69124/01
WyrokETPCz2006-10-19ECLI:CE:ECHR:2006:1019JUD006912401
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego przeciwko skarżącemu, trwającego ponad siedem lat w jednej instancji, naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że postępowanie karne przeciwko skarżącemu, trwające ponad siedem lat w jednej instancji, było nadmiernie długie i naruszyło wymóg "rozsądnego terminu" z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał ocenił długość postępowania w świetle kryteriów złożoności sprawy, zachowania skarżącego, zachowania właściwych władz oraz znaczenia sprawy dla skarżącego. Mimo złożoności sprawy i częściowych opóźnień spowodowanych niestawiennictwem innych oskarżonych, Trybunał uznał, że główna odpowiedzialność za przewlekłość spoczywa na władzach krajowych, które mogły podjąć bardziej rygorystyczne środki w celu przyspieszenia postępowania.Stan faktyczny
Skarżący, Hikmedin Yıldız, obywatel turecki, został aresztowany i tymczasowo aresztowany 12 stycznia 1993 roku pod zarzutem członkostwa w PKK. Postępowanie karne przeciwko niemu i pięćdziesięciu innym osobom rozpoczęło się w Sądzie Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakırze 11 marca 1993 roku. Skarżący został zwolniony z aresztu tymczasowego 2 kwietnia 1996 roku. Postępowanie toczyło się przez ponad siedem lat, z licznymi opóźnieniami, w tym z powodu niestawiennictwa niektórych oskarżonych. Ostatecznie, 25 kwietnia 2000 roku, sąd krajowy umorzył postępowanie karne przeciwko skarżącemu z powodu upływu ustawowego terminu przedawnienia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Odrzucił pozostałą część skargi. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 3 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 4. Odrzucił pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
HĐKMEDĐN YILDIZ - TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 69124/01)
KARAR
STRAZBURG Ekim 2006
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,
üzerinde ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Dava, Hikmedin Yıldız (“baꢀvuran”) isimli Türk vatandaꢀının, 23 Ekim 2000
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34.
maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AĐHM’ye yaptığı baꢀvurudan (no.
69124/01) kaynaklanmaktadır.
OLAYLAR
Baꢀvuran, 1957 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. 12 Ocak 1993
tarihinde, yakalanmıꢀ ve PKK isimli yasadıꢀı örgüte üye olduğu ꢀüphesiyle tutuklanmıꢀtır. 29
Ocak 1993 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi huzuruna çıkarılmıꢀ ve
tutukluluk halinin devamına karar verilmiꢀtir. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcısı, 3 Mart 1993 tarihli iddianamesinde, baꢀvuranı ve diğer elli kiꢀiyi
PKK’ya üye olmakla ve/veya bu örgüte yardım ve yataklık yapmakla suçlamıꢀtır. Baꢀvurana
yönelik suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 5.
maddesi uyarınca yapılmıꢀtır. 11 Mart 1993 tarihinde, baꢀvuran ve diğer elli kiꢀiye yönelik
cezai takibat Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde baꢀlamıꢀtır. Birinci duruꢀma tarihi Nisan 1993’tür. Mahkeme 14 Nisan 1993’te baꢀvuran dahil olmak üzere, bazı sanıkların
ifadesini almıꢀtır, baꢀvuran kendisine yönelik suçlamaları reddetmiꢀtir. Mahkeme, dava
dosyasını tamamlayabilmek amacıyla bazı makamlardan belge talep etmeye karar vermiꢀ ve
diğer sanıkların bir sonraki duruꢀmada savunmalarını vermek üzere hazır bulunmaları
talimatını vermiꢀtir. 14 Nisan 1993 ve 25 Nisan 2000 tarihleri arasında, mahkemede belirli
aralıklarla duruꢀma yapılmıꢀtır. Bu zaman zarfında, her duruꢀmada, mahkeme, bazı sanıkların
ifadesini almıꢀ ve dava dosyasını tamamlayabilmek için çeꢀitli makamlardan belge talebinde
bulunmuꢀtur. Đꢀlemler esnasında, Cumhuriyet Savcısı, bazı sanıklar hakkında ek iddianame
sunmuꢀ ve dolayısıyla mahkeme bu kiꢀilerden ek savunma alma yoluna gitmiꢀtir. 2 Nisan tarihinde yapılan duruꢀmada, Cumhuriyet Savcısı davanın esaslarına iliꢀkin görüꢀlerini
sunmuꢀtur. Mahkeme, baꢀvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar
vermiꢀtir. Bu tarihten sonra, mahkeme, kısmen, tutuklu yargılanan bazı sanıkların duruꢀmaya
gelmemesinden dolayı duruꢀmaları ertelemiꢀtir. 21 Ocak 1997 ve 26 ꢁubat 1998 tarihlerinde
mahkeme, bazı sanıklara iliꢀkin olarak dava dosyasının tamamlanmaması halinde cezai
takibatın birleꢀtirilmemesi olasılığını mütalaa etmiꢀtir. 28 Nisan 1998 tarihli duruꢀmada
mahkeme ꢀayet bir sonraki duruꢀmaya gelmezler ise sanıklar gıyabında karar vereceği
uyarısında bulunmuꢀtur. Ancak, mahkeme bu tür bir karar vermemiꢀtir. 25 Nisan 2000
tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 102. ve 104.
maddelerinde yer alan yasal zaman sınırı bittiğinden, baꢀvurana yönelik olana cezai takibata
son verilmesine karar vermiꢀtir.
HUKUK
I.AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, cezai takibatın, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde ꢀart koꢀulan “makul süre”
ꢀartını aꢀtığını ileri sürerek ꢀikayetçi olmuꢀtur. Bu maddenin ilgili bölümlerine göre:
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, …
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek hakkına
sahiptir.”
A.Kabuledilebilirlik
Hükümet, baꢀvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 2 Nisan 1996 tarihinde
kendisini tutuksuz yargılamak üzere serbest bırakmaya karar vermesinden sonra “mağdur
statüsünü” kaybettiğini çünkü baꢀvuranın bu tarihten sonra cezai takibatın uzunluğundan
kaynaklanan herhangi bir dezavantaj ya da kayıpla karꢀı karꢀıya kalmadığını ileri sürmüꢀtür.
Hükümet ayrıca, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi kapsamında iç hukuk yollarının
tüketilmemesinden dolayı AĐHM’den baꢀvuruyu reddetmesini talep etmiꢀtir. Bu bağlamda,
Hükümet, baꢀvuranın yerel mahkemelerde ꢀikayetinin konusunu ortaya koyamadığını ifade
etmiꢀtir.
Baꢀvuran bu argümanlara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, ꢀayet yerel makamlar açıkça ya da esasta bir AĐHS ihlali olduğunu kabul edip
sonra da buna tazmin sağlamıꢀlar ise, baꢀvuranın bu durumda mağdur statüsünden çıktığını
tekrarlar (bkz. Dalban – Romanya [BD], no. 28114/95). Bu davada, AĐHM, baꢀvuranın
1996’da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasının, baꢀvuranın iddia ettiği ihlalin
kabul edilmesi ya da buna tazmin teꢀkil etmemektedir. Buna göre, Hükümet’in bu baꢀlık
altındaki itirazının reddedilmesi gereklidir.
AĐHM, ayrıca benzer davalarda Hükümet’in, iç hukuk yollarının tüketilmemesine
iliꢀkin ilk itirazını halihazırda incelediğini ve reddettiğini tekrarlar (bkz. Karakullukçu –
Türkiye, no. 49275/99 ve Mete – Türkiye, no. 39327/02). AĐHM, bu davada, yukarıda anılan
baꢀvurulardaki tespitlerinden sapmayı gerektirebilecek hiçbir özel durum tespit etmemiꢀtir.
Dolayısıyla, Hükümet’in bu baꢀlık altındaki itirazını reddeder.
AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında temelsiz olmadığını not
eder. Kabuledilmez olduğunun ilanı için baꢀka hiçbir gerekçe tespit edilmemiꢀtir. Dolayısıyla
kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir.
B.Esaslar
AĐHM, iꢀlemlerin 6 § 1. maddede yer alan “makul süre” ꢀartını karꢀılayıp
karꢀılamadığının belirlenmesinde ele alınacak olan sürenin, baꢀvuranın yakalanıp gözaltına
alındığı 12 Ocak 1993’te baꢀlayıp baꢀvurana yönelik cezai takibatın birinci derece mahkemesi
tarafından sona erdirildiği 25 Nisan 2000 tarihinde bittiği kanısındadır. Dolayısıyla dikkate
alınacak olan süre bir kademede yedi yıl sürmüꢀtür.
Hükümet, bu dava koꢀullarında, cezai takibat süresinin manasız bir uzunlukta
olduğunun düꢀünülemeyeceğini ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, sanıkların sayısına ve kanıt
toplamak için harcanan süreye atıfta bulunmuꢀlardır. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın ve diğer
sanıkların da birkaç duruꢀmaya katılmayarak iꢀlemlerin uzamasına sebep olduklarına iꢀaret
etmiꢀtir.
Baꢀvuran, iddialarını muhafaza etmiꢀtir.
AĐHM, iꢀlemlerin uzunluğunun makuliyetinin, dava koꢀulları ıꢀığında ve ꢀu ölçütler
dikkate alınarak yapılması gerektiğini tekrarlar: davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili
makamların tutumu ve davada baꢀvuranın karꢀı karꢀıya olduğu riskler (Frydlender – Fransa
[BD], no. 30979/96).
AĐHM, fazla olan sanık sayısı ve bunlara yönelik suçlamalar sebebiyle davanın
karmaꢀık olmasına rağmen, bunun kendi baꢀına bir kademede iꢀlemlerin uzun sürmesini haklı
çıkardığının söylenemeyeceği kanısındadır.
Baꢀvuranın tutumuna gelince, AĐHM, baꢀvuranın duruꢀmalardan bazılarına
katılmamakla iꢀlemlerin uzamasına büyük oranda sebebiyet verdiğini tespit etmemiꢀtir zira bu
davaların hiçbiri bu gerekçeden dolayı ertelenmemiꢀtir.
Yerel makamların tutumuna gelince, AĐHM, makamlara bağlanabilecek önemli bir
gecikme süresinin olduğunu gözlemler. Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuran ve diğer elli sanık
aleyhindeki davanın olgusal koꢀullarının, Cumhuriyet Savcısı’nın esaslara iliꢀkin görüꢀlerini
sunduğu 2 Nisan 1996 gibi erken bir tarihte açıklandığını not eder. Bu husus dikkate
alınmaksızın, iꢀlemler yaklaꢀık olarak dört yıl sürmüꢀtür. Kabul edileceği üzere, AĐHM,
iꢀlemlerin kısmen, özellikle tutuklu yargılanan bazı sanıkların duruꢀmaya gelmemesinden
dolayı uzadığını not eder. Ancak, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin Sözleꢀmeci Devletlere,
davaları makul bir sürede sonuca bağlama yükümlülüğü de dahil olmak üzere, kendi yasal
sistemlerini mahkemelerinin bu maddedeki her bir ꢀartı yerine getirecek ꢀekilde düzenleme
görevini yüklediğini tekrarlayarak (Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98), AĐHM, yerel
mahkemenin iꢀlemleri hızlandırmak için daha sıkı tedbirler uygulayabileceği kanısındadır. Ne
davanın karmaꢀıklığı ne de sanıkların tutumu, davanın birinci derece mahkemesi tarafından
görüldüğü uzun süreyi izah etmek için yeterlidir. Dolayısıyla, AĐHM, gecikmenin, yerel
mahkemenin iꢀlemleri ele alması bağlanabileceğinin düꢀünülmesi gerektiği kanısındadır.
Son olarak, AĐHM, baꢀvuranın bu iꢀlemler esnasında karꢀı karꢀıya olduğu risklerin
kendisi için büyük önem arz ettiği kanısındadır.
Konuyla ilgili içtihadını dikkate alarak AĐHM, bu davada, iꢀlemlerin uzunluğunun
haddinden fazla olduğu ve “makul süre” ꢀartını karꢀılamadığı kanısındadır.
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili
Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,
gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Tazminat
Baꢀvuran, 12.943 Euro maddi, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir. Maddi
tazminat talebiyle ilgili olarak, baꢀvuran, tutukluluğu süresince kazanç kaybına uğradığını
ifade etmiꢀtir.
Hükümet bu meblağlara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir sebep
sonuç bağı tespit etmemiꢀtir. Dolayısıyla, bu talebi reddeder. Öte yandan, baꢀvurana 3.500
manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.
B.Mahkeme masrafları
Baꢀvuran, ayrıca AĐHM’deki masraflar için 2.360 Euro talep etmiꢀtir.
Hükümet bu meblağa itiraz etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran, mahkeme masrafları ancak gerçekten ve
gerektiği için yapıldığı ve miktar açısından makul olduğu kanıtlandığı sürece bu masrafların
geri ödenmesine hak kazanır. Bu davada, elindeki bilgiler ve yukarıdaki ölçütler dikkate
alınarak, AĐHM, AĐHM önündeki iꢀlemler için 1.000 Euro ödenmesinin uygun olacağı
kanısındadır.
C.Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1.Baꢀvurunun kalan kısmının reddine;
2.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3.(a) Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilerek,
izleyen meblağları ödemesine:
(i)3.500 Euro (üç bin beꢀ yüz Euro) manevi tazminat.
(ii)1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafı.
(iii)bu meblağlara uygulanabilecek her türlü vergi.
(b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4.baꢀvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đngilizce hazırlanmıꢀ, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 19
Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Vincent BERGER
Bostjan ZUPANCIC
Yazı Đꢀleri Müdürü
Baꢀkan
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło