67137/01

WyrokETPCz2006-01-10ECLI:CE:ECHR:2006:0110JUD006713701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżąca była poddana nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu w areszcie policyjnym, naruszając art. 3 Konwencji? Czy krajowe postępowanie w sprawie zarzutów maltretowania stanowiło skuteczny środek odwoławczy, naruszając art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że gdy osoba jest zatrzymana w dobrym stanie zdrowia, a po zwolnieniu stwierdza się u niej obrażenia, państwo ma obowiązek wyjaśnić ich pochodzenie. W przypadku braku takiego wyjaśnienia, a zwłaszcza gdy zarzuty skarżącej są poparte raportami medycznymi, powstaje wyraźne pytanie w kontekście art. 3 Konwencji. Władze tureckie nie przedstawiły satysfakcjonującego wyjaśnienia obrażeń skarżącej, stwierdzonych po zatrzymaniu, a fakt uniewinnienia funkcjonariuszy policji w postępowaniu krajowym nie zwalnia państwa z odpowiedzialności konwencyjnej. W odniesieniu do art. 13, Trybunał uznał, że dochodzenie i postępowanie karne, choć wszczęte, były wadliwe, ponieważ nie zidentyfikowano wszystkich funkcjonariuszy zamieszanych w zatrzymanie, nie przesłuchano wszystkich potencjalnych świadków, a zarzuty dotyczące molestowania seksualnego nie zostały odpowiednio zbadane. W związku z tym postępowanie nie spełniało wymogów skutecznego środka odwoławczego.
Stan faktyczny
W 1997 roku skarżąca, Türkan Yavuz, została zatrzymana w Stambule przez policję wraz z mężem pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji. Po zatrzymaniu, w raporcie medycznym z 21 maja 1997 roku, stwierdzono u niej obrażenia (hiperemia na łopatce, obrzęk i ból szyi). Skarżąca zeznała prokuratorowi, że była molestowana seksualnie i bita przez policjantów podczas zatrzymania. Władze krajowe wszczęły dochodzenie i postępowanie karne przeciwko kilku policjantom, ale ostatecznie zostali oni uniewinnieni przez Sąd Karny w Stambule w 1999 roku, a wyrok został podtrzymany przez Sąd Kasacyjny w 2000 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącej 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki. 5. Oddala pozostałą część roszczenia skarżącej o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YAVUZ – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 67137/01)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Yavuz – Türkiye davasında,   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire),   Baꢀkan J.-P. COSTA,   Yargıçlar A.B. BAKA,   R. TÜRMEN,   K. JUNGWIERT,   M. UGREKHELIDZE,   A. MULARONI,   E. FURA-SANDSTRÖM,   Bölüm Sekreter Yardımcısı S. NAISMITH’in katılımı ile kapalı oturumda 6 Aralık 2005   tarihinde toplanmıꢀ ve anılan tarihte izleyen kararı vermiꢀtir:   USUL   1.Dava, Türkan Yavuz (“baꢀvuran”) isimli Türk vatandaꢀının, 8 ꢁubat 2001 tarihinde,   Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesine   dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AĐHM’ye yaptığı baꢀvurudan (no. 67137/01)   kaynaklanmaktadır.   2.Baꢀvuran, Đstanbul Barosu’na bağlı M. A. Kırdök ve M. Kırdök isimli avukatlar   tarafından temsil edilmiꢀtir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AĐHM’deki yargılama için bir Ajan   tayin etmemiꢀtir.   3.27 Kasım 2001 tarihinde AĐHM baꢀvuruyu bildirmeye karar vermiꢀtir.   4.1 Kasım 2004 tarihinde, AĐHM, Dairelerinin kompozisyonunu değiꢀtirmiꢀtir (25 § 1.   madde). Bu dava, yeni oluꢀturulmuꢀ olan Đkinci Daire’ye tevzi edilmiꢀtir (52 § 1. madde).   5.17 Mart 2005 tarihli bir yazı ile, AĐHM, AĐHS’nin 29 §§ 1. ve 3. maddesi uyarınca   baꢀvurunun kabuledilebilirliği ve esaslarına iliꢀkin karar vereceğini taraflara bildirmiꢀtir.   6. Baꢀvuran ve Hükümet, esaslara iliꢀkin ayrı ayrı görüꢀ bildirmiꢀtir (59 § 1. madde).   OLAYLAR   I.DAVA OLAYLARI   7.Baꢀvuran, 1973 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   A.Polis gözaltında tutulma ve baꢀvuranın kötü muameleye maruz kaldığı iddiasına   iliꢀkin sağlık raporu   8.17 Mayıs 1997 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne   bağlı beꢀ polis memuru, baꢀvuranın dairesinde arama yapmıꢀtır. Baꢀvuran ve eꢀi yakalanmıꢀ   ve yasadıꢀı bir örgüt olan TKP/ML1’ye üye oldukları ꢀüphesiyle gözaltına alınmıꢀlardır. Aynı   gün polisler tarafından hazırlanan ve baꢀvuran tarafından imzalanan arama tutanağına göre,   Türkiye Komünist Marksist/Leninist Partisi   polis, birkaç belge, silah, mühimmat ve dinamit bulmuꢀtur. Raporda, baꢀvuran ve eꢀinin   mukavemet gösterdiği ifade edilmiꢀtir.2   9.Aynı gün, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne bağlı polisler,   aynı gerekçelerle, E.Y. dahil olmak üzere, diğer ꢀüphelileri yakalamıꢀlardır.   10.19 Mayıs 1997 tarihinde, baꢀvuran, iki polis tarafından sorguya çekilmiꢀtir.   Baꢀvuran, TKP/ML ile bağlantısı olmadığını ve arama sırasında bulunan maddelerin   varlığından haberdar olmadığını belirtmiꢀtir. Eꢀinin bu maddeleri ne zaman getirip sakladığını   bilmediğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, ifadesini imzalamıꢀtır.   11.21 Mayıs 1997 tarihinde, baꢀvuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp   Kurumu’na bağlı bir doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor, baꢀvuranın sağ kürek   kemiğinin altında 2 x 8 cm ebadında hiperemi3, boyun bölgesinde 3 cm ebadında bir ꢀiꢀlik ve   boyunda ağrı olduğunu not etmiꢀtir. Doktor tarafından hazırlanan raporda, bu tespitlerden   baꢀka, kötü muameleye bağlı olabilecek baꢀka yaralanma emaresi olmadığı sonucuna   varılmıꢀtır.   B.Kötü muamele iddiasına yönelik baꢀlatılan soruꢀturma ve polislere yönelik cezai   iꢀlemler   12.21 Mayıs 1997 tarihinde, baꢀvuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı   huzuruna çıkarılmıꢀtır. Polise verdiği ifadelerin içeriğini teyit etmiꢀtir. Ancak, gözaltı   süresinde, dört ya da beꢀ polisin, göğüslerine ve kalçalarına dokunarak cinsel tacizde   bulunduğunu belirtmiꢀtir. Ayrıca yumruklandığını da iddia etmiꢀtir. Tekrar görürse bu   polisleri tanıyabileceğini ifade etmiꢀtir.   13.Aynı gün, baꢀvuran serbest bırakılmıꢀ ve kendisine yönelik hiçbir cezai iꢀlem   baꢀlatılmamıꢀtır.   14.22 Mayıs 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, baꢀvuran   ve E.Y.’nin kötü muamele iddialarını inceleme yetkisine sahip olmadığını dikkate almıꢀ ve   soruꢀturma dosyasını Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na nakletmiꢀtir.   15.30 Mayıs ve 3 Temmuz 1997 tarihlerinde, Fatih Cumhuriyet Savcısı, Kartal ve   Tuzla Emniyet Müdürlükleri’nin, baꢀvuranın kendi huzuruna çıkarılmasını sağlamaları   talebinde bulunmuꢀtur. 21 Ağustos 1997 tarihinde, Tuzla Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet   Savcısı’na, baꢀvuranın Cumhuriyet Savcısı tarafından belirtilen adreste bulunmadığını ve   Kartal SSK Hastanesi’nde çalıꢀtığını öğrendiklerini bildirmiꢀtir. 27 Ağustos 1997 tarihinde,   Cumhuriyet Savcısı, Kartal Emniyet Müdürlüğü’ne yaptığı talebini yinelemiꢀtir. Baꢀvuranın   adresi, çalıꢀtığı yer olan hastane olarak belirtilmiꢀtir.   16.Fatih Cumhuriyet Savcısı’nın 30 Mayıs 1997 tarihli talebi üzerine, 8 Temmuz 1997   tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü, baꢀvuran ve E.Y.’nin yakalanması ve tutuklanmasına   iliꢀkin belgeleri iletmiꢀ ve Savcıya baꢀvuran ve E.Y.’yi sorguya çeken polislerin kimliklerini   bildirmiꢀtir.   Taraflarca sunulan arama tutanaklarının kopyaları kısmen okunabilmektedir. Ancak, baꢀvuran, gözaltı   tutanağında, kendisinin ve eꢀinin mukavemet gösterdiğinin ifade edildiğini teyit etmiꢀtir.   Hiperemi, organ kan akıꢀındaki artıꢀtır.   17.Fatih Cumhuriyet Savcısı’na verilen 26 Eylül 1997 tarihli ifadesinde, baꢀvuran,   özellikle, karakola götürüldüğünü, eꢀinden ayrılarak gözlerinin bağlandığını ileri sürmüꢀtür.   Saçını çeken ve bilhassa omuzlarının ortasından kendisine vuran polisler tarafından saldırıya   maruz kaldığını iddia etmiꢀtir. Kendisini kocasının gözü önünde çırılçıplak soyduklarını,   sarkıntılık ettiklerini ve cinsel tacizde bulunduklarını ileri sürmüꢀtür. Sorgusu esnasında,   polislerden birisinin kendisini tecavüzle tehdit ettiğini, diğer polislerin sözlü hakarette   bulunduğunu ve iꢀbirliği yapmaz ise cinayetle suçlamakla tehdit ettiklerini de iddia etmiꢀtir.   Basında yer almasından sonra da dövüldüğünü ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, incommunicado   ꢀekilde, tüm görgü tanıklarından uzak tutulduğundan, tanık bulmasının imkansız olduğunu   belirtmiꢀtir.   18.E.Y.’nin ifadesi Fatih Cumhuriyet Savcısı tarafından 27 Ekim 1997 tarihinde   alınmıꢀtır.   19.23 Temmuz 1997 ve 9 Eylül 1997 tarihleri arasında, Fatih Cumhuriyet Savcısı,   H.Đ., E.A, A.K., ve Z.K. isimli polislerin ifadelerini almıꢀtır. Sözkonusu polislerin hepsi   kendilerine yönelik suçlamaları reddetmiꢀ ve hem baꢀvuranın hem de E.Y.’nin tutuklanmaya   direndiğini ve sonuç olarak bazı yaralar almıꢀ olabileceğini iddia etmiꢀtir.   20. 3 Kasım 1997 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı, Đstanbul Cumhuriyet   Savcılığı’na, sözkonusu polis memurları aleyhinde cezai takibat açılması gerektiği kanısında   olduğunu belirten bir rapor sunmuꢀtur.   21. 19 Kasım 1997 tarihli bir iddianame ile Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, Ceza   Kanunu’nun, kötü muameleyi yasaklayan 243 § 1. maddesi uyarınca Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’nde polis memurları aleyhinde cezai takibat baꢀlatmıꢀtır.   22. 25 Kasım 1997 tarihinde polis memurları aleyhinde açılan cezai takibat, Đstanbul   Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda baꢀlamıꢀtır.   23. 25 Kasım 1997 ve 1 Haziran 1999 tarihleri arasında Mahkeme, sekiz duruꢀmaya   bakmıꢀtır. Baꢀvuranı, eꢀini, E.Y.’yi ve suçlanan polis memurlarını dinlemiꢀtir. Baꢀvuranın,   üçüncü taraf olarak katılmaya dair 13 ꢁubat 1998 tarihli talebi, Mahkeme tarafından kabul   edilmiꢀtir. 13 Ekim 1998 tarihinde düzenlenen duruꢀmada baꢀvuranın temsilcisi Mahkeme’ye,   baꢀvuranın görgü tanığı, ꢁ.T.’yi dinleme haklarından vazgeçtiklerini bildirmiꢀtir. Dolayısıyla,   Mahkeme ꢁ.T.’yi dinlememe kararı vermiꢀtir.   24. Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki davalar sırasında baꢀvuran, polis memurları   aleyhindeki iddialarını yinelemiꢀtir. Ayrıca, kendisini cinsel yönden taciz eden polis   memurlarından ikisinin, H.Đ. ve Z.K.’nın, Mahkeme huzurunda bulunduklarını belirtmiꢀtir.   Yakalanması sırasında bir mücadele yaꢀandığını da kabul etmiꢀtir.   25. 1 Aralık 1998 tarihli duruꢀmada baꢀvuranın eꢀi, baꢀvuran lehinde tanıklık etmiꢀtir.   Polis gözetimindeyken topluca düzenli iꢀkenceye maruz bırakıldıklarını belirtmiꢀtir. Bu   hususta, kıyafetlerinin yırtılmıꢀ, ayaklarının ezilmiꢀ olduğunu, soğuk basınçlı suya maruz   kaldıklarını ve kafalarının, bir havuza batırıldığını ileri sürmüꢀtür. Kendisine, eꢀinin çıplak   ꢀekilde yerde yatarken gösterildiğini iddia etmiꢀtir.   26. 1 Haziran 1999 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarının   aleyhlerinde öne sürülen suçlardan beraatine karar vermiꢀtir. Mahkeme, tıbbi raporlardaki   bulgular dıꢀında, yaralanma izi olmadığı ve sözkonusu raporlarda kaydedilen yaralanmaların,   ꢀikayetçilerin yakalanması sırasında oluꢀtuğu kanısındadır. Mahkeme, baꢀvuranın eꢀinin   tanıklığının, baꢀvuranın eꢀi olması, aynı gerekçelerle yakalanarak gözaltına alınması ve   ifadesinin, olaylara uymaması nedeniyle, güvenilmez olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle,   huzurunda sunulan delillerin, suçlanan polis memurlarının suçlu olduğuna karar vermek için   yeterli olmadığına karar vermiꢀtir.   27. 4 Ekim 2000 tarihinde Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıꢀtır.   II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI   28. Sözkonusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukukun tanımı, Batı ve   Diğerleri/Türkiye (no. 33097/96 ve 57834/00, §§ 96-100, ECHR 2004- ... (özetler)) kararında   bulunabilir.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK   29. 6 Haziran 2005 tarihli ek görüꢀlerinde Hükümet AĐHM’den, AĐHS’nin 35 § 1.   maddesi bağlamındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uymadığı için baꢀvurunun   kabuledilemez olduğuna karar vermesini istemiꢀtir. Baꢀvuranın, hukuk mahkemeleri veya   idari mahkemelerde dava açarak maruz kaldığını iddia ettiği zararın telafisi için   isteyebileceğini ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, AĐHM’ye daha önce bu iç hukuk yollarının   etkinliğini kanıtlayan sözkonusu mahkemeler tarafından verilmiꢀ kararların sunulmuꢀ   olduğunu belirtmiꢀtir.   30. Baꢀvuran, Hükümet 23 Nisan 2002 tarihli görüꢀlerinde iç hukuk yollarının   tüketilmemiꢀ olmasına itiraz etmemiꢀ olduğu için, davanın sözkonusu aꢀamasında da itiraz   etmemelerinin engellenmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   31. AĐHM, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 55. maddesine göre, niteliği ve koꢀulları   elverdiğince, baꢀvurunun kabuledilebilirliğine iliꢀkin yazılı veya sözlü görüꢀlerinde sorumlu   Sözleꢀmeci Devlet tarafından kabuledilemezlik kararına itiraz edilmesi gerektiğini yineler   (bkz. K. ve T./Finlandiya [BD], no. 24952/94, § 44, ECHR 2002-X). AĐHM, Hükümet’in,   AĐHM’nin sözkonusu baꢀvurunun kabuledilebilirliğine iliꢀkin kararından önce baꢀvurunun   kabuledilebilirliği ve esaslarına iliꢀkin ek görüꢀlerinde iç hukuk yollarının tüketilemesine   iliꢀkin itirazlarını belirtmiꢀ olmalarından dolayı sözkonusu gerekliliği yerine getirmiꢀ olduğu   kanısındadır. Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in davanın sözkonusu aꢀamasında iç hukuk   yollarının tüketilmemiꢀ olduğuna iliꢀkin itirazını sunmaktan alıkonamayacağı kanısındadır.   32. Ancak AĐHM, daha önce benzer davalarda Hükümet’in ilk itirazlarını incelemiꢀ ve   reddetmiꢀ olduğunu yineler (bkz., özellikle, Karayiğit/Türkiye (karar), no. 63181/00, 5 Ekim   2004). AĐHM, sözkonusu davada yukarıda kaydedilen baꢀvuruda vardığı sonuçlardan farklı   bir sonuca varmasını gerektirecek özel bir durum görmemektedir.   33. Bu koꢀullar altında AĐHM, Hükümet’in ilk itirazını reddeder.   34. AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden yoksun   olmadığını belirtir. Ayrıca, kabuledilemez olduğuna karar vermek için gerekçe bulunmadığını   belirtir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   35. Baꢀvuran, polis gözetimindeyken maruz bırakıldığı muamelenin, AĐHS’nin   aꢀağıda kaydedilen 3. maddesinin ihlali anlamına gelen iꢀkence ve insanlık dıꢀı muameleye eꢀ   değerde olduğu hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur:   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   36. Hükümet, baꢀvuranın iddialarına itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranın iddialarının, uygun   delillerce desteklenmediğini belirtmiꢀtir. Bu bağlamda Hükümet, baꢀvuranın kötü muamele   iddialarının, tıbbi rapor bulgularına uymadığını belirtmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın, iddia ettiği   muameleye uğramıꢀ olması durumunda, yüzünden ve vücudunda yara izleri olacağını ileri   sürmüꢀtür. Ayrıca, baꢀvuranın ve eꢀinin, yakalanmaya karꢀı direndiklerini doğruladıklarını   belirtmiꢀtir.   37. Baꢀvuran, iddialarını sürdürmüꢀtür. Özellikle, sırtına darbe aldığını, çıplak   bırakıldığını ve sözlü ve fiziksel olarak cinsel yönden taciz edilmiꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.   38. AĐHM, kiꢀinin sağlık durumu iyiyken gözaltına alındığı ancak, serbest   bırakıldığında yaralanmıꢀ olduğunun anlaꢀıldığı durumlarda, Devlet’in sözkonusu   yaralanmanın nasıl olduğunu açıklamakla ve özellikle baꢀvuranın iddiaları, tıbbi raporlarla   desteklenmiꢀse, sözkonusu iddiaları çürütecek bir delil sunmakla yükümlü olduğunu; aksi   halde, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında açık bir sorunun belireceğini yineler (bkz.   Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94, § 87, ECHR 1999-V, Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996   tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-VI, sayfa 2278, § 62, Tomasi/Fransa, 27   Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi no. 241-A, sayfa 40-41, §§ 108-111, ve   Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, sayfa 26, § 34).   39. Sözkonusu davada doktor tarafından hazırlanan tıbbi rapor, polis tarafından   gözaltında tutulduğu sürenin bitiminde baꢀvuranın vücudunda yaralar görüldüğünü   göstermektedir. AĐHM’nin görüꢀüne göre, tıbbi rapordaki bulgular, en azından baꢀvuranın   sırtından darbe aldığına dair iddialarıyla uyuꢀmaktadır. AĐHM, özellikle sözkonusu   muamelenin kanıtlanması çok zor olduğu için, cinsel veya psikolojik kötü muameleye iliꢀkin   iddiaların doğruluğunu değerlendirmeyi gerekli görmemektedir.   40. AĐHM tarafların, 21 Mayıs 1997 tarihli tıbbi rapor bulgularına iliꢀkin ihtilafa   düꢀmediklerini gözlemlemektedir. Ancak, baꢀvuranın sözkonusu muameleye nasıl maruz   kaldığı hususunda farklı ifadeler vermiꢀlerdir. AĐHM, baꢀvuranın yakalanmasını müteakiben   muayene edilmediğini, oysa edilmesinin, yakalama iꢀlemi sırasında güç kullanmak   durumunda kalan polis memurları tarafından atılacak uygun bir adım olmuꢀ olacağını   belirtmektedir. Ayrıca, yakalam tutanağında, baꢀvurana karꢀı kullanılan suçun niteliğinden   söz edilmemektedir ve baꢀvuranın eꢀi olan R.Y.’nin tıbbi raporu, birlikte yakalanmıꢀ   olmalarına rağmen, kötü muamele bulgularını ortaya koymamaktadır.   41. Yukarıda belirtilenler karꢀısında, AĐHM, Hükümet’in, baꢀvuranın, tutukluluğun   sonunda tespit edilen yaraları nasıl aldığına iliꢀkin açıklamalarından tatmin olmamıꢀtır.   42. Yetkililerin, nezarette kontrolleri altındaki kiꢀilerin aldıkları yaraların nedenini   açıklama yükümlülüğünü yineleyen AĐHM, polis memurlarının beraat etmelerinin Devlet’in   AĐHS uyarınca sorumluluğunu ortadan kaldıramayacağını değerlendirir (bkz., mutatis   mutandis, Berktay – Türkiye, no. 22493/93, § 168, 1 Mart 2001 ve Çolak ve Filizer – Türkiye,   no. 32578/96 ve no. 32579/96, § 168, 8 Ocak 2004).   43. Bütün olarak davanın olaylarını ve baꢀvuranın nezarette tutulduğu sırada aldığı   yaraların nedenine iliꢀkin olarak Hükümet tarafından makul bir açıklamanın olmayıꢀını   değerlendiren AĐHM, bu yaraların, sorumluluğunu Hükümet’in taꢀıdığı muameleden   kaynaklandığını tespit eder.   44. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verir.   III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   45. Baꢀvuran, ulusal mahkemelerin, herhangi bir ek soruꢀturma yürütmeden ve dava   dosyasındaki delillere rağmen sanık memurları beraat ettirmek amacıyla hareket ettiği   gerekçesiyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak   görülmesini istemek hakkının ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ayrıca, kötü muamele ve   iꢀkence ꢀikayetlerine iliꢀkin etkili bir hukuk yolunun olmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine istinat etmiꢀtir.   46. AĐHM, bu ꢀikayetlerin tek baꢀına 13. madde açısından incelenmesi gerektiğini   değerlendirir. Bu madde ꢀöyledir:   “ Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev   yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili   bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.”   47. Hükümet, baꢀvuranın kötü muamele iddiasına iliꢀkin ifadesinin üzerine   Cumhuriyet Savcısı tarafından hemen bir soruꢀturma baꢀlatıldığını ileri sürmüꢀtür. Hükümet,   baꢀvuranın yakalanmasında ve sorgulanmasında yer alan polis memurlarının teꢀhis edildiğini,   baꢀvuran ve sanık polis memurlarının ifadelerinin alındığını ve baꢀvuranın eꢀinin tanık olarak   dinlendiğini belirtmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın mahkemede hazır bulunmamasının, ifade   vermesini sağlamak için birkaç yazılı talebi zorunlu kılmıꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.   Mahkemenin, sanık polis memurlarının beraatını onları mahkum etmek için yeterli delil   olmaması dolayısıyla emrettiğini iddia etmiꢀtir.   48. Baꢀvuran, iꢀkence ve kötü muamele iddialarına iliꢀkin olarak ön soruꢀturmanın ve   cezai iꢀlemlerin uluslararası standartların gerisinde kaldığını ileri sürmüꢀtür. Tıbbi raporların   yetersizliğinden ve daha fazla delil elde etme çabalarının yokluğundan ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Baꢀvuran, yerel mahkemenin, yakalanmasının ardından polis memurlarının onu tıbbi   muayeneye götürmediği gerçeğine müsamaha ederken, eꢀinin ifadesini tek taraflı bulduğunu   ve kendisinin ifadesini gözönünde bulundurmadığını belirtmiꢀtir.   49. Bu davada sunulan delillere dayanarak, AĐHM, sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 3.   maddesi uyarınca, polis nezaretinde baꢀvuran tarafından maruz kalınan kötü muameleden   sorumlu olduğunu tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla, bu bakımdan baꢀvuranın ꢀikayeti, AĐHS’nin 3.   maddesi ile iliꢀkili 13. maddenin maksatları açısından “savunulabilir” dir. Dolayısıyla,   yetkililerin, bu hükmün gereklerini yerine getiren etkili bir soruꢀturma yürütme   yükümlülükleri vardır (bkz. McGlinchey ve Diğerleri – Đngiltere, no. 50390/99, § 64, AĐHM   2003-V ve yukarıda anılan, Batı ve Diğerleri §§ 133-138).   50. Sözkonusu davada, AĐHM, Cumhuriyet Savcılığı tarafından baꢀvuranın iddialarına   yönelik bir soruꢀturmanın hemen baꢀlatıldığını gözlemler. Bu soruꢀturma, Cumhuriyet Savcısı   tarafından, baꢀvuranın hem yakalanmasında hem de sorgulanmasında yer alan kiꢀiler olarak   teꢀhis edilen iki polis memurunun duruꢀmaya çıkmasıyla sonuçlanmıꢀtır. Ayrıca, delil   yetersizliğinden dolayı polis memurlarının beraat etmesiyle sonuçlanan bu cezai iꢀlemlere   baꢀvuran etkili olarak katılım sağlayabilmekteydi.   51. Bununla birlikte, AĐHM, yetkililer tarafından soruꢀturma ve duruꢀmanın yürütülme   biçiminde kusurlar olduğunu gözlemler. AĐHM, davanın açılmasının öncesinde baꢀvurandan   hiçbir zaman kötü muamelenin sözde faillerini teꢀhis etmesinin talep edilmediğini gözlemler   ve sonuç olarak, baꢀvuran tarafından ꢀikayet edilen diğer polis memurları teꢀhis edilmemiꢀ ve   duruꢀmaya çıkarılmamıꢀtır. Bu bağlamda, yetkililer, baꢀvuranın yakalanmasında yer alan   diğer polis memurlarının veya yakalanmasının muhtemel görgü tanıklarının ifadelerini   almamıꢀlardır. Ayrıca, iꢀlemlerin hiçbir aꢀamasında, baꢀvuranın incommunicado üç buçuk   gün tutuklu kaldığı ve hepsi erkek olan polis memurları tarafından sorgulandığı gerçeğine   rağmen, yetkililer tarafından baꢀvuranın cinsel taciz iddialarının doğruluğu incelenmemiꢀtir.   52. Yukarıda belirtilenler karꢀısında, AĐHM, hem soruꢀturmanın hem de cezai   iꢀlemlerin AĐHS’nin 13. maddesinin gerektirdiği tam, etkili hukuk yolunu sağlamadığı   kararına varır. Dolayısıyla, bu hüküm ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   53. AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “ Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   54. Baꢀvuran 40.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   55. Hükümet, aꢀırı bularak, baꢀvuran tarafından talep edilen miktara itiraz etmiꢀtir.   56. AĐHM, baꢀvuranın, büyük ihtimalle, tek baꢀına AĐHM’nin ihlal tespitiyle telafi   edilemeyecek, acı ve sıkıntı yaꢀamıꢀ olduğunu tespit eder. Bu davada tespit edilen ihlalin   niteliğini gözönünde tutarak ve hakkaniyet temelinde karar vererek, AĐHM, baꢀvurana,   10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.   B. Mahkeme masrafları   57. Baꢀvuran mahkeme masrafları olarak toplam 10.640 Yeni Türk Lirası (YTL)   (yaklaꢀık 5.982 Euro) talep etmiꢀtir. Bu miktar, hem yerel mahkemelerde hem de AĐHM’de   yapılan idari masrafları ve harcamaları ve temsil edilme ücretlerini kapsar. Taleplerine destek   olarak, baꢀvuran, temsilcileri tarafından hazırlanan bir masraflar listesi ve Đstanbul Barolar   Birliği’nin 2005 için tavsiye olunan ücretler listesini sunmuꢀtur. Ancak, herhangi bir makbuz   sunmamıꢀtır.   58. Hükümet miktarlara itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranın taleplerine iliꢀkin herhangi bir   belge veya makbuz sunmadığını ileri sürmüꢀtür.   59. AĐHM, sözkonusu masraflar gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktar   açısından makul olduğu takdirde mahkeme masraflarına iliꢀkin tazminat ödenmesine karar   verebilir ( bkz. Sawicka – Polonya, no.37645/97, § 54, 1 Ekim 2002). Mevcut bilgilere   istinaden kendi kararını veren AĐHM, bütün mahkeme masraflarını kapsamak üzere 2.500   Euro ödenmesine karar verir.   C. Gecikme Faizi   60. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, aꢀağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi   uyarınca kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur   üzerinden sorumlu Devlet’in milli para birimine dönüꢀtürmek üzere ödemesine:   (i) 10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;   (ii) 2.500 Euro (iki bin beꢀ yüz Euro) mahkeme masrafları;   (iii) yukarıdaki miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;   (b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 10 Ocak 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S. NAISMITH   J.-P. COSTA   Yazı Đꢀleri Müdür Yardımcısı   Baꢀkan   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło