65508/01

WyrokETPCz2007-04-03ECLI:CE:ECHR:2007:0403JUD006550801

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżących własności nieruchomości bez wypłaty odszkodowania, na podstawie art. 38 tureckiej ustawy o wywłaszczeniu, naruszyło ich prawo do poszanowania mienia zagwarantowane w art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zastosowanie art. 38 tureckiej ustawy o wywłaszczeniu (nr 2942), które doprowadziło do anulowania tytułów własności skarżących i przeniesienia mienia na rzecz państwa bez jakiegokolwiek odszkodowania, stanowiło pozbawienie własności. Trybunał podkreślił, że takie pozbawienie mienia, nawet jeśli służyło interesowi publicznemu, musi być zgodne z zasadą sprawiedliwej równowagi między wymogami interesu ogólnego a ochroną praw jednostki. Brak jakiegokolwiek odszkodowania za utracone mienie, w sytuacji gdy skarżący zostali pozbawieni możliwości dochodzenia roszczeń odszkodowawczych, sprawił, że interwencja ta była arbitralna i naruszyła tę równowagę, prowadząc do naruszenia art. 1 Protokołu nr 1.
Stan faktyczny
Skarżący byli właścicielami działki nr 95 w Mardin w Turcji. W 1982 roku Skarb Państwa wystąpił o unieważnienie ich tytułów własności. W międzyczasie, działka została zaminowana i faktycznie zajęta przez wojsko w latach 1945-1966. Skarżący w 1992 roku wnieśli pozew o odszkodowanie za faktyczne wywłaszczenie, który został oddalony przez sądy krajowe na podstawie art. 38 ustawy o wywłaszczeniu, stwierdzającego, że po dwudziestu latach nieprzerwanego użytkowania przez administrację dla dobra publicznego, prawo do odszkodowania wygasa. Ostatecznie, w 1999 roku, sądy krajowe anulowały tytuły własności skarżących i zarejestrowały działkę na rzecz Skarbu Państwa, również bez odszkodowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną; 2. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1; 3. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 13 Konwencji; 4. Zasądził skarżącym (lub ich spadkobiercom) wspólnie 240 000 EUR tytułem szkody majątkowej oraz 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki; 5. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ARĐ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no:65508/01)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   NĐSAN 2007   NĐHAĐ KARAR   03/07/2007   Đşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 65508/01 başvuru no’lu davanın nedeni, 31 Türk   vatandaşı Şeyhmus Ari (1921 doğumlu), Abdullah Düzce (1943), Ömer Düzce (1956), Mehmet   Ari (1943), Ahmet Ari (1951), Mehmet Aydemir Bülbül (1940), Feyzi Bülbül (1940), Çerkez   Bülbül (1957), Ahmet Bülbül (1930), Abdülhalim Bülbül (1962), Yusuf Düzce (1945), Mehmet   Düzce (1966), Nevaf Düzce (1953), Farhan Ari (1932), Sali Ari (1962), Süleyman Ari (1961),   Bedir Ari (1958) ve Emlohan Ari’nin (1965) yanısıra Dehle Ari (1953), Müzeyyen Ari (1981),   Hediye Ari (1960), Sultan Ari (1967), Methiye Ari (1951), Fatma Düzce (1930), Züheyya   Yıldırım (1957), Yıldız Düzce (1959), Naile Düzce (1978), Arifa Düzce (1963), Aynur Düzce   (1979), Hanımi Ari (1922) ve Büruce Ari’nin (1954) (Başvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne (AĐHM) 9 Ekim 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri   Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur. Başvuranlar, AĐHM   huzurunda Diyarbakır ve Mardin Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu ve S. Demirkesen   tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Başvuranlar Mardin’de ikamet etmektedirler.   Hazine Müsteşarlığı 21 Haziran 1982 tarihinde, başvuranlara (ya da anne babalarına) ait   no’lu parselden 95 no’lu parsele kadar olan parsellere ilişkin tapu senetlerinin iptali ve ihtiyati   tedbir talebiyle birlikte tapu sicil kayıtlarına Hazine adına tescil edilmesi için Mardin Asliye   Hukuk Mahkemesi’ne başvurmuştur.   Asliye Hukuk Mahkemesi 22 Haziran 1982 tarihinde ihtiyati tedbir talebini kabul   etmiştir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 1982 ve 1985 yılları arasında tarafları dinlemiş, sözkonusu   parsellerle ilgili ek bilgiler istemiş ve olay yeri tespitinin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı   sonucuna varmıştır.   Hazine 9 Aralık 1985 tarihli duruşmada, 1 no’ludan 94 no’lu parsele kadar olan   parsellerle ilgili taleplerini geri çekmiştir. Ancak Hazine 95 no’lu parsel’in kendi adına tescil   edilmesi talebini korumuş, bu talep de Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edilmiştir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 9 Aralık 1988 tarihinde, ihtilaf bulunmaması nedeniyle 1 no’lu   parselden 94 no’lu ya kadar olan parsellerle ilgili davanın kayıttan silinmesine karar vermiştir.   Ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi 95 no’lu parselle ilgili davanın başka bir dosya numarasıyla   devam edilmesine karar vermiştir.   Daha sonra 95 no’lu parselle ilgili dava kaldırılmıştır.   Başvuranlar (ya da anne babaları) 9 Ocak 1992 tarihinde, tazminat davası amacıyla   672.500 m²’lik arsa olan 95 no’lu parselin değerinin tespit edilmesi talebiyle Asliye Hukuk   Mahkemesi’ne başvurmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi bilirkişilerle birlikte olay yeri   incelemesi yapmıştır. Daha sonra 9 Mart 1992 tarihli bilirkişi raporuna göre arsanın değerini   1.609.965.000 TL [yaklaşık olarak 203.270 Euro] olarak belirlediği beyan kararını vermiştir.   Başvuranlar (ya da anne babaları) 30 Eylül 1992 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi   huzurunda Savunma Bakanlığı’na karşı tazminat başvurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar   Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın fiili (de facto) kamulaştırmasının sözkonusu olduğunu   savunarak, aynı şekilde Kara Kuvvetleri Komutanlığı adına tapu sicil kaydında arsanın tescil   edilmesini talep etmişlerdir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 12 Temmuz ve 12 Kasım 1993 tarihlerinde bilirkişilerle   birlikte olay yerinde iki kez inceleme yapmış ve tanıkları dinlemiştir. Sözkonusu tanıklar   arazinin dikenli telle çevrildiğini ve 1972 yılında araziye mayın döşendiğini belirtmişlerdir. Đki   farklı bilirkişi ekibi sırasıyla 31 Ağustos ve 22 Kasım 1993 tarihlerinde raporlarını sunmuşlardır.   Bilirkişi ekipleri arsanın değerini sırasıyla 2.263.635.000 TL [yaklaşık 146.178 Euro] ve   2.254.220.000 TL [yaklaşık 126.472] olarak belirlemişlerdir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 6 Aralık 1994 tarihinde Đçişleri Bakanlığı’ndan ve Jandarma   Genel Komutanlığı’ndan arsanın hangi tarihte mayınlandığına dair ek bilgi istemiştir. Đçişleri   Bakanlığı 20 Aralık 1994 tarihli cevap yazısında arsanın fiili kamulaştırıldığını ve 1960 yılında   arsaya mayın döşendiğini belirtmiştir. Jandarma Genel Komutanlığı 4 Nisan 1995 tarihinde,   ve 1966 yılları arasında arsaya mayın döşendiğini ve o dönemden bu yana arsanın işgal   edildiğini bildirmiştir. Son olarak Savunma Bakanlığı, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne arsanın   mayınlandığı tarihleri 1955-1956 olarak belirttiği bilirkişi incelemesi sonuçlarını iletmiştir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 25 Eylül 1996 tarihli kararla, başvuranların (ya da anne   babaları) tazminat taleplerini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, arsanın Đdare tarafından   kamu yararı nedeniyle kesintisiz olarak yirmi yıl boyunca işgal edildiğinden dolayı, 2942 sayılı   Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde öngörülen koşulların oluştuğuna kanaat   getirmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi karar hükmünü, özellikle bilirkişi incelemesi sonuçları,   Savunma Bakanlığı’nın dava konusu malın 1955 yılından bu yana Jandarma Genel   Komutanlığı’nın kullanımına sunulduğuna dair belgeye ve arsanın krokileri gibi dosya   unsurlarına dayandırmıştır.   Yargıtay 6 Şubat 1997 tarihli kararla ilk derece mahkemesi sonuçlarını onamıştır.   Ağustos 1997 tarihinde Fatma Düzce’nin eşi ve Dehle Düzce’nin (Ari) de babası olan   Harun Düzce, Züheyla Düzce (Yıldırım), Yıldız Düzce (Yıldırım), Naile Düzce, Mehmet Düzce,   Arifa Düzce ve Aynur Düzce (Ortaç) vefat etmiştir.   Savunma Bakanlığı 15 Nisan 1999 tarihinde 95 no’lu parselin tapu sicil kaydında Hazine   Müsteşarlığı adına tescil edilmesi talebiyle Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurmuştur.   Başvuranlar (ya da anne babaları), 29 Nisan 1999 tarihinde 95 no’lu parselin 1973 tarihli   tapu senedinin bir kopyasını Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunmuşlardır. Bu senette, arsanın   yılından bu yana başvuranların (ya da anne babaları) mülkiyetinde olduğu ve arsanın   niteliğinin “mayınlı arsa” olduğu belirtilmektedir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 29 Eylül 1999 tarihli bir kararla, başvuranların tapu senetlerini   iptal etme ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi uyarınca Hazine adına tescil   edilmesi kararı almıştır.   Başvuranlar (ya da anne babaları) 11 Kasım 1999 tarihinde, 29 Eylül 1999 tarihli karara   itiraz etmek için temyiz başvurusunda bulunmuşlar ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini ileri   sürmüşlerdir.   Yargıtay 27 Ocak 2000 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı onamıştır.   Yargıtay 6 Nisan 2000 tarihinde başvuranların (ya da anne babaları) kararın düzeltilmesi   başvurusunu reddetmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   Başvuranlar tazminat ödenmeksizin dava konusu mülkiyetlerinden mahrum   bırakılmalarının 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde ifade edilen ilkelere aykırı koşullarda   gerçekleştiğini ileri sürmektedirler. Ayrıca başvuranlar, etkili başvuru yolunun bulunmadığından   şikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 13. maddesini ileri sürmektedirler.   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA   1. AĐHM’nin ratione temporis Yetkisi ve Altı Ay Kuralı Hakkında   Hükümet, ilk olarak başvuranların şikayetlerinin, dava konusu gayrimenkulün 1955   yılında kamu hizmetine tahsis edildiğinden dolayı AĐHS hükümleriyle ratione temporis   bağdaşmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediğini de ileri   sürmektedir. Hükümet’e göre başvuranlar, 30 Eylül 1992 tarihinde fiili kamulaştırma   gerekçesiyle Asliye Hukuk Mahkemesi huzurunda tazminat başvurusunda bulunmuşlar, bu   başvuru 25 Eylül 1996 tarihinde reddedilmiş ve son olarak Yargıtay bu kararı 6 Şubat 1997   tarihinde onamıştır. Böylece altı aylık süre bu tarihten itibaren işlemeye başlamıştır. Halbuki   başvuranlar Hazine’nin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi çerçevesinde   aleyhlerinde başlattığı davanın sonuçlanmasının ardından   başvurularını yapmışlardır.   Dolayısıyla başvuru, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süreye riayet edilmeden   AĐHM’ye sunulmuştur.   AĐHM, başvuranların tapu senedinin, Savunma Bakanlığı’nın 15 Nisan 1999 tarihinde   açtığı davanın 6 Nisan 2000 tarihinde Yargıtay kararıyla sonuçlanmasının ardından iptal   edildiğini tespit etmektedir. Başvuranlar bu tarihten itibaren altı ay içinde başvurularını   yapmışlardır.   AĐHM, daha önceki kararlarında benzer itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır (I.R.S.-   Türkiye (karar), no: 26338/95 ve Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye (karar), no:   58650/00). AĐHM, daha önce vardığı sonuçlara aykırı bir karar almak için hiçbir gerekçe   görmemekte ve Hükümet’in ratione temporis yetkisizlik itirazıyla birlikte altı ay kuralına riayet   edilmediğine dair itirazını reddetmektedir.   2. Bazı Başvuranların Mağdur Sıfatının Bulunmaması Hakkında   Hükümet, Dehle Ari, Züheyla Yıldırım, Fatma Düzce, Yıldız Düzce, Naile Düzce,   Mehmet Düzce, Arifa Düzce ve Aynur Düzce adlı sekiz başvuranın, ulusal yargılamalarda taraf   olmadıkları ve mülkiyet haklarının olduğunu kanıtlayan hiçbir belge sunmadıklarından dolayı,   AĐHS’nin güvence altına aldığı hakların ihlal edilmesinden mağdur olduğunu iddia   edemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet, 41. madde çerçevesinde başvuranların görüşlerine   cevaben sunduğu 28 Temmuz 2006 tarihli görüşlerinde, Şeyhmus Ari ve Fatma Düzce adlı iki   başvuranın öldüklerini AĐHM’nin bilgisine sunmakta ve AĐHM’den sözkonusu başvuranlarla   ilgili başvuruyu kayıttan silmeye davet etmektedir.   Başvuranların avukatları 13 Eylül 2006 tarihinde, ölen başvuranların mirasçılarının talebi   üzerine 5 Eylül 2006 tarihinde Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından çıkarılan iki miras   belgesini dava dosyasına koymuşlardır. Şeyhmus Ari ile ilgili olan belgeye göre, Asliye Hukuk   Mahkemesi, Şeyhmus Ari’nin 15 Haziran 2003 tarihinde vefat ettiğini ve Mahmut Ari,   Abdurrahman Ari, Söda Ari ve Hediye Ari’nin yasal mirasçılar olduğunu tespit etmiştir. Fatma   Düzce konusunda ise, Asliye Hukuk Mahkemesi Fatma Düzce’nin 30 Ocak 2003 tarihinde vefat   ettiğini ve Dehle Düzce (Ari), Züheyla Düzce (Yıldırım), Yıldız Düzce (Yıldırım), Naile Düzce,   Mehmet Düzce, Arifa Düzce ve Aynur Düzce’nin (Ortaç) yasal mirasçılar olduğunu tespit   etmiştir. Ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi Fatma Düzce’nin eşi ve diğer mirasçıların babası olan   Harun Düzce’nin 5 Ağustos 1997 tarihinde vefat ettiğini de tespit etmiştir.   Dehle Ari, Züheyla Yıldırım, Fatma Düzce, Yıldız Düzce, Naile Düzce, Mehmet Düzce,   Arifa Düzce ve Aynur Düzce’nin mağdur olduklarını ileri sürüp süremeyecekleri sorunu   hakkında AĐHM, zararın olmadığı durumlarda bile AĐHS’nin gerekliliklerinin yerine   getirilmesinde bir eksiklik bulunduğunun düşünülebileceğinden dolayı, AĐHS’nin 34.   maddesinin “mağdur” olarak dava konusu fiil ya da ihmalin doğrudan etkilediği kişiyi   belirttiğine dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (Brumarescu-Romanya, no: 28342/95). Bir   başvuran AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca ancak dava konusu fiil ya da ihmalkarlıktan doğrudan   etkilendiği sürece “mağdur” sıfatını ileri sürebilir. Başvuranın sonuçlardan doğrudan mağdur   olması ya da mağdur olma riski taşıması gerekmektedir (Otto-Preminger-Đnstitut-Avusturya, 20   eylül 1994 tarihli karar, Norris-Đrlanda, 26 Ekim 1988 tarihli karar ve Monnat-Đsviçre, no:   73604/01).   Bu durumda AĐHM, 13 Eylül 2006 tarihinde dava dosyasına konulan ve Fatma   Düzce’nin mirasçılarını gösteren miras belgesinde, mirasçıların, 5 Ağustos 1997 tarihinde   öldükten sonra bile ulusal yargılamalarda taraf olmaya devam eden Harun Düzce’nin de   mirasçısı olarak hareket ettiklerinin belirtildiğini tespit etmektedir (Malhous-Çek Cumhuriyeti,   no: 33071/96). Dolayısıyla Hükümet’in ön itirazının bu kısmını reddetmek yerinde olacaktır.   Hükümet’in, Şeyhmus Ari ve Fatma Düzce’ye ilişkin başvurunun kayıttan düşürülmesi   talebi konusunda AĐHM, mirasçıların AĐHM huzurundaki davaya katılma isteğini dile   getirdiklerini not etmektedir. Dolayısıyla Hükümet’in itirazının geri kalan kısmını reddetmek   yerinde olacaktır.   3. Sonuç   Böylece AĐHM, AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca başvurunun açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, başvurunun başka hiçbir kabuledilemezlik   gerekçesiyle ters düşmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvuruyu kabuledilebilir ilan etmek   yerinde olacaktır.   II. 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI HAKKINDA   Başvuranlar, tazminat ödenmeksizin dava konusu mülkiyetten mahrum bırakmanın 1   No’lu Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen ilkelere aykırı koşullarda gerçekleştiğini ileri   sürmektedirler.   Başvuranlar, hiçbir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın de facto arsalarına el konulduğunu   ileri sürmektedirler. Başvuranlar hiçbir zaman kendilerine ödemenin yapılmadığını ve   Hükümet’in bu konuda hiçbir kanıt sunmadığını ileri sürmektedirler.   Başvuranlar, 19 Haziran 1973 tarihinde kesinleşen tapu kadastro işlemine ilişkin   tutanağın 95 no’lu parsele ilişkin tapu senetlerini belgelediğini belirtmektedirler. Başvuranlara   göre, Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin yanlış   uygulayarak tapu senedini iptal etme kararı vermiştir. Başvuranlar, bu iptal kararının 38.   maddeye uygun olmadığını savunmaktadırlar. Her halükarda, başvuranlar mülkiyetten mahrum   bırakmanın tazminat ödenmeksizin gerçekleştiğinden dolayı, bu hükmün 1 No’lu Protokol’ün 1.   maddesinde belirtilen ilkeye aykırı olduğunu ileri sürmektedirler.   Hükümet öncelikle olayların 50’li yıllara dayandığını ve Hazine’nin 1957 ve 1960 yılları   arasında başvuranların arsaları da dahil olmak üzere 39.497.000 m² arsanın karşılığında   8.758.869 TL [yaklaşık 2.362.610 Euro] ödediğini belirtmektedir. Ancak Hükümet, maliklerin   aldığı para miktarının kanıtlanmasının oldukça zor olduğunu eklemektedir.   Hükümet o dönemdeki ilgili iç hukuka özellikle 221 sayılı Kanun ve 2942 sayılı   Kanun’un 38. maddesine atıfta bulunarak, arsanın Đdare’nin hizmetine sunulması nedeniyle ve   arsalarını hiçbir zaman kullanmadıklarından dolayı başvuranların kişisel ve gerçek haklarını   kaybettiklerini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet’e göre ilgililer, Asliye Hukuk Mahkemesi   huzurunda tazminat başvurularını yaptıkları sırada Kamulaştırma Kanunu hükümlerinin   uygulanmasını istememişlerdir.   AĐHM, 19 Haziran 1973 tarihli tapu kadastro belgesinden önceki dönem konusunda   taraflar arasında farklı bazı bakış açılarına rağmen, sözkonusu belgenin ardından arsanın   başvuranlar adına tescil edildiği konusunda taraflar arasında tartışma konusu olmadığını not   etmektedir. Bu davada ulusal mahkemeler 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini uygulayarak tapu   sicil kaydına tescil edilmiş olan başvuranların tapu senedini iptal ettiğinden ve Savunma   Bakanlığı yararına mülkiyetin devredilmesine karar verdiğinden dolayı, bu bağlamdaki   anlaşmazlıklara ilişkin sorunları çözmek AĐHM’nin görevi değildir. Bu koşullarda AĐHM, ulusal   mahkeme kararlarının, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendindeki ikinci cümle   uyarınca başvuranların mallarından mahrum bırakılmasına neden olduğu sonucuna varmaktadır   (mutatis mutandis, Brumarescu).   Ayrıca AĐHM, bu davadakine benzer sorunların ortaya çıktığı davaları daha önce   incelediğini ve 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin uygulanmasının ardından mülkiyetten   mahrum bırakma nedeniyle 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini   hatırlatmaktadır (I.R.S. ve diğerleri, Kadriye Yıldız ve diğerleri-Türkiye, no: 73016/01 ve   Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye, no: 58650/00). AĐHM, bu hükmün uygulanması   hakkında, Hükümet’in mevcut durumda farklı bir sonuca ulaşılmasını sağlayabilecek ne bir olay   ne de bir argüman sunduğunu tespit etmektedir.   AĐHM, 38. maddenin bu davaya uygulanmasıyla, tapu senetleri iptal edildiği gerekçesiyle   başvuranların her türlü tazminat isteme olanağından mahrum bırakıldığına kanaat getirmektedir.   Toplumun genel menfaati gereklilikleri ile hakların güvence altına alınması zorunlulukları   arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin korunmasını sağlayacak tazminata ilişkin hiçbir   işlem başlatılmadığından dolayı böyle bir müdahale ancak keyfi bir müdahale olarak   nitelendirilebilir.   Dolayısıyla 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AĐHS’NĐN 1 NO’LU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHM, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi alanında dile getirdiği sonucu gözönüne alarak,   sorunu AĐHS’nin 13. madde açısından ayrıca incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuranlar, arsanın halihazırdaki değeri olan 716.970,60 Euro ve 1999 yılından bu yana   mallarından mahrum bırakılmaları nedeniyle tazminat için 215.910,74 Euro olmak üzere toplam   932.881,34 Euro istemektedirler.   Başvuranlar iddialarını kanıtlamak için, Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından   belirlenen bilirkişi ekibinin 2 Kasım 2005 tarihinde yaptığı incelemeye dayanmaktadırlar.   Ayrıca başvuranlar manevi zarar adı altında her biri 5.000 Euro istemektedirler.   Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM, I.R.S. ve diğerleri-Türkiye davasında tespit edilen ihlalin kaynağı, zilyetliğin   elden çıkmasının hukuki nitelemesi değil de, tazminat yoksunluğu olduğu takdirde, tazminatın   kaçınılmaz olarak malların tam değerini yansıtmak zorunda olmadığını beyan ettiğini   hatırlatmaktadır. AĐHM bu durumda Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi’nin arsanın değerini 9   Mart 1992 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak belirlediğinin yer aldığı beyan kararı verdiğini   belirtmektedir. Ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi’nin belirlediği bilirkişiler 31 Ağustos-22   Kasım 1993 tarihleri arasında, başvuranların ödenmesini sağlayabilecekleri arsanın değerini   belirlemişlerdir. Ancak dava konusu arsanın yirmi yıl boyunca Đdare tarafından kamu yararı   nedeniyle kesintisiz olarak kullanıldığından dolayı, Asliye Hukuk Mahkemesi 2942 sayılı   Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi tarafından öngörülen koşullar oluştuğu gerekçesiyle   başvuranların tazminat talebini reddetmiştir. AĐHM, bunun 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin   ihlal edildiği tespitinin dayanağını oluşturduğu sonucuna varmaktadır. Sonuç itibariyle AĐHM,   elinde bulunan unsurların tümünü ve içtihadını gözönüne alarak hakkaniyete uygun olarak   başvuranlara (ya da hak sahiplerine) maddi tazminat için ortaklaşa 240.000 Euro ödenmesine   karar vermektedir (Kadriye Yıldız ve diğerleri).   Ayrıca AĐHM, bu davada manevi tazminat için özel hiçbir sorunun bulunmadığına kanaat   getirmektedir (I.R.S. ve diğerleri (adil tazmin)).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuranlar, ulusal mahkemeler ve AĐHM huzurunda yapılan masraf ve harcamalar için   5.400 Euro istemektedirler.   Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.   AĐHM’nin yerleşik içtihadına göre 41. madde bakımından masraf ve harcamaların   ödenmesi için, sözkonusu masrafların gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya   konulması gerekir (Đatridis). Ayrıca yargılama masrafları, tespit edilen ihlalle ilgili oldukları   sürece ödenmektedir (Beyeler-Đtalya (adil tazmin), no: 33202/96).   AĐHM, başvuranların ulusal mahkemeler ve AĐHM huzurunda yapılan masraflar   konusunda hiçbir fatura sunmadıklarını not etmektedir. Ancak AĐHM huzurunda avukat   tarafından temsil edilen başvuranların zorunlu olarak bazı masraflarda bulunmuş oldukları   görüşündedir. AĐHM dava koşullarını gözönünde bulundurarak, yapılan bütün masraflar için   başvuranlara ortaklaşa 4.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesine ilişkin şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına;   4.a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz   kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara (ya   da hak sahiplerine) ortaklaşa,   i. maddi tazminat için 240.000 (iki yüz kırk bin) Euro;   ii. masraf ve harcamalar için 4.000 (dört bin) Euro;   iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,   Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda   faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine   uygun olarak 3 Nisan 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło