69006/01
WyrokETPCz2009-04-14ECLI:CE:ECHR:2009:0414JUD006900601
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata w fazie wstępnego dochodzenia naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji? Czy skarżący był poddany złemu traktowaniu (torturom/nieludzkiemu traktowaniu) w areszcie, naruszając art. 3 Konwencji, oraz czy dochodzenie w tej sprawie było skuteczne?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 3 Konwencji, Trybunał uznał, że obrażenia skarżącego, w tym złamanie nadgarstka, powstały podczas zatrzymania w wyniku upadku i oporu wobec policji, a nie w areszcie. Brak było wystarczających dowodów na złe traktowanie w areszcie. Trybunał stwierdził również, że w świetle okoliczności sprawy i braku innych obrażeń, władze krajowe nie miały obowiązku prowadzenia głębszego dochodzenia w sprawie zarzutów skarżącego, co doprowadziło do uznania skargi za niedopuszczalną. W kwestii art. 6 ust. 3 lit. c w związku z art. 6 ust. 1, Trybunał, odwołując się do swojej ugruntowanej linii orzeczniczej (sprawa Salduz), uznał, że odmowa dostępu do adwokata w fazie wstępnego dochodzenia, pomimo wyraźnej prośby adwokata skarżącego, stanowiła systemowe ograniczenie prawa do obrony. Trybunał podkreślił, że sprawiedliwość postępowania ocenia się w kontekście całości sprawy, a brak dostępu do adwokata w początkowej fazie dochodzenia, gdy oskarżony składa zeznania, może nieodwracalnie naruszyć prawo do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Savaꢀ Ditaban, urodzony w 1963 roku i mieszkający w Izmirze, został zatrzymany 9 kwietnia 2000 roku w związku z dochodzeniem dotyczącym przestępczości zorganizowanej. Podczas zatrzymania doszło do szarpaniny i strzelaniny, w wyniku której skarżący złamał nadgarstek, a policjanci również odnieśli obrażenia. Skarżący twierdził, że obrażenia powstały w wyniku tortur w areszcie, a jego zeznania zostały wymuszone. Odmówiono mu dostępu do adwokata w fazie wstępnego dochodzenia. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa za różne przestępstwa, w tym napaść, nielegalne posiadanie broni, kradzież, groźby, usiłowanie zabójstwa i przynależność do zbrojnej organizacji przestępczej.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga dotycząca art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c jest dopuszczalna, a pozostałe skargi są niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącego 1000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki za zwłokę. 4. Odrzuca wszelkie inne żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
DĐTABAN-TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:69006/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Nisan 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
_____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaꢀı Savaꢀ Ditaban (baꢀvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 14 Mart tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin
(Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 69006/01 numaralı
baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından
M.A. Altın tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1963 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir.
A. Baꢀvuranın yakalanmasıyla geliꢀen olaylar
Đzmir Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar ve Silah Kaçakçılığı ꢁubesi’ne bağlı polislerin
yürüttüğü soruꢀturma kapsamında aranan baꢀvuran üzerinde sahte 9 Nisan 2000 tarihinde
yakalanmıꢀtır. Aynı soruꢀturma kapsamında baꢀvuranın yanı sıra birçok kiꢀi de yakalanmıꢀtır.
Yakalama koꢀulları konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır. Nisan 2000 tarihinde düzenlenen ve baꢀvuran Savaꢀ Ditaban’ın (S.D.), eꢀi E.Ç. ve polislerin
imzasını taꢀıyan yakalama tutanağı ile de desteklenen Hükümet versiyonuna göre göre olaylar
ꢀu ꢀekilde cereyan etmiꢀtir: iki sivil polis F. K. ve A.K. bir süpermarkette baꢀvuran ve eꢀi
E.Ç.’yi yakalamaya çalıꢀırken baꢀvuran F.K.’yı saçlarından tutarak kafasını duvara vurmuꢀ,
silahını alarak polisin baꢀına dayamıꢀ ve onu öldürmekle tehdit etmiꢀtir. Diğer polis memuru
A.K. baꢀvuranı durdurmaya çalıꢀtığında adı geçen iki üç el ateꢀ ederek kaçmıꢀ, kendisini takip
eden diğer iki polis yaklaꢀırsa eꢀi E.Ç.’yi öldürmekle tehdit etmiꢀtir. Polisler baꢀvuranın teslim
olması için havaya uyarı ateꢀi açmıꢀlar, fakat baꢀvuran polislere ateꢀle karꢀılık vermiꢀ, iki üç el
art arda ateꢀ ederek olay yerinden uzaklaꢀmıꢀtır. Kaçarken merdivenlerden düꢀen baꢀvuran
kolunu kırmıꢀ ve yakalanmıꢀtır.
Polise ayrıca ifade veren E.Ç. de olayların bu ꢀekilde cereyan ettiğini teyit etmiꢀtir.
Bu takip iꢀleminin dört görgü tanığı 9 Nisan 2000 tarihinde polise ifade vermiꢀler ve olayların
ilk kısmı konusunda bu versiyonu teyid etmiꢀlerdir.
Gözaltına alınmadan evvel baꢀvuran 9 Nisan 2000 tarihinde saat 12.50’de Đzmir Devlet
Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçmiꢀtir.
Polis memurları A.K. ve F.K. da aynı doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. Saat 12.40’ta
düzenlenen kısmen okunaksız sağlık raporlarına göre sol bilekte ve sol elin 3. ve 4.
parmaklarında zedelenme, sağ kaꢀta açılma (polis memuru F.K. için), sol kolda ısırmaya bağlı
ekimoz (polis memuru A.K. için) saptanmıꢀtır. Nisan 2000 tarihinde düzenlenen tutanağa göre baꢀvuranın avukatının müvekkili ile
görüꢀme talebi reddedilmiꢀ, bununla ilgili bir gerekçe gösterilmemiꢀtir.
Cumhuriyet savcısının isteği üzerine baꢀvuran aynı gün saat 15.45’te bir dispanser hekimi
tarafından muayene edilmiꢀ bu esnada sol bilekte kırık ve sağ bilekte deformasyon olduğu
anlaꢀılmıꢀtır. Nisan 2000’de sekiz saat sorgulanmasının ardından baꢀvuran on bir sayfalık bir ifadeyi
imzalayarak kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmiꢀtir. Baꢀvuran ifadesindeki formda yer
alan avukat bulundurma talebi ile ilgili haneye «hayır» yanıtını iꢀaretlemiꢀtir.
Polisler 12 ve 13 Nisan 2000 tarihlerinde beraberlerinde baꢀvuran ile birçok yerde aramalar
gerçekleꢀtirmiꢀ, tutanaklar düzenlemiꢀlerdir. Nisan 2000 tarihinde savcıya ifade veren baꢀvuran polise yapmıꢀ olduğu beyanları inkâr
etmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀtır.
Baꢀvuran hakime verdiği ifadesinde kolunu polislerin karakolda kırdığını, ifadesini kaleme alıp
kendisine zorla imzalattırdıklarını söylemiꢀtir. Hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀ
ve baꢀvuran Buca Cezaevine nakledilmiꢀtir.
Baꢀvuran ve suç ortağı sanıklar soruꢀturma aꢀamasında kabul etmiꢀ olmalarına rağmen Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davaları boyunca kendilerine yöneltilen bütün suçlamaları
reddetmiꢀlerdir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 25 Nisan 2001 tarihinde baꢀvuranı adam yaralamak, ruhsatsız
silah taꢀımak, hırsızlık, tehdit, adam öldürmeye teꢀebbüs etmek, suç amaçlı silahlı örgütü
bünyesinde yer almak gibi çeꢀitli suçlardan mahkum etmiꢀtir. Mahkeme soruꢀturma sırasında
düzenlenen tutanaklara, yakalanma koꢀullarına ve ele geçirilen 9 mm.lik beꢀ mermi çekirdeği
ile ticari senetlere dayanarak baꢀvuranı iki yıl iki ay yirmi bir gün hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Yargıtay bu kararı 20 ꢁubat 2002 tarihinde onamıꢀ, karar nihai hale gelmiꢀtir.
B. Baꢀvuranı sorgulayan polisler hakkında ꢀikayet
Baꢀvuran 14 Nisan 2000 tarihinde Đzmir Cumhuriyet Savcılığına sorgulamayı yapan polislerin
kendisine iꢀkence yaptıkları gerekçesiyle yazılı suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran sorgu
odasına götürüldüğünü ve kelepçelendiğini, gözlerinin bağlandığını, kendisine hakaret
edildiğini, testislerine elektrik verildiğini, metal bir sopayla ve tabancayla sol kolu ve eli
kırılıncaya kadar kendisine vurulduğunu iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran sağlık raporu düzenlenmek
üzere adli tıp kurumuna sevkini talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran 24 Nisan 2000 tarihinde Buca Cezaevi Savcısı tarafından dinlenmiꢀ, savcı karꢀısında
da iddialarını yinelemiꢀ ve gözaltından sorumlu üç ve/veya dört polisin kimliğini teꢀhis
edebileceğini beyan etmiꢀtir.
Baꢀvuran 26 Nisan 2000’de sağlık kontrolünden geçmek üzere adli tıp kurumuna
gönderilmiꢀtir.
Đzmir Cumhuriyet Savcılığı 17 Mayıs 2000 tarihinde gözaltında iken baꢀvuranı sorgulayan
polisler hakkındaki ön soruꢀturmada takipsizlik kararı vermiꢀtir. Savcılık bilhassa E.Ç.’nin
verdiği ifadeyi, olay yeri, arama ve yakalama tutanaklarını, sağlık raporlarını ve olay günü
alınan tanık ifadelerini dayanak almıꢀtır. Savcılık kanıt unsurlarına ve 9 Nisan 2000 tarihli
tutanağa göre baꢀvuranın kaçtığı sırada merdivenlerden düꢀerek bileğini kırdığı kanaatine
varmıꢀtır.
Savcılığın derinlemesine bir soruꢀturma yürütmediğini öne süren baꢀvuranın avukatı 8 Ağustos
2000’de tarihli takipsizlik kararına itiraz etmiꢀtir.
Karꢀıyaka Ağır Ceza Mahkemesi 16 Ekim 2000 tarihinde baꢀvuranın bu itirazını nihai olarak
reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yakalanması ve gözaltına alınması sırasında kötü muameleye maruz kaldığından
ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bileğinde oluꢀan kırığın polislerin sorguladıkları sırada zor
kullanmalarından kaynaklandığını öne sürmektedir. Baꢀvuran ayrıca savcılık tarafından polisler
hakkında baꢀlatılan soruꢀturmanın etkisiz oluꢀundan yakınmakta, AĐHS’nin 3. maddesini öne
sürmektedir.
Kabuledilebilirlik hakkında
1. Esas bakımından
AĐHM, baꢀvuranda oluꢀan yaraların AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına girecek ölçüde ciddi
olduğu hususunun tartıꢀma konusu edilmediğini hatırlatır (Bkz. özellikle Milan-Fransa no:
7549/03, 24 Ocak 2008; bkz aynı zamanda Ribitsch-Avusturya, 4 Aralık 1995 ve Tekin-
Türkiye kararı 9 Haziran 1998).
AĐHM bunun yanı sıra, temel olarak baꢀvuranın sol bileğinde oluꢀan kırığın ne zaman meydana
geldiği ve nedeninin ne olduğu hususunda taraflar arasında görüꢀ ayrılığının bulunduğunu
hatırlatır.
Baꢀvuran bileğindeki kırığın gözaltında kendisine uygulanan kötü muamele sonucu oluꢀtuğunu
ileri sürmektedir.
Hükümet ise kırığın baꢀvuranın yakalanırken düꢀmesi sonucu meydana geldiğini savunmakta,
baꢀvuranın gözaltına alınması sırasında ve sonrasında sağlık kontrolünden geçtiği konusuna
AĐHM’nin dikkatini çekmektedir. Baꢀvuranın vücudunda tespit edilen yaralanmalar
yakalanırken oluꢀmuꢀtur. Hükümet baꢀvuranın yakalanması sırasında direnç göstermesi
nedeniyle polislerin de yaralandıkları ve sağlık raporu aldıklarını vurgulamaktadır.
Hükümet ayrıca savcının sözkonusu kırığın baꢀvuranın merdivenlerden düꢀmesi sonucu
oluꢀtuğu ve baꢀvuranın gözaltında kötü muamele gördüğü iddialarını doğrulayacak hiçbir kanıt
unsuru bulunmadığından soruꢀturmanın bu yönde geniꢀletilmesine yer olmadığı kanaatine
vardığının altını çizer.
AĐHM baꢀvuranın gözaltına alınmasını müteakip 9 Nisan 2000 saat 12.50’de düzenlenen sağlık
raporunda bahse konu kırığın dile getirildiğini gözlemlemektedir. Bundan kırığın adı geçenin
yakalanması sırasında meydana geldiği çıkarımına varılmaktadır.
AĐHM bu tarihten sonra hazırlanan sağlık raporlarında baꢀvuranın bu iddialarıyla aynı
doğrultudaki yeni kanıtların ortaya konulmadığını not eder.
AĐHM içtihadında uyguladığı ve itirazı kabil olmayan yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı
birtakım emare ya da karinelerden doğan «her türlü makul ꢀüphenin ötesinde» delil ilkesini
temel alarak (Bkz. Labita-Đtalya kararı, no: 26772/95, § 121, AĐHM 2000-IV) gözaltında kötü
muamele iddialarının dayanağı olmadığını değerlendirir.
AĐHM polislerin baꢀvuranı yakaladıkları esnada uyguladıkları gücün adı geçenin sergilediği
tutum dikkate alındığında gerekli olup olmadığının ve bu gücün orantılılığının incelenmesi
gerektiğini vurgular (Bkz. örneğin Popov-Bulgaristan no: 75022/01, 22 Ocak 2009; Rehbock-
Slovenya no: 29462/95; sözü edilen Ribitsch; Altay-Türkiye no: 22279/93, 22 Mayıs 2001;
Ivan Vassilev-Bulgaristan no: 48130/99, 12 Nisan 2007).
AĐHM dosyanın incelenmesinden bilekteki kırığın baꢀvuranın düꢀmesi sonucu mu yoksa
polislerin baꢀvurana kelepçe taktıkları sırada mı oluꢀtuğunun anlaꢀılmadığını not etmektedir.
Bununla birlikte soruꢀturma boyunca düzenlenen belgelerden baꢀvuranı yakalama iꢀleminin
kaçma-kovalamacayı takip eden arbede ve baꢀvuran ve iki polis memuru arasında geçen silahlı
çatıꢀma neticesinde gerçekleꢀtiği anlaꢀılmaktadır. Baꢀvuran polislere karꢀı direnmediğini
söylese de polisin açtığı ateꢀe karꢀılık verdiğini ve sonra da düꢀtüğünü kabul etmektedir.
Ayrıca polisler de baꢀvuranın verdiği fiziksel zarara maruz kalmıꢀlardır.
AĐHM sonuç olarak meydana gelen olaylar göz önünde bulundurulduğunda, hukuki merciler
nezdinde baꢀvuranın yakalanması ve sorgulanması için kullanılan gücün orantılı olduğuna
itibar etmektedir. Dava dosyasında baꢀvuranın iꢀkence iddialarını ve AĐHS’nin 3. maddesine
aykırı kötü muameleyi destekleyici herhangi bir delil yer almamaktadır.
Dayanaktan yoksun bulunan bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına
uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.
2. Usul bakımından
Bir kiꢀinin AĐHS’nin 3. maddesine aykırı fiillerin mağduru olduğu iddiaları karꢀısında
yetkililerin yürütmüꢀ oldukları resmi soruꢀturmanın etkililiği ve «savunulabilirliği» hususunda
(Bkz. örneğin M.C.-Bulgaristan kararı, no: 39272/98) AĐHM, baꢀvuranın bileğinde kırığın
oluꢀtuğu ana ve baꢀvuranın iddialarını destekleyecek baꢀka yara bere bulunmadığını hatırlatır.
AĐHM olayların koꢀulları ve baꢀvuranın iddialarının içeriği dikkate alındığında, yetkililerin
daha derinlemesine bir soruꢀturma yapma zorunluluklarının olmadığına itibar etmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi hakkında yapılan ꢀikayetin usul bakımından da AĐHS’nin 35.
maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6/3 c) MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamaması nedeniyle savunma
haklarının ihlal edildiğini öne sürmekte, AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasına atıfta
bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet baꢀvuranın iddiasına karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, birinci olarak, baꢀvuranın avukat
bulundurma hakkında haberdar edildiği ve kendi arzusuyla bu hakkından vazgeçtiği için
ꢀikayetinin dayanaksız olduğunu savunmaktadır. Bu çerçevede baꢀvuranın imzaladığı tutanakta
yer alan avukat bulundurma hakkından «yararlanmak istemediğine» iliꢀkin haneyi
iꢀaretlediğini belirtmektedir.
Hükümet, ikinci olarak, baꢀvuranın avukat bulundurma hakkından yararlanamadığı ꢀikayetini
iç hukuktaki mahkemeler önünde dile getirmediğini, ayrıca gözaltı süresi 13 Nisan 2000
tarihinde sona eren baꢀvuranın AĐHM’ye baꢀvurusunu 14 Mart 2001 tarihinde yapması
nedeniyle altı ay kuralına riayet etmediğini vurgular.
AĐHM baꢀvuranın avukatının müvekkili ile görüꢀme talebinin yetkililer tarafından açıkça
reddedildiğini not etmektedir. AĐHM’ye göre bu durum, baꢀvuranın avukat yardımından
yararlanmak istemediğini iꢀaretlemiꢀ olmasının değerini, AĐHS’nin 6. maddesi ile güvence
altına alınan bir hakkından vazgeçme iradesini gösterme anlamında, büyük ölçüde
azaltmaktadır. AĐHM, ayrıca avukat bulundurma hakkına getirilen kısıtlamanın sistemik
olduğunu gözlemlemektedir: 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin görev alanına giren bir suçla itham edilen gözaltındaki kiꢀilere
uygulanmaktadır.
AĐHM Hükümetin ꢀikayetin dayanaktan yoksun olduğu ve iç hukuk yollarının tüketilmediği ön
itirazını reddeder.
AĐHM altı ay kuralı ile ilgili yerleꢀik içtihadını hatırlatmakta ve bu içtihat gereğince bir yargı
sürecinin hakkaniyete uygun gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğinin dava unsurlarının bütünü ıꢀığında
değerlendirildiğini vurgular (Bkz. John Murray-Birleꢀik Krallık kararı, 8 ꢁubat 1996). Mevcut
baꢀvuruda baꢀvuran 14 Mart 2001 tarihli baꢀvurusunu, iç hukuktaki nihai karar olan
Yargıtay’ın 20 ꢁubat 2002 tarihli hükmünden evvel yapmıꢀtır. AĐHM bu durumda altı ay
kuralına değin ꢀikayeti reddetmektedir.
AĐHM yapılan ꢀikayetin dayanaktan yoksun olarak nitelendirilmesi için herhangi bir
gerekçenin yer almadığını saptamaktadır. Baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Baꢀvuran ön soruꢀturma kapsamında avukat bulundurma hakkından yoksun bırakılması
nedeniyle adil yargılanmadığını öne sürmektedir. Baꢀvuran özellikle mahkumiyetinin
gözaltında avukatı bulunmaksızın polis zoruyla yaptığı itiraflara dayandığını iddia etmektedir.
Hükümet baꢀvuranın ileri sürdüğünün aksine DGM’deki yargılamada avukat bulundurma
olanağına sahip olduğunu savunmaktadır.
AĐHM adil yargılama ve soruꢀturma aꢀamasında bir avukat yardımından yararlanma haklarına
iliꢀkin genel ilkeleri hatırlatır (Bkz. sözü edilen Salduz).
Bu baꢀvurunun daha önce incelenen Salduz kararındaki koꢀullardan ayrı tutulmasını
gerektirecek hiçbir özel durumun bulunmadığını kaydeden AĐHM aynı gerekçelere dayanarak
AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır (Bkz. aynı zamanda Gülbahar ve Tut-Türkiye kararı, no: 24468/03, 24 ꢁubat
2009).
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran gerekçe belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat olarak 25.000 Euro talep etmekte,
ayrıca kendisine uygulanan kötü muamele nedeniyle travma yaꢀadığını iddia etmektedir.
Hükümet aꢀırı ve dayanaksız nitelendirdiği bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığında, ilke olarak en uygun
telafi yolunun, baꢀvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiꢀ olsaydı
baꢀvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu
kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya no: 11931/03, 30 Haziran 2005,
Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17
Temmuz 2007). AĐHM bu ilkenin bu baꢀvuruya uygulanabileceği görüꢀündedir.
AĐHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin baꢀvuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin
6/1 maddesindeki gereklilikleri karꢀılayacak ꢀekilde yeniden yargılanması olacağı
kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).
AĐHM baꢀvurana hakkaniyete uygun 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar
vermektedir.
B. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrası hakkındaki ꢀikayetin
kabuledilebilir, bunun dıꢀındaki ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 1.000 Euro (bin
Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 14 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło