69911/01

WyrokETPCz2007-06-14ECLI:CE:ECHR:2007:0614JUD006991101

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżącej własności bez odszkodowania, wynikające z zastosowania krajowych przepisów o przedawnieniu roszczeń odszkodowawczych, stanowiło naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że pozbawienie skarżącej własności bez odszkodowania, wynikające z zastosowania art. 38 tureckiej ustawy o wywłaszczeniu, naruszyło art. 1 Protokołu nr 1. Trybunał uznał, że choć interwencja opierała się na prawie krajowym, to brak mechanizmu odszkodowawczego, który zapewniłby sprawiedliwą równowagę między interesem publicznym a ochroną praw jednostki, czynił ją arbitralną. Trybunał zauważył, że turecki Sąd Konstytucyjny uznał art. 38 za niezgodny z konstytucją po wniesieniu skargi do ETPCz, ale decyzja ta nie miała skutku wstecznego i nie zapewniła skarżącej zadośćuczynienia.
Stan faktyczny
Skarżąca była właścicielką działki o powierzchni 808 m2 w Şanlıurfa. W 1975 r. Ministerstwo Obrony podjęło decyzję o wywłaszczeniu tej działki, jednak skarżąca nigdy nie otrzymała odszkodowania. W 1988 r. Ministerstwo Obrony uzyskało przeniesienie własności działki na Skarb Państwa, bez powiadomienia skarżącej o postępowaniu sądowym. Skarżąca dowiedziała się o tym w 1998 r. i wniosła o odszkodowanie, ale jej roszczenie zostało oddalone przez sądy krajowe jako przedawnione na podstawie art. 38 ustawy nr 2942 o wywłaszczeniu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. Zasądził na rzecz skarżącej 73 000 EUR tytułem szkody majątkowej oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddalił pozostałą część roszczeń skarżącej o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

2)ꢀ(8523(ꢀ   ღꢀ ꢁꢀ ir ꢀ .216(<ò   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   İNCİ (NASIROĞLU) - TÜRKİYE   (Başvuru no. 69911/01)   KARAR   STRAZBURG   H a z ira n 2007   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Bu karar AÎHS ‘nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   ilişkin değişiklikyapılabilir.   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, İnsan Haklan ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan, Şükran İnci (Nasıroğiu)   (“başvuran”) tarafından, 8 Mayıs 2001 tarihinde, Avrupa îıısan Haklan Mahkemesi’ne   yapılan başvurudan (no, 69911/01) kaynaklanmaktadır.   Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı avukat H, Kaplan tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuran 1955 doğumludur ve Yalova’da ikamet etmektedir,   9 7 5   yılında, Savunma Bakanlığı, başvurana ait olan ve Şanlıurfa’nın Karaköprü   bölgesinde bulunan 808 m2 ölçümündeki bir arsayı (arsa no. 976) kamulaştırma kararı   almıştır. 29 Eylül 1975 tarihinde, kamulaştırmaya karşılık tazminat miktarı Diyarbakır   Merkez Bankası’na yatırılmış; ancak, başvuran hiçbir zaman bu parayı almamıştır.   M ayıs 1977 tarihinde, başvuran, Şanlıurfa Asliye Hukuk M ahkemesi’ne dava açmış   ve artan tazminat talebinde bulunmuştur.   Nisan 1979 tarihine, artan tazminat talebin ilişkin dava devam etmekteyken   Savunma Bakanlığı, Şanlıurfa Tapu Kadastro Müdürlüğüne, söz konusu arsayı kamulaştırma   kararından vazgeçtiğini bildirmiştir. Başvuran davasını takip etmemiş ve 1982 yılında ilk   derece mahkemesi davanın devam etmemesi kararını almıştır.   9 8 8   yılında, Savunma Bakanlığı, Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmış   ve 976 sayılı arsanın tapusunun Hazine’ye geçmesi talebinde bulunmuştur. 28 Aralık 1988   tarihinde, mahkeme bu talebi kabul etmiştir. Başvurana ne dava ne de ilk derece   mahkemesinin verdiği karar bildirilmiştir. 15 Şubat 1989 tarihinde, mahkeme kararı gazetede   yayınlanmıştır. 4 Mayıs 1989 tarihinde, arsanın Hazine adına tescili yapılmıştır.     Aralık 1998 tarihinde, 976 sayılı arsanın tapusunun Savunma Bakanlığı’na   geçtiğini öğrendikten sonra, başvuran Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış ve   taşınmazına hukuka aykırı olarak el konulmasına karşılık tazminat talebinde bulunmuştur.   Diğer şeylerin yanı sıra, 1988 yılında Savunma Bakanlığı tarafından açılan davanın veya ilk   derece mahkemesi tarafından verilen kararın kendisine bildirilmediğini ileri sürmüştür. Bu   nedenle tapunun intikalinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Buna yanıt olarak,   Savunma Bakanlığı, kendisinin 1974 yılından itibaren arsanın fiilen sahibi olduğu için   başvuranın tazminat davasının zamanaşımına uğramış olması nedeniyle reddedilmesi   gerektiğini ileri sürmüştür.   Dava zarfında, ilk derece mahkemesi, söz konusu arsanın değerini tayin etmek için   bilirkişi raporu emrinde bulunmuştur. 15 Eylül 1999 tarihinde, ilk derece mahkemesi, olay   yeri incelemesi yürütmüştür. Savunma Bakanlığinın söz konusu arsanın çevresini çitle   sardığı gözlemlenmiştir. 20 Eylül 1999 tarihinde, bilirkişi heyeti ilk derece mahkemesine bir   rapor sunmuştur. Heyet, raporunda, 976 sayılı arsanın değerini 34.934.046.448 Türk Lirası   (yaklaşık 73.000 Euro) olarak değerlendirmiştir.     Nisan 2000 tarihinde, Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın davasını   reddetmiştir. Savunma Bakanlığı’nın 976 sayılı arsanın 1974 yılından beri fiilen sahibi olduğu   ve bu nedenle, davanın, Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 38. maddesinin   öngördüğü kanuni zamanaşımı süresinin dışında açıldığı kararını vermiştir.   Eylül 2000 tarihinde, Yargıtay, başvuranın temyiz gerekçelerini dayanaktan yoksun   bulmuş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Başvuranın düzeltme talebi de 15   Kasım 2000 tarihinde reddedilmiştir.     Nisan 2003 tarihinde, Anayasa Mahkemesi 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini   yürürlükten kaldırmıştır.   HUKUK   ('   I . A İ H S ’ N İ N 1 N O .’ L U P R O T O K O L ’ Ü N Ü N 1 . M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ   İDDİASI   Başvuran, kendisine tazminat Ödenmeksizin arsasından yoksun bırakılmasının 1No.’lu   Protokol’ün 1. maddesinin ihlalini oluşturduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu   madde şöyledır:   “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun   genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek   veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli   gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmıştır,   ( A . K a b u led ileb ilirlık   Hükümet, başvurunun, AİHS’nin 35. maddesi uyarınca altı ay kuralını ihlal ettiğini,   zira başvuranın tapusunun 28 Aralık 1988 tarihinde iptal edildiğini ileri sürmüştür.   AİHM, geçmişte Hükümet’in benzer bir ön itirazını incelemiş ve reddetmiş olduğunu   yinelemiştir (bkz. Akıllı - Türkiye, no. 71868/01, 11 Nisan 2006). Bu davada farklı bir sonuca   varmak için Özel bir durum görmemiştir.   AİHM, başvurunun, AİHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun   olmadığını kaydetmiştir. Başka açılardan da kabuledilmez olmadığım belirtmiştir.   Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   B . E sa sla r   AİHM, mülkiyetin korunması hakkını garanti altına alan 1 No.’lu Protokol’ün   .m ad d esin in ü ç ay rı k u ral içerd iğ in i y in elem iştir: “b irin ci p arag rafın ilk cü m lesin d e o rtay a   konan birinci kural genel niteliktedir ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi   ilkesinden söz etmektedir; birinci paragrafın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkten   yoksun bırakılma durumunu kapsar ve bu durumu belli şartlara bağlar; ikinci paragrafta ifade   edilen üçüncü kural, Sözleşmeci Devletlerin, diğer şeylerin yanı sıra, mülkiyetin kamu   yararına uygun olarak kullanılmasını kontrol etmek konusunda yetkili olduklarını kabul eder.   Bu üç kuralın “ayrı” olmaları bağlantısız olmaları anlamında değildir. İkinci ve üçüncü kural,   mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale oluşturan özel   durumlara ilişkindir ve bu nedenle birinci kuralda ifade edilen genel ilke ışığında   yorumlanmahdııiar” (bkz. Anheuser-Busch Inc. - Portekiz [BD], no. 73049/01, 11 Ocak   2007).   Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale, kamu   yararından doğan ihtiyaçlar ve bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gerekler arasında   adil bir denge gözetmelidir. Bu dengeye ulaşabilme endişesi î No.’lu Protokol’ün 1.   maddesinin yapısında yansıtılmaktadır, ilgili kişinin kişisel ve haddinden fazla yük taşımak   zorunda kalmış ohnası durumunda bu gerekli denge kurulamaz (bkz., diğer kararların yanı   sıra, Sporrong ve Lönnroth - İsveç, 2 3 E y lü l 1 9 8 2 tarih li k arar). D iğ er b ir d ey işle, b aşv u ru lan   yollar ve ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi mevcut olmalıdır (bkz.,   örneğin, James ve Diğerleri —İngiltere, 21 Ş ubat 1986 tarihli karar).   Bu davada, başvuranın söz konusu arsaya ait tapusu Hazine’ye geçmiştir ve   başvuramn tazminat talebi 2942 sayılı Kaniniun 38. maddesi uyarınca yerel mahkemeler   tarafından reddedilmiştir. Bu nedenle, yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1.   maddesinin ikinci cümlesi anlamı dahilinde başvuranı mülkünden yoksun bırakmıştır (bkz.,   üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Brumârescu - Romanya [BD], no. 28342/95).   AİHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre, mülkten yoksun bırakılmaya karşı   tazminat başvurularının mülkün işgal edildiği tarihten itibaren yirmi yıl içinde yapılması   gerektiğini kaydetmiştir. Yerel mahkemeler, bu hükmü geriye dönük olarak uygulayarak,   başvuranı, tapusunun iptaline karşılık tazminat almaya ilişkin her türlü imkandan yoksun   bırakmışlardır. AİHM, bu aşamada, başvurunun AİHM’ye yapılmasından sonra, 2942 sayılı   Kanun’un 38. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı bulunarak   yürürlükten kaldırılmış olduğunu gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi, 10 Nisan 2003 tarihli   kararında, mülkün fiili işgali hakkında dava açma hakkının zamanaşımına uğradığını ileri   sürmek ve mülkün işgalinden yirmi yıl sonra mülkün yetkili makamlara geçmesini şart   koşmak yoluyla bireyin mülkiyet hakkım kısıtlamanın, Anayasa’ya aykırı olacağını   değerlendirmiştir. Ayrıca, AİHM içtihadına atıfta bulunarak, kişileri keyfi olarak mülkiyet   hakkından ve tazminat hakkından yoksun bırakmanın hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı   olduğu kararını vermiştir.   AİHM, Anayasa Mahkemesinin kararını göz önünde bulundurmuş ve muhakemesini   doğru olarak kabul etmiştir. Bununla beraber, Anayasa Mahkemesinin kararının geriye   dönük bir etkisi olmadığını ve dolayısıyla başvurana, olası bir AÎHS ihlalini tazmin   edebilecek bir yol sunmadığını kaydetmiştir. Sonuç olarak, sorunun, AÎHS’nin 37 § 1. (b)   maddesi anlamı dahilinde çözümlenmemiş olduğunu değerlendirmiştir (bkz., yukarıda anılan,   Börekçioğuiian (Çökmez) ve Diğerleri).   AÎHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin başvuranın davasına uygulanmasının,   onu, tapusunun iptaline karşı tazminat alanı imkanından yoksun bırakmak sonucunu   doğurduğunu değerlendirmiştir. Her ne kadar böyle bir müdahale, ilgili zamanda geçerli olan   mevzuata dayanmakta ise de, söz konusu müdahale, kamu yararından doğan ihtiyaçlar ve   bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gerekler arasında kurulması gereken adil dengeyi   muhafaza edebilecek bir tazminat yolu uygulamaya konulmadığı sürece ancak keyfi olarak   adlandırılabilir (bkz., yukarıda anılan, Akıllı).   AİHM, dolayısıyla, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar   vermiştir.   II. A İH S ’NİN 41. M A D D E S İN İN UYGUL ANM ASI   AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   ( ꢂ   A . T a z m i n a t   Başvuran, 200.000 Euro maddi tazminat talebinde bulunmuştur.   Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.   AÎHM, dava şartlarını göz önünde bulundurarak ve hakkaniyet temelinde karar   vererek, başvurana bu başlık altında 73.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   B. Mahkeme masrafları   Başvuran, ayrıca, yerel mahkemelerde ve AÎHM’de yapılan mahkeme masraflarına   karşılık 10.000 Euro talep etmiştir.   Hükümet başvuranın talebine itiraz etmiştir.   ^ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu   bilgileri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde tutan AİHM, bütün başlıklar altındaki masraflara   karşılık 1.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.   C . G ecik m e faizi   AÎHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nm kısa vadeli kredilere   uyguladığı maıjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna katar verir.   BU SEBEPLER LE A İH M , O Y BİR LİĞ İ İLE   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   . A İH S ’n in 1 N o .’lu P ro to k o l’ü n ü n 1 . m a d d e s in in ih la l e d ild iğ in e ;   . a) S o ru m lu D ev let’in , b aşv u ran a, aşağ ıd ak i m ik tarları, A İH S ’n in 4 4 § 2 . m ad d esin e g ö re   kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni   Türk Lirası’na çevrilmek ve tabi olabilecek her türlü vergi ve harçtan muaf olmak üzere   ödemesine:   (i) 73. 000 Euro (yetmiş üç bin Euro) maddi tazminat;   (ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları;   b ) Y u k a r ı d a b e l i r t i l e n ü ç a y l ı k s ü r e n i n a ş ı l m a s ı n d a n ö d e m e g ü n ü n e k a d a r g e ç e n s ü r e i ç i n   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   . B a şv u ra n ın a d il ta z m in ta le b in in k a la n ın ın re d d in e   K A R A R V E R M İ Ş T İ R .   İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir,   Santiago QUESADA   Zabıt Katibi   Bostjan M. ZUPANCIĞ   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło