68188/01
WyrokETPCz2006-10-19ECLI:CE:ECHR:2006:1019JUD006818801
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zaginięcie osoby po zatrzymaniu przez siły bezpieczeństwa, brak skutecznego śledztwa oraz brak możliwości skorzystania ze skutecznego środka odwoławczego naruszyły prawa skarżących wynikające z art. 2, 5 i 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo jest odpowiedzialne za zaginięcie Zekiego Dirila, ponieważ został on zatrzymany przez siły bezpieczeństwa, a władze nie przedstawiły wiarygodnego wyjaśnienia jego losu ani dowodów na jego zwolnienie. Biorąc pod uwagę długi okres od zaginięcia (ponad 12 lat) oraz kontekst wydarzeń w południowo-wschodniej Turcji (gdzie osoby oskarżone o wspieranie PKK były narażone na zagrożenie życia, a funkcjonariusze często działali bezkarnie), Trybunał domniemał, że Zeki Diril zmarł w areszcie. Brak skutecznego śledztwa, które mogłoby zidentyfikować i ukarać odpowiedzialnych, oraz brak dostępu do efektywnych środków odwoławczych w prawie krajowym, dodatkowo potwierdziły naruszenia Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący to rodzina Zekiego Dirila, który został zatrzymany przez żandarmerię w maju 1994 roku w południowo-wschodniej Turcji, rzekomo za wspieranie PKK. Zeki Diril wraz z kuzynem Ilyasem Dirilem zostali przekazani do posterunku żandarmerii w Uludere. Ilyas został zwolniony ze względu na wiek, natomiast Zeki został zatrzymany. Od tego czasu rodzina straciła z nim kontakt, a jego los pozostaje nieznany. Władze tureckie nie przedstawiły wiarygodnych dowodów na jego zwolnienie, a prowadzone śledztwo krajowe było nieskuteczne.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji (odpowiedzialność państwa za zaginięcie Zekiego Dirila), naruszenie art. 2 Konwencji (brak skutecznego śledztwa), naruszenie art. 5 Konwencji, naruszenie art. 13 Konwencji. Trybunał stwierdził brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 2 i 5. Trybunał zasądził łącznie 30 000 EUR dla Apro Dirila i Meryem Diril (rodziców) oraz po 5 000 EUR dla każdego z czworga dzieci (rodzeństwa) tytułem zadośćuczynienia niemajątkowego, a także łącznie 5 000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
APRO DĐRĐL- TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:68188/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 68188/01 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaꢀları olan Apro Diril, Meryem Diril, çocukları Süleyman Diril, Can Diril, Yakup
Diril ve Dilber Diril’in (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 27 ꢁubat tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin Temel Đnsan Haklarını güvence altına
alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından S. Beꢀaltı tarafından
temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
1. DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1960, 1956, 1982, 1983, 1985 ve 1987 doğumlu olup Đstanbul’da
ikamet etmektedirler.
Baꢀvuranlar olayların meydana geldiği dönemde ꢁırnak ili Beytüꢀꢀebap ilçesinin
Kovankaya köyünde ikamet etmektedirler. Mayıs 1994 tarihinde Uzungeçit Jandarması tarafından hazırlanan tutanakta, Zeki
Diril (“Zeki”) ve kuzeni Đlyas Diril’in (“Đlyas”), bu tarihte saat 16:00 civarında bir kimlik
kontrolü sırasında yakalandıkları belirtilmektedir. Mayıs 1994 tarihinde, Zeki ve Đlyas, Uludere Jandarma Karakolu’na
nakledilmiꢀlerdir. Aynı gün, Zeki gözaltına alınmıꢀ, Đlyas yaꢀından dolayı serbest
bırakılmıꢀtır. Bu konuyla ilgili olarak, iki tutanak hazırlanmıꢀ ve Uludere Jandarma Komutanı
tarafından imzalanmıꢀtır. Ağustos 1994 tarihinde, Zeki’nin babası (“baꢀvuran”), tutuklandıkları tarih olan 2
Mayıs 1994 tarihinden beri haber alamadığı oğlunun ve yeğeninin akıbetini sormuꢀtur. Ağustos 1994 tarihinde, baꢀvuran Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcısı tarafından
dinlenmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı ratione loci yetkisizlik kararı vermiꢀ ve dosyayı Uludere
Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na sevk etmiꢀtir. Eylül 1994 tarihinde, baꢀvuran ve Đlyas’ın babası oğullarının tutuklandıkları 2 Mayıs tarihinden beri onlardan haber alamadıklarını Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na
bildirmiꢀler ve onları sağ bulacaklarına dair umutlarının kalmadığını söylemiꢀlerdir.
Baꢀvuranlar, oğullarının kiꢀisel eꢀyalarının Uludere Jandarması’nda bulunduğunu savunmuꢀ
ve onları geri almak istemiꢀlerdir. Kasım 1994 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın ve Đlyas’ın
babasının ifadelerini almıꢀtır.
Baꢀvuran oğlunun, 6 Mayıs 1994 tarihinde Uzungeçit jandarmaları tarafından
yakalandığını ifade etmiꢀtir. Oğlunun kaybolmasından sonra ꢀahsen araꢀtırmalar yaptığını
açıklamıꢀtır. 20 Mayıs 1994 yılında, baꢀvuran Uludere taburuna gitmiꢀ, köy korucularını
sorgulamıꢀ, köy korucuları oğlunun ve yeğeninin ꢁırnak’a nakledildiğini söylemiꢀlerdir.
Ertesi gün karꢀılaꢀtığı ꢁenoba Alay Komutanı da bu yönde bilgiler vermiꢀtir. Son olarak, bir
köy korucusu, Zeki ve Đlyas’ın 20 Haziran 1994 tarihinde, ꢁırnak’tan Uludere’ye
nakledildiklerini belirtmiꢀtir.
Đlyas’ın babası, köylülerden ve köy korucularından, oğlunun ve Zeki’nin 2 Mayıs 1994
tarihinde Uzungeçit jandarmaları tarafından yakalandıklarını ve sırasıyla Uludere’ye, ꢁırnak’a
ve yeniden Uludere’ye nakledildiklerini söylediklerini ifade etmiꢀtir. Burada sorgulanan köy
korucuları, çocukların burada bulunmadıklarını ifade etmiꢀlerdir. Kasım 1994 tarihi ile 8 Mart 1995 tarihi arasında, Uludere Cumhuriyet Savcısı,
baꢀvuran tarafından 1 Kasım 1994 tarihinde verilen ifadede adıgeçen kiꢀilerin ifadelerini
almıꢀtır.
N.Y, ꢁ.B ve K.B baꢀvuranın oğlunun akıbeti hakkında, baꢀvurana hiçbir bilgi
vermediklerini belirtmiꢀlerdir.
A.Y baꢀvuranı gördüğünü kabul etmemiꢀtir.
H.B baꢀvurana oğluyla ilgili bilgiler verdiğini kabul etmemiꢀ ve ona Alay
Komutanı’na danıꢀmasını salık verdiğini belirtmiꢀtir.
Ya. B. ve oğlu Yu. B., Zeki ve Đlyas’ın yakalandıkları gün evlerinde yemek
yediklerini, bu arada buluꢀmuꢀ oldukları iki kuzenleriyle birlikte yola çıktıklarını, bu
dördünün daha sonra yakalandıklarını ve Uzungeçit Jandarması’na götürüldüklerini, Zeki ve
Đlyas’ın Uludere Jandarması’na nakledildiklerini ve diğer ikisinin serbest bırakıldıklarını
belirtmiꢀlerdir.
A.B, Zeki ve Đlyas’ın ꢀehre geldiklerinde valizlerini kendi dükkanına bıraktıklarını ve
sonrasında Ya. B.’ye gittiklerini açıklamıꢀtır. Kısa bir süre sonra, jandarmalar eꢀliğinde
valizlerini almak üzere geri geldiklerini ifade etmiꢀtir. ꢁubat 1995 tarihinde, olayların geçtiği dönemdeki ꢁenoba Alay Komutanı, Bilecik
Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀtir. Komutan ifadesinde, 17 Mayıs 1995 tarihinde,
Bilecik’teki yeni görevine baꢀlamak üzere ꢁenoba’dan ayrıldığını ve kaybolma olayına iliꢀkin
bir bilgisinin olmadığını belirtmiꢀtir. Mayıs 1995 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcılığı, Zeki ve Đlyas’ın yakınları
olan ve onlarla birlikte yakalanan K.D ve Đ.D hakkında ihzar müzekkeresi vermiꢀtir. Temmuz 1995 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Cezaevi’nde tutuklu bulunan baꢀvuran ve
Đlyas’ın babası, 6 Eylül 1994 tarihli baꢀvurularını yinelemiꢀlerdir. Ağustos 1995 tarihinde, Đ.D. Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcısı’na Zeki ve Đlyas’la
aynı zamanda, bir gece boyunca Uzungeçit Jandarma Karakolu’nda tutulduğunu belirtmiꢀtir.
K.D’nin ifadesi, artık belirtilen adreste ikamet etmediğinden alınamamıꢀtır. Ekim 1995 tarihinde, Uzungeçit Jandarma Karakolu, Cumhuriyet Savcısı’nı, Zeki
ve Đlyas’ın 11 Mayıs 1995 tarihinde, saat 19:00’da bünyesinde gözaltında tutulduklarına dair
bilgilendirmiꢀtir. Üzerlerinde bulunan paralar emanet alınmıꢀ ve serbest bırakıldıklarında
kendilerine teslim edilmiꢀtir. Paranın teslimi ilgili kiꢀilerin imzasıyla doğrulanmıꢀtır.
Aralık 1996 tarihinde, Uludere Cumhuriyet Savcısı, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet
Savcılığı’ndan kaybolan ꢀahısların köylerinde araꢀtırma baꢀlatmasını ve yakınlarını
sorgulamasını istemiꢀtir. Ocak 1997 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Jandarması, Savcılığa, belirtilen ve terör olayları
nedeniyle boꢀaltılan sözkonusu köylerde, kayıp kiꢀilerin yakınlarının ikamet etmedikleri
bilgisini vermiꢀtir. Mayıs 1997 tarihinde, Uludere Cumhuriyet Savcısı, K.D’nin dinlenmesine iliꢀkin
talebini Beytüꢀꢀebap Savcılığı’nda yinelemiꢀ ve Zeki ve Đlyas’ın son olarak nerede ve hangi
tarihte görüldüklerini belirlemek amacıyla araꢀtırmaların yapılması emrini vermiꢀtir. Mayıs 1997 tarihinde, Uludere Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, Jandarma Karakolu’na, Mayıs 1994 tarihli ve 9 Ocak 1997 tarihli ifadeler arasında çeliꢀkiler tespit ettiği yönünde
bilgi vermiꢀtir. Birinci ifadede 14 Mayıs 1994 tarihinde bir kimlik kontrolü sırasında Zeki’nin
yakalandığı ve gözaltına alındığı belirtilmiꢀken, ikinci ifadede Zeki’nin gözaltına alınmadığı
ifade edilmektedir. Uludere Cumhuriyet Savcısı, kontrol etmek amacıyla, gözaltı kayıtlarını
istemiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, Jandarma Karakolu tarafından sunulan ifadeden, Zeki ve
Đlyas’ın PKK’ya yardım ettikleri ve destek olduklarına iliꢀkin iddialardan dolayı 11 Mayıs tarihinde, saat 19:00’da yakalandıklarının ortaya çıktığını saptamıꢀtır. Jandarma’dan,
aleyhlerine baꢀlatılan olası cezai soruꢀturmalardan kendisini haberdar etmelerini istemiꢀtir.
Son olarak, gözaltında tutuldukları süre içerisinde yapılan nakillere iliꢀkin bilgiler istemiꢀtir. Haziran 1997 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Jandarması, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet
Savcılığı’na, K.D’nin ailesiyle birlikte yurtdıꢀına göç ettiği bilgisini vermiꢀtir. Bu bilgi 19
Haziran 1997 tarihinde Uludere Cumhuriyet Savcısı’na iletilmiꢀtir. Temmuz 1997 tarihinde, Uludere Jandarması, Zeki ve Đlyas’la ilgili olarak gözaltı
kayıtlarının dıꢀında hiçbir belge bulunmadığını bildirmiꢀtir. Nisan 1998 tarihinde, Uzungeçit Jandarması tarafından hazırlanan tutanakta,
yürüttükleri araꢀtırmaların, Cumhuriyet Savcısı tarafından Zeki ve Đlyas’ın akıbetine iliꢀkin
istenen bilgileri elde etme olanağı sağlamadığı belirtilmiꢀtir. Uzungeçit Jandarması, ilgili
kiꢀiler hakkında bulunan tek belgenin, gözaltına alındıklarını belirten kayıt olduğunu ifade
etmiꢀtir. Temmuz 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanlığı Ceza Đꢀleri Genel
Müdürlüğü’nden ( “Adalet Bakanlığı”) kaybolan ꢀahısların özgürlük hakkına müdahale etmek
suçundan, Uludere Jandarması aleyhine cezai soruꢀturma baꢀlatma izni istemiꢀ, Zeki ve
Đlyas’ın 11 Mayıs 1994 tarihinde yakalandıklarını ve 14 Mayıs 1995 tarihinde Uludere
Jandarması’na teslim edildiklerini belirtmiꢀtir. Gözaltına alınan Zeki’den ve serbest bırakılan
Đlyas’tan o günden beri haber alınamamıꢀtır. Kasım ve 14 Aralık 1998 tarihleri arasında, Cumhuriyet Savcısı Y.B., H.B., ꢁ.B.,
A.Y. ve A.B.’yi bir kez daha dinlemiꢀtir. Bu kiꢀiler önceki ifadelerini yinelemiꢀlerdir.
Nisan 2000 tarihinde, Uludere Jandarma Komutanı olan B.S, Zeki ve Đlyas’ın
PKK’ya mensup olmaları iddiasıyla yakalandıklarını ifade etmiꢀtir. Kısa süren bir sorgulama
sonrasında, Đlyas serbest bırakılmıꢀ, Zeki ise gözaltına alınmıꢀtır. Zeki’nin ifadesi alınmıꢀ ve
aynı gece serbest bırakılmıꢀtır. Temmuz 2000 tarihinde, Beytüꢀꢀebap Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuran ve Đlyas’ın
babası aleyhine ihzar müzekkeresi vermiꢀtir.
Aynı gün, yetkili makamlar, sözkonusu kiꢀilerin köylerini terk ettiklerini, yurt dıꢀına
göç ettiklerini ve yeni adreslerini tespit etmenin mümkün olmadığını belirtmiꢀlerdir. Temmuz 2000 tarihinde, ꢁırnak Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, Uludere Jandarması’nın
gözaltı kayıtlarının bulunamadığı ve bu nedenle gözaltının hangi tarihte son bulduğunun tespit
edilmesinin mümkün olmadığı yönünde Adalet Bakanlığı’na bilgi vermiꢀtir. Temmuz 2000 tarihinde, Adalet Bakanlığı, Zeki ve Đlyas’ın kimlik kontrolü
nedeniyle yakalandıklarını, Đlyas’ın genç olması sebebiyle aynı gün, Zeki’nin ise kayıtlara
geçmeden, kontroller sonrasında serbest bırakıldığını, bu amaçla tutanak tutulmamasının
Jandarma Komutanı’na isnat edilemeyeceğini ve aleyhinde kovuꢀturma yapmaya gerek
olmadığını kaydetmiꢀtir. Eylül 2000 tarihinde, Adalet Bakanlığı, kararını baꢀvuranların avukatlarına
bildirmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, R.D.’nin, Zeki ve Đlyas ile aynı yerlerde gözaltına alındığına iliꢀkin 23
Ağustos 2000 tarihli yazılı beyanını sunmuꢀlardır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, Sözleꢀme’nin 2. maddesine atıfta bulunarak, yakınlarının gözaltında
tutulduğu süre zarfında kaybolmuꢀ olmasının, bir cinayet olarak değerlendirilebileceğini iddia
etmektedirler. Ayrıca, yetkili makamların etkin ve derinlemesine bir soruꢀturma
yapmadıklarından ꢀikayetçi olmaktadırlar.
A. Tarafların Đddiaları
Hükümet, baꢀvuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.
Bununla ilgili olarak, 14 Mayıs 1994 tarihli tutanağa ve Uludere Đlçe Jandarma Karakol
Komutanı’nın ifadelerine atıfta bulunmaktadır. Hükümet, kaybolan kiꢀilerin ölmüꢀ
olduklarının ortaya konulmadığını ve bulunmaları amacıyla yürütülen araꢀtırmaların devam
ettiğini belirtmiꢀtir. Hükümet ayrıca yetkili makamların, baꢀvuranların iꢀbirliği
yapmamalarına rağmen ileri sürdükleri iddialar ile ilgili olarak etkili bir soruꢀturma
yürüttüğünü ifade etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
B. AĐHM’nin takdiri
1. Zeki Diril’in kaybolması hakkında
AĐHM, bir kimsenin sağlıklı bir ꢀekilde gözaltına alındığının ve serbest bırakıldığında
yaralandığının tespit edilmesi halinde, Devlet’in bu yaraların nasıl meydana geldiği ile ilgili
olarak mantıklı bir açıklama yapması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bunun gerçekleꢀmemesi
durumunda AĐHS’nin 3. maddesinin uygulanması gerekmektedir (Selmouni-Fransa, [GC],
no: 25803/94).
Aynı ꢀekilde AĐHS’nin 5. maddesi Devlet’lere, gözetim altına alınan ve bu nedenle
yetkili mercilerin elinde olan her kiꢀinin bulunduğu yeri belirtme zorunluluğunu getirmektedir
(Kurt-Türkiye, 25 Mayıs 1998 tarihli karar). Yetkili merciler tarafından, cesedin olmamasına
rağmen, gözetim altında bulunan bir kiꢀinin akıbetinin ne olduğuna iliꢀkin mantıklı bir
açıklama yapılamamıꢀ olması durumun AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca sorular ortaya çıkarıp
çıkaramayacağı, elde edilen delil unsurlarından yola çıkarak tutuklunun gözetim altında
bulunduğu sırada öldürülmüꢀ olduğunun varsayılmasını sağlayacak olan davanın genel
koꢀullarına ve özellikle de maddi unsurlara dayanan yeterli delillerin varlığına bağlıdır
(Çakıcı-Türkiye [GC], no: 23657, Ertak, ve Tanıꢀ ve diğerleri kararları).
Bu bakımdan, ilgilinin gözetim altına alınmasından itibaren geçen zaman dilimi baꢀlı
baꢀına belirleyici olmasa da değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Gözetim altında
bulunan kiꢀiden haber alınmadan geçen süre ne kadar uzunsa, bu kiꢀinin ölmüꢀ olma
ihtimalinin bulunduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Böylece geçen süre, ilgilinin ölmüꢀ
olduğunun varsayılmasına karar verilmesinden önce, durum ve koꢀullara bağlı olan diğer delil
unsurlarına verilecek olan önemi etkileyebilir. AĐHM’ye göre, bu durum 5. maddenin ihlalini
teꢀkil eden basit bir tutuklamanın da ötesine geçen sorular gündeme getirmektedir. Bu ꢀekilde
bir değerlendirmenin yapılması AĐHS’nin temel hükümlerinden biri olan 2. maddesinde
belirtilen yaꢀam hakkının korunması ilkesine uygundur (Bkz., diğerleri arasında, Timurtaꢀ
kararı).
Mevcut davada dosyada yer alan unsurlardan baꢀvuranların yakınlarının, Uzungeçit
Jandarmaları tarafından gözaltına alındıkları ortaya çıkmaktadır. Gözaltı tarihi kesin bir
ꢀekilde belirtilmemiꢀ ve Hükümet’in bununla ilgili olarak sunduğu belgelerde birbirinden ayrı
iki tarihi belirtilmektedir. Bazı belgelerde 11 Mayıs 1994 tarihi belirtilirken bazılarında 13
Mayıs 1994 tarihi belirtilmektedir. Her ne olursa olsun, Zeki Diril’in kuzeni Đlyas’la birlikte
yakalandıkları ve 14 Mayıs 1994 tarihinde Uludere Đlçe Jandarma Komutanlığı’na sevk
edildikleri ortaya konulmuꢀtur ve yetkili merciler bununla ilgili olarak bir itirazda
bulunmamıꢀtır.
ꢁayet Hükümet, Zeki’nin gözaltı süresinin bitiminde serbest bırakıldığını ifade
ediyorsa bununla ilgili olarak yorumunu destekleyecek türden serbest bırakma tutanağı ya da
tanık ifadeleri gibi delil unsurları sunmamaktadır. Bununla ilgili olarak tek tanık ifadesi,
Uludere Đlçe Jandarma Komutanı’nın olayların meydana geldiği tarihten altı yıl sonra 27
Nisan 2000 tarihinde alınan ifadesidir. Aradan on iki yıl geçmesine rağmen, Uludere Đlçe
Jandarma Komutanlığı’na sevk edilmesinden sonra Zeki’nin nerede olduğu ve akıbetinin ne
olduğu ile ilgili olarak herhangi bir bilgi alınamamıꢀtır. Bu nedenle AĐHM, her türlü makul
ꢀüpheciliğin ötesinde, baꢀvuranların yakının gözaltı süresinin bitiminde serbest
bırakılmadığına karar verilmesi için yeterli olacak delil unsurlarının var olduğu kanaatindedir.
Bu durumda, Zeki’nin öldüğünün varsayılıp varsayılamayacağı ve baꢀvuranların da
iddia ettiği gibi Devlet yetkililerinin, AĐHS’nin 2. maddesi ile kendilerine düꢀen yakınlarının
yaꢀam hakkının korunması zorunluluğunu yerine getirip getirmediğine karar verilip
verilemeyeceği sorusu ortaya çıkmaktadır.
AĐHM, Zeki’nin yakalanmasının ve gözaltına alınmasının üzerinden on iki yıldan
fazla bir zaman yani benzer davalarda gözlemlenen sürelerden daha uzun bir zaman diliminin
geçtiğini not etmektedir (Bkz., bu bakımdan, Timurtaꢀ, adıgeçen, ve Tanıꢀ ve diğerleri,
adıgeçen, ya da Đrfan Bilgin-Türkiye, no: 25659/94 kararları). Ayrıca mevcut davada,
baꢀvuranların yakınlarının Uludere Đlçe Jandarma Komutanlığı’na sevk edilmeden önce
güvenlik güçleri tarafından yakalandıkları ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak, dosyada yer
alan unsurlardan da anlaꢀıldığı üzere, Zeki PKK’ya yardım ettiği ve destek olduğu
gerekçesiyle yakalanmıꢀtır. Olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’nin
Güneydoğusu’nda hüküm süren ortam dikkate alındığında, böyle bir kiꢀinin gözetim altına
alınmasının, hayatını tehlikeye atacak türden olduğunun da gözden kaçırılmaması
gerekmektedir. AĐHM’nin iki kararında, mevcut kararda ifade edilen dönemde Türkiye’nin
Güneydoğusu’nda ceza hukukunun sunduğu korumanın etkili olması durumunu sarsan
eksikliklerin, güvenlik gücü memurlarının eylemleri nedeniyle cezalandırılmamalarını
sağladığına ya da bu duruma zemin hazırladığına kanaat getirildiği hatırlatılmaktadır (Kılıç-
Türkiye, no: 22492/93, ve Mahmut Kaya-Türkiye, no:22535/93).
Yukarıda yer alan bilgilerden hareketle AĐHM, baꢀvuranların yakının gözetim altına
alınmasından sonra öldüğünün varsayılmasının uygun olacağı kanaatindedir. AĐHM
baꢀvuranın gözaltına alınmasından sonra neler olduğu ile ilgili hiçbir açıklama yapılmamıꢀ
olması nedeniyle, bu ölümün sorumluluğunun Savunmacı Devlet’e yüklenebileceği
kanaatindedir (Çakıcı kararı). Bu nedenle AĐHS’nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.
2. Ulusal merciler tarafından yürütülen soruꢀturma
Devlet’e “Yetki alanları içinde bulunan herkese AĐHS’de açıklanan hak ve
özgürlükleri tanıma” görevini yükleyen AĐHS’nin 1. maddesi ile birlikte, AĐHS’nin 2.
maddesinin gerektirdiği yaꢀam hakkını koruma zorunluluğu, kuvvete baꢀvurulmasının ölümle
sonuçlandığı hallerde uygun ve etkili bir soruꢀturmanın yürütülmesini gerekli kılmaktadır
(Çakıcı kararı).
Yürütülen soruꢀturma, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve
cezalandırılmalarını sağlayacak ꢀekilde etkili olmalıdır. Burada sözkonusu olan kullanılacak
olan yöntem değil ulaꢀılacak olan sonuçtur. Yetkililerin, olaya iliꢀkin olan delillerin
toplanabilmesi amacıyla alabilecekleri tedbirleri almıꢀ olmaları gerekmektedir (Tanrıkulu-
Türkiye, no: 23763/94, ve Salman-Türkiye, no: 21986). Soruꢀturmanın, sorumlunun ya da
sorumluların teꢀhis edilmesini engelleyebilecek her türlü eksikliği, yürütülen soruꢀturmanın
etkili olmadığı sonucuna götürebilir (Aktaꢀ-Türkiye kararı, no: 24351).
Yukarıda sözü edilen zorunluluklar, Devlet memurlarının kuvvete baꢀvurması
nedeniyle kasten adam öldürülmesinin sözkonusu olduğu davalarla ilgilidir fakat onlarla da
sınırlı değildir. Bu zorunluluklar aynı zamanda, bir kimsenin hayati tehlike arz ettiğine kanaat
getirilen koꢀullarda ortadan kaybolduğunda da geçerlidir (Tahsin Acar-Türkiye, no:
26307/95).
Mevcut davada, soruꢀturmayı yürütmekle görevli olan yetkililerin giriꢀimleri tartıꢀma
götürmemektedir. Baꢀvuranların yakınlarının dilekçe vermesi üzerine soruꢀturmayı
yürütmekle görevli olan yetkililer titizlikle hareket etmiꢀ ve kaybolan kiꢀilerin bulunması
amacıyla giriꢀimlerde bulunmuꢀlardır. Bu amaçla yetkililer, baꢀvuranların yakınlarının ve
onlar tarafından isimleri verilen kiꢀilerin ifadelerini almıꢀlardır. Cumhuriyet Savcısı, ilgili
jandarmalardan kaybolan kiꢀilerin kaybolmasına iliꢀkin ifade tutanaklarını talep etmiꢀ ve
bununla ilgili olan ek bilgiler istemiꢀtir. Jandarmaların gerekli olan belge ve açıklamaları
sunmaktaki kararsızlıkları ve/ya da eksiklikleri karꢀısında Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranların
yakınlarının gözaltı koꢀulları aydınlığa kavuꢀturamamıꢀtır.
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı tarafından gerçekleꢀtirilen soruꢀturma eylemlerini ve
olayları açıklığa kavuꢀturabilmek için sarfedilen çabayı not etmektedir. Bununla birlikte,
soruꢀturmanın yürütülmesinde bir takım eksiklikler olduğunu tespit etmektedir. Öncelikle
Cumhuriyet Savcısı, ne baꢀvuranların yakınlarını yakalayan Uzungeçit Jandarma Karakol
Komutalığı’na bağlı jandarmaların ne de sevkedildikleri Uludere Đlçe Jandarma
Komutanlığı’na bağlı jandarmaların ifadelerini almıꢀtır. Bu kiꢀilerin ifadeleri hiç kuꢀkusuz
faydalı bilgilerin elde edilmesini sağlayacaktı, üstelik yetkililer serbest bırakma tutanağı ya da
buna benzer baꢀka belgeler sunamamıꢀlardır. Jandarmaların ifadeleri, Zeki’nin 14 Mayıs 1994
tarihinde serbest bırakıldığına iliꢀkin Hükümet’in iddiasının doğrulanmasını ya da
reddedilmesini sağlayabilirdi. Bununla ilgili olarak tek tanık ifadesi, Uludere Đlçe Jandarma
Komutanı’nın olayların meydana geldiği tarihten altı yıl sonra 27 Nisan 2000 tarihinde alınan
ifadesidir. Sonuç olarak, Cumhuriyet Savcısının talep etmesine rağmen ilgili kiꢀinin
kaybolmasından kimin sorumlu olduğunun tespit edilebilmesi amacıyla hiçbir cezai dava
baꢀlatılmamıꢀtır Adalet Bakanlığı Ceza Đꢀleri Dairesi, Uludere Đlçe Jandarma Komutanı
hakkında ceza davası baꢀlatılmasına izin vermemiꢀtir. Oysa ki Zeki’nin Uludere Đlçe
Jandarma Karakolu’na sevk iꢀlemi sözkonusu komutanın imzaladığı bir tutanakla
gerçekleꢀmiꢀtir.
Yukarıda yer alan tespitler ıꢀığında AĐHM, ulusal mercilerin, baꢀvuranların
yakınlarının kaybolmasına iliꢀkin koꢀulları aydınlığa kavuꢀturabilecek etkili ve yeterli bir
soruꢀturma yürütmediğine karar vermiꢀtir.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 2. maddesi bu bakımdan da ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, yakınlarının bir hakim ya da yargıç karꢀısına çıkarılmamıꢀ olması
sebebiyle yakınlarının özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini iddia etmekte ve
AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedirler.
AĐHM bir kez daha 5. maddede yer alan ve demokratik bir toplumda kiꢀilerin
haklarının korunmasını ve yetkililerin keyfi olarak tutuklama yapmasını engellemeyi
amaçlayan güvencelerin önemini vurgulamaktadır. AĐHS’nin 5. maddesi, keyfi tutuklama
riskini en aza indirgeyebilmek amacıyla, özgürlükten yoksun bırakma eyleminin bağımsız bir
adli denetimi sağlayacağına ve yetkili mercilerin sorumluluklarını da ortaya koyacağına emin
olabilmek için düzenlenen bir takım maddi haklar öngörmektedir (Çakıcı, adıgeçen, ve Tanıꢀ
ve diğerleri).
Mevcut davada, her ne kadar yakalandığı tarihle ilgili olarak anlaꢀmazlık bulunsa da
Zeki’nin tutuklanması taraflar arasında tartıꢀma götürmemektedir. AĐHM, ilgilinin serbest
bırakılmıꢀ olabileceğine dair hiçbir resmi emarenin bulunmadığını not etmektedir. Hükümet,
Uludere’ye sevkedildikten sonra Zeki’nin baꢀına neler geldiği ile ilgili olarak inandırıcı ve
ayrıntılı hiçbir açıklamada bulunmamıꢀtır.
AĐHM, ilgilinin kaybolması olayında Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun
bulunduğuna karar vermiꢀtir. AĐHM aynı zamanda, yetkili merciler tarafından baꢀlatılan
soruꢀturmanın eksiklikleri bulunduğuna ve etkili olmaktan uzak olduğuna karar vermiꢀtir.
Sonuç olarak bu ꢀekilde açıklanamayan bir kaybolmanın, AĐHS’nin 5. maddesi ile tanınan
kiꢀinin özgürlük ve güvenlik hakkına ciddi bir ꢀekilde ihlal teꢀkil ettiğini tespit etmektedir
(Bkz. Tanıꢀ ve diğerleri).
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, iç hukukta ꢀikayetlerini dile getirebilecekleri her türlü etkili baꢀvurudan
yoksun olduklarını ifade ederek AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
AĐHS’nin 13. maddesi iç hukukta AĐHS’nin öngördüğü temel hak ve özgürlüklere
imkan tanıyan bir baꢀvuruyu güvence altına almaktadır. Bu hüküm Sözleꢀme nezdinde iç
hukukta «savunulabilir bir ꢀikayet» içeriğinde bir baꢀvurunun yetkili bir mahkeme tarafından
kabulünü öngörmekte ve belirli bir takdir payından yararlansalar dahi Sözleꢀmeci Devletlere
bu hükmün getirdiği zorunluluklar dahilinde gerekli düzeltmeyi yapma imkanını sunmaktadır.
13. maddenin getirdiği yükümlülük baꢀvuranın AĐHS’ye dayalı olarak yapmıꢀ olduğu
baꢀvurunun yapısına göre değiꢀmektedir. Bununla birlikte, 13. maddenin öngördüğü baꢀvuru
hukukta olduğu kadar pratikte de «etkili» olmalı ve kullanımı Savunmacı Devletin haksız
uygulamalarına ve baskılarına yol açmamalıdır (Đrfan Bilgin-Türkiye kararı).
Ayrıca, bir kiꢀinin yakınları bu kiꢀinin yetkililerin elinde bulunduğu sırada
kaybolduğunu öne sürebilecek savunulabilir gerekçelere sahipse veyahut yaꢀam hakkı gibi
temel bir hak sözkonusu olduğunda, 13. madde gerektiği takdirde bir tazminatın ödenmesi
dıꢀında sorumlu kiꢀilerin tanımlanmasına ve cezalandırılmasına götürecek derinlemesine ve
etkili soruꢀturmaların yürütülmesini, soruꢀturma sürecindeki yakınların etkili biçimde bunlara
eriꢀimini öngörmektedir (Bkz. Timurtaꢀ kararı, ve Tanıꢀ ve diğerleri kararı).
AĐHM iç hukuk mercilerinin, baꢀvuranların yakınlarının hayatını koruma
yükümlülüğünü ihmal ettiği tespitinde bulunmakta ve bu kiꢀilerin önceki paragrafta
belirtildiği üzere etkili baꢀvuru haklarının olduğunu kaydetmektedir.
Sonuç itibariyle, yetkililerin baꢀvuranların yakınlarının kaybolması hakkında etkili bir
soruꢀturma sürdürme zorunluluğu bulunmaktaydı. Yukarıda bahsekonu unsurlar ıꢀığında,
AĐHM Savunmacı Devletin bu sorumluluğu yerine getirmediği sonucuna varmıꢀtır.
Bu noktada, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
IV. 2. VE 5. MADDELERĐ ĐLE BĐRLĐKTE AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, dinleri ve ırkları nedeniyle kendilerine ayrımcılık yapıldığını iddia
etmektedirler. Baꢀvuranlar, 2. ve 5. maddeleri ile birlikte AĐHS’nin 14. maddesine atıfta
bulunmaktadırlar.
AĐHM, baꢀvuranların bu madde bakımından ileri sürdükleri iddiaların dayanaktan
yoksun olduğunu ve dosyada yer alan unsurların bu maddenin ihlal edildiğini ortaya
koymadığı kanaatindedir. Sonuç olarak AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Zeki’nin anne ve babası olan Apro Diril ve Meryem Diril’in her biri manevi tazminat
olarak 30.000 Euro talep etmektedirler. Zeki’nin kardeꢀleri olan Süleyman Diril, Can Diril,
Yakup Diril ve Dilber Diril’in her biri ise 10.000 Euro talep etmektedirler.
Oğullarının kaybolması nedeniyle yaꢀamıꢀ oldukları derin üzüntü ve sıkıntıyı dile
getiren Apro Diril ve Meryem Diril’in her biri manevi tazminat olarak 30.000 Euro talep
etmektedirler. Diğer baꢀvuranların her biri ise 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmakta, bunların aꢀırı ve dayanaktan yoksun olduklarını
iddia etmektedir.
AĐHM, baꢀvuranların manevi tazminat taleplerinin dayanaktan yoksun olduğunu not
etmektedir. Sonuç olarak bu taleplerin haklı olduklarına kanaat getirememektedir.
Buna karꢀın AĐHM, ilgili kiꢀilerin ihlal kararının tespit edilmesi ile telafi
edilemeyecek manevi bir zarara uğradıklarını kabul etmektedir. AĐHM, hakkaniyete uygun
olarak Apro Diril ile Meryem Diril’e toplu olarak 30.000 Euro, Süleyman Diril, Can Diril,
Yakup Diril ve Dilber Diril’in her birine 5.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuranlar masraf ve harcamalar için 15.400 Amerikan Doları talep etmekte ve
bununla ilgili olarak 1.000 Dolarını daha önceden ödedikleri 18.000 Dolar tutarında avukatlık
ücreti belgesi sunmaktadırlar.
Hükümet bu miktarların aꢀırı olduğunu belirtmekte ve itiraz etmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca gerçekliği, gerekliliği kanıtlanmıꢀ, makul
orandaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır (Bkz., diğerleri
arasında, Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96).
Bu ilke ıꢀığında ve elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda AĐHM, baꢀvuranlara toplu
olarak 5.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Savunmacı Devlet’in, AĐHS’nin 2. maddesini ihlal ederek Zeki Diril’in
kaybolmasından sorumlu olduğuna;
2. Savunmacı Devlet’in, Zeki Diril’in kaybolması ile ilgili olarak etkili bir soruꢀturma
yürütmemiꢀ olmasından dolayı AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. AĐHS’nin 2. ve 5. maddeleri ile birlikte 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden
muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranlara:
i. manevi tazminat olarak Apro Diril ve Meryem Diril’e toplu olarak 30.000
Euro (otuz bin), Süleyman Diril, Can Diril, Yakup Diril ve Dilber Diril isimli
baꢀvuranların her birine 5.000 Euro (beꢀ bin) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için baꢀvuranlara toplu olarak 5.000 Euro (beꢀ bin)
ödenmesine;
iii.yukarıda belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faizi ödenmesine;
7. Adil tazminata iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak19 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
11
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło