69912/01

WyrokETPCz2006-01-12ECLI:CE:ECHR:2006:0112JUD006991201

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany nieludzkiemu traktowaniu podczas zatrzymania, naruszając art. 3 Konwencji? Czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne dochodzenie w sprawie zarzutów maltretowania, zgodnie z wymogami art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że w przypadku, gdy osoba doznaje obrażeń podczas przebywania pod wyłączną kontrolą funkcjonariuszy policji, na państwie spoczywa obowiązek przedstawienia wiarygodnego wyjaśnienia przyczyn tych obrażeń. W niniejszej sprawie, pomimo początkowego braku obrażeń, późniejsze badanie lekarskie wykazało siniaki, a rząd nie przedstawił żadnego rozsądnego wyjaśnienia ich pochodzenia. W związku z tym Trybunał uznał, że obrażenia te stanowiły nieludzkie traktowanie. Odnośnie do art. 13, Trybunał stwierdził, że dochodzenia krajowe były nieskuteczne, ponieważ nie doprowadziły do zidentyfikowania i ukarania odpowiedzialnych, a także z powodu braku niezależności organów prowadzących dochodzenie oraz niepowiadomienia skarżącego o kluczowych decyzjach, co uniemożliwiło mu skuteczne uczestnictwo w postępowaniu.
Stan faktyczny
Skarżący, Nazif Yavuz, asystent komisarza policji, został zatrzymany 14 czerwca 1996 r. przez policję antyterrorystyczną w Ankarze pod zarzutem utworzenia organizacji przestępczej. Podczas zatrzymania, które trwało do 26 czerwca 1996 r., skarżący twierdził, że był torturowany. Początkowe badanie lekarskie 18 czerwca 1996 r. nie wykazało obrażeń, jednak badanie z 26 czerwca 1996 r. ujawniło siniaki na lewym oku i powiece, co skutkowało zwolnieniem lekarskim na trzy dni. Skarżący złożył skargę na maltretowanie, co doprowadziło do wszczęcia dochodzeń administracyjnych i dyscyplinarnych, które jednak nie doprowadziły do ukarania funkcjonariuszy ani nie wyjaśniły pochodzenia obrażeń.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. 5. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   NAZİF YAVUZ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:69912/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ocak 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı   şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (69912/01) başvuru no’lu davanın nedeni, bu   ülke vatandaşı Nazif Yavuz’un (başvuran) 4 Nisan 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)   yapmış olduğu başvurudur.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği   sırada başvuran Komiser Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.   Haziran 1996 tarihinde, başvuran Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   Şubesi polisleri tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran suç örgütü kurmakla   itham edilmiştir.   Haziran 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Başsavcısı başvuranın 26 Haziran 1996 tarihine kadar gözaltında tutulmasına karar vermiştir.   Haziran 1996 tarihinde, başvuran adli tıp doktoru tarafından muayene edilmiş,   vücudunda herhangi bir şiddet izine rastlanmamıştır.   Haziran 1996 tarihinde saat 11.00’de Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından muayene   edilen başvuranın sol gözünün altında ve gözkapağında ekimoz tespit edilmiş ve üç gün iş   göremez raporu verilmiştir.   Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran aleyhine iki ceza davası başlatılmıştır. Ankara Ağır   Ceza Mahkemesi’nde silahlı soygun yapmak ve özgürlüğün ihlal edilmesi suçlarıyla,   DGM’de suç örgütüne mensup olma suçlarıyla itham edilmiştir. Dosyada yer alan   unsurlardan, 28 Aralık 1998 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi delil yetersizliğinden başvuranın   beraatına karar vermiştir. DGM’de başlatılan dava ise o tarihte halen devam etmekteydi.   1. Başvuran tarafından yapılan şikayet, idari ve cezai soruşturma   Ekim 1996 tarihinde, Ümraniye Cezaevi’nde bulunan başvuran, kendisini yakalayan   ve gözaltı süresinden sorumlu polisler aleyhine Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda   bulunmuştur. Gözaltında bulunduğu süre zarfında çeşitli işkencelere maruz kaldığını iddia   etmiştir. Bu kötü muamelelerden sorumlu olan kişiler aleyhine soruşturma başlatılmasını ve   bu kişilerin mahkum edilmesini talep etmiştir.   Nisan 1997 tarihinde başvuran serbest bırakılmıştır.   Haziran 1997 tarihinde, memurin muhakematı hakkında kanun uyarınca yetkisiz   olduğunu değerlendiren Cumhuriyet Başsavcısı Ankara Valiliği’nden soruşturma izni   istemiştir.   Temmuz 1997 tarihinde, başvuranın şikayetine ilişkin olarak soruşturma yapma   görevi Ankara Valiliği’nce T. Erdemir’e verilmiştir.   İdari soruşturma çerçevesinde, 30 ve 31 Temmuz, 4 Ağustos ve 8, 10 ve 23 Ekim 1997   tarihlerinde T. Erdemir başvurana kötü muamele yaptıkları iddia edilen on bir polisin ifadesini   almıştır. Sanıklar üzerlerine atılı suçları reddetmişlerdir.   Ocak 1998 tarihinde, olayların Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetki alanında   olduğuna karar veren Ankara İl İdare Kurulu, başvuranın iddiaları ile ilgili olarak yetkisizlik   kararı vermiştir.   Mart 1998 tarihinde, Danıştay İl İdare Kurulu Kararını onamış ve soruşturmanın   yapılabilmesi için soruşturma dosyasının yetkili Savcılığa sevk edilmesine karar vermiştir.   Mart 1998 tarihli karar başvurana tebliğ edilmemiştir. Başvuran ancak AİHM   tarafından, Savunmacı Devlet’e davanın bildirilmesi ile kararın bir kopyasını elde edebildiğini   belirtmiştir.   2. Başvuranın gözaltından sorumlu polisler aleyhine başlatılan disiplin   soruşturmasına   Aynı zamanda, başvuranın şikayeti üzerine, Emniyet Müdürlüğü bünyesinde de ayrıca   idari soruşturma yapılmıştır.   Mayıs 1998 tarihinde, Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı polislere atılı   fiillerin ortaya konulamadığını gözlemleyen Yüksek Disiplin Kurulu, dava konusu polislerin   cezalandırılmalarına gerek olmadığına karar vermiştir.   Başvurana göre, Yüksek Disiplin Kurulu’nun vermiş olduğu muhakemenin men’i   kararı kendisine 10 Kasım 2000 tarihinde tebliğ edilmiştir. Hükümet’e göre, sözkonusu karar   yalnızca dava konusu görevlilere tebliğ edilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. BAŞVURUNUN KABUL EDİLEBİLİRLİĞİ HAKKINDA   Hükümet, AİHS’nin 35§1 maddesi uyarınca, başvuranın altı ay süresini ihlal ettiğini   belirtmektedir. Hükümet, başvurunun nihai iç hukuk kararının verildiği tarihten yaklaşık üç   yıl sonra AİHM’ye başvurduğunu ifade etmektedir. Esasında, Danıştay’ın Ankara İl İdare   Kurulu’nun kararını onayan karar 13 Mart 1998 tarihlidir. Başvuran ise 4 Nisan 2001   tarihinde başvurusunu yapmıştır.   Ayrıca, Hükümet, Yüksek Disiplin Kurulu’nun 1 Mayıs 1998 tarihli kararının   başvurana hiçbir zaman tebliğ edilmediğini belirtmektedir.   Başvuran bu iddialara karşı çıkmaktadır. Başvuran, altı aylık sürenin, yalnızca ilgilinin   nihai karardan etkili ve yeterli bir şekilde haberdar olduğu andan itibaren başladığını   belirtmektedir. Mevcut başvuruyu yapmadan önce Danıştay’ın 13 Mart 1998 tarihli   kararından haberdar olmadığını belirten başvuran, 1 Mayıs 1998 tarihli kararın 10 Kasım   tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ve ancak bu şekilde bu karardan haberdar olduğunu   ifade etmiştir. Bu nedenle süre bu tarihten itibaren işlemeye başlamıştır. Bununla birlikte   İstanbul Şehremini Şubesi polisleri aracılığıyla yapılan tebliğin ilgili belgesini sunma   görevinin Hükümet’e düştüğünü ileri sürmektedir.   AİHM ilgili kişinin nihai karardan etkili ve yeterli bir şekilde haberdar olduğu andan   itibaren altı aylık sürenin işlemeye başladığını hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, ilgilinin   hangi tarihte nihai karardan haberdar olduğunu belirtme görevi, altı aylık süre koşuluna   uyulmadığını belirten Hükümet’e aittir (Baghli-Fransa, no: 34374/97, § 31, CEDH 1999-   VIII).   Mevcut davada, AİHM Hükümet’in altı aylık sürenin Danıştay’ın, Ankara İl İdare   Kurulu tarafından alınan kararı onadığı 13 Mart 1998 tarihinden itibaren işlemeye başladığını   ifade ettiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte AİHM Danıştay’ın İdare Kurulu’ndan gelen   kararı res’en incelediğini, kararı onadığını ve aynı zamanda soruşturma dosyasının yetkili   Savcılığa sevk edilmesine karar verdiğini tespit etmektedir. Geri gönderme kararının,   başvuranın iddiaları ile ilgili olan başvuruyu sona erdiren bir karar olduğu düşünülse de,   dosyada bu kararın başvurana tebliğ edildiğine dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.   Yüksek Disiplin Kurulu’nun 1 Mayıs 1998 tarihli kararı ile ilgili olarak, her ne kadar   başvuran bu kararın 10 Kasım 2000 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini iddia etse de,   Hükümet bu kararın hiçbir zaman başvurana tebliğ edilmediğini belirtmektedir.   Yetkili Savcılığın muhakemenin men’i kararının ve soruşturma dosyasını kapatan Ağır   Ceza Mahkemesi Hakimi’nin onayı bulunmamasından dolayı AİHM başvuranın 1 Mart 1998   tarihli karardan ancak 10 Kasım 2000 tarihinden haberdar olduğu yönündeki beyanını ikna   edici bulmuştur. Bununla birlikte, Hükümet, başvuranın davasına ilişkin olarak alınan   kararlardan bu tarihten önce haberdar edildiğine dair herhangi bir kanıt sunmamıştır. Bununla   birlikte kararın alındığı 1 Mayıs 1998 tarihinden, tebliğ edildiği iddia edilen 10 Kasım 2000   tarihine kadar geçen uzun zaman zarfına karşın, AİHM ilgili tüm kararların tebliğ edilmemesi   dikkate alındığında, böylesi bir kararın 35. maddenin amaç ve hedefine daha uygun düştüğü   görüşündedir.   Bu nedenle Hükümet’in itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.   AİHM, tarafların ileri sürdüğü argümanların tümü ışığı altında, AİHS’nin 3. ve 13.   maddelerine ilişkin şikayetlerin olaylar ve hukuk açısından, başvuru incelemesinin şu anki   aşamasında çözüme kavuşturulamayan fakat esastan incelemeyi zorunlu kılan ciddi   problemler ortaya çıkardığı kanaatindedir. Sonuç olarak, bu şikayetler, AİHS’nin 35 § 3   maddesindeki anlamıyla açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Başka hiçbir kabul   edilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.   II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran gözaltında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia ederek AİHS’nin 3.   maddesine atıfta bulunmaktadır.   Başvuran, Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulduğu on iki gün boyunca kötü   muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir. Filistin askısı, elektroşok yapıldığını ve   hakarete uğradığını iddia etmektedir.   Hükümet bu iddiaların dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.   AİHM, bir kimsenin gözaltındayken, tamamen polis memurlarının denetimi altında   olduğu halde yaralanması durumunda, bu süre içinde meydana gelen her türlü yaralanmanın   güçlü maddi karinelere yol açtığını hatırlatır (Bkz. Salman-Türkiye [GC], no: 21986/93, §   100, CEDH 2000-VII). Dolayısıyla Hükümet sözkonusu yaralanmaların nedeni hakkında   makul bir açıklama sağlamalı ve başvuranın iddiaları, özellikle de sağlık raporları hakkında   şüphe uyandıracak olayları tespit eden kanıtlar üretmelidir (Bkz., diğerleri arasında, Selmouni-   Fransa [GC], no 25803/94, § 87, CEDH 1999-V, Altay -Türkiye, no 22279/93, § 50, 22 Mayıs   2001).   Esasında dosyada yer alan verilerden, başvuranın 14 Haziran 1996 tarihinde   yakalandığını ve dört gün sonra yani 18 Haziran 1996 tarihinde doktor tarafından muayene   edildiği anlaşılmaktadır. Muayene sonucunda hazırlanan sağlık belgesinde, başvuranın   vücudunda herhangi bir darp izine rastlanılmadığı ifade edilmekteydi. Bununla birlikte, 26   Haziran 1996 tarihinde yani yakalandığı tarihten on iki gün sonra yapılan muayenede   başvuranın sol gözünde ve gözkapağında ekimoz tespit edilmiştir. Bu nedenle adli tıp doktoru   başvurana üç gün iş göremez raporu vermiştir.   AİHM, muhtemelen başvuranın gözaltında bulunduğu süre zarfından meydana gelen   bu ekimozun, nasıl meydana gelmiş olabileceği ile ilgili herhangi bir açıklamada   bulunmadığını not etmektedir. Bu ekimozun, başvuranın şikayetçi olduğu kötü muamele   şekillerinden kaynaklanabilecek ekimozlara benzemediği bir gerçektir. Bununla birlikte   Hükümet’in buna makul bir açıklama getirmemiş olmasından dolayı, AİHM adli tıp doktoru   tarafından hazırlanan raporda belirtilen ekimozun, Savunmacı Devlet’in sorumlusu bulunduğu   insanlık dışı muamele teşkil ettiği kanaatindedir.   Sonuç olarak AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak, yetkili makamların etkili bir şekilde   hareket etmediğini iddia etmektedir.   Kendisine sunulan delillerden hareketle, AİHM Savunmacı Devlet’in 3. madde   uyarınca sorumlu olduğuna kanaat getirmiştir. İlgili tarafından dile getirilen şikayet 13. madde   uyarınca “savunulabilir” olmaktadır. Bu nedenle yetkili makamların, bu maddenin   gerekliliklerini yerine getirebilecek etkili bir soruşturma başlatma ve yürütme zorunluluğu   bulunmaktaydı (Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, §§ 133–137, CEDH   2004-(kesit)).   AİHM, başvuranın şikayetini dile getirmesinden sonra iki kurum tarafından aynı anda   idari ve cezai soruşturma yürütülmüş olduğunu gözlemlemektedir.   İlk önce, Ankara Valiliği davanın soruşturulmasından sorumlu kişi olarak T. Erdemir’i   atamıştır. Bu kişi soruşturma kapsamında bulunan memurlarla aynı mevkide bulunuyordu;   bununla birlikte yalnızca bu kişilerin beyanlarını kaydetmekle yetinmiştir. Daha sonra,   Ankara İl İdare Kurulu yetkisizlik kararı vermiş, bu karar Danıştay tarafından onanmıştır.   Danıştay soruşturma dosyasını derinlemesine soruşturma yapılması amacıyla yetkili Savcılığa   sevk etmiştir, soruşturmanın hiçbir ilerleme kaydetmediği anlaşılmaktadır.   Yüksek Disiplin Kurulu tarafından yürütülen disiplin soruşturması ile ilgili olarak,   AİHM, 1 Mayıs 1998 tarihinde aldığı kararda Yüksek Disiplin Kurulu’nun, başvuranda şiddet   ya da darp izine rastlanılmadığı gerekçesiyle, dava konusu polislerin cezalandırılmalarına   gerek olmadığına karar verdiğinin altını çizmektedir. Bununla birlikte AİHM, 26 Haziran   tarihli sağlık raporunun bu tespitin aksini gösterdiğini gözlemlemektedir.   Ayrıca AİHM, AİHS’nin 3. ve 13. maddelerinin gerektirdiği şekilde, bağımsız bir   soruşturma yürütme konusunda, İdari makamların kapasiteleri ile ilgili olarak ciddi kaygılar   taşıdığını ifade ettiğini hatırlatmaktadır ( Bkz., son olarak, Sunal-Türkiye, no : 43918/98, § 60,   Ocak 2005). Bununla birlikte, başvuranın şikayetleri ile ilgili kararların tebliğ edilmemiş   olmasının, başvuranın etkili bir şekilde soruşturma usulüne dahil olmasına engel teşkil   ettiğinin altını çizmek gerekmektedir (Batı ve diğerleri, adıgeçen, § 137).   Sonuç olarak, mevcut davada yürütülen soruşturmanın dava konusu olaylardan   sorumlu olan kişilerin kimliklerinin tespit edilmesi ve cezalandırılması yönünde etkili ve   yeterli olduğu düşünülemez. Bu nedenle AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran 35.300 Euro (otuz beş bin üç yüz) tutarında maddi ve 50.000 Euro (elli bin)   tutarında manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu tutarların aşırı olduğunu belirtmektedir. Olası bir adil tazminin makul   tutar sınırlarını aşmaması ve haksız zenginliğe yol açmaması gerektiğini ifade etmektedir.   Tespit edilen şiddet olayları ile başvuranın dile getirdiği maddi zarar arasında   nedensellik bağı bulunmayışı nedeniyle AİHM maddi tazminat talebinin kabul   edilemeyeceğine kanaat getirmiştir. Buna karşılık AİHM manevi zarar için hakkaniyete uygun   olarak için 5.000 Euro (beş bin) ödenmesine karar vermiştir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran yaptığı masraf ve harcamalar için 1.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet sözkonusu talep kanıtlanmadığından ve fahiş tutarda olduğundan AİHM’den   bunu reddetmesini talep etmektedir.   AİHM hakkaniyete uygun olarak ve bu alandaki uygulamaları dikkate alarak, başvuran   tarafından talep edilen tutarın tamamının yani 1.000 Euro’nun başvurana ödenmesine karar   vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından başvurana,   i. manevi tazminat için 5.000 Euro (beş bin) ödenmesine;   ii. masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine;   iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 12 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło