68263/01

WyrokETPCz2006-12-21ECLI:CE:ECHR:2006:1221JUD006826301

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez siły bezpieczeństwa wobec uczestników demonstracji, skutkujące obrażeniami, stanowiło naruszenie art. 3 Konwencji, oraz czy krajowe postępowanie wyjaśniające w sprawie zarzutów złego traktowania było skutecznym środkiem odwoławczym w rozumieniu art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że siła użyta przez siły bezpieczeństwa w celu rozproszenia demonstracji była nieproporcjonalna i nie była absolutnie konieczna, biorąc pod uwagę charakter i zakres obrażeń skarżących oraz brak dowodów na ich aktywny opór uzasadniający tak intensywne działania, co stanowiło naruszenie art. 3 Konwencji. W odniesieniu do art. 13, Trybunał stwierdził, że krajowe postępowanie wyjaśniające było nieskuteczne, ponieważ prokurator ograniczył się do uznania użycia siły za uzasadnione, nie badając należycie jej proporcjonalności ani tego, czy zachowanie skarżących uzasadniało taką intensywność działań, co nie spełniało wymogów skutecznego dochodzenia.
Stan faktyczny
Siedmiu skarżących, obywateli Turcji, wzięło udział w legalnej demonstracji z okazji Święta Pracy w Stambule 1 maja 1998 roku. Podczas rozpraszania demonstracji doszło do starć między siłami bezpieczeństwa a demonstrantami, w wyniku których rannych zostało 36 policjantów, a 261 osób, w tym skarżący, zostało zatrzymanych. Skarżący zarzucili, że byli poddani złemu traktowaniu przez siły bezpieczeństwa, a późniejsze krajowe postępowanie wyjaśniające w sprawie tych zarzutów było nieskuteczne. Raporty medyczne potwierdziły obrażenia u kilku skarżących.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi Sezy Horoz, Güzel Şahin, Gülizar Şahin, Birsen Gülünay i Öndera Dolutaşa dotyczące art. 3 i 13 Konwencji za dopuszczalne, a skargi pozostałych skarżących za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądził od Rządu pozwanego, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, następujące kwoty: i. 12 000 euro każdemu z Sezy Horoz i Güzel Şahin oraz 5 000 euro każdemu z Öndera Dolutaşa, Birsen Gülünay i Gülizar Şahin, tytułem szkody materialnej i niematerialnej; ii. 3 000 euro łącznie skarżącym tytułem kosztów i wydatków; iii. Powyższe kwoty wolne od wszelkich podatków. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   GÜZEL ŞAHİN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 68263/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2006   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (68263/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin   yedi vatandaşı Güzel Şahin, Türkan Şahin, Gülizar Şahin, Seza Horoz, Derya Aras, Birsen   Gülünay ve Önder Dolutaş’ın (başvuranlar) 21 Mart 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Komisyonu’na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış   olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul   Barosu avukatlarından G. Altay ve F.T. Yolcu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuranlar sırasıyla 1943, 1975, 1950, 1956, 1979, 1977 ve 1966 doğumlu olup İstanbul’da   ikamet etmektedir.   Başvuranlar 1 Mayıs 1998 tarihinde İstanbul’da işçi bayramı için yasal olarak düzenlenen bir   gösteriye katılmıştır. Gösterinin dağıldığı sırada güvenlik güçleri ile göstericiler arasında   çatışma meydana gelmiş; otuz altı polis yaralanmış ve aralarında başvuranlar Horoz, Aras,   Gülünay, Türkan Şahin, Gülizar Şahin ve Dolutaş’ın da bulunduğu iki yüz altmış bir kişi   yakalanarak gözaltına alınmıştır.   İstanbul Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından aynı gün saat 17.00’de olay yeri tutanağı   hazırlanmıştır.   1. Başvuranlar hakkında yürütülen ceza süreci   Mayıs 1998 tarihinde saat 16.10’da hazırlanan serbest bırakma tutanağı ile aralarında   Gülizar Şahin’in de yer aldığı on üç kişi serbest bırakılmıştır.   Emniyet Müdürlüğü aynı gün Şişli Cumhuriyet Başsavcısından -ki bunlar arasında   başvuranlar Gülünay, Aras, Horoz, Türkan, Şahin, Dolutaş da bulunmakta- iki yüz kırk altı   kişinin gözaltı süresinin dört gün süreyle uzatılması talebinde bulunmuş, Savcı aynı gün   gerekli izni vermiştir.   Bütün sanık avukatları 3 Mayıs 1998 tarihinde yasal gözaltı süresinin sona erdiğini belirterek   Şişli asliye ceza mahkemesinde itirazda bulunmuş, mahkeme 4 Mayıs 1998’de dört günlük   yasal sürenin sona ermediğini belirterek bu talebi reddetmiştir.   Başvuranlar Dolutaş, Horoz, Gülünay, Aras ve Türkan Şahin 5 Mayıs 1998 tarihinde   Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılmış, savcı ifadelerini almış, başvuranlar, haklarında   yapılan tüm suçlamaları reddetmiş ayrıca kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmiştir.   İfadelerin alınması esnasında Cumhuriyet Savcısı yetkili hakimden başvuranların gözaltı   süresinin bir gün süreyle uzatılması talebinde bulunmuş, bu talep kabul edilmiştir.   Mayıs 1998 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi karşısına çıkarılan başvuranlar Horoz, Aras   ve Türkan Şahin’in ifadeleri alınmış ve tutuklu yargılanmalarına karar verilmiştir.   Başvuranların avukatları 11 Mayıs 1998 tarihinde müvekkillerinin serbest bırakılmalarını   istemişler ve güvenlik güçlerinin müdahalesinin hukuka aykırı olduğunu ve müvekkillerinin   kötü muameleye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir.   Asliye Ceza Mahkemesi aynı gün bu soru üzerinde durulmasını gerekli görmemiş, müdahil   avukatlar 12 Mayıs 1998 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.   Cumhuriyet Savcısı aynı gün Horoz, Aras Gülünay, Türkan Şahin ve Dolutaş’ı ve diğer iki   yüz otuz dokuz kişiyi yasadışı bir gösteriye katılmak, yapılan uyarılara uymamak, polise   sopalarla ve taşlarla saldırmak suçlarıyla itham etmiş, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri   Yürüyüşleri Kanunu’nun 32§1, 33/c ve TCK’nın 55§3. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerini   talep etmiştir.   Asliye Ceza Mahkemesi 14 Mayıs 1998 tarihinde Horoz, Aras ve Türkan Şahin’in   tutukluluklarının devamına karar vermiştir.   Haziran 1998 tarihinde Horoz, Aras ve Türkan Şahin’in de bulunduğu kırk dokuz kişi   Asliye Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmış ve savunmalarını yapmışlardır. Bu duruşmada   mahkeme T. Şahin’in serbest bırakılmasına ve diğer başvuranlar S. Horoz ve D. Aras’ın   tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.   Asliye Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 1998’den 27 Mayıs 1999 tarihine dek altı duruşma   yapmış, sanıkların savunmalarını dinlemiştir.   Asliye Ceza Mahkemesi, Horoz, Aras, Gülünay, Türkan Şahin ve Dolutaş’ın da dahil olduğu   sanıklara ilişkin suçlamaların 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren şartla salıverilmeye   değin 4616 sayılı Kanun’un kapsamına girdiği gerekçesiyle, 9 Şubat 2001 tarihinde   başvuranlar hakkındaki cezaların infazının beş yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.   2. Başvuranlar tarafından yapılan kötü muameleye ilişkin şikayetler   Başvuranlar Gülünay, Aras, Gülizar Şahin ve Türkan Şahin 1 Mayıs 1998 tarihinde Adli tıp   kontrolünden geçmiş, bu doğrultuda bir rapor hazırlanmıştır.   Aynı gün, Güzel Şahin Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na giderek gözaltından sorumlu polislerin   kendisine kötü muamelede bulunduklarından şikayetçi olmuştur.   Güzel Şahin 5 Mayıs 1998 tarihinde Adli tıp kurumunda sağlık taramasından geçmiş,   kendisine on günlük iş göremez raporu verilmiştir.   Başvuranlardan Horoz, Aras ve Türkan Şahin 6 Mayıs 1998 tarihinde Adli tıp kurumu   doktoru tarafından muayene edilmiş, doktor 1 Mayıs 1998 tarihli raporu tamamlayıcı bir   sağlık raporu düzenlemiştir.   Cumhuriyet Savcısı 17 Haziran 1999 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir.   Başvuranlar Horoz, Güzel Şahin ve Gülizar Şahin 22 Ağustos 2000 tarihinde bu karara karşı   Ağır Ceza Mahkemesin’e itirazda bulunmuştur.   Ağır Ceza Mahkemesi 18 Eylül 2000’de alınan ve 21 Ekim 2000 tarihinde tebliğ edilen   kararla itirazı reddetmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   Başvuranlar sözkonusu gösteriyi dağıtan polislerin şiddetine maruz kaldıklarını ileri sürmekte   ve bu durumun AİHS’nin 3. maddesiyle birlikte 14. maddesinin ihlaline yol açtığından   şikayet etmektedir.   Başvuranlar ayrıca yapmış oldukları şikayetlerin soruşturmasının AİHS’nin 13. maddesinde   yer alan etkili bir soruşturma hakkını karşılamadığını öne sürmektedir.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.   I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE DEĞİN   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmakta, bir yanda başvuranların iç   hukukta öngörülen hukuki ve idari başvuru yollarına gitmediklerinin, öte yanda başvuranlar   Aras ve Türkan Şahin’in Şişli Cumhuriyet Savcısı’nın 17 Haziran 1999 tarihli takipsizlik   kararına karşı kendilerine sunulan itiraz yolunu kullanmadıklarının altını çizmektedir.   Hükümet ayrıca başvuranlar Birsen Gülünay ve Önder Dolutaş’ın bu kararda adlarının   yanlışlıkla yer almadığını belirtmektedir. Bu düzeltmenin yapılması için Şişli Cumhuriyet   Savcısı başvuranlar hakkında 31 Ocak 2006 tarihinde ek bir karar almıştır.   Başvuranlar Hükümetin görüşlerine karşı çıkmakta ve özellikle 17 Haziran 1999 tarihli   takipsizlik kararının içlerinden bazılarına tebliğ edildiğini fakat herkese tebliğ edilmediğini   ileri sürmektedir.   1. Hükümetin öne sürdüğü başvuru yollarına ilişkin   Hükümet tarafından öne sürülen hukuki ve idari başvuru yolları ile ilgili olarak AİHM   geçmişte de sözü edilen bu başvuru yollarının birçok defa dile getirildiğini ve iç hukuk   nezdinde etkili resmi bir soruşturmanın yokluğunda AİHS’nin 3. maddesi uyarınca   tüketilebilecek bir başvuru yolunun olmadığı sonucuna varıldığını hatırlatmaktadır (Bkz.   diğerleri arasında, İlhan-Türkiye kararı no: 22277/93). İç hukuktaki bu başvurunun -tek   başına- bir tazminat ödenmesiyle Savunmacı Devletlerin bu yükümlülüklerinden muaf   tutulmasına yetmediğini belirtmek gerekir.   Bu bağlamda AİHM, başvuranların iç hukuktaki mahkemeler önünde maruz kalındığı öne   sürülen kötü muameleler ile ilgili Hükümet tarafından dile getirilen hukuki ve idari başvuru   yollarına da başvurması gerektiği savına itibar etmemektedir. Hükümetin bu itirazı kabul   edilememiştir.   AİHM ceza başvuru yolu ile ilgili olarak başvuranların 17 Haziran 1999 tarihli takipsizlik   kararının ardından yetkili Cumhuriyet Savcılığına itirazda bulunduklarını tespit etmektedir.   Bu kararlarda başvuranlardan yalnızca Aras, Horoz, Türkan Şahin ve Güzel Şahin’in şikayetçi   oldukları görülmektedir. Dava dosyasından başvuranlar Aras ve Türkan Şahin’in bu karara   karşı itiraz etmedikleri anlaşılmaktadır.   Zira AİHM’nin daha önce dile getirdiği üzere, Türk hukukunun tanımış olduğu sözü edilen   başvuru hakkının her türlü şansı tanımaktan yoksun bulunduğu söylenemez, dolayısıyla   tüketilmesi gerekir. (Bkz. diğerleri arasında, Şen-Türkiye kararı, no: 41478/98, 30 Nisan   2002). AİHM’ye göre, başvuranlar, iç hukukta makamlar tarafından sürece taraf olarak dahil   edilmişlerdir ve sözünü ettikleri şikayetlerini makul olarak ortaya koyacak başvuru hakkına   ceza hukukunda sahiptirler. Dolayısıyla, bu başvuru yolunun uygulamada ulaşılmaz olduğu   kanıtlanmadıkça tüketmekle yükümlüdürler.   Bu bağlamda, başvuranlar Aras ve Türkan Şahin bahse konu bu kararın tebliğ edilmediğini   iddia etmektedir. Her ne şekilde olursa olsun AİHM, bireysel başvurunun yapıldığı tarihte adı   geçen başvuranların ve avukatlarının takipsizlik kararından haberdar olmaları gerektiğini   kaydetmektedir. Bu durumda, tebligat yapılmamış olsa bile haberdar olma tarihinden itibaren   itiraz yolunu kullanmaları olası idi. Bu koşullarda, olayların meydana geldiği dönemde iç   hukukta yürürlükte bulunan hükümler uyarınca bu süre karardan haberdar olunduğu andan   itibaren işlemekteydi (Bkz. Kanlıbaş-Türkiye kararı, no: 32444/96, 28 Nisan 2005).   AİHM, takipsizlik kararına itiraz etmeyi ihmal eden başvuranlar Aras ve Türkan Şahin’in iç   hukuktaki başvuru yollarını tüketme koşulunu yerine getirmedikleri sonucuna varmaktadır.   Hükümetin AİHS’nin 35§§1. ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden iç hukuk yollarının   tüketilmediği gerekçesiyle başvuranların şikayetlerinin reddedilmesi itirazı bu başvuranlar   çerçevesinde kabul görmektedir.   Başvuranlar Gülünay ve Dolutaş ile ilgili olarak, Hükümetin görüşleri ışığında, iç hukuk   mercilerinin eksiklikleri sonucu aldıkları ek takipsizlik kararı nedeniyle adı geçenlerin   şikayetlerinin etkili bir biçimde incelenmesinin 31 Ocak 2006 tarihinde gerçekleştirildiğini   belirtmek gerekir. AİHM’ye göre, diğer başvuranlara kıyasla takipsizlik kararının yaklaşık altı   yıl yedi ay sonra alınmasından, mevcut başvurunun yapılmasından dört yıl on ay ve   AİHM’nin kısmı kabuledilebilirlik kararından dört ay sonra başvuranlar, yetkililerin   ihmalkârlıklarından sorumlu tutulamazlar.   AİHM, başvuranlar Horoz, Gülünay, Güzel Şahin, Gülizar Şahin ve Dolutaş’ın kötü muamele   ve etkili başvuru yolunun olmadığı yönündeki şikayetlerinin AİHS’nin 35§3. maddesi   doğrultusunda dayanaktan yoksun olmadığı tespitinde bulunmaktadır. Bu şikayetlerin   kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer almamaktadır. O halde başvurunun bu kısmı   kabuledilebilir bulunmalıdır.   2. Başvuranların ayrımcı bir muameleye maruz kaldıkları iddiaları hakkında   AİHM başvuranların iddia ettikleri ihlale değin hiçbir açıklık getirmeksizin genel bir şikayette   bulundukları saptamasını yapmaktadır. Başvuranların iddiaları hiçbir surette   gerekçelendirilmiş görünmemektedir. Bu şikayetin dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle   AİHS’nin 35§§3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   II. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Hükümet, başvuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ve güvenlik güçlerinin-   başvuranların da aralarında bulunduğu- yasal iznin dışında toplanan ve polise saldırmaya   hazır kalabalık grubu dağıtmak için kullandıkları gücün orantılı olduğunu savunmaktadır.   Başvuranlar illegal toplandıklarını ve polise saldırıda bulunduklarını inkâr etmektedir.   Başvuranlar Horoz, Güzel Şahin ve Gülizar Şahin sırasıyla 50, 63 ve 56 yaşında olduklarını   ve polislere karşı tehdit oluşturacak durumda olmadıklarını öne sürmektedir.   AİHS’nin 3. maddesinin alanına girmesi için kötü muamelelerin asgari bir ciddiyet seviyesine   ulaşması gerekmektedir. Asgari seviye hakkında yapılacak değerlendirme özü bakımından   görecelidir; bu değerlendirme davaya özgü koşulların tümüne bağlıdır. Bir kimse   özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya genel olarak güvenlik güçlerine bağlı görevlilerle   karşı karşıya kaldığında, davranışları fiziksel güce başvurmayı gerektirmediği halde kendisine   fiziksel güç kullanılması, insan onuruna zarar vermekte ve prensip olarak 3. maddenin   güvence altına aldığı hakkın ihlalini oluşturmaktadır (Özellikle 9 Haziran 1998 tarihli Tekin-   Türkiye kararı, 1998-IV, §§ 52 ve 53 ve Labita İtalya, no: 26772/95, § 120, 2000-IV).   Dava dosyasından, kötü muamele iddiaları çerçevesindeki fiillerin yasal yolların dışında   toplanmış bir kalabalığı dağıtmak için uygulandığı anlaşılmaktadır.   AİHM olayların meydana geldiği günde başvuranlar Gülünay, Gülizar Şahin ve Dolutaş   hakkında hazırlanan sağlık raporlarında bu kişilerde çok sayıda darp ve yaralanma izine   rastlanıldığının kaydedildiğini gözlemlemektedir. Birkaç gün sonra başvuranlar Horoz ve   Güzel Şahin için hazırlanan uzman raporları ile yaralanmaların ciddiyeti ve sağlık durumları   dikkate alındığında adı geçenlerin her birine on gün süreyle iş göremezlik raporunun verildiği   anlaşılmaktadır.   Hükümet, yaralanmaların güvenlik güçlerinden kaynaklandığına itiraz etmemekte, bununla   birlikte güvenlik güçlerinin şiddete yeltenen ve izinsiz toplanan gösterici kalabalığı dağıtmak   için meşru bir güce başvurduğunu ifade etmektedir.   AİHM’ye düşen bu durumda kullanılan gücün orantılı olup olmadığını incelemektir. Bu   doğrultuda özellikle yaralanmaların hangi şekilde ve koşullarda meydana geldiği önem arz   etmektedir (Bkz. Zülcihan Şahin ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 53147/99, 3 Şubat 2005).   AİHM öncelikli olarak yetkili mercilerin Gülizar Şahin’in olay yerinde tesadüfen bulunmuş   olabileceğini kabul ettiğini gözlemlemektedir. Öte yandan, diğer başvuranların izinsiz   toplanan grubun içerisinde yer aldıkları farz edilse bile, dava dosyasında güvenlik güçlerine   bu denli yoğunlukta güce başvurmasını gerekli kılacak bir mukavemetle bizzat karşı   koyduklarını gösterir hiçbir delil unsuru yer almamaktadır. AİHM’ye göre, kalabalık grubun   dağıtılması, ne başvuranlarda görülen darp izlerinin ciddiyetini ne vücutlarında tespit edilen   ekimozları açıklamaya yetmez.   Yukarıda dile getirilen unsurlar ışığında, başvuranların mağdur olduğu güç kullanımının,   illegal olarak bir araya geldiği kaydedilen kalabalığın dağıtılması amacıyla orantılı ve mutlak   surette gerekli olduğu söylenemez. Üstelik başvuranlarda tespit edilen yaralanmaların sayısı   ve derecesi kendi tutumları sonucunda güvenlik güçlerinin karşılık verme zorunluluğundan   kaynaklanmamaktadır (Bkz. sözü edilen Zülcihan Şahin ve diğerleri kararı).   AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   AİHM, bu yöndeki yerleşik içtihadını hatırlatarak, 13. maddenin, tazminat ödenmesi dışında   3. maddeye aykırı muamelelerden sorumlu kişilerin bulunmasına ve cezalandırılmasına   götürecek derin ve etkili soruşturmayı zorunlu kıldığını ifade etmektedir (Bkz. diğerleri   arasında, Anguelova-Bulgaristan kararı, no: 38361/97, § 161, AİHM 2002-IV). Bu çerçevede,   soruşturma kapsamını yavaşlatacak her türlü eksiklik davaya neden olan olayları ve   sorumlularını tespit etmede etkili olmasını engelleyecektir (Bkz. Kelly ve diğerleri-İngiltere,   no: 30054/96, §§ 96-97, 4 Mayıs 2001 ve sözü edilen Anguelova kararı, §§ 139 ve 144).   Mevcut başvuruda AİHM, yetkili merciler tarafından bir ceza soruşturmasının yürütüldüğü   tespitinde bulunmakta, bununla birlikte bu soruşturmanın «etkili» olup olmadığının   incelenmesi gerektiğini kaydetmektedir.   Bu bağlamda, başvuranlar tarafından yapılan şikayet takipsizlik ile sonuçlanmış ve   Cumhuriyet Savcısı güvenlik güçlerinin yapmış oldukları müdahaleyi bir gösteriyi dağıtmak   amacıyla meşru güce başvurmak olarak değerlendirmekle yetinmiştir. AİHM’ye göre böylesi   bir değerlendirme AİHS’nin 13. maddesinde yer alan gereklilikler ve öne sürülen iddiaların   ciddiyeti karşısında yetersiz kalmaktadır.   AİHM ayrıca, iki yüz altmış bir kişinin yakalanmasına ve gözaltına alınmasına yol açan   gösterinin sonlandırılmasındaki güçlüklerden şüphe duymamakta, bu amaçla iç hukukta   müdahalenin hukuki çerçevesinin güvenlik güçlerinin bir gösteride izleyecekleri tutumun ve   başvuracakları gücün belirlendiğini hatırlatmaktadır. Oysa dava dosyasında yer alan   delillerden, Cumhuriyet Savcısı’nın sözkonusu müdahalenin hukukun gerekliliklerine uygun   olup olmadığını, başvuranların tutumunun bu yoğunlukta bir gücü gerekli kılacak derecede bir   tehdit oluşturup oluşturmadığını incelemediği anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Savcısı’na düşen,   yasa ile öngörülen zorunluluk doğrultusunda güvenlik güçlerinin başvurdukları gücün yerinde   olup olmadığını denetlemektir.   Aynı şekilde, başvuranların bu şiddet olaylarında yer alıp almadıklarının ve iç hukuk   makamlarının olay yerinde tesadüfen bulunduğuna kanaat getirdikleri Gülizar Şahin’in   durumunda olduğu gibi, sonuçları itibariyle güvenlik güçlerinin izledikleri gücün   gerekliliğinin sorgulanması gerekmektedir. AİHM’ye göre başvuranlarda tespit edilen   yaralanma izlerinden ulusal yetkililerin güvenlik güçlerinin başvuranların tutumuna uygun   hareket edip etmediklerini incelemesi gerekmekteydi.   Son olarak AİHM, Hükümetin de başvuranlar Gülünay ve Dolutaş’ın durumunda kabul ettiği   gibi iç makamların bir ihmalkârlıklarının olduğunu ortaya koymaktadır.   AİHM, bu anlamda yürütülen soruşturmanın AİHS’nin 13. maddesinde yer alan koşulları   karşılamadığı görüşündedir.   Bu nedenle sözkonusu madde ihlal edilmiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   A. Tazminat   Maruz kaldıkları maddi ve manevi zarar için başvuranlar Seza Horoz 20.000 ve 650 (Euro),   Güzel Şahin 25.000 ve 400 talep etmekte, Önder Dolutaş, Birsen Gülünay, Gülizar Şahin’in   her biri 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu taleplere karşı çıkmaktadır.   AİHM, AİHS’nin 3. ve 13. maddelerinde alınan sonuçlar ışığında başvuranlara cismani ve   manevi zarar olarak şu miktarların ödenmesine karar vermiştir:   - - Seza Horoz ve Güzel Şahin’in her birine 12.000’er Euro;   Önder Dolutaş, Birsen Gülünay ve Gülizar Şahin’in her birine 5.000’er Euro   B. Masraf ve harcamalar   Seza Horoz AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 3.081 Euro, diğer başvuranlar   YTL (yaklaşık 424 Euro), ayrıca 16.280 YTL avukatlık ücreti talep etmektedir.   Hükümet bu taleplere karşı çıkmaktadır.   AİHM, mahkemeye sunulan deliller ve hakkaniyete uygun olarak yargı giderleri için   başvuranlara birlikte 3.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Seza Horoz, Güzel Şahin, Gülizar Şahin, Birsen Gülünay ve Önder Dolutaş’ın AİHS’nin 3.   ve 13. maddelerine yönelik şikayetlerinin kabuledilebilir, diğer başvuranların şikayetlerinin   kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı   Hükümetin:   i.   cismani ve manevi zarar için başvuranlar Seza Horoz ve Güzel Şahin’in her birine   12.000 (on iki bin) Euro, Önder Dolutaş, Birsen Gülünay ve Gülizar Şahin’in her   birine 5.000 (beş bin) Euro ödemesine;   ii.   iii.   yargı giderleri için başvuranlara birlikte 3.000 (üç bin) Euro ödemesine;   yukarıda belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 21Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło