65344/01
WyrokETPCz2007-06-05ECLI:CE:ECHR:2007:0605JUD006534401
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy sąd wojskowy, w skład którego wchodzą sędziowie wojskowi podlegli dowództwu wojskowemu, może być uznany za niezawisły i bezstronny w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji w sprawie cywila? 2. Czy skazanie cywila za rozpowszechnianie ulotki zachęcającej do unikania służby wojskowej stanowi naruszenie wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym sądy wojskowe, w skład których wchodzą sędziowie wojskowi podlegli dowództwu wojskowemu, nie mogą być uznane za niezawisłe i bezstronne w sprawach cywilów, zwłaszcza gdy sprawa dotyczy kwestii związanych z wojskiem. W odniesieniu do wolności wyrażania opinii, Trybunał uznał, że skazanie skarżącego stanowiło ingerencję w jego prawo z art. 10. Chociaż ingerencja była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel, nie była ona „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”, ponieważ ulotka nie nawoływała do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu, a nałożona kara (pozbawienie wolności i grzywna) była nieproporcjonalna do zamierzonego celu.Stan faktyczny
Skarżący, Nevzat Onaran, członek stowarzyszenia „Çağdaş Hukukçular Demeği”, rozpowszechnił ulotkę „düşünce özgürlüğü” (wolność myśli) protestującą przeciwko skazaniom myślicieli za przestępstwa myśli oraz wyraził solidarność z osobami odmawiającymi służby wojskowej z przyczyn sumienia. Został oskarżony na podstawie art. 155 tureckiego kodeksu karnego o „nakłanianie ludności do unikania służby wojskowej”. Sąd wojskowy w Ankarze skazał go na dwa miesiące pozbawienia wolności i grzywnę, co zostało podtrzymane przez Sąd Kasacyjny. W konsekwencji skazania, skarżący został również wydalony ze stowarzyszenia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 4. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania zarzutu dotyczącego art. 11 Konwencji. 5. Zasądził na rzecz skarżącego: 2,30 EUR tytułem szkody majątkowej, 2 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej, 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 6. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
ღꢀ ꢁ ꢀღ
ღꢀ
ღꢀ
ღ ꢀ
ꢂꢂꢂꢂꢂꢂꢂꢂꢂꢂꢂꢂꢀ
C O N S E I L D E ^
L’EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
*
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ONARAN- TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:6S344/01)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG H a z i r a n 2 0 0 7
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (65344/01) başvuru no’lu davanın nedeni, bu
ülke vatandaşı Nevzat Onaran’m (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 1
Aralık 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca
yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
A .
D a v a K o ş u lla r ı
“Çağdaş Hukukçular Demeği” üyesi olan başvuran, düşünce suçu nedeniyle bazı
düşünürlerin mahkum edilmesini protesto etmek amacıyla, 1 Eylül 1995 tarihinde İzmir’de
düzenlenen bir konferansa sırasında “İzmir Savaş Karşıtları Demeği” başkam Osman Murat
Ülke tarafından yapılan bir basın açıklamasını içeren “düşünce özgürlüğü” isimli bir bildiri
yayınlamıştır. Başvuran 23 Temmuz 1999 tarihinde bu bildirileri, İstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi önünde dağıtmış ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcısı’na başvurarak vicdani retçiîerle dayanışma içerisinde olduğunu belirtmiştir.
( Ekim 1999 tarihli bir iddianameyle Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcısı, halkı
askerlik hizmetinden soğutmak amacıyla telkinatta bulunmak suçundan başvuranın, Türk
Ceza Kanunu’nun 155. maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir.
Başvuran, Ankara Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi önünde suçsuz
olduğunu belirtmiştir. Başvuran Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi önünde görülen
davanın hakkaniyete uygun olarak görülmediğini belirtmiş ve ifade özgürlüğünü dile getirerek
TCK’nin 155. maddesinin anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Ankara Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, 1 Şubat 2000 tarihinde başvuranı Ekim 1999 tarihli iddianameye dayanarak iki ay hapis ve 2.620.000 Türk Lirası (olayların
meydana geldiği dönemde yaklaşık 2,30 Euro) ağır para cezasına mahkum etmiştir. Ankara
Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi karar gerekçelerinde ifade özgürlüğünün, suçun
önlenmesi ve kamu düzeni ile ahlakın korunması amacıyla bir takım sınırlamalara tabi
tutulabileceğini belirtmiştir.
(
Temyiz edilen karar 16 Mayıs 2000 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır. Yargıtay
kararı Ankara Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi’nde bulunan dosyaya eklenmiş ve Haziran 2000 tarihinde tarafların dikkatine sunulmuştur.
Çağdaş Hukukçular Demeği’ne gönderilen 15 Kasım 2002 tarihli yazıda Ankara
Valiliği, başvuranın mahkum edilmesi nedeniyle 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 4.
maddesi uyarınca dernek bünyesindeki faaliyetlerine son verilmesini talep etmiştir. Çağdaş
Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu 30 Kasım 2002 tarihinde başvuranın demek üyeliğinden
çıkarılmasına karar vermiştir. Bu karar 30 Haziran 2003 tarihinde başvurana bildirilmiştir.
Başvuruda belirtilmeyen bir tarihte başvuran kendisine verilen para cezasını ödemiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I . A İ H S ’ N İ N 6 . M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ İ D D İ A S I H A K K I N D A
Başvııran kendisini yargılayan Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nin bünyesinde,
atamalarını gerçekleştiren Genelkurmay Başkanlığı’na ve Savunma Bakanlığı’nın emir ve
talimatlarına bağlı olarak hareket eden iki askeri hakim ve subay bulunması sebebiyle bu
mahkemenin bağımsız ve tarafsız sayılamayacağım iddia etmektedir. Bununla ilgili olarak
başvuran, sivil bir vatandaş olarak askerlerden oluşan bir mahkeme önünde yargılanmış
olmasının AİHS’nin 6 § I. maddesinin ihlali anlamına geldiğini ileri sürmektedir.
A . K a b u led ileb ilirlik H a k k ın d a
Hükümet başvurunun gecikmiş olarak yapıldığını belirtmektedir. Hükümet’e göre, altı
aylık sürenin başlangıç tarihi olarak, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği 16 Mayıs 2000
tarihinin alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvuru en geç 16 Kasım 2000 tarihinde
yapılmalıydı ve bu haliyle başvuruda, AİHS’nin 35 § 1. maddesi ile öngörülen altı aylık süre
ihlal edilmiştir.
AİHM, bir başvuranın nihai iç hukuk kararının bir örneğinin kendisine res’en tebliğ
edilmesi hakkına sahip olduğu durumda, altı aylık sürenin, kararın bir kopyasının başvurana
tebliğ edildiği tarihten itibaren başladığının kabul edilmesinin, AİHS’nin 35 § 1. maddesinin
amacına ve konusuna daha uygun olacağı yönündeki içtihadım hatırlatmaktadır (Bkz. Worm-
Avusturya, 29 A ğustos 1997 tarihli karar, D erlem e K ararlar ve H üküm ler), O ysa ki m evcut
davada olduğu gibi iç hukukta tebliğin öngörülmediği durumlarda AİHM, karara
ulaşılabileceği yani tarafların kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olabilecekleri tarihin
dikkate alınması gerektiği kanaatindedir (Bkz., özellikle Papachelas-Yunanistan, no:
31423/96).
AİHM mevcut davada, Yargıtay’ın 16 Mayıs 2000 tarihli kararının, 2 Haziran 2000
tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi kalemine iletilerek tarafların bilgisine
sunulmuştur. Başvuran ise altı aydan kısa bir süre önce yani 1 Aralık 2000 tarihinde AİHM’ye
başvurmuştur. Bu nedenle ön itirazın reddedilmesi uygun olacaktır.
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. AİHM başvuruda başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile
karşılaşmamaktadır. Bu nedenle başvurunun kabuledilebiür ilan edilmesi uygun olacaktır.
B . E s a s H a k k ı n d a
AİHM, buna benzer şikayetlerin dile getirildiği pek çok dava incelemiş ve bunlar
AİHS’nin 6 § 1, maddesinin ihlali yönünde sonuçlanmıştır {Ergin (No:6) kararı),
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, askeriyeye karşı yasal bir
zorunluluğu bulunmayan başvuranın (Bkz. a contrario, Önen-Tiirkiye (karar), 32860/96, 10
Şubat 2004), askerlik hizmetine karşı propaganda yapılmasına ilişkin suçlara bakan askeri
hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu
kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nin davanın gerekçesine
yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı
duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı
yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir
(mutatis mutandis, Incal -Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar ve Ergin (no:6J).
Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran hakkında verilen ceza mahkumiyetinin, AİHS’nin 9. ve 10. maddelerim ihlal
ettiğini ileri sürmektedir. AÎHM bu şikayetleri yalnızca 10. madde bakımından incelemeye
karar vermiştir.
A. K a b u l e d i l e b i l i r l i k H a k k ın da
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. AİHM başvuruda başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile
karşılaşmamaktadır. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
AİHM dava konusu mahkumiyet kararının, AÎHS’nin 10 § 1. maddesi ile güvence
altına alman ifade özgürlüğü hakkma yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar
arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtmektedir. AİHS’nin 10 § 2. maddesi uyarınca
müdahalenin yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç
güttüğüne yönelik bir itirazda bulunulmamıştır (Yağmurdereli-Tiirkiye, no: 29590/96, 4
Haziran 2002), AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaşmazlık,
müdahalenin “demokratik bir toplumda” gerekli olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
Hükümet başvuranın mahkum edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu
belirtmektedir. Zira sözkonusu bildiride yer alan ifadeler, halkı Türkiye’de zorunlu olan
askerlik hizmetini yapmamaya teşvik edici niteliktedir.
AİHM daha önce bu davanmkine benzer sorulan gündeme getiren başka davalar da
incelemiş ve bunların sonucunda AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır
(Bkz., özellikle, Ergin (no:6), Ceylan-Türkiye, n o : 2 3 5 5 6 / 9 4 , Öztürk-Türkiye, no: 22479/93,
İbrahim Âksoy-Tiirkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, Karkın-Tiirkiye,
no: 43928/98, 23 Eylül 2003, ve Kızılyaprak-Tiirkiye, no: 27528/95, 2 E kim 2003),
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı ışığında incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AÎHM bildiride
kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almıştır. Bu nedenle
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları gözönünde bulundurmuştur.
AİHM, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi’nin dava konusu bildirinin kamu
düzenine ve kamu ahlakına aykırı ifadeler içerdiğine kanaat getirdiğini tespit etmektedir.
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların
başvuranın ifade özgürlüğü hakkma müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği
sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis nmtandis, Sürek-Tiirkiye (no:4), no: 24762/94, 8 Temmuz 9 9 9 ) . A Î H M , ö z e l l i k l e s ö z k o n u s u b i l d i r i d e y e r a l a n b a z ı i f a d e l e r i n , a s k e r l i k h i z m e t i n e k a r ş ı
düşmanca bir tutuma teşvik etse de, ne şiddet kullanmaya ne silahlı direnişe ne de
başkaldırmaya teşvik edici nitelikte olduğunu tespit etmiş ve bunun kine teşvik edici bir
söylem olmamasının, göz önünde bulundurulması gereken esas unsur olduğu kanaatine
varmıştır (Bkz,, a contrario, Sürek-Türk'ıye (no: 1), no: 26682/95, Ergin (no:6), ve Gerger-
Türkiye, no: 24919/94, 8 T em m uz 1999).
AİHM, bir müdahalenin orantılı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğinde, verilen
cezaların ağırlığının da göz önünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatmaktadır.
Mevcut davada başvuranın hapis cezasına ve para cezasına mahkum edilmiş olması
hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olmakta ve bu noktada “demokratik bir toplum” için
gerekli olmamaktadır.
Bu nedenle A İH S ’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AÎHM’ye gönderilen 22 Mart 2003 tarihli yazıda Çağdaş Hukukçular
Derneği bünyesindeki faaliyetlerine son verilmiş olmasının, AİHS’nin 11. maddesi ile
güvence altına alınan dernek kurmak özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiğini ileri
sürmektedir.
AİHM başvuranın faaliyetlerine son verilmesi işleminin, 2908 sayılı Demekler
Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca TCK’nın 155. maddesi bakımından mahkum edilmiş
olmasının doğrudan bir sonucu olduğunu tespit etmektedir.
AİHS’nin 10. maddesine ilişkin tespit dikkate alındığında AİHM, mevcut davada bu
maddenin ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A . T a z m i n a t
Başvuran maddi ve manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, aşırı olduğunu belirttiği bu rakamlara itiraz etmektedir.
AİHM, 1 Şubat 2000 tarihli kararla başvurana verilen cezanın, AİHS’nin Î0. maddesi
bakımından tespit edilen ihlalin doğrudan bir sonucu olduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle
başvuran tarafından ödenen rakamın tamamının başvurana iade edilmesi uygun olacaktır zira
Hükümet bu tutarın ödenmediği hususu ile ilgili olarak herhangi bir bilgi vermemiştir. Sonuç
olarak hakkaniyete uygun olarak AİHM elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda başvurana
maddi tazminat olarak 2,30 Euro ödenmesine karar vermiştir.
AİHM ayrıca başvurana manevi tazminat olarak 2.000 Euro ödenmesinin uygun
olacağı kanaatindedir (karşılaştırın Ergin (no:6) kararı ile).
AİHM’ye göre bir mahkumiyet kararının, AİHS bakımından tarafsız ve bağımsız
olmayana bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun
tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden
yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Öcalan-Türkiye, no: 46221/99).
B . M a sra f v e H a rca m a la r
Başvuran aynı zamanda AİHM ve yerel mahkemeler önünde masraf ve harcamalar
için 3.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM’nin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan masraf ve harcamalar geri
ödenebilmektedir. Mevcut davada AİHM, başvuranın avukatı tarafından gerçekleştirilen
çalışmaya ilişkin bir dekont sunmadığı ve yaptığını iddia eden masrafları belgelendirmediği
için iddialarını ayrıntılı olarak sunmadığını tespit etmektedir. Bununla birlikte başvuranın
başvurusunun yapılması amacıyla bir takım masraflar yapmış olabileceğini tahmin etmektedir
bu nedenle başvurana hakkaniyete uygun olarak 1.000 Euro tutarında adli yardım ödenmesine
karar vermiştir. AİHM bu rakamın başvurana ödenmesine karar vermiştir.
€. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna; . A İ H S ’ n in 6 § 1 . m a d d e s in in ihlal edildiğine;
3. A İH S ’nin 10. m addesinin ihlal edildiğine; . A ÎH S ’n in 1 1 . m a d d e sin e ilişk in o la ra k d ile g e tirile n itira z ın a y rıc a in c e le n m e sin in
gerekli olmadığına;
5. a) A İH S ’nin 44 § 2. m addesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kum üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere
Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i . m a d d i t a z m i n a t o l a r a k 2 , 3 0 E u r o ( i k i e u r o o t u z s a n t i m ) Ödenmesine;
i i . m a n e v i t a z m i n a t o l a r a k 2 . 0 0 0 E u r o ( i k i b i n E u r o ) ödenmesine;
iii.masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
iv. y u k a r ı d a k i m i k t a r l a r ı n h e r t ü r l ü v e r g i d e n muaftutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. A dil tazm ine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi
gereğince 5 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
(
(
1
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło