli sağlık raporunda   belirtilen yaralanmaların doğruluğunu kanıtladığı kabul edilse dahi, sözkonusu yaralanmaların   niteliği makul ꢀüphenin ötesinde baꢀvuranın yakalandığı tarihte kendisine kaba kuvvet   uygulanmıꢀ olabileceği kuꢀkusunu yansıtmamaktadır. Bununla birlikte, baꢀvuran iddia ettiği   gibi tehditlere ve/veya sözlü hakarete maruz kalmıꢀ ve bunun sonucunda endiꢀe veya   huzursuzluk hissetmiꢀ olsa bile AĐHM bu tür hislerin 3. madde bağlamında küçük düꢀürücü   muamele anlamına gelmediğini yinelemektedir.   Sonuç olarak sunduğu deliller AĐHM’nin, baꢀvuranın makul ꢀüphenin ötesinde   yakalandığı veya gözaltına alındığı sırada iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ve küçük düꢀürücü   muameleye maruz kaldığı sonucuna varması için yeterli değildir.   Baꢀvurunun sözkonusu kısmı açıkça temelden yoksundur ve AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4.   maddeleri bağlamında reddedilmelidir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi   kürsüsünde askeri bir hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   tarafından adil ꢀekilde yargılanma hakkının elinden alındığı hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Ayrıca aleyhindeki suçlamaları destekleyecek delil bulunmadığı halde mahkum edildiğini   belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, iddialarını AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmıꢀtır.   AĐHM sözkonusu ꢀikayetlerin AĐHS’nin ilgili kısmı aꢀağıda kaydedilen 6 § 1.   maddesi bağlamında incelenemesi gerektiği kanısındadır:   “Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla   kurulmuꢀ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak   görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM baꢀvurunun sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında   temelden yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca kabuledilmez olduğu sonucuna varmak   için gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   B. Esaslar   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   AĐHM, sözkonusu davada ortaya çıkan konuların benzeri konulara iliꢀkin birçok   davayı incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   AĐHM sözkonusu davada farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.   Dolayısıyla AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   2. Davanın hakkaniyete uygunluğu   Baꢀvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil olarak yargılanma   hakkının ihlal edildiği sonucunu gözönüne alan AĐHM, kendi huzurunda görülen davaların   hakkaniyete uygunluğuna iliꢀkin diğer ꢀikayeti incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır.   III. AĐHS’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ HUSUSUNDAKĐ DĐĞER ĐDDĐALAR   Mayıs 2006 tarihli görüꢀlerinde baꢀvuran, yukarıda anılan gerekçelere dayanarak,   AĐHS’nin 8. ve 13. maddeleri bağlamında ꢀikayetini sunmuꢀtur. Özellikle gözaltında   bulunduğu süre içerisinde avukat yardımı almasına izin verilmediğini, aile mensuplarının   nerede olduğundan haberdar edilmediğini ve evinin arama emri olmaksızın arandığını   belirtmiꢀtir.   AĐHM sözkonusu ꢀikayetlerin, 9 Mayıs 2006’da AĐHM’ye sunulmadan 6 ay önce   vuku bulan olaylara ve kararlara iliꢀkin olduğu sonucuna varmıꢀ ve bu nedenle AĐHS’nin 35   §§ 1. ve 4. maddelerine uygun olarak ꢀikayetleri reddetmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda kaydedilmiꢀtir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran manevi zarar için 27,000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet sözkonusu meblağa itiraz etmiꢀtir.   AĐHM 6 § 1. maddenin ihlal edilmesinin, baꢀvuranın uğradığı manevi zarar için   baꢀlıbaꢀına tazminat teꢀkil ettiği kanısındadır.   AĐHM ayrıca sözkonusu davada olduğu gibi baꢀvuranın, AĐHS’nin bağımsızlık ve   tarafsızlık gereklerini karꢀılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği durumlarda   yeniden yargılamanın veya davanın yeniden açılmasının ilke olarak ihlalin tazmininde uygun   bir yol olduğu kanısındadır.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran, yerel mahkemeler huzurunda görülenler de dahil olmak üzere mahkeme   masrafları için 7,500 Euro talep etmiꢀtir. Talebini, Đstanbul Barosu’nun tavsiye edilen asgari   ücret listesine dayandırmıꢀtır. Ancak herhangi bir makbuz veya belge sunmamıꢀtır.   Hükümet sözkonusu meblağa itiraz etmiꢀtir.   AĐHM içtihatına göre baꢀvuran, ancak gerekli oldukları için yapıldıklarını ve   miktarlarının makul olduğunu tespit edildiği müddetçe mahkeme masraflarının tazminine hak   kazanmaktadır. Sözkonusu davada kendisine sunulan verileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri   gözönüne alan AĐHM yerel davalarda yapılan masrafların tazmini talebini reddetmekte ve   AĐHM önünde yapılan masraflar için Avrupa Konseyi’nden kabul edilen 850 Euroluk yasal   yardım hariç 1,000 Euro tazminat verilmesine karar vermektedir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. ꢁikayetin baꢀvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun   olarak yargılanma hakkına iliꢀkin kısmının kabuledilebilir ve kalan kısmının kabuledilmez   olduğuna;   2. AĐHS’nin, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmamasına iliꢀkin   § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Baꢀvuranın, AĐHS’nin 6. maddesi bağlamındaki diğer ꢀikayetini değerlendirmenin gerekli   olmadığına;   4. Đhlal bulgusunun baꢀlıbaꢀına baꢀvuranın uğradığı manevi zararın tazmini için yeterli   olduğuna;   5. (a) sorumlu Devletin baꢀvurana, kararın AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içerisinde, uygulanabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere   kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere   mahkeme masrafları için 150 Euro (yüz elli Euro) ödemesi gerektiğine;   (b) Yukarıda kaydedilmiꢀ olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,   Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   oluꢀacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle   yükümlü olduğuna karar vermiꢀ,   6. Baꢀvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 19 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło