6458/03

WyrokETPCz2010-06-08ECLI:CE:ECHR:2010:0608JUD000645803

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy tureckie władze naruszyły prawo do życia (art. 2 Konwencji) w aspekcie materialnym poprzez śmierć córki skarżącej, oraz czy przeprowadzone śledztwo w sprawie jej śmierci było skuteczne i zgodne z wymogami proceduralnymi art. 2 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że odpowiedzialność państwa za śmierć Andrei Wolf nie została udowodniona „ponad wszelką wątpliwość”, ponieważ dowody przedstawione przez skarżącą były niewystarczające, a zeznania świadków nie zostały odpowiednio zweryfikowane. Jednocześnie Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji, ponieważ krajowe śledztwo było nieskuteczne. Władze krajowe nie przesłuchały wszystkich istotnych świadków (żołnierzy), nie podjęły wystarczających działań w celu odnalezienia ciała, nie wyjaśniły sprzeczności w zeznaniach świadków i nie współpracowały z władzami niemieckimi.
Stan faktyczny
Skarżąca, Lieselotte Wolf-Sorg, jest matką Andrei Wolf, obywatelki Niemiec, która rzekomo dołączyła do organizacji PKK. Skarżąca twierdziła, że jej córka została schwytana żywcem i zabita przez tureckie siły bezpieczeństwa podczas starcia zbrojnego w październiku 1998 roku w południowo-wschodniej Turcji. Władze tureckie wszczęły śledztwo, które zakończyło się decyzją o nieściganiu, stwierdzając brak dowodów na to, że Andrea Wolf została schwytana i zabita przez żołnierzy, oraz że jej ciało nie zostało odnalezione na miejscu starcia.
Rozstrzygnięcie
Skarga uznana za dopuszczalną (jednogłośnie). Brak naruszenia art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym dotyczącym śmierci córki skarżącej (jednogłośnie). Naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym dotyczącym śledztwa przeprowadzonego przez władze krajowe (sześć głosów za, jeden przeciw). Brak konieczności odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 3 i 5 Konwencji (jednogłośnie). Zasądzono 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 15 000 EUR tytułem kosztów i wydatków (pięć głosów za, dwa przeciw). Odrzucono wszystkie pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie (jednogłośnie).

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   WOLF-SORG -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:6458/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (6458/03) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı   Lieselotte Wolf-Sorg’un (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14 Ocak 2003   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Freiburg Barosu avukatlarından Jörg Arnold tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1936 doğumlu olup, Guatemala’nın Escuintla kentinde ikâmet etmektedir.   Alman uyruklu Andrea Wolf’un annesi olan baꢀvuran, yasadıꢀı terör örgütü PKK saflarına   geçen ve « Ronahi » kod adını kullanan kızının Ekim 1998 tarihinde Van’ın Çatak ilçesinde   meydana gelen bir silahlı çatıꢀma sırasında yakalandığını ve daha sonra askerler tarafından   öldürüldüğünü iddia etmektedir. Hükümet, bu sava karꢀı çıkmakta ve Andrea Wolf’un ölüp   ölmediğinin kesin olarak bilinmesinin mümkün olmadığını, eğer öldüyse de, sözkonusu   çatıꢀma sırasında ölmüꢀ olabileceğini savunmaktadır.   A. Ekim 1998 tarihinde meydana gelen silahlı çatıꢀma   Hükümet, Ekim 1998 tarihinde Çatak yakınlarında meydana gelen silahlı çatıꢀmayla ilgili çok   sayıda belge sunmaktadır :   – 22 ve 24 Ekim 1998 tarihlerinde güvenlik güçleri tarafından düzenlenen tutanaklar, 22   Ekim 1998 tarihinde askerler tarafından düzenlenen bir çatıꢀma yeri krokisi;   – operasyona katılan köy korucuları S.B., S.G., I.Ö., H.B., B.Ç.’nin 26 ve 30 Ekim   tarihlerinde jandarmalar tarafından kaydedilen ifadeleri ;   – Fatih Yalçınkaya, ꢁerife Erdoğan ve Emine Yıldız’ın 7 Aralık 1998 tarihinde savcılık   tarafından alınan ifadeleri. Ayrıca, adıgeçen bu üç kiꢀinin güvenlik güçleri tarafından   kaydedilen ifadeleri dava dosyasına eklenmiꢀtir.   Ekim 1998 tarihli tutanakta, Jandarma Komutanlığı’nın Van’ın Çatak ilçesine bağlı   Andiçen köyünde terör örgütü PKK’ya karꢀı askeri bir operasyon gerçekleꢀtirdiği   belirtilmektedir. Bu operasyon sırasında sağlanan sıcak temas sonrasında silahlı bir çatıꢀma   çıkmıꢀ; bir jandarma eri ꢀehit olmuꢀ ve bir PKK üyesi ağır yaralı olarak ele geçirilmiꢀtir. Bu   PKK’lı, ölmeden önce, askerlere PKK’lı bir grubun Surik kırsalı yakınlarında bir mağarada   saklandıkları bilgisini vermiꢀtir. Bunun üzerine, güvenlik güçleri PKK üyelerinin saklandığı   bu mağaraya gitmiꢀlerdir. Askerlerin ilk iꢀ olarak yaptıkları teslim ol çağrısına, bölücü terör   örgütü üyeleri ateꢀ ederek cevap vermiꢀlerdir. Bunun üzerine, askerler ile terör örgütü PKK   üyeleri arasında ikinci kez silahlı çatıꢀma çıkmıꢀtır. Bu çatıꢀma sırasında, üç er ꢀehit olmuꢀ,   bir diğeri yaralanmıꢀtır. Çatıꢀma sonunda kırk iki teröristin öldürüldüğü anlaꢀılmıꢀtır.   Güvenlik güçleri mağarada otuz altı kalaꢀnikof tipi tüfek, üç makineli tüfek, on üç el bombası,   altı roket atar, dokuz antipersonel mayını, üç yüz tüfek mermisi ile yüz elli hafif makineli   tüfek mermisi ele geçirmiꢀtir.   Ekim 1998 tarihli tutanağa göre, teknik yetersizlik nedeniyle bölücü terör örgütü üyelerinin   cesetleri olay yerinde terk edilmiꢀtir. Aynı ꢀekilde, yeterli güvenlik önlemleri   alınamadığından, olay yeri incelemesi yapılamamıꢀtır.   ve 30 Ekim 1998 tarihlerinde jandarma, operasyona katılan köy korucuları S.B., S.G., I.Ö.,   H.B., B.Ç.’nin ifadelerini almıꢀtır. 6 Ekim 1998 tarihli ifadesinde S.B., özellikle bir önceki   askeri operasyonda terörist örgüt mensubu olan bir kiꢀinin ağır yaralı olarak ele geçirildiğini   ve bu kiꢀinin kan kaybından ölmeden önce askerlere PKK’lı bir grubun Surik kırsalı   yakınlarındaki bir mağaraya sığındıkları bilgisini verdiğini belirtmiꢀtir. S.B. ayrıca, askerlerin   belirtilen yere gittiklerini, orada güvenlik güçleri ile teslim olmak istemeyen PKK’lılar   arasında çatıꢀma çıktığını, bu çatıꢀma sonucunda kırk iki teröristin öldürüldüğünü, üç askerin   ꢀehit düꢀtüğünü ve erin de yaralandığını ifade etmiꢀtir. Bu tanığa göre, çatıꢀma sonrasında   PKK saflarında hayatta kalan olmamıꢀtır.   Diğer köy korucuları 30 Ekim 1998 tarihinde alınan ifadelerinde S.B.’nin verdiği bilgileri   doğrulamıꢀlardır.   Savcılık, 7 Aralık 1998 tarihinde sanık sıfatıyla Fatih Yalçınkaya, ꢁerife Erdoğan ve Emine   Yıldız’ı dinlemiꢀtir. Fatih Yalçınkaya, PKK saflarına ꢁubat 1998 tarihinde geçtiğini ifade   etmiꢀtir. Đlgili ꢀahıs, Kasım 1998’de Besteler Dereler bölgesinde bir çatıꢀma çıktığını,   kendisinin bir mağaraya saklandığını, ve silahlı çatıꢀma sona erdiğinde askerlere teslim   olduğunu söylemiꢀtir. ꢁerife Erdoğan, PKK saflarına 1990 yılının ortalarında geçtiğini, Kasım   1998’de ꢁırnak bölgesinde askeri operasyonlar yürütüldüğünü, bu operasyonlardan biri   sırasında kendisinin saklandığını ve daha sonra askerlere teslim olduğunu ifade etmiꢀtir.   Emine Yıldız, silahlı çatıꢀmalardan hiçbirine katılmadığını belirtmiꢀtir.   Bu üç kiꢀinin güvenlik güçleri tarafından kaydedilen ifadelerinden anlaꢀıldığına göre, bir   PKK grubuna katılan « Rohani » kod adlı bir kadın çatıꢀmalar sırasında ölmüꢀtür. Öte yandan,   bu üç kiꢀi piꢀmanlık yasasından yararlanmak istemiꢀlerdir.   B. Ulusal makamlar tarafından yürütülen soruꢀturma   Kasım 1998 tarihinde Çatak savcılığı, Hürriyet gazetesinin 8 Kasım 1998 tarihli baskısında   yayınlanan ve bir Alman vatandaꢀının silahlı çatıꢀma sırasında öldüğü bilgisini veren habere   dayanarak, resen bir ön soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Savcılık, 1998 yılı Ekim ayında – 13, 21 ve   Ekim – güvenlik güçleri ile bölücü terör örgütü arasında üç silahlı çatıꢀma yaꢀandığını   tespit etmiꢀtir. Ancak, güvenlik nedeniyle, bölücü terör örgütü mensuplarının cesetleri   üzerinde otopsi yapılması mümkün olmamıꢀtır. Savcılık, ölen ꢀahısların kimliklerinin tespit   edilebilmesi için Van ve Çatak Jandarma Komutanlığı’nın ellerindeki tüm belgeleri (evrak,   fotoğraf, film, kaset, v.s.) vermesini istemiꢀtir.   Aralık 1998 tarihinde, Van Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığı Çatak savcılığına bir   yazı göndermiꢀtir. Çatak savcılığı, 20-22 Ekim 1998 tarihinde vuku bulan olayların bir özetini   yaptıktan sonra, sözkonusu çatıꢀmaya katılan PKK üyelerinin bulunması amacıyla daimi   arama emri çıkarıldığını bildirmiꢀtir.   Tarihi belirtilmeyen bir yazıda baꢀvuranın avukatı, dönemin Đçiꢀleri Bakanı’na Andrea   Wolf’un ölümünü sormuꢀtur. Avukat, Andrea Wolf’un ölümünü açığa çıkarmak üzere   görevlendirilen uluslararası sivil toplum komisyonu1 (bundan böyle « bir komisyon » olarak   Ölümünden sonra, Almanya’da, Andrea Wolf’un ölümünü açığa kavuꢀturmak üzere hukukçu ve sivil toplum   örgütü mensubu kiꢀilerden oluꢀan bir soruꢀturma komisyonu kurulmuꢀtur   adlandırılacaktır) tarafından dinlenen kiꢀilerin iddialarına göre, ilgili ꢀahsın 23 Ekim 1998   günü gerçekleꢀtirilen operasyonda canlı olarak yakalandığını ve daha sonra vurularak   öldürüldüğünü kaydetmiꢀtir. Avukat, bu komisyonun konuyla ilgili bir soruꢀturma   yürüttüğünü ve sözkonusu operasyona katılan PKK üyelerini sorguladığını bildirmiꢀtir.   Avukat, bu komisyona göre ihtilaflı çatıꢀma sırasında Fatih Yalçınkaya, Minteha Ali, Adife   Aslan, ꢁerife Erdoğan ve Berivan Yıldız’ın canlı olarak yakalandığını kaydetmiꢀ ve bu   konuda Frankfurt savcılığının görevlendirildiğini eklemiꢀtir. Avukat, iç hukukta Türk   makamlarınca bir soruꢀturmanın yapılıp yapılmadığını sormuꢀtur.   yılı Nisan ayında baꢀvuranın avukatı, ꢁerife Erdoğan, Fatih Yalçınkaya ve Emine   Yıldız’ın 4 Aralık 1998 tarihinde ꢁırnak Jandarma Komutanlığı’nda verdiği ifadelerden   anlaꢀıldığı cihetle Andrea Wolf adında bir kiꢀinin yakalanmadığını ve kimliği ile ilgili   herhangi bir belgenin bulunmadığını Đçiꢀleri Bakanı’na bildirmiꢀtir.   Eylül 2000 tarihinde baꢀvuran, AĐHS’nin 2. maddesine dayanarak Đstanbul savcılığı   aracılığı ile Van savcılığına suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, kızının PKK saflarına   geçtiğini ve 20-24 Ekim1998 tarihlerinde Çatak ilçesine bağlı Keleꢀ köyü yakınlarında   gerçekleꢀtirilen askeri opersyonlar sırasında bazı PKK üyelerinin öldürüldüğünü ve silahı   olmayan kızı Andrea Wolf’un da aralarında bulunduğu diğer bir grubun ise canlı olarak   yakalandığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, kızının ilk önce iꢀkence gördüğünü ve daha sonra   öldürüldüğünü savunmuꢀtur. Baꢀvuran, Frankfurt savcılığı tarafından da bir soruꢀturma   baꢀlatıldığını ve bir komisyonun kızının ölümüne tanık olan PKK üyelerini dinlediğini   eklemiꢀtir. Elde ettiği bilgilere göre, kızının gömülü olduğu yerin bilindiğini ifade eden   baꢀvuran, ileride bu konuyla ilgili daha fazla bilgi aktaracağını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, ꢁerife   Erdoğan, Fatih Yalçınkaya ve Emine Yıldız’ın tanık olarak dinlenmesini talep etmiꢀtir.   Çatak savcılığı, 9 Kasım 2000 tarihinde Van Jandarma Komutanlığı’na baꢀvuranın 25 Eylül   tarihli suç duyurusunda isimlerini verdiği tanıkların dinlenmesi ve 1998 yılı Ekim   ayında çıkan çatıꢀma sırasında ölenler arasında Andrea Wolf’un bulunup bulunmadığının   araꢀtırılması talimatını vermiꢀtir.   Ocak 2001 tarihinde, köy korucuları S.B., I.Ö., H.B., B.Ç ve S.G., tekrar dinlenmiꢀtir.   Adıgeçen ꢀahıslar daha önceki ifadelerini yinelemiꢀlerdir.   Ocak 2001 tarihinde, Cumhuriyet gazetesinde Wolf ailesinin suç duyurusunda bulunduğu   haberinin yayınlanması üzerine, Çatak savcılığı Andrea Wolf’un ölümü konusuyla ilgili   olarak açılan ceza soruꢀturması hakkında Van savcılığına bilgi vermiꢀtir.   yılı ꢁubat ayında Beytüꢀꢀebap Jandarma Komutanlığı, Çatak savcılığının talebi üzerine   Beytüꢀꢀebap savcılığına verdiği bilgide, elindeki kayıtları incelendiğini ve bu kayıtlarda 22   Ekim 1998 tarihinde Çatak ile Beytüꢀꢀebap sınırında çıkan çatıꢀmayla ilgili hiçbir ize   rastlanmadığını kaydetmiꢀtir.   Çatak savcılığının talebi üzerine 12 Mart 2001 tarihinde Gaziantep savcılığı tarafından bir kez   daha dinlenen ꢁerife Erdoğan, Çatak bölgesinde çıkan silahlı çatıꢀmaların hiçbirine   katılmadığını ifade etmiꢀtir. ꢁerife Erdoğan, Andrea Wolf isimli bir Alman vatandaꢀı   tanımadığını söylemiꢀtir. 1998 yılı Kasım ayında teslim olduktan sonra jandarmanın   kendilerine çatıꢀma sırasında ölenlerin fotoğraflarını gösterdiğini ; bunlar arasında kod adı   « Pelda » olan Alman uyruklu bir kiꢀiyi tespit ettiğini, ancak « Ronahi » kod adlı birisini   tanımadığını belirten ꢁerife Erdoğan, « Pelda » kod adlı kiꢀinin de hangi bölgede öldüğünü   bilmediğini eklemiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihinde, Đzmit savcılığında ifade veren Fatih Yalçınkaya, Andrea Wolf   isimli bir Alman vatandaꢀı tanımadığını ve bu kiꢀinin kendi grubundan olmadığını   bildirmiꢀtir. Fatih Yalçınkaya, bununla birlikte kürt kadınları kurtuluꢀ birliğinde « Ronahi »   isimli bir Alman vatandaꢀından bahsedildiğini ve daha sonra ölüm haberini aldığını ifade   etmiꢀtir. Fatih Yalçınkaya, kendi grubunda bu isimli bir kadının bulunmadığını söylemiꢀtir.   Van savcılığı, 25 Ekim 2001 tarihinde Çatak savcılığının talebi üzerine, Emine Yıldız’ı   dinlemiꢀtir. Andrea Wolf adında birini tanımadığını, ancak 1998 yılında « Ronahi » adında bir   Alman gazeteciyle tanıꢀtığını ifade eden Emine Yıldız, o dönemde Çatak dağlarında   « Ronahi »’nin de aralarında bulunduğu yedi kiꢀiyle birlikte olduğunu, ilgili ꢀahsın kendisini   Van’a götüreceklerini söyleyen askerler tarafından yakalandığını belirtmiꢀtir. Emine Yıldız,   genç kadının akıbetinin ne olduğunu bilmediğini, bu gazeteciyi Botan bölgesinde tanıdığını   eklemiꢀtir. Bu gazeteci kendilerine eꢀlik etmiꢀ ve Çatak’ta yakalanmıꢀtır. Emine Yıldız, bu   gazetecinin hiçbir operasyona katılmadığının altını çizerek, nasıl öldüğünü bilmediğini ifade   etmiꢀtir.   Çatak savcılığının 9 Kasım 2001 tarihli talebi üzerine 22 Kasım 2001 tarihinde bir tutanak   düzenleyen üç jandarma, bağlı oldukları komutanlığın kayıtlarında 1998 yılı Ekim ayında   bölücü terör örgütü ile ordu arasında çıkan çatıꢀmayla ilgili hiçbir belge, film, fotoğraf ya da   kaset izine rastlanmadığını belirtmiꢀtir. Bu çatıꢀma sırasında ölenlerin gömüldükleri yerle   ilgili olarak ise ilgili ꢀahıslar, hava ꢀartları nedeniyle olay yerine gitmelerinin mümkün   olmadığını ifade etmiꢀlerdir.   Yine Çatak savcılığının 9 Kasım 2001 tarihli talebi üzerine, bu üç jandarma 25 Kasım 2001   tarihinde düzenledikleri tutanakta, 22 Ekim 1998 tarihinde çıkan çatıꢀma sonunda kırk iki   teröristin öldürüldüğünü ; ölenlerin kimlik tespitinin mümkün olmadığını ; hiçbir film,   fotoğraf ya da kaset bulunmadığını ; ayrıca teröristlerin gömülebilecekleri yer hakkında hiçbir   bilgiye sahip olmadıklarını bildirmiꢀlerdir.   ꢁubat 2002 tarihinde, Çatak savcılığının talebi üzerine, Van savcılığı Emine Yıldız’ı bir kez   daha dinlemiꢀtir. Çatak ilçesinin Andiçen köyü yakınlarındaki Surik kırsalında 20 ila 24 Ekim   tarihlerinde bölücü terör örgütü üyeleri ile askerler arasında çıkan silahlı çatıꢀmaya   katılmadığını ifade eden Emine Yıldız, 1998 yılında [gerçek] isimlerini bilmediği iki genç   Alman kadınla birlikte yakalandığını, bunlardan birinin kod adının « Ronahi » olduğunu,   ancak Andrea Wolf isimli bir kadın tanımadığını eklemiꢀtir. Emine Yıldız ayrıca,   « Ronahi »’nin nereye götürüldüğünü bilmediğini ifade etmiꢀtir.   Van Valisi, 8 ꢁubat 2000 tarihinde Çatak Cumhuriyet savcısından ihtilaflı olaylar hakkında   bilgi vermesini istemiꢀtir. Vali, baꢀvuranın avukatının Çatak ilçesi Keleꢀ köyü yakınlarında 23   Ekim 1998 tarihinde bölücü terör örgütü üyeleri ile ordu arasında çıkan çatıꢀma sırasında   Andrea Wolf’un canlı olarak yakalandığını ve daha sonra vurularak öldürüldüğünü iddia   ederek Đçiꢀleri Bakanlığı’na bir dilekçe verdiğini belirtmiꢀtir. Vali, sözkonusu operasyonun 21   Ekim 1998 tarihinde Çatak-Van bölgesinin güneyi ile ꢁırnak-Beytüꢀꢀebap bölgesinin kuzeyini   kapsayan bir alanda « ꢁehit Üstteğmen Efgan Cengiz » kod adıyla baꢀaltılan bir operasyon   olabileceğini kaydetmiꢀtir.   Mart 2002 tarihinde, Çatak savcılığı takipsizlik kararı vermiꢀtir. Savcılık gerekçesinde,   öncelikle Van ilinin Çatak ilçesine bağlı Keleꢀ adında bir köy bulunmadığını kaydetmiꢀtir.   Buna karꢀın savcılık, 20 ile 24 Ekim 1998 tarihleri arasında Van’ın Çatak ilçesi Andiçen   köyüne bağlı Surik kırsalı yakınlarında bölücü terör örgütüne karꢀı askeri operasyonların   yapıldığını doğrulamıꢀtır. Savcılık, 22 Ekim 1998 tarihinde bir güvenlik güçleri mensubunun   bölücü terör örgütü tarafından ꢀehit edildiğini belirtmiꢀtir. Bunun sonrasında Surik kırsalında   çıkan silahlı çatıꢀmada bir subay ile iki er ꢀehit olmuꢀ ve kırk iki bölücü terör örgütü üyesi   öldürülmüꢀtür. Savcılık, bu olayla ilgili bilançoya bakıldığında hiçbir terör örgütü üyesinin   sağ olarak ele geçirilmediğinin anlaꢀıldığını eklemiꢀtir. S.B, Đ.Ö, B.Ç., S.G. ve H.B.’nin   verdikleri ifadeye göre, ne Andrea, ne yabancı uyruklu baꢀka bir isim ve ne de bölücü terör   örgütü üyesi herhangi bir kiꢀi sağ olarak yakalanmamıꢀtır.   Savcılık, daha sonra davacının tanık olarak gösterdiği isimlerin verdiği ifadelerden, ꢁerife   Erdoğan’ın bölücü terör örgütü üyesi olduğu dönemde, ꢁırnak’ın Besteler-Dereler bölgesinde   bulunduğunun anlaꢀıldığını kaydetmiꢀtir. Đlgili ꢀahıs, bu operasyona katılmadığını ve Andrea   Wolf’a rastlamadığını ; Fatih Yalçınkaya’nın Irak’ta askeri ve siyasi eğitim aldığını ; çeteye   dahil olmadığı için ona silah verilmediğini, Çatak’ta çıkan çatıꢀmaya katılmadığını, onun   Andrea Wolf isimli birini tanımadığını buna karꢀın gazeteci olarak çalıꢀan « Ronahi » adında   birinden bahsedildiğini duyduğunu, ancak onu görmediğini ; Emine Yıldız’ın 1998 yılında   Surik kırsalında çıkan çatıꢀmaya katılmadığını, yakalanmadan önce onun gazeteci olarak   çalıꢀan « Ronahi » adında biriyle tanıꢀtığını, ancak Andrea Wolf adında hiç kimseyi   tanımadığını söylemiꢀtir. Savcılık, silahlı çatıꢀmanın Surik kırsalı ile Çatak-Beytüꢀꢀebap-   ꢁırnak bölgesi sınırında meydana geldiği sonucuna varmıꢀtır. Çatak savcılığı, ꢁırnak ve   Beytüꢀꢀebap savcılıklarının verdikleri bilgileri inceledikten sonra, bu kayıtlarda 20 ile 24   Ekim 1998 tarihleri arasında çıkan çatıꢀmalarla ilgili hiçbir unsur bulunmadığını ve Andrea   Wolf hakkında hiçbir adli soruꢀturmanın baꢀlatılmadığını tespit etmiꢀtir. Son olarak, Çatak   Adliye Sarayı kaleminin verdiği bilgilere göre de Andrea Wolf hakkında hiçbir adli   soruꢀturma baꢀlatılmadığı anlaꢀılmaktadır. Savcılık, baꢀvuran ve avukatının iddialarından   baꢀka elle tutulur hiçbir delil bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Nisan 2002 tarihinde, baꢀvuran alınan takipsizlik kararına Erciꢀ Ağır Ceza Mahkemesi   baꢀkanı önünde itiraz etmiꢀtir. 25 Eylül 2000 tarihli suç duyurusuna atıfta bulunan baꢀvuran,   kızının 20 ile 24 Ekim 1998 tarihleri arasında Van’ın Çatak ilçesine bağlı Keleꢀ köyü   yakınlarında öldürüldüğünü savunmuꢀtur. Baꢀvuran, elde ettiği bilgilere göre, kızının   yakalandıktan sonra infaz edildiğini iddia etmiꢀ, kızının ölümünden sonra görevlendirilen bir   komisyonun kızının ölümüyle ilgili bazı kiꢀileri dinlediğini anlatmıꢀtır. Baꢀvuran, Çatak   Cumhuriyet savcısına kızının gömülü olduğu alan hakkında bilgi verdiğini ve bu konuda   tanıkların olduğunu kendisine ilettiğini kaydetmiꢀtir. Đtiraz baꢀvurusunda baꢀvuran, 20-24   Ekim 1998 tarihli olaylarla ilgili ve kızının ölümüyle ilgili « resmi » hiçbir tutanağın   olmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca Andrea Wolf’un nerede gömülü olduğunu teyid   edecek tanıkların bulunduğunu ve Çatak Cumhuriyet savcısının kızının mezarının açılmasını   sözlü olarak kabul etmesine rağmen, bu yönde hiçbir adım atmadığını söylemiꢀtir.   Mayıs 2002 tarihinde verilen ve 15 Temmuz 2002 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilen   kararda ağır ceza mahkemesi baꢀkanı, savcılık kararının usule ve yasalara uygun olarak   alındığını kaydetmiꢀ ve itiraz edilen takipsizlik kararını onamıꢀtır.   C. Tarafların sunduğu diğer belgeler   1. Baꢀvuran tarafından sunulan belgeler   a) Andrea Wolf’un ölümünü açığa kavuꢀturmak üzere görevlendirilen Uluslararası Sivil Toplum   Komisyonu tarafından düzenlenen belgeler   PKK’nın Botan’daki askeri kanadının (ARGK) 22 Mayıs 1999 tarihinde kaleme aldığı bir   belgede, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 21 Ekim 1998 tarihinden itibaren Çatak’ın güneyi ile   Beytüꢀꢀebap bölgesinde bir askeri harekât baꢀlattığı ; 23 Ekim 1998 tarihinde çıkan bir   çatıꢀma sırasında örgüt üyesi yirmi bir kiꢀinin öldüğü ; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin « Ronahi »   (Andrea Wolf) ve « Bahoz »’u (Habib Ibo) canlı olarak ele geçirip, daha sonra infaz ettikleri ;   Andrea Wolf’un çıplak cesedinin çatıꢀma yerinde bırakıldığı ve özel eꢀyalarının da yakıldığı   belirtilmiꢀtir. Belgede ayrıca Zeynep Fırat, Silav (Necmiye Ibrahim), Diyar (Haꢀim Kaçan),   Karker (ꢁehmuz Filiz) ve ꢁahin’in (Mehmet Benek) sözkonusu çatıꢀmadan sağ olarak çıktığı   ve ꢀimdi Irak’ta bulundukları yazılmıꢀtır.   PKK’nın askeri kanadının kaleme aldığı tarihsiz diğer bir belgede, 23 Ekim 1998 tarihinde   Keleꢀ köyünde çıkan silahlı çatıꢀmayla ilgili olarak, « Bahoz » ve « Ronahi »’nin canlı olarak   ele geçirildiği ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından öldürüldüğü belirtilmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde kaleme alınan bir nota göre, PKK üyesi Diyar (Haꢀim Kaçan), ihtilaflı   çatıꢀma sırasında askerlerin « Ronahi »’yi canlı olarak yakaladıklarını ve daha sonra   öldürdüklerini, ayrıca cesedin çıplak olduğunu ifade etmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde PKK üyesi Selahattin Elçiçek tarafından kaleme alınan bir notta, 23   Ekim 1998 tarihinde Keleꢀ’te çıkan çatıꢀma sırasında askerlerin Alman uyruklu « Ronahi »’yi   canlı ele geçirdikleri ve daha sonra öldürdükleri ; genç kadının cesedinin de çıplak olduğu   ifade edilmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde kaleme aldığı notta Zeynep Fırat, Alman uyruklu « Ronahi »’nin bir   askeri operasyon sırasında canlı olarak yakalandığını ve daha sonra askerler tarafından   öldürüldüğünü ifade etmiꢀtir. Zeynep Fırat ayrıca, cesedin çıplak olduğunu ve darp izleri   taꢀıdığını belirtmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde PKK üyesi Abuzer Arslanoğlu (Welat Yılmaz) tarafından kaleme   alınan notta, askerlerin ihtilaflı çatıꢀma sırasında canlı olarak ele geçirdikleri Alman uyruklu   « Ronahi »’yi daha sonra öldürdükleri ; cesedin çıplak ve memelerinin kesik olduğu ;   kurꢀunların kafasına ve cinsel organlarına sıkıldığı ifade edilmiꢀtir.   Eylül 1999 tarihinde, komisyon, Zeynep Fırat’ı dinlemiꢀtir. Zeynep Fırat, Andrea Wolf’u   (kod adı : « Ronahi ») 1998 yılında Türkiye Irak sınırında, kürt kadınları kurtuluꢀ birliğinin   kampında tanıdığını ve öldüğü gün onun yanında olduğunu ifade etmiꢀtir. Çatıꢀma çıkınca   Ronahi’yi bir kayalık arkasına sakladığını, sonra kendi grubunun bir mağaraya gizlendiğini   anlatmıꢀtır. Dıꢀarıdan Andrea Wolf’un sesinin geldiğini, köy korucularıyla önce ingilizce ve   akabinde almanca konuꢀtuğunu duyduğunu belirten Zeynep Fırat, daha sonra dıꢀarıdakilerin   Diyar isimli diğer bir kiꢀiyle birlikte Ronahi’yi öldürdüğünü söylemiꢀtir. Bu arada, kendisi   diğer üç kiꢀiyle birlikte mağaranın dibinde saklı kalmıꢀ, askerler gittikten sonra, bulunduğu   yerden çıkmıꢀtır. Dıꢀarı çıkınca arkadaꢀlarının ve Ronahi’nin boğazlarında siyah lekeler olan   ve darp izleri taꢀıyan cesetlerini görmüꢀtür. Sonra, yirmi kadar arkadaꢀı gelerek cesetleri   toprağa vermiꢀlerdir. Arkadaꢀları bu cesetleri Keleꢀ köprüsü yakınlarında, Awe Masiro   (Beytüꢀꢀebap) dıꢀında toplu olarak gömmüꢀlerdir. Andrea Wolf’un taꢀıdığı silah yok   edilmiꢀtir. Zeynep Fırat, ayrıca Andrea Wolf’un askerler tarafından sorgulandığını ve daha   sonra ona ateꢀ edildiğini kendisinin bizzat duyduğunu ifade etmiꢀtir. Mağaradan çıktıktan   sonra Ronahi’nin kafasına sıkılan bir kurꢀunla öldürüldüğünü ve vücudunun çıplak olduğunu   görmüꢀtür. Genç kadının iki kolu ile bir bacağında siyah bir leke olduğunu kaydetmiꢀtir.   Haziran 2008 tarihinde, komisyon, baꢀvuranın avukatı Eren Keskin’i dinlemiꢀtir. Avukat,   bir gazetecinin çatıꢀmanın çıktığı bölgede bulunan köylülerin kendisiyle temas kurduğunu   söylediğini ifade etmiꢀtir. Köylüler bu gazeteciye Andrea Wolf’un cesedini bildikleri bir   köyde toprağa verdiklerini anlatmıꢀlardır. Bu köylüler Cumhuriyet savcısı önünde tanıklık   etmeye hazır olduklarını da söylemiꢀlerdir.   b) Baꢀvuran tarafından sunulan diğer belgeler   Baꢀvuran, kızının ölümüyle ilgili Almanca dilinde kaleme alınmıꢀ çeꢀitli belgeler sunmaktadır   : – Frankfurt baꢀsavcısının yazıları ;   – Türkiye’deki Almanya Büyükelçiliği’nin T.C. Adalet Bakanı’ndan Andrea Wolf’un   ölümüyle ilgili resmi bir belge aldığını belirten yazıları ; Alman yetkili makamlarının T.C.   Adalet Bakanı’nın iꢀbirliği yapmayı reddettiğini belirten 10 Mart 2005 tarihli bir yazısı ;   Ankara’daki Alman Büyükelçiliği’nin bir Alman vatandaꢀının ölüm nedenini açığa çıkarmak   için Türkiye’nin iꢀbirliği yapmamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdiği yazısı ;   – Türkiye’deki Almanya Büyükelçiliği’nin 26 Ekim 2004 tarihinde Dıꢀiꢀleri Bakanı’na   hitaben Türk yetkililerinin iꢀbirliği yapmamasından dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdiği   sözlü not ;   – Frankfurt baꢀsavcısının Andrea Wolf’un ölümüyle ilgili araꢀtırmalara sözkonusu ꢀahsın   bir terör örgütüne destek vermesi nedeniyle ara verildiğini belirten 18 Mayıs 1999 tarihli   yazısı ;   – Federal Kriminal Dairesi’nin Andrea Wolf’un ölümü konusunda hazırladığı 22 Eylül   tarihli rapor ; ki bu raporda Almanya Dıꢀiꢀleri Bakanı’nın Türkiye Büyükelçisi ile bir   görüꢀme yaptığı ve büyükelçinin Eva Juhnke isimli bir kiꢀi haricinde Alman uyruklu hiçbir   kimsenin yakalanmadığı bilgisini verdiği belirtilmektedir ;   – çeꢀitli gazete kupürleri.   2. Hükümet tarafından sunulan belgeler   Hükümet özellikle aꢀağıdaki belgeleri sunmuꢀtur :   – askeri operasyon sırasında ꢀehit düꢀen askerlerin otopsi raporları ;   – askeri çatıꢀma yerlerinin krokileri;   – çatıꢀma sonrasında askerlerin düzenlediği tutanak ve/veya raporlar ;   – terör örgütü PKK üyelerinin kullandığı mağarada ele geçirilen silahlarla ilgili bir balistik   raporu ;   – çatıꢀma sırasında askerleri öldüren terör örgütü PKK üyeleri hakkında kamu davası   açıldığına dair belge.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 2, 13 VE 14. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, kızının ölüm koꢀullarından ve ulusal makamlar tarafından yürütülen soruꢀturmanın   yetersizliğinden ꢀikâyetçi olmaktadır. Bu bağlamda baꢀvuran, kızının mezarının   belirlenemediğini kaydetmekte ve AĐHS’nin 2, 13 ve 14. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuran tarafından dile getirilen ꢀikâyetleri AĐHS’nin 2. maddesi açısından   incelemeye karar vermiꢀtir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, altı aylık süreye riayet edilmediğine dayalı iki noktada kabuledilemezlik itirazı   kaydetmektedir. Hükümet, önce ağır ceza mahkemesi baꢀkanının takipsizlik kararını onayan   Mayıs 2002 tarihli kararının baꢀvurana 15 Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edildiğini   savunmaktadır. Oysa baꢀvuran, AĐHM kaleminin alındı kaꢀesine göre baꢀvurusunu 17 Ocak   tarihinde sunmuꢀtur. Hükümetin ikinci argümanına göre, eğer baꢀvuran iç hukuktaki   itiraz yollarını etkisiz buluyorsa baꢀvuru dilekçesini engeç 28 Kasım 2002 tarihinde AĐHM’ne   sunması gerekirdi .   Baꢀvuran, Hükümetin bu iki noktadaki itirazına karꢀı çıkmaktadır.   Altı aylık süre ile ilgili olarak AĐHM, bir baꢀvurunun sunulduğu tarihi belirlemek için   baꢀvuruyu içeren zarfın üzerindeki posta kaꢀesinin dikkate alındığını hatırlatmaktadır. Mevcut   davada, baꢀvuran baꢀvuru dilekçesini hem faks ve hem de posta yoluyla iletmiꢀtir. Bu   durumda, ağır ceza mahkemesi baꢀkanının takipsizlik kararını onayan 28 Mayıs 2002 tarihli   kararı baꢀvurana 15 Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edilmiꢀ iken, baꢀvuru için geçerli kabul   edilen posta kaꢀesindeki tarih 14 Ocak 2003’tür. Yine de AĐHM, mahkeme kaleminin baꢀvuru   dilekçesini teslim aldığına dair attığı 17 Ocak 2003 tarihli mühürün baꢀvurunun iꢀleme   alınmak üzere AĐHM dahilindeki yetkili servis tarafından teslim alındığını gösterdiğini, ancak   baꢀvuru için dikkate alınması gereken tarihin bu tarih olmadığını hatırlatmaktadır.   Dolayısıyla, baꢀvuran sözkonusu baꢀvuru dilekçesini AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafına   uygun olarak altı aylık süre içerisinde sunmuꢀtur. Bunun sonucu olarak, Hükümetin bu   noktadaki itirazı reddedilmelidir.   Đtiraz yollarının etkinliği ile ilgili olarak ise AĐHM baꢀvuranın iç hukuktaki itiraz yollarının   etkisizliğinden ꢀikâyet etmediğini, buna karꢀın ulusal makamların yürüttüğü soruꢀturmanın   yetersizliğinden yakındığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, AĐHM mevcut davada Hükümetin   ‘eğer baꢀvuran iç hukuktaki itiraz yollarını etkisiz buluyorsa baꢀvuru dilekçesini engeç 28   Kasım 2002 tarihinde AĐHM’ne sunması gerekirdi’ ꢀeklindeki argümanının konuyla ilgisi   olmadığını gözlemlemektedir. Bu itibarla, baꢀvuran mevcut tüm iç hukuk yollarını tükettikten   sonra AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafına uygun olarak baꢀvurusunu altı aylık süre   içerisinde AĐHM’ne sunmuꢀtur. Bunun sonucu olarak, Hükümetin bu noktadaki itirazı da   reddedilmelidir.   AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.   Dolayısıyla, sözkonusu ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   1. Tarafların argümanları   a) Hükümet   Baꢀvuran tarafın sunduğu belgelere dayanarak Hükümet, Andrea Wolf’un ergenlik çağından   itibaren radikal gruplara katıldığı için Almanya’da birçok defa gözaltına alındığını   belirtmektedir. Özellikle, kendisi bir zamanlar Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) üyesi olmuꢀtur.   Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde yayınlanan bir habere göre, RAF üyesi olan   Andrea Wolf, PKK saflarına geçmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın bir PKK üyesi olan Zeynep Fırat’ın ifadesine dayandığını   belirtmektedir. Adıgeçen PKK üyesi Andrea Wolf’un ölümüne tanık olduğunu iddia etmiꢀ ve   komisyon önünde Andrea Wolf’un ölümünün açığa çıkarılması için tanıklık ettiğini   savunmuꢀtur. Zeynep Fırat’ın ifadesine göre, Andrea Wolf örgütün günlük yaꢀantısı hakkında   daha fazla bilgi edinmek ve bu konuda bir kitap yazmak üzere PKK saflarına katılmıꢀtır.   Zeynep Fırat, PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında çıkan bir çatıꢀma sırasında, diğer terör   örgütü üyeleri saklanmayı baꢀardığı halde, Andrea Wolf’un yakalandığını ifade etmiꢀtir. Bu   tanığa göre, bir asker önce Andrea Wolf’u sorgulamıꢀ ve daha sonra öldürmüꢀtür. Yine bu   tanığın ifadesine göre, askerler gittikten sonra saklandıkları yerden çıkan diğer PKK üyeleri   ölen terör örgütü üyelerinin cesetlerini bulmuꢀlardır. Zeynep Fırat, Andrea Wolf’un cesedini   tanımıꢀtır. Vücudunda ne bir kesik ne de bir hasar oluꢀmamıꢀ ve boğulma izlerine   rastlanmamıꢀtır. Sadece boynunda, kollarında ve bir bacağında siyah lekeler görülmüꢀtür. Bu   tanık, terör örgütü PKK üyelerinin cesedi gömdüğünü ifade etmiꢀtir.   Hükümet, terör örgütü PKK’ya karꢀı gerçekleꢀtirilen operasyon sırasında on askerin ꢀehit   düꢀtüğünü ; askerlerin bu çatıꢀma sırasında ölen PKK üyelerinin kimliklerini tespit etmek için   gerekli donanıma sahip olmadıklarını, zaten onların da üzerlerinde kimlik belgeleri   bulunmadığını belirtmektedir. Üstelik, cesetleri, dağda saklanan PKK üyeleri toplamıꢀtır.   Andrea Wolf’un o sırada bu teröristlerle beraber olduğu varsayılırsa, cesedinin akıbetini de   ancak onlar bilebilir. Hükümet, bu konuda hiçbir bilgi olmadığını, tanıkların ifadelerini   çeliꢀkili bulduğunu ve Andrea Wolf’un cenazesinin gömüldüğü yer hakkında herhangi bir   delil sunulmadığını ifade etmektedir.   Hükümet, Andrea Wolf’un ölmeden önce iꢀkenceye maruz kaldığı yönündeki iddialara itiraz   etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, Andrea Wolf’un ölümüne tanık olan Zeynep Fırat’ın   ifadesine atıfta bulunmakta, Andrea Wolf’a ait olduğu söylenen ceset üzerindeki siyah   lekelerin ölüm sonrası beliren olağan lekeler olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, Andrea   Wolf’un ölmeden önce kötü muameleye maruz kaldığına dair bir delil bulunmamaktadır.   Hükümet, baꢀvuran tarafın mahkemeye çağırdığı tanıkların verdiği ifadelere bakıldığında,   Ronahi adlı Alman uyruklu kiꢀinin silah taꢀıdığı sonucunun çıktığı kanaatindedir. Buradan   yola çıkan Hülkümet, böyle bir silaha sahip olan bir kiꢀinin bu silahı kullanmaya hazır olduğu   ve böyle bir kiꢀinin gazeteci olarak değil yasadıꢀı silahlı terör örgütü PKK’nın aktif bir üyesi   olarak değerlendirilebileceği sonucuna varmaktadır. Öte yandan Hükümet, Andrea Wolf’un   Almanya’da Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) üyesi olarak tanındığını kaydetmektedir.   Dolayısıyla Hükümete göre, sözkonusu kiꢀinin dağdaki PKK üyelerinin yaꢀam tarzlarını   gözlemleyen bir gazeteci olduğu iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Hükümete göre, gönüllü   olarak PKK saflarına geçen bu ꢀahsın çıkması muhtemel silahlı çatıꢀmalara katılmak zorunda   kalacağını bilmesi gerekirdi. Ayrıca, PKK’nın Türkiye’nin güney-doğusunda sürdürdüğü     faaliyetler herkes tarafından bilinmektedir. Andrea Wolf askere karꢀı bir silahlı çatıꢀmaya   katılmıꢀtır. Đlk önce terör örgütü PKK üyeleri ateꢀ açmıꢀ ve bir askeri ꢀehit etmiꢀtir. Bu   koꢀullar altında, askerlerin güç kullanmasının AĐHS’nin 2. maddesinin 2. paragrafı anlamında   gerekli olup olmadığı hususunun incelenmesine ihtiyaç yoktur.   Hükümet, daha sonra bu çatıꢀma sırasında ölen PKK üyelerinin listesinin çıkarılmadığını, bu   nedenle Andrea Wolf’un adının askerlerin hazırladığı tutanaklarda yer almadığını   belirtmektedir. Öte yandan, PKK üyelerinin bizzat kendileri bile baꢀvuranın kızının gerçek   adını bilmemektedir. Dolayısıyla, bu kiꢀinin sözkonusu silahlı çatıꢀma sırasında ölüp   ölmediğinin Hükümet tarafından bilinmesi mümkün değildir. Eğer Andrea Wolf bir gazeteci   olsaydı, Hükümete göre, Türkiye’ye yasal yollardan girebilirdi ; kayıtlarda onun izine   rastlanmaması ya Türkiye’ye hiçbir zaman girmediğini ya da yasadıꢀı yollarla girdiğini   göstermektedir.   Son olarak, Hükümet bu askeri operasyon sırasında hiçbir PKK üyesinin sağ olarak   yakalanmadığını, içlerinden hiçbirinin üzerinde kimlik belgesi bulunmadığını, dolayısıyla   Andrea Wolf’un ölen kiꢀiler arasında bulunup bulunmadığını bilmenin mümkün olmadığını   kaydetmektedir. Eğer baꢀvuranın avukatı Andrea Wolf’un mezarının bulunduğu yer hakkında   bir bilgiye sahipse, defin yerini belirleyemeyen yetkili mercilere bu bilgiyi vermesi gerekirdi.   Baꢀvuranın iddiasının aksine herhangi bir gayri resmi rapor mevcut değildir. Çeꢀitli ulusal   makamlar tarafından hazırlanan raporların hepsi resmi kayıt ya da resmi raporlardır.   Çatıꢀmaya katılan askerlerin isim listesi hariç, ceza soruꢀturması sırasında ortaya çıkan tüm   belgelerin fotokopisi baꢀvuran tarafa verilmiꢀtir. Hükümete göre, eğer Andrea Wolf öldüyse,   silahlı çatıꢀma sırasında ölmüꢀtür. Ordunun birçok erini kaybettiği bir çatıꢀma sırasında   askerlerin Andrea Wolf’u öldürmeden önce sorgulamaya zaman bulduğunu düꢀünmek   mantığa sığmaz. Andrea Wolf’un kimlik tespitiyle ilgili olak Hükümet, baꢀvuran tarafın   sadece Zeynep Fırat ve avukatı Eren Keskin’in ifadelerine dayandığını savunmaktadır.   b) Baꢀvuran   Baꢀvuran, Hükümetin argümanlarına karꢀı çıkmakta ve kendi iddialarını yinelemektedir.   Baꢀvuran, ulusal makamlar tarafından yürütülen ceza soruꢀturmasının yetersiz olduğunu   savunmakta ve bu makamların tanıkların ifadelerini değerlendirme tarzına itiraz etmektedir.   Baꢀvurana göre, avukatı dosyadaki tüm unsurlara eriꢀememiꢀtir. Adli makamlar askeri   operasyona katılan askerleri dinlememiꢀtir. Baꢀvuran, kızının Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF)   üyesi olduğunu yalanlamakta ve bu iddianın hiçbir zaman kanıtlanamadığını ileri sürmektedir.   Öte yandan, Türk makamları, Andrea Wolf’un hangi koꢀullar altında öldüğünü açığa   kavuꢀturmak üzere adli makamlar tarafından yürütülen soruꢀturma dosyasını incelemek   isteyen Frankfurt savcılığı ile iꢀbirliği yapmayı reddetmiꢀtir. Bu soruꢀturma, Andrea Wolf’un   nasıl öldüğünü açıklamak ve defin yerini bulmak için yetersiz kalmıꢀtır.   Frankfurt savcılığı Andrea Wolf’un ölümüyle ilgili bir ceza soruꢀturması açmıꢀ ;   Bundestag’ın (Almanya Parlamentosu) 11 Kasım 1998 ve 16 Ağustos 2002 tarihli   oturumlarında, birçok parlamenter onun hakkında sorular sormuꢀtur. Baꢀvuranın avukatı,   Đçiꢀleri Bakanı’na delil unsurlarının dikkate alınmasını ve Andrea Wolf’un mezar yerinin   bulunmasını talep etmiꢀtir. Öte yandan, baꢀvuran 1998 yılı için Uluslararası Af Örgütü’nün   Türkiye’de gerçekleꢀen yargısız infazlarla ilgili raporuna atıfta bulunmaktadır. Baꢀvuran,   terör örgütü PKK üyesi Zeynep Fırat’ın Andrea Wolf’un mezarı hakkında ayrıntılı bilgiler   vermek üzere tanık olarak AĐHM’ne ifade vermeye hazır olduğunu belirtmektedir. Baꢀvuran,   Andrea Wolf’un ölümünü açığa kavuꢀturmak için AĐHM’nin adıgeçen komisyonun vardığı   sonuçları dikkate almasını istemektedir. Baꢀvuran, MED-TV televizyonunun 28 Ekim 1998     tarihinde « Ronahi » kod adıyla da bilinen bir Alman vatandaꢀı olan Andrea Wolf’un Van’ın   Çatak ilçesi yakınlarında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından öldürüldüğü haberini verdiğini ;   ayrıca ölümüyle ilgili bir röportajın yayınlandığını belirtmektedir. Bu röportaj Frankfurt   savcılığının yürüttüğü soruꢀturma dosyasında bulunmaktadır. Đlgili ꢀahıs, ayrıca diğer Türk ve   Alman gazetelerinin de isimlerini vermektedir.   Baꢀvuran, 2001 yılı ꢁubat ayında yapılan bir telefon konuꢀmasında avukatının Çatak   Cumhuriyet savcısı R.B.’ye Andrea Wolf’un nerede gömüldüğünü bilen insanların olduğunu   söylediğini belirtmektedir. Savcı, yerini bildirdikleri takdirde mezarın açılması talimatını   vereceğini söylemiꢀtir. Ancak bu konuda hiçbir ꢀey yapılmamıꢀtır.   2. AĐHM’nin takdiri   a) Andrea Wolf’un ölümü hakkında   i. Đlgili genel ilkeler   AĐHM, 2. maddenin AĐHS’nin temel maddeleri arasında yer aldığını ve sözkonusu maddenin,   3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik toplumların temel   değerlerinden birini ifade ettiğini hatırlatmaktadır (Birleꢀik Krallık aleyhine Finucane davası,   no 29178/95, prg. 67-71, CEDH 2003-VIII, ve Türkiye aleyhine Çakıcı davası [GC],   no 23657/94, prg. 86, CEDH 1999-IV). Üstelik AĐHS’nin 2. maddesi ile tanınan güvencenin   önemi dolayısıyla AĐHM, yaꢀam hakkına iliꢀkin ꢀikayetleri son derece büyük bir titizlikle   inceleyerek bir görüꢀ oluꢀturmak zorundadır (Türkiye aleyhine Tekdağ davası, no 27699/95,   prg. 72, 15 Ocak 2004, ve Türkiye aleyhine Ekinci davası, no 25625/94, prg. 70, 18 Temmuz   2000).   AĐHS’nin 2. maddesi, bütün olarak okunduğunda, bu maddenin sadece kasti öldürmeleri   kapsamadığı; ancak, kasıtlı olmayarak yaꢀama hakkından mahrum bırakmayla   sonuçlanabilecek “kuvvet kullanımına” müsaade edilen durumları da kapsadığı   anlaꢀılmaktadır. Bununla birlikte, ölümcül güce kasti olarak baꢀvurma, bunun zorunluluğunu   değerlendirirken göz önünde bulundurulacak faktörlerden sadece biridir. Ancak, (a), (b) ve (c)   fıkralarında ortaya konan amaçlardan birine veya birden fazlasına ulaꢀmak için, “mutlak   zorunluluk” haline gelmesi dıꢀında kuvvete baꢀvurmamak gerekmektedir. Bu koꢀul, AĐHS’nin   ila 11. maddelerinin 2. paragrafları uyarınca Devlet’in müdahalesinin “demokratik toplumda   gerekli” olup olmadığının belirlenmesinde normal olarak uygulanana göre daha katı ve   zorlayıcı bir zorunluluk kıstası uygulanması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla, kuvvete   baꢀvurma, izin verilmiꢀ amaçlara ulaꢀmak ile kesin bir ꢀekilde orantılı olmalıdır (bakınız,   diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Anık ve diğerleri davası, no 63758/00, prg. 53,   Haziran 2007, Birleꢀik Krallık aleyhine McKerr davası, no 28883/95, prg. 110, CEDH   2001-III, Rusya aleyhine Issaïeva davası, no 57950/00, prg. 173, 24 ꢁubat 2005, Türkiye   aleyhine Akkum ve diğerleri davası, no 21894/93, prg. 237, CEDH 2005-II (alıntılar)).   Đnsanların korunması için bir araç olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, ayrıca, 2. maddenin,   teminatlarını etkili ve uygulanabilir kılacak ꢀekilde, yorumlanmasını ve uygulanmasını   gerektirir (Birleꢀik Krallık aleyhine McCann ve diğerleri davası, 27 Eylül 1995 tarihli karar,   seri A no 324, s. 45-46, prg. 146-147).   AĐHS’nin 2. maddesinde teminat altına alınan korumaların önemini kabul eden AĐHM, bir   görüꢀe varmak amacıyla, özellikle ölüme yol açan olayları dikkatle incelemeli ve yalnızca   güce baꢀvuran Devlet görevlilerinin eylemlerini değil aynı zamanda dava koꢀullarının   tamamını da göz önüne almalıdır (Rusya aleyhine Issaïeva davası, ilgili bölüm, prg. 174).     ii. Genel ilkelerin mevcut davada uygulanması   Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın « Ronahi » kod adlı kızı Andrea Wolf’un ihtilaflı silahlı   çatıꢀma sırasında askerler tarafından yakalandığını ve daha sonra öldürüldüğünü savunduğunu   tespit etmektedir. Hükümet ise, bu sava karꢀı çıkmakta ve Andrea Wolf’un ölüp ölmediğinin   bilinmesine imkân olmadığını ve eğer öldüyse, bu çatıꢀma sırasında ölmüꢀ olabileceğini ileri   sürmektedir. Hükümet, baꢀvuranın silahlı çatıꢀma sırasında askerlerin Andrea Wolf’u   öldürmeden önce sorgulamaya zaman buldukları yönündeki iddialarına itiraz etmektedir.   AĐHM mevcut sorunu dava dosyasındaki yazılı belgeler, tarafların sunduğu layihalar ve   ihtiyaç halinde resen elde edeceği unsurlar ıꢀığında inceleyecektir (Birleꢀik Krallık aleyhine   McCann davası, no 19009/04, prg. 173, 13 Mayıs 2008, Türkiye aleyhine Yaꢀa davası, 2 Eylül   1998, prg. 94, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VI, ve Türkiye aleyhine Ekrem davası,   no 75632/01, prg. 51, 12 Haziran 2007). Bu amaçla AĐHM, “her türlü makul ꢀüphenin   ötesindeki” kanıt kriterine dayanan karineye atıfta bulunmaktadır (bakınız, mutatis mutandis,   Birleꢀik Krallık aleyhine Đrlanda davası, 18 Ocak 1978 tarihli karar, seri A no 25, prg. 160-   161). Bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da   çürütülemeyecek karinelerden oluꢀabilir ; ayrıca delillerin toplanması sırasında tarafların   tutumu da dikkate alınabilir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Abdurrahman   Orak davası, no 31889/96, prg. 69, 14 ꢁubat 2002, ve Türkiye aleyhine Mansuroğlu davası,   no 43443/98, prg. 76, 26 ꢁubat 2008).   Mevcut dava dosyasında tarafların sunduğu unsurların ıꢀığında AĐHM, 22 Ekim 1998   tarihinde Çatak yakınlarında güvenlik güçleri ile terör örgütü PKK üyeleri arasında silahlı bir   çatıꢀma çıktığını kabul etmektedir. Bu karꢀılaꢀma karꢀılıklı ateꢀ açılmasına neden olmuꢀtur.   Bu çatıꢀma sırasında askerler ꢀehit olmuꢀ ve kırk kadar terör örgütü üyesi ölmüꢀtür. AĐHM,   mevcut davadaki olayların, 1985 yılından beri güvenlik güçleriyle terör örgütü PKK üyeleri   arasında ciddi huzursuzluğun süregeldiği Türkiye’nin güney-doğusunda olağanüstü hal ilan   edilmiꢀ bir bölgede vuku bulduğunu not etmektedir.   Bu tespitler ile tarafların sunduğu ve AĐHM’nin incelediği belgeler göz önüne alındığında,   AĐHM yine bu silahlı çatıꢀmanın Türkiye’nin güney-doğusunda güvenlik güçlerinin terör   örgütü PKK üyelerine karꢀı yürüttüğü mücadele kapsamında meydana geldiğini kabul   etmektedir. Mevcut durumda, dosyadaki unsurlardan da anlaꢀıldığı gibi çatıꢀmanın vuku   bulduğu alan her türlü köy, ꢀehir ve yerleꢀim merkezinden bir hayli uzaktaki dağlardır.   AĐHM, Uluslararası Sivil Toplum Komisyonu ve Frankfurt savcılığı tarafından Andrea   Wolf’un ölümünü açığa çıkarmak üzere toplanan belge ve tanık ifadelerinin ve Hükümetin   sunduğu layihaların, ulusal makamların yürüttüğü ve Andrea Wolf’un sözkonusu silahlı   çatıꢀma sırasında veya sonrasında öldüğünü düꢀündüren soruꢀturma sonuçlarına dayandığını   kaydetmektedir. AĐHM, gerçekten de baꢀvuranın Andrea Wolf’un sözkonusu silahlı çatıꢀma   sırasında güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü yönündeki iddialarına karꢀı, Hükümetin de   ilgili ꢀahsın taraf olarak katıldığı bu çatıꢀma sırasında ölmüꢀ olabileceği olasılığını yok   saymadığını gözlemlemektedir.   Bu durum karꢀısında alıꢀılagelmiꢀ uygulamasına sadık kalan AĐHM, sözkonusu olayların   hangi koꢀullarda gerçekleꢀtiği konusunda bir sonuca varmak için incelemesine sunulan   belgeleri esas alacaktır.   Komisyon tarafından elde edilen belgeler ve dinlenen tanıklarla ilgili olarak AĐHM, bu   delillerin sadece bu komisyon tarafından bir araya getirildiğini kaydetmektedir. Bu itibarla,     tanık ifadelerinin vicahi sorgulama ya duruꢀma yoluyla doğrulanmaması, anlatılanların   güvenirliğini zayıflatan niteliktedir (McKerr, ilgili bölüm, prg. 119).   Sonra, özellikle Çatak savcılığının yürüttüğü soruꢀturmadan anlaꢀıldığına göre, sözkonusu   çatıꢀmaya katılan köy korucuları dıꢀında baꢀvuranın dinlenmesini istediği üç tanık da ikiꢀer   kez ifade vermiꢀtir. Fatih Yalçınkaya ve ꢁerife Erdoğan 1998 yılı Kasım ayında   gerçekleꢀtirilen baꢀka bir askeri operasyon sırasında orduya teslim olduklarını belirtmiꢀlerdir.   Đlgili ꢀahsıların ikisi de Andrea Wolf adında bir Alman vatandaꢀını tanımadıklarını ifade   ederken, Fatih Yalçınkaya gazeteci olarak çalıꢀan « Ronahi » isimli birinden bahsedildiğini   duyduğunu söylemiꢀtir. Bu iki tanığın ifadelerinden anlaꢀıldığına göre, Fatih Yalçınkaya’nın   « Ronahi » ile hiç karꢀılaꢀmamıꢀ olmasına karꢀın, sözkonusu çatıꢀmaya katılmadığını iddia   eden Emine Yıldız gazeteci olarak çalıꢀan « Ronahi » isimli birini tanımıꢀtır. ꢁüphesiz, bu son   tanığın 1998 yılında birisi « Ronahi » kod adlı Alman uyruklu iki kadınla birlikte   yakalandığını ifade etmesi, Andrea Wolf’un baꢀına gelenler konusunda ciddi sorular akla   getirmektedir. Bununla birlikte, bu tanığın söyledikleri, komisyonun dinlediği diğer tanıklar   tarafından doğrulanmamıꢀtır. Elle tutulur delil unsurlarının bulunmaması nedeniyle Emine   Yıldız’ın bu ifadesi, tek baꢀına, sözkonusu çatıꢀma sırasında güvenlik güçlerinin baꢀvuranın   kızını canlı olarak yakaladıkları sonucuna varmak için yeterli değildir.   AĐHM, daha önce de Akkum ve diğerleri (karar ilgili bölüm, prg. 211) davasında,   sağlıklarından Devlet’in sorumlu olduğu, gözaltında tutulan kiꢀilerin durumları ile, Devlet   makamlarının denetiminde olan bölgelerde yaralı veya ölü bulunan kiꢀilerin durumları   arasında bir paralellik görmenin meꢀru kabul edilebileceğini söylediğini hatırlatmaktadır.   Aslında, her iki durumda da, sözkonusu olayların tamamının ya da büyük bir kısmının nasıl   gerçekleꢀtiği sadece yetkililer tarafından bilinmektedir.   Bununla birlikte, mevcut dava, baꢀvuranların yakınlarının öldüğü ve cesetlerinin silahlı   çatıꢀmanın olduğu bölgede bulunduğu Akkum ve diğerleri davasından farklılık   göstermektedir. Gerçekten de, mevcut davadaki olaylara bakıldığında, Andrea Wolf’un   cesedinin ihtilaflı çatıꢀmanın meydana geldiği bölgede bulunmadığı anlaꢀılmaktadır.   ꢁüphesiz AĐHM, Çatak savcılığı ya da komisyon tarafından yürütülen soruꢀturma   çerçevesinde dinlenen tanıkları kendisinin de dinlemesini arzu ederdi. Ancak, Andrea   Wolf’un baꢀına gelenlerle ilgili delil noksanlığı nedeniyle AĐHM, bu tanıkları dinlemiꢀ olsa   bile olayların meydana geliꢀ koꢀullarının kesin olarak aydınlığa kavuꢀacağı ve « her türlü   makul ꢀüphenin ötesinde » kıstasına göre Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun belirleneceği   konusunda ikna olmamıꢀtır (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Seyhan davası, no   33384/96, prg. 81, 2 Kasım 2004). Delillerin değerlendirilmesi konusunda AĐHM ikincil bir   role sahiptir ve belirli bir davanın koꢀulları kendisini bunu yapmaya zorlamadığı sürece,   olguları ele almakla yetkili olan ilk derece mahkemesinin rolünü üstlenemez (Tahsin Acar,   ilgili bölüm, prg. 216).   Elindeki unsurları dikkate alan AĐHM, baꢀvuranın kızının güvenlik güçleri tarafından   yakalandığı ve öldürüldüğü yönündeki iddialarının somut ve doğrulanabilir olgulara   dayanmadığı ve 2002 yılında yapılan soruꢀturma esnasında herhangi bir delille   desteklenmediği sonucuna varmaktadır. Bu ꢀartlar altında, AĐHM bu iddianın bir varsayım   olmakla kalmayıp, bazı meꢀru ꢀüphelere dayandığını kabul etmekte, buna karꢀın delillerle   desteklenmediği kanaatine varmaktadır. Buradan yola çıkan AĐHM, Andrea Wolf’un akıbeti   hakkında Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun « her türlü makul ꢀüphenin ötesinde »   belirlenemediği sonucuna varmaktadır.     Bu itibarla, AĐHS’nin 2. maddesi esas yönüyle ihlal edilmemiꢀtir.   b) Yürütülen soruꢀturmaların niteliği hakkında   i. Đlgili genel ilkeler   AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaꢀam hakkının korunması yükümlülüğünün, 1.   madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’nin (...) de belirtilen hak ve   özgürlükleri tanı[ması]” ꢀeklinde Devlete düꢀen genel görevle birlikte, zor kullanmaya   baꢀvurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin bir soruꢀturma yürütülmesi   anlamına geldiğini ve bunu ꢀart koꢀtuğunu hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis,   Birleꢀik Krallık aleyhine McCann ve diğerleri davası, 27 Eylül 1995, prg. 161, seri A no 324).   Fail oldukları iddia edilenler ister devlet görevlileri isterse üçüncü kiꢀiler olsun, zor   kullanımının bir kiꢀinin ölümüyle sonuçlandığı her durumda benzeri bir soruꢀturma   yürütülmelidir (Türkiye aleyhine Tahsin Acar davası [GC], no 26307/95, prg. 220, CEDH   2004-III). Yürütülen soruꢀturmalar özellikle kapsamlı, tarafsız ve duyarlı olmalıdır (McCann   ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 161-163, ve Türkiye aleyhine Çakıcı davası [GC], no 23657/94,   prg. 86, CEDH 1999-IV).   Yürütülen soruꢀturma aynı zamanda etkili olmalıdır. Yetkili mercilerin, olaylara iliꢀkin   delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık olan tedbirleri almaları   gerekmektedir (Tanrıkulu [GC], no 23763/94, prg. 101-110, CEDH 1999-IV, prg. 109,   Türkiye aleyhine Salman davası [GC], no 21986/93, prg. 106, CEDH 2000-VII, ve Suat Ünlü,   ilgili bölüm, prg. 53).   Dolayısıyla, yetkili merciler elindeki imkânlar doğrultusunda görgü tanıklarının ifadeleri ve   Adli Tıp raporları dahil olmak üzere sözkonusu olaylarla ilgili tüm delillerin toplanmasını   sağlamak için makul tedbirleri almakla yükümlüdür. Soruꢀturma sonuçları, olayla ilgili tüm   unsurların kapsamlı, objektif ve tarafsız bir analizine dayanmalı ve bu yapılırken de AĐHS’nin   2. maddesinin 2. paragrafında dile getirilen « mutlak gereklilik» kıstasına benzer bir kıstas   uygulanmalıdır. Dava koꢀullarını ya da sorumlulukları ortaya koyma kapasitesini azaltan her   türlü soruꢀturma zaafiyeti, soruꢀturmayı istenen etkinlikte olmadığı sonucuna varılması   tehlikesi ile karꢀı karꢀıya bırakır (Birleꢀik Krallık aleyhine Kelly ve diğerleri davası,   no 30054/96, prg. 96-97, 4 Mayıs 2001, Bulgaristan aleyhine Anguelova davası, no 38361/97,   prg. 139 ve 144, CEDH 2002-IV, ve Bulgaristan aleyhine Natchova ve diğerleri davası [GC],   no 43577/98 ve 43579/98, prg. 113, CEDH 2005-VII).   Makul olacak özen ve ivedilik gerekliliği bu bağlamda net değildir. Soruꢀturmanın belirli bir   durumda ilerlemesini engelleyen zorluk ve engellerin bulunabileceğini kabul etmek gerekir.   Ancak, ölüme sebebiyet veren kuvvete baꢀvurma konusunda soruꢀturma yapmak sözkonusu   olduğunda, eꢀitlik ilkesine saygı çerçevesinde kamuoyunun güvenini korumak ve yasadıꢀı   eylemlere göre her türlü hoꢀgörü ya da suç ortaklığı izleniminden kaçınmak amacıyla   yetkililerin ivedi cevabı temel unsur olarak değerlendirilebilir (Birleꢀik Krallık aleyhine   McKerr davası, no 28883/95, prg. 114, CEDH 2001-III, ve Türkiye aleyhine Biꢀkin davası, no   45403/99, prg. 69, 10 Ocak 2006).   ii. Genel ilkelerin mevcut davada uygulanması   Mevcut davada AĐHM, Hükümetin mahkemenin takdirine sunduğu dosyadaki unsurlara   bakarak, ihtilaflı çatıꢀmaya katılanlardan sadece köy korucularının dinlendiğini tespit   etmektedir. Cumhuriyet savcısı bu çatıꢀmaya hangi askeri birimin katıldığını araꢀtırmamıꢀ ve   katılan askerlerin dinlenmesini gerekli görmemiꢀtir.     Buna rağmen AĐHM, 9 Kasım 2001 tarihinde yetkili ulusal savcılığın silahlı çatıꢀma sırasında   ölen kiꢀilerin mezarlarının bulunduğu yeri belirlemek ve gerektiğinde Andrea Wolf’un   cesedinin çatıꢀmanın vuku bulduğu sahada gömülüp gömülmediğini doğrulamak amacıyla   jandarmaların çatıꢀma mahalline gelmelerini istediğini kaydetmektedir. Oysa, jandarmalar   iklim koꢀulları elveriꢀli olmadığı için çatıꢀma mahalline gidememiꢀlerdir. Dosyadan   anlaꢀıldığına göre, savcılık bu talebini iklimin daha ılıman olduğu bir dönemde yinelememiꢀ   ve soruꢀturmayı daha ileriye götürmemiꢀtir ; bu nedenle de Andrea Wolf’un mezarı hiçbir   zaman bulunamamıꢀtır.   Bu bağlamda, yetkili ulusal savcılığın baꢀvuranın kızının gömüldüğü yeri bilen tanıkların   olduğu yönündeki iddialarını dikkate alması yararlı olabilirdi. Dava koꢀullarına bakıldığında,   sadece bu tanıkların dinlenmesi Andrea Wolf’un cesedinin gömüldüğü yerin belirlenmesini   mümkün kılabilirdi. Yine bu konuyla ilgili olarak, Çatak savcılığının 9 Kasım 2001 tarihli   talebi üzerine jandarmaların herhangi bir fotoğraf bulunmadığını söylemesine rağmen, ꢁerife   Erdoğan’ın 12 Mart 2001 tarihli ifadesinden jandarmaların kendisine ihtilaflı çatıꢀmada   ölenlerin fotoğraflarını gösterdiğinin belirlenmesi ilginç bir not olarak kaydedilmelidir. Savcı   jandarmaların verdiği bu cevabı, örneğin ꢁerife Erdoğan’ın ifadesiyle eꢀleꢀtirmek suretiyle   doğrulamaya gerek görmeden kabul etmiꢀtir. Çatak savcılığının 9 Kasım 1998 tarihinde   ihtilafı çatıꢀma sırasında ölenlerin kimliklerinin belirlenmesi amacıyla bir giriꢀimde   bulunarak, Van jandarma Komutanlığı’ndan sözkonusu olayla ilgili tüm kanıt unsurlarının   kendisine bildirilmesi talebi, yukarıdaki tespitle birlikte okunmalıdır. Oysa, dosya savcılığın   bu talebine verilen yanıtla ilgili hiçbir bilgi içermemektedir.   AĐHM, yetkili ulusal savcılığın da ꢁerife Erdoğan, Fatih Yalçınkaya ve Emine Yıldız’ın   ifadeleri hakkında bir açıklama getirme teꢀebbüsünde bulunmadığını gözlemlemektedir.   AĐHM’ne göre, özellikle Emine Yıldız’ın « Ronahi »’nin askerler tarafından yakalanarak   Van’a götürüldüğünü belirten 25 Ekim 2001 tarihli ifadesi ile yine Emine Yıldız’ın birinin   kod adı « Ronahi » olan iki Alman uyruklu kadınla birlikte yakalandığını söylediği 4 ꢁubat   tarihli ifadesini dinleyen Cumhuriyet savcısının görevi, bu ifadelerin doğruluğunu   kontrol etmek olmalıydı. Oysa savcılık, ne ifadedeki farklılığı açıklığa kavuꢀturma ve ne de   örneğin Emine Yıldız’ı yakaladığı iddia edilen askerlerin ifadeleriyle eꢀleꢀtirmek suretiyle   doğruluğunu kontrol etme teꢀebbüsünde bulunmamıꢀtır. Savcılığın, sadece Emine Yıldız’ın   kendisine takipsizlik kararı alma imkânı tanıyan ifadelerindeki unsurları dikkate aldığı   anlaꢀılmaktadır.   Öte yandan, mevcut davada yetkili ulusal makamların, Andrea Wolf’un ölüm koꢀullarını   araꢀtırmak için ayrıca bir soruꢀturma baꢀlatan Alman yetkililer ile iꢀbirliği yapmaya   yanaꢀmadığı gibi, baꢀvuranın kızının hangi ꢀartlarda öldüğünü açığa çıkarmak üzere Alman   yetkililer tarafından muhtemelen takip edilen izleri de dikkate almadığının önemle altı   çizilmelidir. AĐHM, Türkiye ile Almanya’nın yetkili ulusal makamları arasında hiç kuꢀkusuz   bir iꢀbirliği noksanlığı yaꢀandığını kaydetmektedir. Soruꢀturma komisyonu tarafından   toplanan bilgi ve belgelerle ilgili olarak, baꢀvuranın avukatı, Đçiꢀleri Bakanı ile Van   savcılığını bu komisyonun varlığı hakkında bilgilendirmiꢀtir. Oysa, bu komisyon tarafından   dinlenen tanıkların ifadeleri ile baꢀvuran tarafından çağırılan tanıkların ve ulusal makamlar   tarafından dinlenen tanıkların ifadeleri arasındaki bariz farklılıklara rağmen, ceza   soruꢀturmasıyla görevlendirilen Cumhuriyet savcısı Andrea Wolf’un ölümü hakkında   yürüttüğü soruꢀturmayı derinleꢀtirmek adına bu izi takip etmeyi yeğlememiꢀtir.     Đꢀte bu nedenle, yukarıda tespit edilen noksanlığı da dikkate alan AĐHM, ulusal makamların   AĐHS’nin 2. maddesi hükümlerine aykırı olarak baꢀvuranın kızının akıbeti hakkında uygun ve   etkili bir soruꢀturma yürütmedikleri sonucuna varmaktadır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 2. maddesi baꢀlığı altında Savunmacı Devlet’e düꢀen usule iliꢀkin   yükümlülükler ihlal edilmiꢀtir.   III. DĐĞER ĐHLAL ĐDDĐALARI HAKKINDA   Baꢀvuran, kızının ölümü nedeniyle hem fiziksel ve hem de ruhsal acı çektiğinden ꢀikâyetçi   olmaktadır. Bu bağlamda baꢀvuran, kızının Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yakalandığını,   onların kötü muamelesine maruz kaldığını ve daha sonra onlar tarafından öldürüldüğünü iddia   etmekte, AĐHS’nin 3. ve 5. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, bu iddiaları reddetmektedir.   AĐHM, sözkonusu ꢀikâyetlerin yukarıda incelenen ꢀikâyetlerle bağlantılı olduğunu ve   dolayısıyla bunların da kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.   AĐHS’nin 2. maddesiyle ilgili tespitini dikkate alan AĐHM, mevcut baꢀvuruda ortaya çıkan   temel hukuki sorunu incelediği kanaatine varmaktadır. Davadaki bütün olguları ve tarafların   argümanlarını göz önüne alan AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 5. maddelerine dayalı ꢀikâyetlerin   ayrıca karara bağlanmasına gerek olmadığı sonucuna varmaktadır (bakınız, diğerleri   arasından, Yıldırım ilgili bölüm, prg. 96, ve Türkiye aleyhine Kamil Uzun davası,   no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007).   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran, maruz kaldığı manevi zarar karꢀılığında 15 000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM, Savunmacı Devlet’in AĐHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan yükümlülükleri   kapsamında sorumlu olduğu sonucuna varmaktadır. AĐHM, baꢀvurana manevi tazminat   baꢀlığı altında 15 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatindedir.   Baꢀvuran, ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve gideri   karꢀılığında 15 583,56 Euro, tercüme masrafları olarak 5 335,21 Euro ve yol masrafları için   ise 3 003,10 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran, AĐHM’ne avukat ücretleri, yargı masrafları   tercüme ve yol masraflarıyla ilgili çeꢀitli belgeler sunmaktadır.   Hükümet, kanıt belgelerinin bulunmadığını, zira baꢀvuranın sunduğu belgelerin baꢀvuru   dilekçesinin AĐHM’ne sunulduğu tarihten önceki bir döneme ait olduklarını savunmaktadır.   Hükümet, AĐHM’nin yargı gider ve masrafları için baꢀvurana herhangi bir tutar ödenmesine   hükmetmemesini istemektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada sunulan belgeler ve sözü     edilen kıstaslar ıꢀığında, baꢀvurana dile getirdiği bütün yargılama masraf ve gideri için 15 000   Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına karar vermektedir.   AĐHM, sözkonusu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uygulanan orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına   hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oybirliğiyle baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Oybirliğiyle, baꢀvuranın kızının ölümü ile ilgili olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal   edilmediğine;   3. Bire karꢀı altı oyla, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruꢀturma ile ilgili olarak   AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 3. ve 5. maddeleri kapsamında yapılan ꢀikayetlerin ayrıca   incelenmesine gerek olmadığına;   5. Đkiye karꢀı beꢀ oyla,   a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet   tarafından baꢀvurana her türlü vergiden muaf tutularak 15.000 Euro (on beꢀ bin Euro) manevi   tazminat ve her türlü vergiden muaf tutularak 15.000 (on beꢀ bin Euro) yargılama masraf ve   gideri ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Oybirliğiyle, adli tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 08 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddesi uyarınca Yargıç I. Cabral   Barreto’nun ayrı oy görüꢀü bulunmaktadır.   18

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło