65897/01
WyrokETPCz2007-01-16ECLI:CE:ECHR:2007:0116JUD006589701
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy udział sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, który rozpatrywał sprawę cywila, naruszył prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał, powołując się na precedens Öcalan przeciwko Turcji, uznał, że jeśli sędzia wojskowy uczestniczył w wydaniu jednego lub więcej postanowień tymczasowych, które pozostały w mocy w postępowaniu karnym, to uzasadnione są obawy dotyczące rzetelności całego postępowania. W niniejszej sprawie sędzia wojskowy brał udział w posiedzeniu w dniu 11 maja 1999 r., podczas którego sąd ocenił dowody przeciwko skarżącemu i podjął decyzję o kontynuowaniu aresztu tymczasowego, co stanowiło integralną część postępowania. W konsekwencji, Sąd Bezpieczeństwa Państwa, który osądził i skazał skarżącego, nie spełniał wymogów niezawisłości i bezstronności określonych w art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Orhan Akgül, obywatel turecki, został zatrzymany w lutym 1999 r. pod zarzutem pomocy i podżegania do działalności nielegalnej organizacji PKK. Podczas przesłuchania policyjnego i prokuratorskiego, a także na pierwszym posiedzeniu przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze, skarżący twierdził, że jego zeznania zostały wymuszone. Na posiedzeniu w maju 1999 r. w składzie sądu zasiadał sędzia wojskowy, który uczestniczył w ocenie dowodów i podjęciu decyzji o kontynuowaniu aresztu tymczasowego. Ostatecznie skarżący został skazany na trzy lata więzienia przez sąd, w którym sędzia wojskowy został później zastąpiony przez sędziego cywilnego.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi dotyczące art. 6 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze. 3. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych skarg skarżącego na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi sprawiedliwe zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową. 5. Zasądził od państwa pozwanego kwotę 1 000 euro tytułem kosztów i wydatków, płatną w lirach tureckich według kursu obowiązującego w dniu płatności, wraz z odsetkami za zwłokę. 6. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
ღ
ꢀ
ღ
ღ
C O U N C I L
O F E U R O PE
.
AVRUPA
KONSEYİ
ღ
* *
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
A K G Ü L -T Ü R K İY E
(Başvuru no. 65897/01)
KARARIN Ö ZET ÇEV İRİSİ
STRAZBURG Ocak 2007
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
îşbu karar AÎH S’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Orhan AkgüPiin (“başvuran”), İnsan Haklarının ve Temel
Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AÎHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye
Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) yapmış olduğu
65897/01 no5lü başvurudur.
; Başvuran İzmir Barosuna bağlı avukat T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.
AİHM, 4 Ekim 2005 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye karar Vermiştir.
AİHS’nin 29 § 3. Maddesi uyarınca, başvurunun kabuledilebiliriiğiyle esaslarını beraber
incelemeye karar vermiştir.
OLAYLAR
DAVANIN OLAYLARI doğumlu başvuran İzmir’de ikamet etmektedir.
Başvuranın sunduğu üzere davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, 23 Şubat 1999 tarihinde, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi
polis memurları tarafından Türk Ceza Kânunu’nun 169. M addesi’ne muhalefet ederek
yasadışı örgüt PKK’ y e y a r d ı m v e y a t a k l ı k y a p t ı ğ ı ş ü p h e s i y l e g ö z a l t ı n a a l ı n m ı ş t ı r .
Başvuran, 26 Şubat 1999 târihinde İzmir Devlet Güvenlik Malıkemesi’nde tek hakim
huzuruna çıkarılmıştır. Gözaltında alııian imzalı ifadesini yalanlamış, bu ifadenin baskı
altında alındığını iddia etmiştir. Hakim aynı gün başvuranın tutuklu yargılanmasına karar
vermiştir.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 3 Mart 1999 tarihinde, Türk Ceza
Kânunu’nun 169. Maddesi uyarınca, başvuranı, propaganda yaparak PKK’ y e y a r d ı m v e
yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk duruşmayı 7 Nisan 1999 tarihinde başvuranın gıyabında
görmüştür. Mahkeme, dinlenmediği için, başvuranın tutuklu yargılanma halinin devamına
karar vermiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi ikinci duruşmayı 11 Mayıs 1999 tarihinde askeri hakimin
huzurunda görmüştür. İfade verdiği duruşmada başvuran, propaganda yapmadığını, yalnızca
slogan atan kalabalığı izlediğini belirtmiştir. Ayrıca polis memurları ve Cumhuriyet Savcısı
huzurunda verdiği ifadeleri de kabul etmemiştir. Baskı altında alman şikayet konusu ifadeyi
imzalamaya zorlandığım iddia etmiştir. Mahkemeden kendisine yöneltilen suçlamaları
reddedip, kendisini serbest bırakmasını talep etmiştir. Mahkeme başvuran aleyhindeki delilleri
değerlendirerek, bu talebi reddetmiş, tutuklu yargılanma halinin devamına karar vermiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nin 143. Maddesi’ni
değiştirmiş ve askeri üyeleri Devlet Güvenlik M ahkem esinin yapısından çıkarmıştır. 22
Haziran 1999 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanuıııinda yapılan benzer
değişikliklerle, başvuranın davasını gören askeri hakim sivil hakimle değiştirilmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 19 Ağustos 1999 tarihinde görülen duruşmada,
başvuranın avukatı müvekkilinin salıverilmesini ve ayrıca mahkemenin dört tanığı
dinlemesini talep etmiştir. Mahkeme bu talepleri reddetmiştir. Yargılamanın durumunu göz
Önüne alarak, mahkeme, bu dört kişinin yapacağı tanıklığın olaylara açıklık getirmekte yarar
sağlamayacağını gerekçe göstermiştir.
Devlet Güvenlik M ahkem esinin 22 Eylül 1999 tarihinde gördüğü duruşmada, avukatı
başvuramn yazılı savunma ifadesini mahkemeye sunup okumuştur. Mahkeme başvuranın
tutuklu yargılanma halinin devamına karar vermiştir.
Üç sivil hakimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Ekini 1999 tarihinde başvuranı
suçlu bulmuş ve Türk Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi uyarınca üç yıl hapis cezasına
çarptırmıştır.
(
Yargıtay 9 Ekim 2000 tarihinde kararı onamıştır. Bu karar başvuramn avukatının
gıyabında iki gün sonra açıklanmıştır.
Karar kanun gereği başvuranın incelemesi için İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
kayıtlarına tevdi edilmiştir.
HUKUKA İLİŞKİN
I. AİHS’NİN 6. M ADD ESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması
nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkemede görülecek adil duruşmadan yoksun
bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca, gözaltında bulunduğu sırada ve savcı ve hakim
önüne ilk kez çıktığında avukat yardımı alamadığından şikayetçi olmuştur. Ek olarak,
Yargıtay’da bulunan Cumhuriyet Savcısiınn yazılı görüşlerinin kendisine hiç tebliğ
edilmediğini, böylelikle karşı iddialarını ortaya koyma olanağından yoksun bırakıldığını
belirtmiştir. Son olarak, Yargıtay’ın kararının yeterli ölçüde gerekçeli olmadığım
savunmuştur.
(
Başvuran, AİHS’nin 6. Maddesi’ne dayanmıştır. İlgili maddenin ilgili kısımları aşağıdaki
gibidir:
“ 1. H erkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlam alar konusunda karar verecek olan, yasayla
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini istemek hakkına sahiptir.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
b)
Savunmasını
hazırlamak
için
gerekli
zamana
ve
kolaylıklara
sahip
olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardım ından yararlanmak ve eğer
savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece
görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek.”
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet biı iddialara itiraz etmiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’niri bağımsızlık
ve tarafsızlığı sorunuyla ilgili olarak Hükümet, askeri hakimin 18 Haziran 1999 tarihinde
heyetten çıkarıldığını ve başvuranın tamamen sivil hakimlerden oluşan bir mahkeme
tarafından, çok sonraları cezaya çarptırıldığını savunmuştur. îmrek kararma (.Imrek - Turkey,
57175/00) dayanarak, başvuran açısından mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili
haklı kuşkulanmaya yol açabilecek bir durum olmadığını öne sürmüştür.
Hükümet AİHM’ d e n , b a ş v u r a n ı n 6 , M a d d e u y a r ı n c a ö n e s ü r d ü ğ ü i d d i a l a r ı n ı n g e r i
kailamnı, açıkça dayanaktan yoksun oldukları ve iç hukuk yollarının tüketilmediği
gerekçesiyle kabuledilmez olarak beyan etmesini talep etmiştir.
AİHM, yürürlükteki içtihadı ve kendisine sunulan bilgi ve belgeler ışığında, başvuranın
şikayetlerinin, AİHS uyarınca, belirlenmesi esasların incelenmesine bağlı karmaşık hukuki ve
olgusal konuları gündeme getirdiği kanısındadır. Dolayısıyla AÎHM, başvurunun bu kısmının
AİHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığı kanısına varmıştır.
Başvurunun kabuledilmez olduğuna karar vermek için başka bir neden görülmemiştir.
B . E s a s l a r Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
AÎHM, başvuranın İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılanmasına 3 Mart tarihinde başlandığını kaydeder. Mahkeme 11 Mayıs 1999 tarihinde esaslara ilişkin bir
duruşma görmüş ve başvurandan savunma vermesini ve delil sunmasını istemiştir. Askeri
hakimin de bulunduğu duruşmada başvuran gözaltında ve Cumhuriyet Savcısı huzurunda
verdiği ifadeyi yalanlamıştır. Şikayet konusu ifadeyi baskı altında imzalamaya zorlandığını
ifade etmiştir. Bu nedenle mahkemeden davayı reddetmesini ve kendisini serbest bırakmasını
talep etmiştir. Ancak mahkeme başvuran aleyhindeki delillerin dikkate değer olduğu
sonucuna vararak, başvuranın tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiştir.
AÎHM, Öcalan - Türkiye davasında (46221/99), Büyük Daire’nin, bir askeri hakimin,
sözkonusu cezai yargılamada yürürlükte kalmaya devam eden bir ya da daha fazla ara karamı
alınmasında bulunması durumunda, sanığın yargılamanın tamamının sağlamlığına ilişkin
endişeleri için, sonrasında Devlet Güvenlik M ahkem esinde takip edilen dava bu endişeleri
yeterince bertaraf etmedikçe, makul sebebi bulunur kararma vardığını anımsar. Daha açık
olmak gerekirse, askeri bir hakim sivil bir kimse aleyhinde açılan davanın tamamlayıcı
parçasını teşkil eden ara kararın alınmasında rol aldığında, davanın tamamının, bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme tarafından görüldüğü söylenemez.
Bu davada AÎHM, askeri hakimin bulunduğu 11 Mayıs 1999 tarihinde görülen
duruşmanın ardından Devlet Güvenlik M ahkemesinin başvurandan ayrıntılı herhangi bir
savunmanın almadığını gözlemler. Bu nedenle, duruşmalar ve Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin izleyen kararı yargılamanın tamamlayıcı parçasını teşkil etmiştir. Bu
bakımdan bu dava, 30 Ağustos 2005 tarihinde kabuledilmez olarak beyan edilen ve
AİHM ’nin sözkonusu davanın esaslarına veya başvuranın savunm a haklarına ilişkin hiçbir
kararda rol almadığı Ceylan —Türkiye kararından (68953/01) ayrılır.
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, başvuranı yargılayan ve mahkum edeıı Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesinde bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır. Buna göre bu Madde ihlal edilmiştir.
2. Yargılamanın Hakkaniyete Uygunluğu Hakkında
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde yargılanma
hakkının ihlal edildiği tespitlerine ilişkin olarak AİHM, yargılamanın hakkaniyete
uygunluğuyla ilgili AİHS’nin 6. Maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetleri incelemenin
gerekli olmadığı kanısındadır.
TL AİHS’NİN 7. M ADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran sözkonusu tarihlerde ceza gerektiren suç teşkil etmeyen bir hareketten mahkum
edildiğini iddia etmiştir. Başvuran AİHS’nin 7. Maddesi’ne dayanmıştır. Bu Maddeye göre:
(
“ 1. H iç kim se, işlendiği zam aıı ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılm ayan bir fiil veya
ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan
daha ağır bir ceza verilemez.
2.
Bu madde, işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göle suç sayılan
bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir.”
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranı propaganda yaparak yasadışı bir
örgüte yardım ve yataklık yapmaktan mahkum ettiğini gözlemler. Bu hareket sözkonusu
tarihlerde ulusal hukukta -Türk Ceza Kanunu’nun 169, Maddesi- ceza gerektiren bir suç
olarak açıkça tanımlanmıştır. Bu nedenle bu şikayet AİHS’nin 35 §§ 3. Maddesi uyarınca
dayanaktan yoksun olduğu için kabuledilmez olarak beyan edilmelidir.
III. AİHS’NİN 14. M ADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran ayrıca mahkum edilip cezaya çarptırılmasının siyasi görüşleri nedeniyle
ayrımcılık teşkil ettiğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran AİHS’nin 14. Maddesi’ne
dayanmıştır. Bu M adde’ye göre:
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ıık, renk, dil, din, siyasal veya
diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka
bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır."
AİHM, başvuramn iddialarını destekleyecek herhangi bir delil sunmadığını gözlemler. Bu
nedenle, 14. M adde’niıı ihlal edildiği biçimindeki savunulabilir iddiasının temellerini
sunamamıştır. Dolayısıyla bu şikayet de AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. Maddesi uyaıinca açıkça
dayanaktan yoksun olduğu için kabuledilmez olarak beyan edilmelidir.
IV. AİHS’NİN 34. M ADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Sön olarak başvuran, Yargıtay’ın itirazına ilişkin olarak karara varmasının çok geç bir
tarihe dek kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmiştir. Bu durum başvuranın savında,
AİHS’nin 34. M addesi’ııin sağladığı kişisel başvuru hakkının uygulanmasına müdahaleye
eşdeğer olmaktadır. AİHS’nin ilgili Maddesi aşağıdaki gibidir:
“İşbu Sözleşme ve Protokollerinde tanınan hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından
ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi grupları
M ahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir
suretle engel olmamayı taahhüt ederler.”
AİHM, bu başvurunun yapıldığı tarihlerde, Türk mahkemelerinin uygulamasının,
Yargıtay’ın kararını, itirazın ilk yapıldığı mahkeme olan ilk derece mahkemesine tevdi etmek
olduğunu kaydeder. Bunun ardından karar o mahkemenin kaydındaki taraflar için erişilebilir
olur.
AİHM, başvuranların AİHM’ y e y a p ı l a c a k b a ş v u r u d a k u l l a n ı l m a k ü z e r e Y a r g ı t a y ’ ı n
kararının yasal bir suretini almamaları için hiçbir engel bulunmaması nedeniyle, bu
uygulamanın 34. M adde’nin koşullarıyla bizatihi uyuşmadığı kanısında değildir.
Ayrıca bu başvuru, Yargıtay’ın AİHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde belirtilen amaçlar
doğrultusunda nihai karar teşkil eden kararını açıkladığı tarihten itibaren altı ay içinde
yapılmıştır. Başvuran Yargıtay’ın kararının kendisine bildirilirken doğduğu iddia edilen
gecikmenin, AÎHS uyarınca yapacağı başvuruyu doğrudan veya dolaylı olarak engellemek
için planlandığını belgelememiştir. Başvuran ile avukatının, Devlet Güvenlik Mahkemesi ya
da Yargıtay’ın evrak dairesiyle temas kurarak itirazın sonucu konusunda bilgi alabilecekleri
de kaydedilmelidir.
Bu koşullarda AİHM, AİHS’nin 34. Maddesi uyarınca ortada hiçbir mesele bulunmadığı
kanısındadır. Bu nedenle bu şikayet AİHS’nin 35 §§ 3. Maddesi uyarınca açıkça dayanaktan
yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilmez olarak beyan edilmelidir.
V. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. Maddesi uyarınca:
“Mahkeme işbıı Sözleşme ve protokollerinin İhlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
'Parafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. T a z m i n a t
Başvuran maddi tazminat olarak 5.000 Eiırö, manevi tazminat olarak ise 10.000 Euro talep
etmiştir.
Hükümet bu meblağlara itiraz etmiştir.
Maddi tazminatla ilgili olarak, AİHM, 6 § 1. M adde’yle ilgili davanın sonucunun ne
olacağı konusunda tahmin yürütemeyeceği kanısındadır. Bu nedenle maddi tazminat
ödenmemesine karar vermiştir.
AİHM ayrıca, 6. M adde’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin bu bakımdan başvuranın
maruz kaldığı tüm manevi zararlar için başlı başına yeterli tazmin oluşturduğu kanısındadır.
Öte yandan, AİHM, bu davada olduğu gibi bir kimse AİHS’nin bağımsızlık ve tarafsızlık
koşullarını karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edilirse, talep edildiği takdirde
dâvanın yeniden görülmesi veya yeniden dava açılmasının esas itibariyle ihlalin telafi
edilmesi için uygıın bir yol teşkil ettiğini gözlemler.
B . M a h k e m e m a sr a fla r ı
Başvuran, ulusal mahkemelerde ve AİHS’de açılan davalardan doğan mahkeme masrafları
için 4.500 Euro talep etmiştir. İddialarını destekleyici hiçbir fatura ya da belge sunmamıştır.
Hükümet bu meblağa itiraz etmiştir.
AÎHM’nin içtihadına göre, m ahkem e m asrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği
kanıtlandığı ve makul bir meblâğ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada* AİHM,
sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, ulusal takibatlardan doğan
mahkeme masraflarının karşılanması talebini reddetmiş ve başvurana, AÎHM’ d e a ç ı l a n
takibatlar için 1.000 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.
C . G ecikm e Faizi
AÎHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiştir.
BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS’nin 6. M addesi uyarınca yapılan şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun geri
kalanının ise kabuledilmez olduğuna;
2. İzniir Devlet Güvenlik M ahkem esinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili şikayete ilişkin
olarak AİHS’nin 6 § 1. M addesi’nin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın AİHS’nin 6. Maddesi uyarınca yaptığı diğer şikayetleri göz önünde
bulundurmanın gerekli olmadığına;
4. İhlalin tespit edilmesinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için başlı başına adil
tazmin teşkil ettiğine;
5. (a) Sorumlu Devlet’in, mahkeme masrafları için, ödenebilecek tüm vergilerden m uaf olarak
1.000 Euro’yu (bin Euro), AÎHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai kararın verildiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevirerek, başvurana ödemesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nm o dönem için geçerli faizinin üç puan
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
6. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar, îngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme îç Tüzüğü’nüıı 77. Maddesi’nİn 2. ve
3. fık raları u y a rın c a 16 O c a k 2 0 0 7 ta rih in d e y a z ılı o la ra k te b liğ e d ilm iş tir.
S. DÖLLE
Zabıt Katibi
J.-P. COSTA
Başkan
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło