6615/03

WyrokETPCz2007-03-27ECLI:CE:ECHR:2007:0327JUD000661503

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nałożenie kary dyscyplinarnej w postaci upomnienia za udział w proteście związkowym naruszyło prawo do wolności zrzeszania się (art. 11 Konwencji) oraz czy brak możliwości zaskarżenia tej kary do sądu naruszył prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że nałożenie kary upomnienia na skarżącego za udział w pokojowym proteście związkowym, nawet jeśli była to kara niewielka, miało charakter odstraszający dla członków związków zawodowych i nie było "konieczne w społeczeństwie demokratycznym", naruszając art. 11 Konwencji. Trybunał podkreślił znaczenie wolności zgromadzeń i zrzeszania się, stwierdzając, że ingerencja w te prawa musi być proporcjonalna do realizowanego celu. Ponadto, Trybunał stwierdził, że brak możliwości zaskarżenia takiej kary dyscyplinarnej do sądu krajowego, zgodnie z tureckim prawem (art. 129 Konstytucji i art. 136 ustawy nr 657), pozbawił skarżącego skutecznego środka odwoławczego, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji, ponieważ nie istniał krajowy środek pozwalający na zbadanie uzasadnionej skargi konwencyjnej.
Stan faktyczny
Skarżący, Erhan Karaçay, inżynier elektryk i członek związku zawodowego Yapı-Yol-Sen, wziął udział w akcji protestacyjnej zorganizowanej przez konfederację związków zawodowych KESK 5 września 2002 r. Protest dotyczył niskich podwyżek płac dla urzędników państwowych. Za udział w tym proteście skarżący otrzymał karę dyscyplinarną w postaci upomnienia na podstawie art. 124/A ustawy nr 657 o urzędnikach państwowych. Skarżący odwołał się od tej decyzji, twierdząc, że nie uczestniczył w proteście i że kara narusza jego prawa związkowe, ale jego odwołanie zostało odrzucone na podstawie art. 136 tej samej ustawy, która wykluczała sądową kontrolę takich kar.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza dopuszczalność skargi. 2. Stwierdza naruszenie art. 11 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za wszelkie szkody niemajątkowe. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   KARAÇAY- TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no:6615/03)   KARAR ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mart 2007   Đşbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (6615/03) başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke   vatandaşı olan Erhan Karaçay’ın (başvuran) 13 Ocak 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”)   yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından G. Candoğan tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   Elektrik mühendisi olan başvuran, 1957 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Olayların meydana geldiği dönemde başvuran, Kamu Emekçileri Sendikaları   Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Yapı-Yol-Sen Sendikası üyesidir.   Đstanbul Valiliği, memur maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek ve kamuoyu   oluşturmak maksadıyla KESK’in iş yavaşlatma ve bırakma şeklinde eylem yapacağı yönünde   yetkili makamları 5 Eylül 2002 tarihinde bilgilendirmiştir. Đstanbul Valiliği, bu eylemlere   katılacak olan kurum personeli hakkında önleyici tüm tedbirlerin alınmasını talep etmiştir.   Đstanbul Valiliği’nin bu yazısı aynı zamanda Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı’na da iletilmiştir.   Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı, başvuranın KESK tarafından memur maaşlarına yapılan   düşük zammı protesto etmek amacıyla 5 Eylül 2002 tarihinde Đstanbul’da yapılan eyleme   katıldığını ifade etmektedir.   Ekim 2002 tarihinde, memur maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek   amacıyla KESK tarafından düzenlenen eyleme katıldığı gerekçesiyle aleyhinde disiplin   soruşturması başlatıldığı hususunda başvurana bilgi verilmiştir. Başvurandan yazılı savunmasını   sunması talep edilmiştir.   Başvuran, 21 Ekim 2002 tarihinde yazılı savunmasını sunmuştur. Başvuran, Đstanbul’da   sel baskınlarının meydana gelmesi nedeniyle serviste görevlendirildiğini belirterek, 5 Eylül 2002   tarihinde düzenlenen eyleme katıldığını reddetmiştir.   Aralık 2002 tarihinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’nun 124/A bendi uyarınca   başvuran, “uyarma” cezası ile cezalandırılmıştır. Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı, polis tarafından   düzenlenen tutanaklardan, yazılı ve görsel basından kendisinin KESK tarafından düzenlenen   eyleme katıldığının tespit edildiğini belirtmiştir.   Başvuran, 2 Ocak 2003 tarihinde Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı’na başvurarak verilen   uyarı cezasına itiraz etmiştir. Başvuran, sözkonusu eyleme katılmadığı ve eylemin yapıldığı gün   Đstanbul’da meydana gelen sel baskınları nedeniyle serviste görevli olduğunu belirtmiştir.   Başvuran, bu cezanın uluslararası anlaşmalara ve sendika hakkını güvence altına alan ulusal   düzenlemelere aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, KESK’e bağlı Yapı-Yol-Sen Sendikası   üyesi olarak faaliyetlerde bulunması sebebiyle kendisine baskı yapıldığını iddia etmiştir.   Ocak 2003 tarihinde, başvuranın itirazı 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un 136.   maddesi uyarınca reddedilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 11. VE 14. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Başvuran, bir eyleme katıldığı gerekçesiyle kendisine uyarma cezası verilmesinin dernek   kurma ve toplantı özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 11 ve 14.   maddelerine atıfta bulunmaktadır. AĐHM bu şikayetleri 11. madde bakımından incelemeye karar   vermiştir.   Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   1. Ratione materia bakımından yetkisizlik   Hükümet, devlet memurları statüsünün 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile   düzenlendiğini ve devlet memurlarının özel sektörde çalışan kişilerden farklı ödev ve   sorumluluklarının bulunduğunu ifade etmektedir. Kamu hizmetini düzenleyen kurallar, kamu   hukukuna dayanmakta ve düzenin korunması hususunda Đdare’nin takdir yetkisi bulunmaktadır.   Hükümet, AĐHS’nin ya da Protokollerinin bir devlet memurunun atanması ya da görev yeri ile   ilgili itirazlarını güvence altına almadığını belirtmektedir.   Başvuran, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   AĐHM, 11. maddenin 1. paragrafının herkesin bir sendikaya üye olma ve çıkarlarını   koruma hakkını güvence altına aldığını belirtmektedir. Devlet memurları doğrudan bu haktan   mahrum bırakılmamaktadır. Bununla birlikte, ordu, emniyet ve diğer sektörler gibi bazı   sektörlerde görev yapan devlet memurlarının, sendikal faaliyetlerine sınırlamalar getirilmesi   mümkündür fakat bu türden sınırlandırmaların resmi görevlerinin yerine getirilmesinde gerekli   olması gerekmektedir (Bkz., Council of Civil Servise Unions ve diğerleri-Birleşik Krallık, no:   11603/85, Komisyon’un 20 Ocak 1987 tarihli kararı, Kararlar ve Raporlar). Başvuran, bu türden   sınırlamalara tabi tutulmasını gerektirecek bir görevde bulunmamakta, Bayındırlık ve Đskan   Bakanlığı’nda elektrik mühendisi görev yapmaktadır.   Sonuç olarak AĐHM, Hükümet’in itirazının reddedilmesine karar vermiştir.   2. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi   Hükümet, başvuranın Đdare’nin keyfi eylemlerine karşı Đdare Mahkemelerine başvurma   imkanına sahip olduğunu belirtmektedir.   B. Esasa Dair   1. Müdahalenin varlığı hakkında   Başvuran, ulusal bir eyleme katıldığı gerekçesiyle kendisine uyarıda bulunulmasının   dernek kurma özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir. Hükümet bu yönde   bir görüş bildirmemiştir. Başvuran gibi AĐHM de, dava konusu tedbirin başvuranın dernek   kurma özgürlüğü hakkını ihlal ettiğine kanaat getirmektedir.   2. Müdahalenin meşruluğu hakkında   Benzeri bir müdahale, müdahalenin “kanunla öngörülmesi”, 2. paragraf uyarınca meşru   amaç yada amaçlara yönelik olması ve bu amaçlara ulaşılması için “demokratik toplumda gerekli   olması” durumları dışında, 11. maddeyi ihlal etmektedir.   a) “Kanun tarafından öngörülmek”   AĐHM, başvurana verilen uyarma cezasının, 657 sayılı Kanunun 125 A maddesine uygun   olduğuna itiraz edilmediğini tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, dava konusu disiplin tedbirinin   yasal dayanağının bulunduğunu not etmektedir.   b) Meşru amaç   Hükümet, müdahalenin düzenin korunması amacını güttüğünü savunmaktadır. Başvuran   görüş bildirmemektedir.   AĐHM, mevcut davadaki müdahalenin AĐHS’nin 11 § 2. maddesi uyarınca meşru amaç   güttüğünden şüphe duymamaktadır. Bununla birlikte AĐHM, benzeri bir müdahalenin gerekliliği   açısından vardığı sonucu gözönünde bulundurarak, sorunu çözmeye çalışmanın gerekli   olmadığına kanaat getirmektedir.   c) “Demokratik toplumda gerekli olması”   Başvuran, KESK’e bağlı bir sendikaya üye olmaması halinde kendisine benzeri bir   disiplin cezasının verilmeyeceğini savunmaktadır. Başvuran, Valiliğin gönderdiği 5 Eylül 2002   tarihli yazıya atıfta bulunarak, yasal olarak tanınan bir sendikanın yürüttüğü faaliyetleri   engellemeye ve eylem gününden önce ve sonra tedbirler alarak sendikanın etkililiğini azaltmaya   yönelik idari bir uygulamanın bulunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, Valiliğin önce eylemi   engellemeye çalışarak ve daha sonra bu eylem gününe katılan devlet memurları aleyhinde ceza   kararlarının alınması yönünde talimat vererek, idarenin keyfi olarak hareket etmesini   eleştirmektedir. Đdare, başvurana uyarma cezasını verirken, böyle bir disiplin cezasının hukuki   denetiminin yapılmadığını bilmekteydi.   Hükümet, başvuranın hala sözkonusu sendikanın üyesi olduğunu hatırlatmaktadır.   Hükümet’e göre 11. madde, disiplin tedbirine konu teşkil eden sendika üyesi devlet memurlarına   dokunulmazlık tanımamaktadır. Başvuran, 5 Haziran 2002 tarihinde işine gitmemesi nedeniyle   disiplin cezası almıştır. Başvuran izin almadan sendika eylemine katılmış ve görevlerini yerine   getirmediği gerekçesiyle disiplin cezası almıştır.   AĐHM öncelikle, başvuranın bu eyleme katıldığını ulusal makamlar önünde inkar ettiğini   not etmektedir. Başvuran, sunduğu savunma layihasında, sözkonusu disiplin tedbirinin,   Türkiye’nin ulusal ve uluslararası taahhütnameleri tarafından öngörüldüğü şekliyle sendikal   haklarını ihlal ettiğini belirttiği açıkça ortadadır. Bundan dolayı başvuran, AĐHS’nin 11.   maddesine dayanarak yaptığı şikayetini ulusal mahkemeler önünde ileri sürdüğünden dolayı,   AĐHM, olaylara itiraz etmesine rağmen şikayetin esasını da inceleyecektir.   Daha sonra AĐHM, dava konusu eylem gününün ulusal düzeyde önceden bildirildiğini ve   eylem yapılmasına itiraz edilmediğini tespit etmektedir. Başvuran bu eyleme katılarak toplantı   yapma özgürlüğünü kullanmıştır (Ezelin-Fransa, 26 Nisan 1991 tarihli karar).   AĐHM, toplantı yapma özgürlüğünün önemini gözönünde bulundurarak, özellikle   amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını tespit etmek amacıyla dava konusu disiplin   cezasını dosyanın tamamı ışığında incelemiştir. AĐHM, devlet memurlarının maaşlarına yapılan   düşük zammı protesto etmek amacıyla üyesi olduğu KESK’in düzenlediği eyleme katılması   nedeniyle disiplin cezası adı altında başvurana uyarma cezasının verildiğini not etmektedir. Oysa   verilen ceza, her ne kadar düşük olsa da, kendisi gibi sendikaya üye kişilerin çıkarlarını   savunmak amacıyla sendika üyelerinin grev ve eylemlere yasal olarak katılmamasına yönelik   caydırıcı bir niteliğe sahiptir (sözüedilen Ezelin kararı).   AĐHM, başvurana verilen uyarma cezasının “demokratik toplumda gerekli olmadığı”   sonucuna varmaktadır.   Bu nedenle AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Başvuran, kendisine verilen uyarma cezasına itiraz edebileceği bir iç hukuk yolunun   bulunmaması nedeniyle şikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta   bulunmaktadır. AĐHM, bu şikayeti AĐHS’nin 13. maddesi bakımından incelemeye karar   vermiştir:   Hükümet, devlet memurlarının diğer bütün vatandaşlar gibi Đdare’nin keyfi   uygulamalarına karşı korunduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, Đdare’nin bütün eylemlerinin   hukuki denetime tabi olduğunu ifade etmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AĐHM, şikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olduğunu tespit etmektedir. Ayrıca başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığından   şikayetin kabuledilebilir olduğuna kanaat getirmektedir.   B. Esasa Dair   AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, iç hukukta hak ve özgürlüklerin Sözleşme’de yer   aldıkları şekliyle ileri sürülebilmelerini sağlayan başvuru yolunun mevcut bulunmasını güvence   altına aldığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla bu hüküm, Sözleşmeye dayanan “savunulabilir bir   şikayet”’in içeriğini incelemeye ve uygun tazmin yolunu sunmaya yetkili kılan iç hukuk yolunun   varlığını gerekli kılmaktadır (Kudla-Polonya, no: 30210/96).   13. maddenin Sözleşmeci Devletlere getirdiği yükümlülüğün kapsamı, başvuranın   şikayetinin niteliğine göre değişmektedir. Buna karşın 13. maddenin gerekli kıldığı başvuru yolu   teoride olduğu kadar uygulamada da “etkili” olmalıdır (Đlhan-Türkiye, no: 22277/93). 13. madde   uyarınca bir “başvuru yolunun etkili olması”, kesin olarak davanın başvuran lehinde   sonuçlanması anlamına gelmemektedir.. Aynı şekilde bu hükümde bahsedilen “makam” adli bir   makam olmak zorunda değildir. Ancak böyle bir durumda, söz konusu makamın yetkileri ve   sunduğu güvenceler, kendisine yapılan başvurunun etkililiğini değerlendirmek için göz önünde   bulundurulmaktadır. Bunun yanısıra aralarından biri tek başına 13. maddenin gerekliliklerine   cevap veremese de, iç hukuk tarafından sunulan başvuru yollarının tümü, söz konusu   gereklilikleri yerine getirebilir (Silver ve diğerleri-Birleşik Krallık, 25 Mart 1983 tarihli karar, ve   Chahal-Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli karar).   Bu davada AĐHM, Anayasa’nın 129. maddesi ve 657 sayılı Kanun’un 136. maddesinden,   bir uyarma veya ihtar cezasının hukuki denetime tabi olamayacağı sonucunun ortaya çıktığını   hatırlatmaktadır. Böylece AĐHM, ulusal hukukun, buna benzer bir uyarma cezasına başvuranın   itiraz edebilmesi amacıyla ulusal mahkemeye başvuruda bulunma yolunun bulunmasını   öngörmediğini tespit etmektedir (mutatis mutandis, Güneri ve diğerleri-Türkiye, no: 42853/98,   43609/98 ve 44291/98, 12 Temmuz 2005 ve sözü edilen Metin Turan kararı). Bundan dolayı   başvurana yapılan uyarıya benzer disiplin cezasının verildiği durumlarda etkili başvuru yolunun   bulunmaması, olası kötüye kullanımları engelleyecek yada sadece benzeri disiplin tedbirlerinin   meşruluğunun denetlenmesini sağlayacak her türlü güvenceden başvuranı mahrum   bırakmaktadır.   Sonuç olarak AĐHM, iç hukukta benzeri başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle   AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar adı altında bir Euro’luk sembolik bir ücret talep   etmektedir. Başvuran, uyarma ve ihtar cezasının hukuki denetimden geçmesine engel olan 657   sayılı Kanun’un ilgili maddelerinin kaldırılmasını istemektedir.   Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM, ihlal tespitinin manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna kanaat   getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran aynı zamanda rakam belirtmeksizin ve herhangi bir delille taleplerini   desteklemeksizin masraf ve harcamalarının yanısıra avukatlık ücretinin de tazmin edilmesini   istemektedir.   Hükümet AĐHM’den, başvuran taleplerini hiçbir şekilde kanıtlamadığından dolayı,   herhangi bir ödemenin yapılmasına hükmetmemesini istemektedir.   AĐHM’nin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul   oranda oldukları ortaya konulan masraf ve harcamalarının tazminini elde edebilmektedir. Bu   davada AĐHM, elinde yeterince unsur bulunmamasını ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde   bulundurarak, başvuranın bu talebini reddetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Đhlal kararının tespitinin manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;   karar vermiştir.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine   uygun olarak 27 Mart 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło