69988/01
WyrokETPCz2006-06-22ECLI:CE:ECHR:2006:0622JUD006998801
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu podczas zatrzymania, naruszając art. 3 Konwencji? Czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania, zgodnie z art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia stwierdzone w raporcie lekarskim z 24 kwietnia 1996 r., powstałe podczas zatrzymania skarżącego pod pełną kontrolą władz, stanowią poważne domniemanie złego traktowania, za które odpowiedzialne jest państwo. Władze tureckie nie przedstawiły wiarygodnego wyjaśnienia ich pochodzenia. Ponadto, Trybunał stwierdził, że dochodzenie krajowe w sprawie zarzutów złego traktowania było nieskuteczne, ponieważ decyzja o umorzeniu postępowania nie została doręczona skarżącemu, a sądy krajowe nie podjęły działań w celu przeprowadzenia dodatkowych badań lekarskich, które były konieczne do ustalenia przyczyn obrażeń.Stan faktyczny
Skarżący, Hüseyin Karakaş, został zatrzymany w Stambule w 1996 roku pod zarzutem przynależności do PKK. Twierdził, że był poddawany torturom i złemu traktowaniu podczas zatrzymania. Raporty medyczne z okresu zatrzymania wykazały obrażenia, takie jak liczne zmiany skórne, strup na brzuchu i siniak na nodze, a także bóle i drętwienia. Skarżący złożył skargę na złe traktowanie, ale prokuratura dwukrotnie umorzyła postępowanie, a sądy krajowe odrzuciły jego odwołania, nie przeprowadzając dodatkowych badań lekarskich.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji oraz naruszenie art. 13 Konwencji. Zasądził skarżącemu 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR (pomniejszone o 715 EUR pomocy prawnej) tytułem zwrotu kosztów i wydatków.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
HÜSEYİN KARAKAŞ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 69988 / 01)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Haziran 2006
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (69988/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaşı Hüseyin Karakaş’un (başvuran) 24 Nisan 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu
başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu
avukatlarından F. Karakaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.
Başvuran, 10 Nisan 1996 tarihinde, PKK’ya karşı başlatılan bir operasyon sonrasında, sahte
kimlik bulundurduğu gerekçesiyle İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele
Şubesi’ne bağlı polisler tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Nisan 1996 tarihinde, başvuranın ifade tutanağı hazırlanmıştır. Bu tutanakta başvuran PKK
mensubu olduğunu ve bu örgütün faaliyetlerine katıldığını kabul etmiştir.
Hükümet, 20 Nisan 1996 tarihinde başvuranın açlık grevi yaptığını belirtmektedir.
Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada, filistin askısı, elektrik şoku, dayak, sözlü tehdit, uyku
ve yiyecekten mahrum bırakılma gibi kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir.
Başvuran, 24 Nisan 1996 tarihinde saat 14.00’de, Adli Tıp Doktoru tarafından muayene
edilmiştir. Adli Tıp Kurumu doktoru raporunda, başvuranın 15 Nisan ve 20 Nisan 1996
tarihlerinde olmak üzere iki kez muayene edildiğini, bu muayeneler sonunda başvuranın
vücudunda hiçbir darp ya da cebir izine rastlanılmadığını, bunun dışında, ağrıdan, omuzlar ve
kollar hizasında uyuşmadan şikayetçi olduğundan, nöroloji muayenesinin yapılması için
başvuranın hastaneye sevk edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Aynı gün, başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı
tarafından dinlenmiştir. Başvuran sözkonusu örgüte mensup olduğunu kabul etmiş, fakat
gözaltında bulunduğu sırada verdiği ifadeyi, polislerin tehdidi ve baskıları altında verdiğini
iddia ederek reddetmiştir. Başvuran gözaltında işkence gördüğünü ve polislerin davranışlarını
protesto etmek amacıyla açlık grevi yaptığını iddia etmektedir.
Sonrasında, başvuran İstanbul DGM’ye sevk edilir. Başvuran ifadesinde, PKK mensubu
olduğunu kabul etmiş, fakat gözaltında bulunduğu sırada alınan ifadenin içeriğine karşı
çıkmıştır. Duruşma sonrasında, DGM hakimi, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar
vermiştir.
Başvuran 2 Mayıs 1996 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na kendisine kötü muamele
yapıldığı gerekçesiyle şikayet dilekçesi sunmuştur.
Cumhuriyet Savcısı aynı gün, başvuranı PKK mensubu olmak ve bölücü faaliyetlerde
bulunmakla suçlamıştır.
Fatih Cumhuriyet Savcısı, 8 Mayıs 1996 tarihinde, 24 Nisan 1996 tarihli Adli Tıp Kurumu
uzman raporuna dayanarak ve başvuranın kendisine kötü muamele yapıldığına ilişkin
iddialarını destekleyecek hiçbir delil unsuru bulunmadığından takipsizlik kararı vermiştir.
DGM, 27 Aralık 1996 tarihinde, başvuranın savunmasını dinlemiştir. Başvuran
savunmasında, gözaltında ve Cumhuriyet Savcılığı’nda polislerin baskısı altında verdiğini
iddia ettiği ifadeyi reddetmiştir. Ayrıca, gözaltında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia
etmekte, iddialarına dayanak olarak 21 Nisan 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde
muayene edildiğini ve vücudunda şiddet izlerine rastlanıldığını ileri sürmektedir. Başvuran
ayrıca, cezaevi doktoru tarafından 24 Nisan 1996 tarihinde hazırlanan sağlık raporuna atıfta
bulunmaktadır. Duruşma sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın yargılanmak
üzere tutuklu bulundurulmasına karar vermiş ve Vakıf Gureba Hastanesi’nden 21 Nisan 1996
tarihli sağlık raporunun bir kopyasını istemeye karar vermiştir. Eylül 1999 tarihinde, başvuranın avukatlarının isteği üzerine, İstanbul Üniversitesi İstanbul
Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı doktorları tarafından bir rapor hazırlanmıştır. Doktorlar
başvuranın iddiaları ve çektiği fiziksel ağrıları göz önünde bulundurarak, daha önce yapılan
sağlık muayenelerinin yetersiz olduğunu belirterek başvurana on beş gün iş göremez raporu
verilmesini kararlaştırmışlardır. Haziran 2000 tarihinde, başvuran kötü muamele yapıldığına ilişkin Terörle Mücadele
Şubesi’ne bağlı polisler aleyhine Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmuştur. Haziran 2000 tarihinde, başvuranın 8 Mayıs 1996 tarihli muhakemenin men-i kararına
itirazda bulunmadığını gözlemledikten sonra, Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın talebi
üzerine İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından 10
Eylül 1999 tarihinde hazırlanan sağlık raporunun hukuki soruşturma başlatılmasını sağlayacak
hiçbir ek kanıt sunmadığını belirterek yeniden muhakemenin men-i kararı vermiştir. Ağustos 2000 tarihinde, başvuran bu karara itiraz etmiştir. Kasım 2000 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın talebini reddetmiştir.
Başvuran aleyhine 30 Mayıs 2001 tarihinde açılan ceza davası çerçevesinde, İstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi başvuranı silahlı terör örgütüne bağlı olmak suçundan on beş yıl hapis
cezasına mahkum etmiştir. Dava ulusal mahkemelerde halen devam etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet başvuranın iddialarına karşı çıkmakta, ilgili tarafından sunulan sağlık raporlarının
tümüne atıfta bulunarak öne sürdüğü iddialarını doğrulayacak bir unsurun eksikliğine dikkat
çekmektedir. Hükümet aynı şekilde, Cumhuriyet Savcısı tarafından 8 Mayıs 1996 tarihinde
alınan muhakemenin men-i kararı üzerinden geçen üç yıldan fazla bir zaman boyunca
başvuranın tepkisizliğinin altını çizmektedir.
AİHM, bir kimsenin güvenlik güçlerinin tamamıyla kontrolü altındaki gözaltı sırasında
yaralanmasının ciddi karineleri ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda Hükümetten
sözkonusu yaralanmaların neden ve nasıl meydana geldiğine, mağdur tarafından ortaya
konulan iddialara ve sağlık raporlarına makul bir açıklık getirmesi beklenmektedir (Bkz.
Nazif Yavuz-Türkiye kararı, no: 69912/01, 12 Ocak 2006).
AİHM, başvuranın 10 Nisan 1996 tarihinde gözaltına alındığını, 15, 20 ve 24 Nisan 1996
tarihlerinde pek çok sağlık kontrolünden geçtiğini gözlemlemektedir. İlk üç rapor sübjektif
şikayetlerin dışında hiçbir şiddet izine rastlanılmadığına yer verdiği halde, Bayrampaşa
Cezaevi doktoru 24 Nisan 1996 tarihli raporunda ilgilinin kollarında pek çok lezyonun
bulunduğunu, karnın sağ kısmında kabuk bağlamış bir yara izine rastlanıldığını ve sağ bacakta
bir ekimozun olduğunu belirtmiştir. Aynı şekilde, ilgilinin ayak parmaklarında ve
omuzlarında ağrılar ve ellerinde uyuşma tespit edilmiştir.
AİHM, (kollarda pek çok lezyon, karnın sağ kısmında kabuk bağlamış bir yara izi, sağ
bacakta ekimoz, ayak parmaklarında ve omuzlarında ağrılar ve ellerde uyuşma) gibi pek çok
belirtinin başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı tasvirlerine (özellikle darp ve
yaralanmalar) karşılık geldiğini not etmektedir.
AİHM önünde bu belirtilerin başvuranın gözaltına alınmasından önce ortaya çıkmadığına
itiraz edilmemektedir.
Mahkemeye sunulan kanıt unsurlarının bütünü ışığında AİHM, 24 Nisan 1996 tarihli
Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından hazırlanan sağlık raporunda belirtilen emarelerin
kaynağının Devletin sorumluluğundaki bir uygulama sonucu olduğu kanısına varmıştır.
AİHM, başvuranın insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muameleye maruz kaldığı ve AİHS’nin 3.
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. AİHS’NİN 6. VE 13. MADDELERİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kötü muamele şikayetleri karşısında yetkililerin etkili bir yaklaşım
sergilemediklerini ileri sürmekte, AİHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında bu şikayeti 13. madde çerçevesinde
inceleyecektir (Bkz. Batı ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 33097 ve 57834/00).
AİHM, sunulan kanıt unsurlarına dayalı olarak Savunmacı Devletin AİHS’nin 3. maddesi
uyarınca sorumluluğu olduğu yargısına varmaktadır. İlgili tarafından öne sürülen şikayet 13.
madde uyarınca «savunulabilir» niteliktedir. Yetkililerin bu hükmün gerekliliklerini
karşılayan etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktaydı.
AİHM, başvuranın şikayetini takiben ceza soruşturmasının Fatih Cumhuriyet Savcılığı
tarafından sürdürüldüğünü gözlemlemektedir. 8 Mayıs 1996 tarihinde, Fatih Cumhuriyet
Savcısı 24 Nisan 1996 tarihli Adli tıp uzman raporuna dayalı olarak ve kötü muamele
iddialarını destekleyecek hiçbir kanıtın bulunmadığı tespitinden hareketle soruşturma
açılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Dava dosyasına göre, Cezaevi doktorunun aynı
gün hazırladığı ve birçok emarenin bulunduğunu kaydettiği sağlık raporu olduğu halde
başvuranın ifadesine başvurulmasını gerekli görmemiştir.
AİHM, Savcılığın muhakemenin men-i kararının Bayrampaşa Cezaevinde tutuklu bulunan
başvurana hiçbir surette tebliğ edilmemiş göründüğünü hatırlatmakta, bu doğrultuda 7201
sayılı Tebligat Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca ilgili Cezaevi kurumu ve yönetiminin ilk
olarak tutuklu bulunan kimseye tebliğ etme zorunluluğunu getirdiğine atıfta bulunmaktadır
(Bkz. aynı anlamda, Büyükdağ-Türkiye kararı, 21 Aralık 2001).
Üstelik başvuran, Ağır ceza mahkemesi önünde yasal olarak önceki tebliğin yokluğunu dile
getirmesine karşın, şikayetiyle ilgili sonraki süreç muhakemenin men-i kararının varlığıyla
engellenmiş, iddialarının esasına dair bir soruşturmanın yeniden açılmasına gerek
duyulmamıştır. Ağır ceza mahkemesinin bu argümana yanıt vermeden reddetmesi üzücüdür.
AİHM ayrıca, 24 Nisan 1996 tarihinde başvuranı muayenesinde tespit edilen izlerin
kaynağına ulaşmak için tamamlayıcı bir sağlık kontrolünün zorunluluğu dile getirildiği halde
bu tetkikin hiçbir zaman yapılmamasını, Cumhuriyet Savcısı’nın ve İstanbul Ağır ceza
mahkemesinin bu noksanlığı gidermeye çalışmamasını üzüntüyle karşılamaktadır.
Tamamlayıcı sağlık kontrollerinin yapılmaması başvuran açısından yalnızca gözaltında
bulunan kişilerin temel haklarının güvencesinden yoksun bırakıp, soruşturmada noksanlık
oluşturmamış aynı zamanda «insanlık dışı ve aşağılayıcı» bir uygulamaya da maruz
bırakmıştır (Bkz. Algür-Türkiye no: 32574/96, 22 Ekim 2002 ve sözü edilen Batı ve diğerleri
kararı).
AİHM bu tespitler ışığında, soruşturmanın AİHS’nin 13. maddesince etkili ve derinlemesine
yürütülmüş olarak nitelendirilemeyeceğini ifade etmektedir.
Bu nedenle, AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran 5.000 Euro maddi ve 40.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarları aşırı ve ispat edilmemiş olarak nitelendirmektedir. Hükümet ayrıca
adil tazminin sebepsiz bir zenginleşme aracı olmaması gerektiğini belirtmektedir.
Başvuran öne sürdüğü muamelelerin ardından maddi zarara uğramadığından AİHM bu talebi
reddetmiş, buna karşılık hakkaniyete uygun olarak başvurana 10.000 Euro ödenmesini
kararlaştırmıştır.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 9.800 Euro talep etmektedir. Bu
miktarın 7.800 Euro’luk kısmı avukatlık giderleri, 2.000 Euro’su ise tercüme ve diğer
masraflar içindir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.
Mahkemeye sunulan deliller ve mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında AİHM,
Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 715 Euro düşülmek kaydıyla
başvurana yargı giderleri için 2.500 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin
başvurana:
i.
manevi zarar için 10.000 (on bin) Euro;
ii.
yargı giderleri için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro’dan Avrupa Konseyi tarafından
verilen 715 (yedi yüz on beş) Euro’luk adli yardım miktarı düşülerek kalan kısmın
ödenmesine;
iii.
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin
uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 22 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło