6587/03

WyrokETPCz2007-11-27ECLI:CE:ECHR:2007:1127JUD000658703

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nałożenie 180-dniowego zakazu nadawania na stację radiową za emisję wypowiedzi religijnych, które władze uznały za niezgodne z zasadami konstytucyjnymi i prawami osobistymi, stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii gwarantowanej przez art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że interwencja w wolność wyrażania opinii skarżącego była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel. Kluczową kwestią było, czy była ona "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Trybunał podkreślił, że wolność wyrażania opinii obejmuje również idee szokujące, obraźliwe lub niepokojące. Chociaż wypowiedzi gościa radiowego były poważne i dotyczyły tragicznego wydarzenia, a także mogły szerzyć przesądy i nietolerancję, to jednak nie nawoływały do przemocy ani nie podżegały do nienawiści wobec osób spoza wspólnoty religijnej. W związku z tym, Trybunał stwierdził, że kara 180-dniowego zawieszenia nadawania była nieproporcjonalna do ściganego celu, co doprowadziło do naruszenia art. 10 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżąca, Nur Radyo Ve Televizyon Yayıncılığı A.Ş., to spółka radiowa z siedzibą w Stambule. W sierpniu i wrześniu 1999 roku, podczas audycji na żywo, gość programu telefonicznie z USA zinterpretował trzęsienie ziemi jako "ostrzeżenie Allaha" dla "wrogów Allaha", porównując los "niewierzących" z losem członków wspólnoty Mirh. Władze tureckie (RTÜK) uznały te wypowiedzi za naruszające zasady konstytucyjne i prawa osobiste, nakładając na stację 180-dniowy zakaz nadawania. Skarżąca bezskutecznie odwoływała się od tej decyzji w sądach krajowych.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi w związku z art. 14 Konwencji. Stwierdzenie naruszenia stanowi samo w sobie wystarczające zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   NUR RADYO VE TELEVĐZYON YAYINCILIĞI A.ꢀ. - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no: 6587/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Kasım 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 6587/03 no’lu davanın nedeni merkezi   Türkiye’de bulunan Nur Radyo Ve Televizyon Yayıncılığı A.ꢀ.’nin (“baꢁvuran”) Avrupa   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢁmesinin (“AĐHS”) 34. maddesi   uyarınca 27 Ocak 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıꢁ   olduğu baꢁvurudur.   Baꢁvuran, Ankara Barosu avukatlarından G. Çulhanoğlu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢁvuran radyo yayıncılığı alanında faaliyet gösteren anonim bir ꢁirkettir. Merkezi   Đstanbul’da bulunan ꢁirket buradan yayın yapmaktadır.   Đskender Ali Mihr 26 Ağustos 1999 tarihinde saat 16:00’da yayınlanan ‘Sohbet’ adlı   programın canlı yayınına ABD’den telefonla katılmıꢁtır.   Yine aynı programın 2 Eylül 1999 tarihli yayınında adıgeçen ꢁahıs dinleyici sorularına cevap   vermiꢁtir.   Ekim 1999 tarihinde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) bu programlarda sarf   edilen bazı ifadelerin, 3984 sayılı kanunun 4/c) maddesinde zikredilen ‘Anayasanın genel   ilkeleri arasında yer alan ilkelere, demokratik kurallara ve kiꢁilik haklarına’ aykırı yayın   yapılamayacağı ilkesini ihlal ettiği kanaatine varmıꢁtır. Anılan ꢁirkete bu ilkeyi ihlal ettiği   gerekçesiyle daha önce de bir uyarı cezası verildiğini tespit eden RTÜK, 3984 sayılı kanunun   33. maddesi uyarınca sözkonusu radyoya 8 Kasım 1999 tarihinden itibaren geçerli olmak   üzere 180 gün yayın durdurma cezası verilmesini kararlaꢁtırmıꢁtır.   Baꢁvuran ihtilaflı kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle Ankara Đdare   Mahkemesine baꢁvuruda bulunmuꢁtur. Bu vesileyle baꢁvuran, kendisine yöneltilen   suçlamaları inkâr ederek depreme dinsel bir izahat getirdiğini, insanların buna inanıp   inanmamakta serbest olduklarını belirtmiꢁtir. Baꢁvuran din ve vicdan özgürlüğünün   anayasayla güvence altına alındığını ve inancını ifade ettiği gerekçesiyle kimsenin   ayıplanamayacağını ve bu nedenle bir yayın organının kapatılamayacağını belirtmiꢁtir.   Đdare mahkemesi 25 Kasım 1999 tarihinde bu davanın baꢁvurana bir günlük yayın durdurma   cezası verilmesiyle ilgili bir baꢁka davayla birleꢁtirilmesine karar vermiꢁtir.   Đdare mahkemesi 8 Aralık 1999 tarihinde baꢁvuranın yürütmenin durdurulması talebiyle   yaptığı baꢁvuruyu reddetmiꢁtir. Mahkeme heyetinde yer alan bir hakim, uygulanabilecek   cezaların süresiyle ilgili olarak RTÜK’ün herhangi bir objektif ilke ortaya koymadığı ve   ihtilaf konusu tedbirin ağırlığının nedenlerini ve de bu ağır cezayı haklı kılacak gerekçeleri   mahkemeye bildirmediği gerekçesiyle bu karara muhalefet ꢁerhi koymuꢁtur. Sözkonusu   hakime göre bu ceza, objektif temelden yoksun ve orantısız bir cezaydı.   Đdare mahkemesi 22 ꢀubat 2000 tarihinde baꢁvuranın iptal baꢁvurusunu reddetmiꢁtir.   Bunun üzerine baꢁvuran Danıꢁtay’a temyiz baꢁvurusunda bulunmuꢁtur.   Danıꢁtay 10 Mayıs 2001 tarihinde baꢁvuranın temyiz talebini reddetmiꢁtir.   Danıꢁtay baꢁvuranın karar düzeltme talebini 8 Nisan 2002 tarihinde reddetmiꢁtir. Bu karar   baꢁvurana 5 Ağustos 2002 tarihinde tebliğ edilmiꢁtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN 14. MADDEYLE BAĞLANTILI OLARAK ĐHLAL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢁvuran geçici yayın durdurma cezasının düꢁünce, vicdan, din ve ifade özgürlüğü hakkına   yönelik bir ihlal teꢁkil ettiğini ileri sürmektedir. Baꢁvuran bu hususta AĐHS’nin 9., 10. ve 14.   maddelerine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM bu ꢁikayetleri AĐHS’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 10. madde yönünden   inceleyecektir.   Hükümet bu sava karꢁı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   AĐHM baꢁvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığını   ve baꢁkaca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir. Bu   itibarla baꢁvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.   B. Esasa iliꢁkin   Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin yasayla öngörülmüꢁ olduğunu ve ulusal dayanıꢁma,   toplumsal barıꢁ ve refahın korunmasının yanında baꢁkalarının ününün ve haklarının   korunması gibi meꢁru amaçlar gözettiğine dikkat çekmektedir. Bu çerçevede Hükümet, Türk   Halkını toplumsal, psikolojik ve ekonomik olarak derinden etkileyen bir felaketin meydana   gelmesinin üzerinden bir gün geçtikten sonra sarf edilen bu ifadelerin toplumu bölünmeye ve   hoꢁgörüsüzlüğe sevk edici nitelikte olduğunu belirtmektedir. Hükümet baꢁvuranın AĐHS’nin   10. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen görev ve sorumluluklarını yerine getirmediğini   savunmaktadır.   Hükümete göre, hoꢁgörüsüzlükle mücadele insan haklarının korunmasının bir parçasıdır ve   ihtilaf konusu tedbir meꢁru bir amaç gözetmektedir. Hükümete göre acil bir sosyal ihtiyaca   cevap veren bu tedbir baꢁvuranın çok sayıda yasadıꢁı yayın yaptığı ve bu yayınların Türkiye   Cumhuriyeti Anayasa ve yasalarına aykırı olduğu göz önünde bulundurulduğunda orantılı bir   tedbir idi.   Baꢁvuran bu iddialara itiraz ederek dini yayın yapan radyoların hemen gericilikle suçlandığı   ve sayıca daha çok kapatma tedbirine konu oldukları iddiasında bulunmaktadır.   AĐHM ihtilafa konu tedbirin baꢁvuranın AĐHS’nin 10/1 maddesiyle korunan ifade özgürlüğü   hakkına yönelik bir müdahale teꢁkil ettiği konusunda tarafların hemfikir olduklarını   kaydetmektedir. Sözkonusu müdahalenin yasayla öngörüldüğü ve AĐHS’nin 10/2 maddesi   anlamında meꢁru bir amaç gözettiği varsayılsa dahi hâlihazırda uyuꢁmazlık bu müdahalenin   ‘demokratik bir toplumda gerekli’ olup olmadığı meselesine dayanmaktadır.   AĐHM konuyla ilgili içtihadından kaynaklanan genel ilkeleri esas almaktadır (bkz., diğerleri   arasında, Handyside – Birleꢀik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, prg. 49 ; Özgür Radyo-Ses   Radyo Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.ꢁ., adıgeçen ; Radio France ve diğerleri –   Fransa, no: 53984/00 ; Gündüz – Türkiye, no: 35071/97, prg. 40 ; Giniewski – Fransa, no:   64016/00, prg. 44 ve 52).   Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup toplumun ilerlemesinin ve her   bireyin geliꢁmesinin baꢁlıca koꢁullarından birini oluꢁturur. AĐHS’nin 10. maddesinin 2.   fıkrasına tabi olmak kaydıyla bu özgürlük, yalnızca olumlu karꢁılanan ya da zararsız veya   önemsiz olarak algılanan ‘bilgi’ ve ‘fikirler’ için değil; ꢁok edici, zedeleyici yahut kaygı verici   bilgi ve fikirler içinde geçerlidir. ‘Demokratik toplumun’ vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun,   hoꢁgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri bunlardır. AĐHM, bu ilkelerin yalnızca yazılı basın için   değil aynı zamanda radyo yayıncılığı için de özel bir önemi haiz oldukları kanaatindedir   (Groppera Radio AG ve diğerleri – Đsviçre, 13 Ekim 1998 tarihli Komisyon raporu, prg. 138).   AĐHS’nin 10/2 maddesi bağlamında ‘zorunlu’ sıfatı ile ‘acil bir toplumsal ihtiyacın’ varlığı   kastedilmektedir. Đfade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahalenin ‘zorunluluğu’   ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kuꢁkusuz, müdahaleyi haklı kılacak nitelikte bir   ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal mercilerin görevidir ve ulusal   merciler din ve ahlak ile ilgili kiꢁisel mahrem inançlar alanında ifade özgürlüğü sözkonusu   olduğunda ‘daha geniꢁ’ bir takdir payına sahiptir. (bkz. Otto-Preminger-Enstitüsü – Avusturya,   Eylül 1994 tarihli karar, prg. 50 ve Aydın Tatlav, adıgeçen, prg. 24)Ancak bu takdir hakkı,   AĐHM’nin hem yasa ve hem yasanın uygulanmasına iliꢁkin kararlar üzerinde uyguladığı   denetime tabidir.   Denetim yetkisini kullanırken AĐHM, müdahaleyi davanın bütünlüğü içinde ve ihtilaf konusu   ifadelerin muhtevası ve yayınlandığı ortam dikkate alınmak suretiyle değerlendirmelidir.   Özellikle de nizalı tedbirin ‘izlenen meꢁru amaçlarla orantılı’ olup olmadığı ve müdahaleyi   haklı kılmak için ulusal mercilerce dile getirilen gerekçelerin ‘uygun ve yeterli’ gerekçeler olup   olmadığını belirlemek AĐHM’nin görevidir. Bu maksatla AĐHM, ulusal makamların sözkonusu   olayları makul bir ꢁekilde değerlendirmek suretiyle 10. maddede belirtilen ilkelere uygun   kuralları uyguladıklarından emin olmalıdır.   Bunu yaparken AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen hak ve özgürlükleri   kullanan herkesin‘görev ve sorumluluklar’ üstlenmiꢁ olduğu hususunu gözden kaçırmamalıdır .   Dini inanç ve görüꢁler bağlamında bu görev ve sorumluluklar arasına baꢁkalarına karꢁı gereksiz   tarzda hakaretamiz, dolayısıyla baꢁkalarının haklarını ihlal eden ifadeler sarf etmekten mümkün   olduğunca kaçınma yükümlülüğü de haklı olarak dahil edilebilir (Gündüz, adıgeçen, prg. 37).   Bununla birlikte hoꢁgörüsüzlüğe dayalı nefreti haklı göstermeye, desteklemeye, teꢁvik etmeye   ve yaymaya yönelik ifade biçimlerini cezalandırmanın hatta önlemenin demokratik   toplumlarda gerekli olduğuna hükmedilebilse dahi, getirilen ‘formalite’ ‘koꢁul’ ‘kısıtlama’ ya   da ‘cezaların’ izlenen meꢁru amaçla orantılı olması lazım gelir.   Halihazırda AĐHM baꢁvuranın, Mihr cemaati temsilcisi tarafından kendi kanalında yayınlanan   bir program sırasında sarf edilen sözler nedeniyle mahkum edildiğini tespit etmektedir.   Sözkonusu ꢁahıs depremi ‘Allah’ın düꢁmanlarına’ yönelik ‘Allah’ın ikazı’ olarak niteleyerek   Allah’ın onların ‘ölmelerini takdir ettiğini’ belirtmiꢁ ve günahlarının kurbanı kimseler olarak   tarif ettiği ‘inanmayanların’ ‘akıbeti’ ile Mirh Cemaatine mensup olan kimselerin akıbeti   arasında bir karꢁılaꢁtırma yapmıꢁtır.   AĐHM sarf edilen sözlerin ağır olduğunu ve son derece trajik bir ortamda sarf edildiklerini   kabul etmektedir. AĐHM ayrıca bu ifadelerin böylesi bir doğal afete dini bir anlam yükleyerek   batıl inancı, hoꢁgörüsüzlüğü ve gericiliği telkin etmek suretiyle kendi inancını yayma niteliği   taꢁıdığını tespit etmiꢁtir. Bununla birlikte AĐHM mevcut dava koꢁullarında, ifade ettiklerini   iddia ettikleri dini anlayıꢁ ile yakından ilintilidir. Bu çerçevede, her ne kadar ꢁok edici ve   hakaretamiz olurlarsa olsunlar sözkonusu ifadelerin ꢁiddete teꢁvik etmediğini ve kendi dini   cemaatlerine mensup olmayan kimselere karꢁı kine kıꢁkırtmadığını kabul etmek gerekir.   AĐHM ayrıca, müdahalenin orantılılığı tespit edilirken verilen cezaların niteliğinin ve   ağırlığının da dikkate alınması gerektiğine dikkat çekmektedir. Halihazırda AĐHM baꢁvuranın   günlük yayın durdurma cezasına konu olduğunu tespit etmektedir. Ancak sözkonusu   tedbirin güdülen amaçlarla orantılı olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla AĐHS’nin 10.   maddesi ihlal edilmiꢁtir.   Varılan bu neticeyi göz önünde bulunduran AĐHM AĐHS’nin 14. maddesi yönünden yapılan   ꢁikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (Özgür Radyo-Ses Radyo   Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.ꢁ., adıgeçen, prg. 86).   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Hakkında ihtilaf konusu tedbir kararının alınmasının ardından süresiz kapatma kararı verilen   radyonun değerini 1.000.000 Euro olarak tahmin eden baꢁvuran toplam zararının hesaplanması   hususunu AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.   Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.   AĐHM dosyada sunulan kanıt unsurlarının geçici kapatma kararının yol açtığı maddi kaybı   kesin olarak belirleyebilmesine müsaade etmediği kanaatindedir (bu anlamda, Özgür Radyo-   Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.ꢁ, prg. 100). Ayrıca, ihlal tespiti baꢁvuranın   uğradığı manevi zarar açısından baꢁlı baꢁına yeterli bir adil tatmin teꢁkil etmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢁvuran ulusal mahkemeler ya da AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamaların iadesine   iliꢁkin herhangi bir talepte bulunmamıꢁtır.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢁvurunun kabuledilebilir olduğuna ;   2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine ;   3. AĐHS’nin 14. maddesi yönünden yapılan ꢁikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına ;   4. Đhlal tespitinin baꢁvuranın uğradığı manevi zarar için baꢁlı baꢁına yeterli bir adil tatmin   teꢀkil ettiğine ;   5. Adil tatmine iliꢁkin diğer taleplerin reddine ;   Karar vermiꢁtir.   Đꢁbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢁ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 27 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢁtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło