6586/05
WyrokETPCz2007-07-24ECLI:CE:ECHR:2007:0724JUD000658605
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy wielokrotne postępowania karne i wyroki w zawieszeniu za wypowiedzi polityczne, pomimo ich późniejszego umorzenia, naruszyły prawo skarżącego do wolności wypowiedzi z art. 10 Konwencji, wywołując efekt mrożący?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wypowiedzi skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę porządku publicznego oraz reputacji, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Podkreślono, że granice dopuszczalnej krytyki są szersze w przypadku osób publicznych, zwłaszcza polityków. Pomimo braku prawomocnych skazań, liczne postępowania i odroczone wyroki stworzyły "efekt mrożący", zmuszając skarżącego do powstrzymania się od dalszych wypowiedzi, co było nieproporcjonalne do zamierzonych celów. Trybunał stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Celal Güzel, były minister i poseł, a w czasie zdarzeń przewodniczący partii politycznej, był przedmiotem licznych postępowań karnych w Turcji. Zarzuty dotyczyły znieważenia Prezydenta, Prokuratora Generalnego, Rządu, sił zbrojnych i wymiaru sprawiedliwości, w związku z jego wypowiedziami w gazetach, radiu i telewizji. W większości przypadków sądy krajowe orzekały wyroki w zawieszeniu lub odraczały postępowania na podstawie ustaw nr 4454 i 4616. Ostatecznie wszystkie sprawy zostały umorzone po upływie okresów odroczenia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Zasądził skarżącemu 5 000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. 4. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
GÜZEL - TÜRKĐYE DAVASI (No: 3)
(Baꢀvuru no:6586/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (6586/05) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaꢀı olan Hasan Celal Güzel’in (baꢀvuran) 1 Mart 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından H.A. Özkan tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
Eski bir bakan ve milletvekili olan baꢀvuran 1945 doğumlu olup Ankara’da ikamet
etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde baꢀvuran Yeniden Doğuꢀ Partisi’nin genel
baꢀkanlığını yürütmekteydi. Yaptığı beyanlar nedeniyle baꢀvuran, bir çok cezai takibata konu
olmuꢀtur.
1. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılamalar
Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi baꢀvuranı 23 Haziran 1997 tarihinde Yeni Günaydın
Gazetesi’nde yayınlanan beyanları nedeniyle Cumhurbaꢀkanı’na hakaretten suçlu bularak bir
yıl üç ay hapse mahkum etmiꢀtir. Mahkeme kararında tartıꢀmalı beyanların kabul edilebilir
eleꢀtiri sınırlarını aꢀtığı hükmüne varmıꢀtır.
Yargıtay 29 ꢁubat 2000 tarihinde kararı bozmuꢀtur.
Asliye Ceza Mahkemesi 4 Mayıs 2000 tarihinde ilk kararını onamıꢀtır.
Yargıtay 10 Ekim 2000 tarihinde bu hükmü yeniden bozarak Asliye Ceza Mahkemesi’ne
göndermiꢀtir.
Asliye Ceza Mahkemesi 7 ꢀubat 2001 tarihinde 4616 sayılı kanun uyarınca kararı beꢀ yıl
süreyle ertelemiꢀtir.
Baꢀvuran 30 Eylül 1997 tarihinde Refah partisi aleyhinde kapatma davası açan Yargıtay
Baꢀsavcısı’na hakaret etmekle suçlanmıꢀtır. Baꢀvuranın suçlanan beyanları 23 Mayıs 1997
tarihli Milli Gazete’de yayınlanan bir makalede yer almaktaydı.
2. Batman Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama
Batman Ağır Ceza Mahkemesi 8 haziran 1999 tarihinde baꢀvuranı Hükümet’in manevi
ꢀahsiyetini tahkir ve tezyif etmek suçundan ertelenmek üzere on ay hapis cezasına
çarptırmıꢀtır. Mahkeme kararını baꢀvuranla Batman FM’de yayınlanan bir röportaja istinaden
vermiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuran hakkında açılan ceza davası hakkında karar vermek üzere
davayı üç yıl süreyle ertelemiꢀtir.
3. Konya Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama Kasım 1998 tarihinde Konya Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı 6 Mayıs 1998 tarihinde yerel
Merhaba Gazetesi’nde yayınlanan makalesi nedeniyle baꢀvuran hakkında silahlı kuvvetleri
tahkir ve tezyif etmek suçlamasında bulunmuꢀtur.
Ağır ceza Mahkemesi 13 Ekim 1999 tarihinde 4454 sayılı kanun uyarınca davayı üç yıl
süreyle ertelemiꢀtir.
4. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı 27 Mayıs 1997 tarihinde katıldığı bir televizyon
programında yaptığı konuꢀmada adaletin manevi ꢀahsiyetini tahkir ve tezyif ettiği
gerekçesiyle baꢀvuran hakkında Ceza Kanunu’nun 159. maddesi temelinde suç duyurusunda
bulunmuꢀtur. sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle baꢀvuran hakkında açılan dava üç yıl süreyle
ertelenmiꢀtir.
5. Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama
Baꢀvuran 2 aralık 1998 tarihinde bölgesel bir televizyon kanalına bir röportaj vermiꢀtir.
Yozgat cumhuriyet Savcısı 16 Nisan 1999 tarihinde baꢀvuran hakkında Cumhurbaꢀkanı2na
hakarette bulunmaktan suç duyurusunda bulunmuꢀtur.
Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi 23 aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı kanun uyarınca davayı
beꢀ yıl süreyle ertelemiꢀtir.
6. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılamalar Temmuz 1997 tarihinde Milli Gazete’de yayınladığı bir makale yüzünden 22 Eylül 1997
tarihinde baꢀvuran hakkında Hükümet’in manevi ꢀahsiyetini tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla
suç duyurusunda bulunulmuꢀtur. Baꢀvuran «onbaꢀılar hükümeti» ifadesini kullandığı için
suçlanmıꢀtı. ve 10 Ağustos tarihleri arasında Akꢀam, Siyah Beyaz, Zaman ve Hürriyet Gazeteleri’nde
yayınlanan makalelerinde silahlı kuvvetleri alenen tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla 9 Ekim tarihinde baꢀvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuꢀtur. Nisan 1997 tarihli Kanal D haber bülteninde yaptığı açıklamalarında silahlı kuvvetleri tahkir
ve tezyif ettiği iddiasıyla belirtilmeyen bir tarihte baꢀvuran hakkında suç duyurusunda
bulunulmuꢀtur.
Nisan 1997 tarihli Akit Gazetesi’nde yayınlanan makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve
tezyif ettiği iddiasıyla 9 Eylül 1997 tarihinde baꢀvuran hakkında suç duyurusunda
bulunulmuꢀtur. Nisan 1997 tarihli Akit Gazetesi’nde yayınlanan «Hayali Anayasa Projesi» baꢀlıklı
makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla 9 Eylül 1997 tarihinde
baꢀvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuꢀtur. Haziran 1997 tarihli Kanal 7 haber bülteninde yaptığı açıklamalarla silahlı kuvvetleri alenen
tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla baꢀvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuꢀtur. mart 1997 tarihli basın toplantısında yaptığı ve 8 Mart 1997 tarihinde Yeni ꢁafak ve Posta
Gazeteleri’nde yayınlanan açıklamalarıyla silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla
Baꢀvuran hakkında suç duyurusunda bulunulmuꢀtur. Mayıs 1997 tarihli Akit Gazetesi’nde yayınlanan makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve
tezyif ettiği iddiasıyla belirtilmeyen bir tarihte baꢀvuran hakkında suç duyurusunda
bulunulmuꢀtur.
Daha evvel baꢀvuran hakkındaki davaların birleꢀtirildiği Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi sayılı kanun uyarınca davaları üç yıl süreyle ertelemiꢀtir.
Đlgili mahkemeler baꢀvuranın talebi üzerine farklı tarihlerde, açılan tüm ceza davalarının
düꢀürülmesine hükmetmiꢀlerdir.
HUKUK AÇISINDAN
AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, aleyhinde açılan davalarda verilen erteleme kararlarına rağmen, hakkında verilen
ceza mahkumiyeti kararlarının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Baꢀvuran, ertelemeler sonucunda dolaylı olarak getirilen kısıtlamanın fikir beyan etme
imkanını sınırladığını savunmaktadır. Baꢀvuran, bir siyasi partinin genel baꢀkanı sıfatıyla
ülkesinin meselelerine iliꢀkin görüꢀlerini ifade ettiğini ve sözlerinin ifade özgürlüğü sınırları
içinde kaldığını ileri sürmektedir.
AĐHS’nin 11. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, hakkında açılan davaların siyasi kariyeri ve
seçimler üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden ꢀikayetçi olmaktadır.
AĐHS’nin 7. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, eski Türk Ceza Kanunu’nun 158 ve 159.
maddelerinin cezalandırdığı suç teꢀkil eden unsurları yeterince açık bir biçimde
tanımlamadığını savunmaktadır.
AĐHM, bu ꢀikayetlerin sadece AĐHS’nin 10. maddesi yönünden incelenmesinin yerinde
olacağını değerlendirmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet baꢀvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 4454 ve 4616 sayılı
kanunların yürürlüğe girmesini müteakiben baꢀvuran hakkında verilen mahkumiyet
kararlarının geçersiz hale gelerek ve yok hükmünde olduğunu ve bu durumun yukarıda anılan
çeꢀitli mahkemelerce hükme bağlandığını belirtmektedir.
Baꢀvuran bu sava itiraz etmektedir.
AĐHM, daha evvel de, kesin mahkumiyet kararının verilmesinden önce kararın ertelenmesi
halinde bir baꢀvuranın mağdur sıfatına iliꢀkin görüꢀlerini ifade etme fırsatı bulduğunu
kaydetmektedir. AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesi bakımından bir baꢀvuran hakkında verilen
erteleme kararının baꢀvuranı mağdur sıfatı taꢀımaktan mahrum bırakmadığı kanaatine
varmıꢀtı (bkz., bu anlamda, Erdoğdu – Türkiye, no: 25723/94, § 72, diğerleri arasında, Veysel
Turhan – Türkiye, no: 53648/00, 17 Haziran 2004; Yaꢀar Kaplan – Türkiye, no: 56566/00, §
32, 24 Ocak 2006).
AĐHM mevcut davada daha önce vardığı sonuçlardan ayrı bir yol tutması için herhangi bir
gerekçe olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, baꢀvuran hakkında herhangi bir kesin
mahkumiyet kararı verilmemiꢀ olsa bile, erteleme kararı yalnızca baꢀvuranın ilgili dönem
içinde kasten herhangi bir suç iꢀlememesi durumunda geçerliydi. Aksi halde tüm yargılamalar
yeniden baꢀlayacak ve hakkında bir hüküm verilecekti. Ertelenen davaların sayısı ve verilmesi
muhtemel cezalar göz önüne alındığında AĐHM, baꢀvuranın, hakkında yeniden cezai takibat
baꢀlatılmasına yol açabilecek nitelikte her türlü açıklama yapmaktan imtina etmeye mecbur
kaldığı kanaatindedir. Sonuçları kesin olmasa da cezai takibatın yeniden baꢀlatılacağı korkusu
ilgilinin fikirlerini açıkça sergileme imkanlarını kısıtlamıꢀtır. Bu durum baꢀvuranın eski bir
bakan, milletvekili ve bir partinin genel baꢀkanı oluꢀu göz önüne alındığında daha zorlayıcı
bir hal almaktadır.
AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun ilan
edilemeyeceğini tespit etmektedir. AĐHM ayrıca baꢀvurunun herhangi bir kabuledilemezlik
gerekçesiyle karꢀılaꢀmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan
etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa dair
Hükümet, baꢀvuranın eleꢀtirilerinin kabul edilebilirlik sınırlarını ve siyasi tartıꢀma boyutunu
aꢀtığını savunmaktadır. Hükümet’e göre baꢀvuran silahlı kuvvetler, adalet, Hükümet gibi
çeꢀitli kurum ve Devlet ꢀahsiyetlerini aꢀağılamıꢀ, bunlara karꢀı küfür ve hakaretlerde
bulunmuꢀtur. AĐHS’nin bu husustaki içtihadını esas alan Hükümet ifade özgürlüğünün mutlak
olamdığının ve görev ve sorumlulukları beraberinde getirdiğinin altını çizmektedir. Hükümet
ayrıca baꢀvuran hakkında verilen hiçbir kesinleꢀmiꢀ hüküm bulunmadığını, açılan ceza
davalarının tamamının erteleme süresinin sonunda düꢀürüldüğünü ve adli sicil kaydına
yapılan eklemelerin silindiğini anımsatmaktadır. Hükümet’e göre yapılan müdahale, yasayla
öngörülen, meꢀru hedefler gözeten, demokratik bir toplumda zorunlu ve izlenen hedefle
orantılı bir müdahaleydi.
Baꢀvuran bu sava itiraz etmektedir. Baꢀvuran, aleyhinde baꢀlatılan tüm takibatın silahlı
kuvvetlerin mevcut sivil iktidara silahlı kuvvetler tarafından yapılan müdahalelere yönelik
bulunduğu aynı siyasi söylem için olduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuran, farklı ꢀehirlerde
farklı mahkemeler önünde davalar açılmasının sebebinin kendisine göz dağı vermek
olduğunu, halbuki ceza kanunun ilgili düzenlemelerine göre benzer bir dizi söylem için tek bir
dava açılmasını gerektiğini belirtmektedir. Hakkında verilmiꢀ veya uygulanmıꢀ herhangi bir
kesin hüküm bulunmamasına karꢀın bu takibatın ifade özgürlüğünü son derece kısıtladığını ve
özellikle de 1999 yılında yapılan milletvekili seçimlerine yönelik kampanyayla ilgili olarak
siyasi kariyerini etkilediğini savunmaktadır. Baꢀvuran ꢀiddet kullanımını asla teꢀvik
etmediğini iddia etmektedir.
AĐHM, kesinleꢀmiꢀ bir hüküm bulunmamasına rağmen verilen mahkumiyet kararlarının ve
cezai takibatın baꢀvuranın AĐHS’nin 10 § 1 maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkına
yönelik bir müdahale olduğu hususunda tarafların hemfikir olduğunu tespit etmektedir. AĐHM
ayrıca sözkonusu müdahalenin AĐHS’nin 10 § 2 maddesi anlamında yasayla öngörüldüğü,
kamu düzeninin sağlanması, baꢀkalarının ꢀöhret ve haklarının korunması yargı gücünün
otorite ve tarafsızlığının sağlanması gibi meꢀru hedefleri gözettiği hususunda da taraflar
arasında bir anlaꢀmazlık olmadığını tespit etmektedir (bkz., diğerleri arasında, Thorgeir
Thorgeirson – Đzlanda, 25 Haziran 1992 tarihli karar, § 9; Birol – Türkiye, no: 44104/98, § 24, Mart 2005; Sabou ve Pircalab – Romanya, no: 46572/99, § 37, 28 Eylül 2004; Kürkçü –
Türkiye, no: 43996/98, § 25, 27 Temmuz 2004). AĐHM bu değerlendirmeye katılmaktadır.
Mevcut davada anlaꢀmazlık müdahalenin «demokratik bir toplumda zorunlu» olup olmadığı
sorusuna dayanmaktadır.
Daha önce de mevcut davada gündeme getirilen benzer soruları inceleyen AĐHM, AĐHS’nin
10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀti.
AĐHM mevcut davayı içtihatlarının ıꢀığında incelemiꢀ ve Hükümet’in daha önce vardığı
sonuçtan ayrı bir sonuca varmasını sağlayacak nitelikte ikna edici ne bir olgu ne de bir
argüman sunduğunu tespit etmiꢀtir. AĐHM, siyasi söylemde kullanılan ifadelere ve söylemin
gerçekleꢀtiği bağlama özel bir dikkat sarfetmiꢀtir. Bu bakımdan incelemesine sunulan vakayı
çevreleyen koꢀulları göz önünde bulundurmuꢀtur. AĐHM ayrıca kabul edilebilir eleꢀtiri
sınırlarının siyasi bir kiꢀilik sözkonusu olduğunda kamusal bir ꢀahsiyet olması itibariyle
sıradan bir kiꢀiden daha geniꢀ olduğunu müteaddit defalar kabul ettiğini anımsatmaktadır
(Pakdemirli – Türkiye, no: 35839/97, § 45, 22 ꢁubat 2005).
Tartıꢀmalı sözler farklı biçimlerde ve faklı vasıtalarla ifade edilmiꢀtir. Gazeteye verilen bir
beyanat, on farklı gazetede farklı tarihlerde yayınlanan makaleler, radyoda yayınlanan bir
röportaj, bir televizyon programında yapılan açıklamalar, bölgesel bir televizyon kanalıyla
yapılan bir röportaj, televizyonda yayınlanan bir haber bülteninde yapılan açıklamalar,
televizyonda yayınlanan bir basın toplantısı sırasında yapılan ve iki gazetede yer alan
açıklamalar. Baꢀvuran bir siyasi partinin genel baꢀkanı sıfatıyla görüꢀlerini ifade ederek çeꢀitli
devlet adamları ve kurumların eylemlerini eleꢀtirmiꢀtir. Toplumu ilgilendiren konularda fikir
beyan etmiꢀtir. Sözleri eleꢀtiriden ibaret olup hem içerik hem de kullanılan ifadeler itibariyle
siyasi söylem biçimini almıꢀtır.
Ulusal makamlar bu tartıꢀmalı ifadeleri Cumhurbaꢀkanı’nın, Yargıtay Baꢀsavcısı’nın,
Hükümet’in, silahlı kuvvetlerin ve adaletin manevi ꢀahsiyetini tahkir ve tezyif eder nitelikte
ifadeler olarak değerlendirmiꢀlerdir.
AĐHM, ulusal mahkemelerin kararlarında yer verdikleri gerekçeleri incelemiꢀ ve bazı
durumlarda tartıꢀmalı metinlerde son derece sert ifadeler bulunduğunu ve sözkonusu kurum
ve ꢀahsiyetlerle ilgili olarak son derece olumsuz bir tablo çizildiğini kabul etmiꢀtir. Hatta
sözgelimi 23 Haziran ve 27 Mayıs 1997 tarihinde yayınlanan makalelerdeki Cumhurbaꢀkanı
Demirel ve bazı yargı görevlileri ile ilgili bazı pasajlar hakaretamiz olarak nitelenebilir.
Bununla birlikte, ulusal makamlar tarafından ileri sürülen bazı gerekçeler kabul edilebilir
niteliktelerse de, müdahalenin orantılılığının tespit edilmesi sözkonusu olduğunda AĐHM,
cezaların ağırlığı ve niteliğini de dikkate almalıdır. Bu bakımdan AĐHM, baꢀvuranın ilk
aꢀamada Ankara Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bir yıl üç ay, Batman Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından on ay hapse mahkum edildiğini ve bu iki yargılamada ceza davalarının
sırasıyla beꢀ yıl ve üç yıl ertelemeye konu edildiğini kaydetmektedir. Ayrıca, baꢀvuran
hakkında yürütülen dört takibat çerçevesinde Ankara, Konya ve Beyoğlu Asliye Ceza
Mahkemeleri üç yıl, Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi ise beꢀ yıl süreyle davanın
ertelenmesine karar vermiꢀtir. Son olarak Ankara Ağır Ceza Mahkemesi sekiz takibat
çerçevesinde 4454 sayılı kanun uyarınca davaların üç yıl süreyle ertelenmesine karar
vermiꢀtir. AĐHM, eski bir bakan ve milletvekili olan, olayların meydana geldiği dönemde ise
siyasi bir partinin genel baꢀkanlığını yürüten baꢀvuran aleyhinde açılan davaların sayısı ve
hakkında verilen erteleme kararlarının erteleme süresi içindeki faaliyetleri üzerinde kısmi bir
sansür etkisi yarattığını ve kamusal bir tartıꢀmadaki yeri olan ve varlığı inkar edilemeyen bir
eleꢀtiriyi açıkça sergileme imkanının büyük ölçüde sınırlandığını değerlendirmektedir (bkz.
Erdoğdu, adıgeçen, § 72; Aslı Güneꢀ – Türkiye, no: 53916/00, § 26, 27 Eylül 2005).
Yukarıda ifade edilenler göz önünde bulundurulduğunda tartıꢀmalı mahkumiyet kararları
gözetilen amaçlarla orantılı olarak addedilemez. Bu itibarla, baꢀvuranın ifade özgürlüğüne
yönelik olarak yapılan müdahalelerin tamamı genel olarak ele alındıklarında «demokratik bir
toplumda zorunlu» değillerdi. Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği
sonucuna varmaktadır.
A. Tazminat
Baꢀvuran 100.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Baꢀvuran aynı
ꢀekilde 100.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, sunulan delillerin AĐHS’nin 10. maddesinin ihlali neticesinde doğan zararın
hesaplanması için yeterli olmadığını değerlendirmektedir (bkz. aynı anlamda, Karakoç ve
diğerleri – Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 ekim 2002).
Manevi zarara iliꢀkin olarak ise AĐHM manevi zararın tazmini için ihlal tespitinin baꢀlı baꢀına
bir tatmin teꢀkil edeceği kanaatindedir.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran, AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı temsil masraf ve harcamaları için
73.750 Euro (avukat ücreti için 53.750 Euro, genel masraflar içinse 20.000 Euro) talep
etmektedir. Baꢀvuran, ulusal mahkemeler önünde 50 Euro saat ücreti üzerinden 905 saat,
AĐHM önünde ise 100 Euro saat ücreti üzerinden 180 saat mesai harcandığını belirtmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca masrafların iadesi ancak bu masrafların gerçek, zorunlu ve
makul bir oranda oldukları kanıtlandığı takdirde mümkündür (bkz., diğerleri arasında,
Nikolova – Bulgaristan, no: 31195/96, § 79).
Elindeki mevcut unsurları ve bu husustaki içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM, tüm
masrafları için baꢀvurana 5.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puan eklenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana:
i.masraf ve harcamalar için baꢀvurana 5.000 Euro (beꢀ bin) ödenmesine;
ii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 24 Temmuz 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło