64725/01

WyrokETPCz2008-04-08ECLI:CE:ECHR:2008:0408JUD006472501

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego dotyczącego praw własności naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie przed Sądem Katastralnym w Ezine, trwające ponad 29 lat (z czego ponad 21 lat w jurysdykcji Trybunału), było nadmiernie długie i naruszyło art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał podkreślił, że państwa-strony mają obowiązek zorganizować swój system sądowniczy w taki sposób, aby zapewnić rozpatrywanie spraw w rozsądnym terminie. Stwierdził, że ani złożoność sprawy, ani zachowanie skarżącej nie usprawiedliwiają tak długiego opóźnienia, a przewlekłość wynikała z braku należytej staranności sądów krajowych. W odniesieniu do drugiego postępowania, Trybunał uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania, biorąc pod uwagę jego ścisły związek z głównym postępowaniem.
Stan faktyczny
Skarżąca, urodzona w 1920 roku, wniosła w 1978 roku sprawę o unieważnienie aktów własności dotyczących kilku działek, twierdząc, że jej ojciec sprzedał je pasierbicy i pasierbowi w drodze oszukańczej sprzedaży, aby pozbawić ją dziedziczenia. Sprawa ta, po wielu przeniesieniach między sądami i połączeniach z innymi postępowaniami, trwała ponad 29 lat i wciąż była w toku w momencie wydania wyroku ETPCz. Skarżąca wniosła również drugą sprawę o odszkodowanie za bezprawne zajmowanie nieruchomości, która została zawieszona w oczekiwaniu na wynik pierwszej sprawy i ostatecznie umorzona.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą długości postępowania cywilnego za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną; 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do postępowania przed Sądem Katastralnym w Ezine; 3. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania pozostałej części skargi skarżącej na podstawie art. 6 ust. 1 Konwencji; 4. Zasądził skarżącej kwotę 13 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową; 5. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   MEŞRURE SÜMER – TÜRKİYE   (Başvuru no. 64725/01)   KARAR   STRAZBURG   Nisan 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 64725/01 başvuru numaralı davanın nedeni T.C.   vatandaşı Meşrure Sümer’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 21 Ocak 2000   tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış   olduğu başvurudur.   Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından H. Ceylan tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1920 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.   A. Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılama   Temmuz 1978 tarihinde, başvuran, üvey annesi S.C. ve üvey erkek kardeşi L.C.   (bundan sonra her üçü de “taraflar” olarak anılacaktır) aleyhine Bakırköy Asliye Hukuk   Mahkemesi’nde dava açmış ve Çanakkale’nin Ezine ilçesinde bulunan birkaç arsa üzerindeki   tapu kayıtlarının iptali isteminde bulunmuştur. Başvuran, kendisine miras kalmaması   amacıyla, babasının, arsaları üvey annesine ve üvey kardeşine hileli satış yoluyla sattığını   iddia etmiştir. Mahkeme başvuran lehinde karar vermiştir. Bu karar, Bakırköy Asliye Hukuk   Mahkemesi’nin kanun bakımından yetkisizliği kararıyla Yargıtay tarafından bozulmuştur.   Dosya 18 Şubat 1981 tarihinde Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geçmiştir. Ezine Asliye   Hukuk Mahkemesi kendi hakkında madde bakımından yetkisizlik kararı vermiş ve dava   dosyasını 22 Eylül 1983 tarihinde Ezine Kadastro Mahkemesi’ne göndermiştir.   Bu süre zarfında, 1980 yılında, Ezine ilçesinde kadastro tespiti yürütülmüş ve 220, 221   ve 223 numaralı parseller, mülkiyetini kimsenin kanıtlayamadığı gerekçesiyle Maliye   Bakanlığı adına kaydedilmiştir. Başvuran, erkek kardeşi ve Orman Müdürlüğü, Kadastro   Komisyonu’na itirazda bulunmuşlardır. Başvuran ve erkek kardeşi yukarıda belirtilen   arsaların, 23 Ocak 1951, 4 Mayıs 1965 ve 7 Nisan 1972 tarihlerinde Tapu Sicili’nde babası   adına kaydedilmiş olan 3, 4, 26, 5, 6, 25 ve 112 numaralı parsellere karşılık geldiğini ileri   sürmüşlerdir. Komisyon madde bakımından yetkisizlik kararıyla 23 Ocak 1981 tarihinde dava   dosyasını Ezine Kadastro Mahkemesi’ne göndermiştir.   Bu süre zarfında, S.C. ve Orman Müdürlüğü, söz konusu arsaların mülkiyetine ilişkin   olarak Ezine Kadastro Mahkemesi’nde ayrı ayrı davalar açmışlardır.   Muhtelif tarihlerde, yukarıda belirtilen davalar, Ezine Kadastro Mahkemesi önünde   aynı dava dosyasında birleştirilmiştir.   Bu süre içinde, L.C. vefat etmiş ve yargılamaya yasal mirasçıları katılmıştır. Belirli   olmayan bir tarihte, S.C., mahkemeye, tartışma konusu arsalardaki tüm payını torunu T.C.’ye   sattığını bildirmiştir.   Ekim 1997 tarihinde, Mahkeme, 221 ve 223 numaralı parsellerin tamamı ile 220   numaralı parselin bir bölümünün orman olduğu ve dolayısıyla Orman Müdürlüğü’nün adına   kaydedilmesi gerektiği kararını vermiştir. Ayrıca, kalan arsanın başvuranın babasının adına   kaydedilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir.   Haziran 1999 tarihinde, Yargıtay bir duruşma düzenlemiş ve Asliye Hukuk   Mahkemesi’nin 220 numaralı parselin bir bölümüne (yaklaşık 53.750 m²) ilişkin bölümünü   onamıştır. Bu bağlamda, bilhassa, söz konusu alanın kırk ila yetmiş yaş arası kızıl çam   ağaçları içerdiğini, devlet haritasında orman olarak gözüktüğünü ve söz konusu arsanın   geçmişte mahkumiyetle sonuçlanan bir cezai kovuşturmanın konusunu oluşturduğunu   kaydetmiştir. Dava dosyasında bulunan bilgilerin kalan arsaların mülkiyeti hakkında karar   vermek için yeterli olmadığı gerekçesiyle kararın geri kalanı bozulmuştur.   Aralık 1999 tarihinde, dava ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.   Ocak 2002 tarihinde, ilk derece mahkemesi 53.750 m² bir alanın orman olduğuna,   dolayısıyla Hazine adına kaydının yapılması gerektiğine ve 220 ve 221 sayılı parsellere dahil   100.000 m² arsanın ortaklaşa olarak taraflar adına kaydedilmesi gerektiğine karar vermiştir.   Ayrıca, 223 ve 221 sayılı parsellere dahil olan 166.050 m² alanın, tarafların zeytin ağaçları   üzerindeki mülkiyetine ilişkin olarak Tapu Sicili’nde bir kayıtla birlikte, Hazine adına   kaydedilmesi gerektiğine karar vermiştir.   Konu hakkında karar vermek için dava dosyasında bulunan bilgilerin yeterli olmadığı   gerekçesiyle Yargıtay 30 Ocak 2003 tarihinde bu kararı bozmuştur.   Tarafların karar düzeltme talebi Yargıtay tarafından 1 Mart 2004 tarihinde   reddedilmiştir.   Ekim 2007 tarihinde Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, bu kararın alındığı   tarihte ilk derece mahkemesi önünde dava halen görülmekteydi.   B. Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki yargılama   Kasım 1990 tarihinde, başvuran, üvey annesi S.C. ve üvey kardeşi L.C. hakkında   Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önünde kanunsuz işgal için ecrimisil davası açmıştır.   Kasım 1990 tarihinde tarafların gıyabında düzenlenen ilk duruşmada usule ilişkin   konular yer almıştır.   Mart 1991 tarihinde düzenlenen duruşmada, taraflar delillerini sunmak için süre   talebinde bulunmuşlardır. Mahkeme taleplerini kabul etmiştir.   Haziran 1991 tarihinde, başvuranın avukatı ek bilgi sunmak için süre talep etmiştir.   Mahkeme bu talebi kabul etmiştir. Bu süre, 22 Ekim 1991 tarihinde düzenlenen bir sonraki   duruşmada, başvuranın avukatının söz konusu arsalara ilişkin bilgi sunmaması nedeniyle   uzatılmıştır.   Ocak 1992 tarihinde düzenlenmesi kararlaştırılmış olan bir sonraki duruşma,   tarafların mazeret göstererek katılmamaları gerekçesiyle ertelenmiştir. Mahkeme, 12 Mayıs ve   Ekim 1992 tarihlerinde iki duruşma daha düzenlemiştir.   Şubat 1993 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, mahkeme, başvuranın avukatının   talebi üzerine, terekeye mümessil tayini hususunda davacıların Sulh Hukuk Mahkemesi’nde   dava açmalarına izin vermiştir. Bir sonraki duruşma, sanıkların tazminat davasının mevcut   davayla birleştirilmesini talep ettikleri 11 Mayıs 1993 tarihinde düzenlenmiştir.   Eylül 1993 tarihinde, mahkeme, aynı arsalara ilişkin olduğu gerekçesiyle Ezine   Kadastro Mahkemesi önünde görülen davanın sonucunu beklemeye karar vermiştir.   Başvuranın avukatı, 28 Aralık 1993 ve 19 Nisan 1994 tarihlerinde düzenlenen sonraki   iki duruşmada bulunmamıştır. Bu süre zarfında, mahkeme iki ayrı tazminat davasını   birleştirmiştir. 6 Eylül 1994 tarihinde düzenlenen bir sonraki duruşmada, başvuranın avukatı   duruşmada bulunmamıştır. Karşı taraf, Ezine Kadastro Mahkemesi önünde görülen davanın   sonucunu beklemek için yargılamanın durdurulması talebinde bulunmuştur.   Başvuranın avukatı 24 Kasım 1994 tarihinde duruşmaya katılmış ve mahkemeye Ezine   Kadastro Mahkemesi önündeki davanın halen devam etmekte olduğunu bildirmiştir. 16 Şubat   tarihinde düzenlenen bir sonraki duruşmada, avukat duruşmaya katılmamıştır.   Mayıs 1995 tarihinde düzenlenen duruşmada, başvuranın avukatının, arsa   üzerindeki zeytin ağaçlarının değerine ilişkin olay yeri incelemesi talebi mahkemece   reddedilmiştir. 13 Temmuz 1995 tarihinde, başvuranın avukatı, mevcut kovuşturmanın   tartışma konusu taşınmazın mülkiyetine ilişkin değil; taşınmaz üzerindeki fiili zilyetlik   nedeniyle tazminata ilişkin olduğunu ve bu nedenle Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki   davanın sonucunu beklemenin gerekli olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme bu iddiayı   reddetmiş ve davanın sonucunu beklemeye karar vermiştir.   Ocak 1995 tarihinde düzenlenen duruşmada, başvuranın avukatı ek belgeler   sunmuştur.   Aralık 1995 ve 9 Temmuz 1997 tarihleri arasında, dava tarafların gıyabında   ertelenmiştir.   Ekim 1997 tarihinde düzenlenen duruşmada, başvuranın avukatı, mahkemeye, Ezine   Kadastro Mahkemesi önündeki davanın halen devam ettiğini bildirmiştir.   Ocak 1998 ve 3 Kasım 1999 tarihleri arasında, dava tarafların gıyabında   ertelenmiştir. 3 Kasım 1999 tarihinde, mahkeme, davanın, Hukuk Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nun 409/5 maddesi uyarınca yenileninceye kadar kayıttan düşmesine karar vermiştir.   Kasım 1999 tarihinde, başvuranın avukatının talebi üzerine dosya yeniden   açılmıştır. 26 Ocak 2000 ve 6 Eylül 2000 tarihleri arasında, mahkeme, tarafların duruşmaya   katılmamaları nedeniyle davayı ertelemiştir.   Ekim 2000 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, başvuranın avukatı, mahkemeye,   davalı tarafın avukatının vefat ettiğini bildirmiştir.   Kasım 2000 ve 28 Mart 2001 tarihleri arasında, mahkeme, başvuranın avukatının   duruşmaya katılmayacağını bildirmesi üzerine duruşmaları ertelemiştir.   Mayıs 2001 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, başvuranın avukatı yeni atandığı   için dava dosyasını incelemek üzere süre talebinde bulunmuştur. Mahkeme bu talebi kabul   etmiştir ve bir sonraki duruşmanın 4 Temmuz 2001 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştır.   Temmuz 2001 tarihinde, başvuranın avukatı, mahkemeden, Kadastro   Mahkemesi’nde görülen davanın sonucunu beklemesini talep etmiştir. Mahkeme bu talebi   kabul etmiştir.   Ekim 2001 ve 17 Temmuz 2002 tarihleri arasında görülmesi kararlaştırılmış olan   duruşmalar, başvuranın avukatının duruşmalara katılmayacağını bildirmesi üzerine   ertelenmiştir.   Ekim 2002 tarihinde, mahkeme, davanın, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun   409/5 maddesi uyarınca yenileninceye kadar kayıttan düşmesine karar vermiştir. Zira,   başvuran ve yasal temsilcisi duruşmaya katılmamışlardır. 19 Şubat 2003 tarihinde, mahkeme,   başvuranın mahkemenin son kararından itibaren üç ay içinde yenileme talebinde bulunmamış   olduğu gerekçesiyle, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, hukuki yargılamanın süresinin AİHS’nin 6/1 maddesindeki “makul süre”   şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu madde şöyledir:   “Herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda karar verecek olan ... bir   mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet, AİHM’den, başvuranın AİHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği gibi iç   hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmesini talep etmiştir. Zira, Ezine   Kadastro Mahkemesi önündeki dava halen devam etmekteydi ve Ezine Asliye Hukuk   Mahkemesi önündeki dava kayıttan düşürme kararı ile son bulmuştur.   Başvuran, Hükümet’in iddialarına genel hatlarıyla karşı çıkmıştır.   AİHM, geçmiş davalarda Hükümet’in benzer itirazlarını incelemiş ve reddetmiş   olduğunu yinelemiştir (bkz., özellikle, Tutar – Türkiye, no. 11798/03, 10 Ekim 2006; Ertürk –   Türkiye, no. 15259/02, 12 Nisan 2005). AİHM, bu davada, yukarıda belirilen başvurulardaki   kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiş ve dolayısıyla Hükümet’in bu   başlık altındaki itirazlarını reddetmiştir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas   1. Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılamaya ilişkin   a) Dikkate alınması gereken süre   Hükümet, AİHM’den, yalnızca, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Komisyonu önünde   bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987 tarihinden sonra gerçekleşen   yargılamayı dikkate almasını talep etmiştir.   AİHM, kovuşturmanın 6/1 madde tarafından ortaya konan “makul süre” şartını   karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken dikkate alınması gereken sürenin, başvuranın yedi   arsaya ilişkin tapu iptal davası açtığı tarih olan 26 Temmuz 1978’de başladığını ve yerel   mahkemeler önünde davanın halen devam etmekte olduğunu değerlendirmiştir. Dolayısıyla,   kovuşturma, hali hazırda, yirmi dokuz yıldan fazla sürmüştür.   AİHM’nin zaman bakımından yetkisi ancak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları   Komisyonu önünde bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987’den sonraki   yirmi bir yıl iki aylık süreyi değerlendirmesine izin verir. Bununla beraber, Türkiye’nin söz   konusu hakkı tanıdığı tarihteki kovuşturma durumunu dikkate almalıdır (bkz. Şahiner –   Türkiye, no. 29279/95; Cankoçak – Türkiye, no. 25182/94 ve no. 26956/95, 20 Şubat 2001). O   kritik tarihte, kavuşturma, hali hazırda, sekiz yıl altı aydan fazla sürmüştü.   b) Yargılama süresinin uygunluğu   Hükümet, bu davanın, arsaların tapusu konusunda uyuşmazlığa ilişkin karmaşık bir   dava olduğunu ve bu nedenle yerel mahkemeler tarafından titiz bir inceleme gerektirdiğini   ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın avukatının, bazı duruşmalara katılmayarak ve ek süre   taleplerinde bulunarak kovuşturma süresinin uzamasında etkili olduğunu belirtmiştir.   Başvuran iddialarında ısrar etmiştir.   AİHM yargılama süresinin uygunluğunun, davanın şartları ışığında, AİHM   içtihadında yer alan ölçütlerin ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili   mercilerin tutumunun ve başvuran için davada neyin tehlikede olduğunun dikkate alınarak   değerlendirilmesi gerektiğini yineler. (bkz. birçok içtihat arasında, Frydlender – Fransa [BD],   no. 30979/96).   AİHM, hali hazırda yaklaşık olarak yirmi dokuz yıl sürmüş olan – ki bu sürenin yirmi   bir yıl iki ayı AİHM’nin zaman bakımından yetkisi dahilindedir - yargılama süresince önemli   ölçüde ertelemeler olduğunu değerlendirmiştir. AİHM, bu başvurudaki konuyla benzer   konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz.,   özellikle, Namlı ve Diğerleri – Türkiye, no. 51963/99, 5 Aralık 2006; Nalbant – Türkiye, no.   61914/00, 10 Ağustos 2006). Ne davanın karmaşıklığı ne de başvuranın avukatının tutumu   davadaki ertelemeleri açıklamaya yeterlidir (bkz., örneğin, yukarıda anılan Namlı ve   Diğerleri). Bu bağlamda, AİHM, AİHS’nin 6/1 maddesinin, Sözleşmeci Devletlere, kendi   yargı sistemlerini, mahkemelerinin söz konusu hükmün bütün gerektirdiklerini karşılayacak   şekilde düzenlemesi görevini yüklediğini öne sürmüştür; ki buna davalar hakkında makul bir   sürede karar vermek de dahildir (bkz. yukarıda anılan Nalbant). AİHM, bu davadaki   yargılama süresinin ancak yerel mahkemelerin davaya özen göstermemesi ile açıklanabileceği   görüşündedir. Son olarak, AİHM, yerel kovuşturmada başvuran için tehlikede olan şeyin onun   için büyük önem taşıdığını değerlendirmiştir.   AİHM, kendisine sunulmuş olan tüm belgeler ışığında ve konuya ilişkin içtihadını   dikkate alarak, bu davada, yargılamanın haddinden fazla sürdüğü ve “makul süre” şartını   karşılamadığı kanaatine varmıştır.   Dolayısıyla 6/1 madde ihlal edilmiştir.   2. Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki yargılamaya ilişkin   Taraflar bu konuda belirli bir görüş sunmamışlardır.   AİHM, bu davada ortaya konan temel AİHS meselesinin 6/1 madde uyarınca Ezine   Kadastro Mahkemesi önündeki yargılama süresi olduğunu belirtmiştir. Bu maddenin ihlal   edildiğini tespit etmiş olan AİHM, Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki yargılamanın   haddinden fazla sürüp sürmediği hakkında ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığını   değerlendirmiştir. Zira, Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki davanın Ezine Kadastro   Mahkemesi önündeki davanın sonucunu beklemek üzere durdurulduğu göz önüne alındığında   söz konusu iki yargılama birbiriyle yakından ilişkilidir (bkz., Uzun – Türkiye, no. 37410/97,   Mayıs 2007).   II. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ   En sonuncusu 10 Temmuz 2006 tarihli bir yazı olmak üzere muhtelif tarihlerde,   başvuran, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesine aykırı olarak zeytin ağaçlarının satışından   yararlanma hakkı da dahil olmak üzere veraset haklarına haksız müdahale yapıldığı   konusunda şikayetçi olmuştur. 30 Mart ve 15 Nisan 2002 tarihli yazılarda, başvuran,   AİHS’nin 14. maddesine aykırı olarak, cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını iddia   etmiştir.   Bu şikayetlerin usulüne uygun yapıldığı farz edilse dahi, AİHM, elindeki tüm   belgelerin ışığında, bu şikayetlerin AİHS veya Protokolleri’nde ortaya konan hak ve   özgürlüklerin ihlalini oluşturmadığı kararını vermiştir.   AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35. maddesinin 1., 3. ve 4. paragrafları   uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez olduğu kararını   vermiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   Sözleşme’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören   tarafın adil tatminine hükmeder.”   A. Tazminat, yargılama masraf ve giderleri   Başvuran yargılama süresinin sonucu olarak gördüğü zarara karşılık tazminat talep   etmiş ancak miktarı AİHM’nin takdirine bırakmıştır. Ayrıca mülkiyet hakkına saygı   gösterilmemesi sonucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. 5 Ağustos 2006   tarihli bir yazısında, başvuran, geçmiş yirmi sekiz yılda zeytin ağaçlarının verdiği ürünün   satışından kendine düşen pay miktarı olarak 900.000 Amerikan Doları talep etmiştir.   Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.   AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı   görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Buna ek olarak, başvuran belirlenen süre   içinde yargılama masraf ve giderlerine ilişkin tazminat talebinde bulunmadığı için, AİHM,   AİHS’nin 41. maddesi uyarınca tazminat ödenmemesine karar vermiştir. Diğer taraftan,   AİHM, başvuranın, yargılama süresi nedeniyle tek başına ihlal tespitiyle yeterli olarak tazmin   edilemeyecek sıkıntı ve gerilim gibi manevi zarar görmüş olduğu kanaatindedir. AİHM,   davanın koşullarını ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana, 13.500 Euro tazminat   ödenmesine karar vermiştir.   AİHM, ayrıca, yargılama süresinin bu davada olduğu gibi haddinden fazla sürdüğü ve   AİHS’nin 6/1 maddesinin “makul süre” şartına aykırı olduğu durumlarda, davanın müteakip   olarak mümkün olan en kısa süre içinde incelenmesi ve karara bağlanmasının, esas itibarıyla,   ihlale yönelik uygun bir tazmin yolu olarak kabul edildiğini değerlendirmiştir.   B. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE   1. Hukuki yargılamanın süresine ilişkin şikayetin kabuledilebilir; başvurunun geri kalanının   kabuledilemez olduğuna;   2. Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılamaya ilişkin olarak AİHS’nin 6/1 maddesinin   ihlal edildiğine;   3. Başvuranın AİHS’nin 6/1 maddesi uyarınca olan kalan şikayetinin ayrı olarak   incelenmesinin gerekli olmadığına;   3. a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve   her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana   manevi tazminat olarak 13.500 Euro (on üç bin beş yüz Euro) ödenmesine;   b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 8 Nisan 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   Santiago Quesada   Josep Casadevall   Zabıt Katibi   Başkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło