70084/01;70085/01

WyrokETPCz2006-09-19ECLI:CE:ECHR:2006:0919JUD007008401

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa oraz niepowiadomienie skarżących o opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa nie naruszyła art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ sędzia ten został zastąpiony przez sędziego cywilnego przed wydaniem ostatecznego orzeczenia, a jego udział nie obejmował istotnych decyzji proceduralnych, które wymagałyby powtórzenia. W odniesieniu do drugiego zarzutu, Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1, podkreślając, że brak powiadomienia skarżących o opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym pozbawił ich możliwości skutecznego ustosunkowania się do niej, co naruszyło zasadę równości broni i rzetelności procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Selim Kabasakal i Hasan Atar, zostali aresztowani w 1998 roku pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji TDP. Zostali skazani przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Erzurum na karę dwunastu lat i sześciu miesięcy pozbawienia wolności. W trakcie postępowania przed tym sądem, w składzie orzekającym zasiadał sędzia wojskowy, który później został zastąpiony przez sędziego cywilnego. Skarżący odwołali się do Sądu Kasacyjnego, który podtrzymał wyrok, jednak nie zostali powiadomieni o opinii Prokuratora Generalnego przed rozprawą odwoławczą.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza brak naruszenia art. 6 § 1 Konwencji w zakresie obecności sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji w zakresie niepowiadomienia skarżących o opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu odwoławczym. 3. Zasądza na rzecz skarżących łącznie 1000 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami. 4. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   KABASAKAL VE ATAR – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 70084/01 ve 70085/01)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Eylül 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup, ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, Türk vatandaꢀları Selim Kabasakal ve Hasan Atar’ın (“baꢀvuranlar”),   Đnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34.   Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 13   Aralık 2000 tarihinde yapmıꢀ olduğu 70084/01 ve 70085/01 no’lu baꢀvurulardır.   Baꢀvuranları Ankara’da yaꢀayan H. Erdoğan ve L. Kanat temsil etmektedir.   Baꢀvuranlar, kendilerini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir   hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde   yargılanmadıklarını ve Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine   bildirilmediğini iddia etmiꢀlerdir.   OLAYLAR   DAVANIN OLAYLARI   Sırasıyla 1979 ve 1977 doğumlu baꢀvuranlar Selim Kabasakal ve Hasan Atar, AĐHM’ye   baꢀvuru yaptıkları tarihte Ordu cezaevinde bulunmaktaydılar.   Baꢀvuranlar, 11 Kasım 1998 tarihinde, Sivas Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı terörle   mücadele ꢀubesi tarafından, yasadıꢀı TDP1 örgütüne üye oldukları gerekçesiyle gözaltına   alınmıꢀlardır.   Kasım 1998 tarihinde hakim huzuruna çıkarılmıꢀlar ve tutuklu yargılanmalarına karar   verilmiꢀtir.   Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 31 Aralık 1998 tarihinde bir   iddianame hazırlamıꢀ ve baꢀvuranları, Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi uyarınca   yasadıꢀı örgüt üyeliğiyle suçlamıꢀtır.   Mahkeme, 5 ꢁubat 1999 tarihinde, baꢀvuranları dinlemiꢀtir. Kabasakal kendisine   yöneltilen suçlamaları kısmen kabul ettiğini ifade etmiꢀtir. Bu bağlamda, diğer hususlar   meyanında, TDP’nin silahlı güçlerine katılmak istediğini ve kırsal kesime doğru   gitmekteyken, diğer sanıkla beraber gözaltına alındığını söylemiꢀtir. Diğer baꢀvuran Atar da,   diğer hususlar meyanında, sanık Kabasakal ile birlikte örgütün kırsal kadrosuna katılamadan   gözaltına alındığını ifade etmiꢀtir. Atar örgütün üyesi değil sempatizanı olduğunu eklemiꢀtir.   Baꢀvuranlar, polise verdikleri ifadeleri baskı altında verdiklerini öne sürerek reddetmiꢀlerdir.   Nisan 1999 tarihinde, Kabasakal, sözkonusu örgütün üyesi olmadığını ve örgütün   hiçbir eylemine katılmadığını, ayrıca örgüt üyeleriyle yapılacak bir toplantıya katılamadan   gözaltına alındığını belirtmiꢀtir.   Temmuz 1999 tarihinde yapılan duruꢀmada, askeri hakimin yerine getirilen sivil   hakim, ilk kez, davayı gören mahkemenin üyesi olarak bulunmuꢀtur. Bu duruꢀmada ve 10   Devrimci Halk Partisi.   Ağustos 1999 tarihinde yapılan bir sonraki duruꢀmada, mahkeme, usule iliꢀkin bazı kararlar   almıꢀ ve sanıkları dinlemiꢀtir.   Ekim 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranların, Türk Ceza Kanunu’nun 168 §   2. Maddesi ile 3713 Sayılı Kanunun 5. Maddesi uyarınca suçlu bulunup, mahkum edilmelerini   talep etmiꢀtir.   Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Ekim 1999 tarihinde, baꢀvuranları suçlu bulmuꢀ   ve on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuranlar, 6 Aralık 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararının temyizi   için Yargıtay’a baꢀvurmuꢀlardır. Baꢀvuranlar, dilekçelerinde, iç hukuku dayanak alan   argümanlar sunmuꢀlar ve özellikle polise verdikleri ifadelerin gerçek olmadığını ileri   sürmüꢀlerdir.   Haziran 2000 tarihinde yapılan duruꢀmanın ardından, Yargıtay, baꢀvuranların temyiz   talebini reddetmiꢀ ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Yargıtay’ın bu kararı,   baꢀvuranların vekili gıyabında, 14 Haziran 2000 tarihinde ilan edilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar, belirlenemeyen bir tarihte cezaevinden salıverilmiꢀlerdir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, davalarını gören Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri   hakim bulunması nedeniyle adil biçimde yargılanmadıklarından ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Ayrıca,   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine bildirilmediğini, dolayısıyla   karꢀı iddialarını sunma olanağından yoksun bırakıldıklarını belirtmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar,   AĐHS’nin 6. Maddesi’nin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının (b) bendine dayanmıꢀlardır.   AĐHM, bu ꢀikayetlerin yalnız 6 § 1. Madde bakımından incelenmesi gerektiğini   kaydetmektedir. Bu maddeye göre:   “Herkes, … kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuꢀ bağımsız   ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek hakkına   sahiptir.”   A. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   Hükümet, 18 Haziran 1999 tarih ve 4388 Sayılı Kanun uyarınca, AĐHS’nin koꢀullarını   yerine getirmek amacıyla, Devlet Güvenlik Mahkemeleri heyetlerinden askeri hakimlerin   çıkarılmaları için düzenlemeler yapıldığını belirtmiꢀtir. Bununla bağlantılı olarak, Hükümet,   bu davada, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bulunan askeri yargıcın,   baꢀvuranların avukatı davanın esaslarına iliꢀkin savunmalarını sunmadan önce zaten sivil bir   hakimle değiꢀtirildiğine ve baꢀvuranların üç sivil hakimden oluꢀan Devlet Güvenlik   Mahkemesi tarafından suçlu bulunduğuna iꢀaret etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar Hükümet’in argümanlarını kabul etmemiꢀlerdir. Özellikle, Erzurum Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin, askeri hakimin iꢀtirak ettiği iꢀlemleri, askeri hakimin yerine sivil   hakim getirildikten sonra yinelemediğini belirtmiꢀtir.   AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde görev yapan askeri hakimlerin statüleriyle   ilgili belirli bazı yönlerin, bu hakimlerin yürütmeden bağımsızlıklarını ꢀüpheli kıldığı   kanısındadır (bkz. Incal – Türkiye, § 68 ve Çıraklar – Türkiye, § 39). AĐHM, ayrıca, Öcalan –   Türkiye davasında da, askeri hakim, ilgili cezai yargılamalarda yürürlükte olmaya devam eden   ara kararlara iꢀtirak ettiğinde, bu yargılamalar sırasında, karar verilmeden önce, askeri   hakimin sivil hakimle değiꢀtirilmesinin, baꢀvuranın davayı gören mahkemenin bağımsızlığı   ve tarafsızlığıyla ilgili haklı olarak sahip olduğu endiꢀeleri, Devlet Güvenlik   Mahkemeleri’nde sonradan izlenen usullerin bu endiꢀeleri yeterince bertaraf ettiği   belirlenmediği sürece, ortadan kaldırmayı sağlamadığı sonucuna varmıꢀtır.   Bu davada, AĐHM, askeri hakimin, 13 Temmuz 1999 tarihinde mahkeme heyetinden   çıkarılmadan önce, bir hazırlık duruꢀması ile esas hakkında altı duruꢀmada yer aldığını   kaydeder. Bu duruꢀmalarda, ulusal mahkeme, hem baꢀvuranlar da dahil sanıkları hem de   ꢀahitliği baꢀvuranların davasıyla bağlantısı olmayan bir tanığı pek çok kez dinlemiꢀtir. Ayrıca,   ulusal mahkeme, usule iliꢀkin ikinci derece tedbirler de almıꢀtır. Öte yandan, ulusal mahkeme,   bu duruꢀmalar sırasında, önem taꢀıyan, özellikle de baꢀvuranların savunma hakları yararına   hiçbir ara karar almamıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM, askeri hakimin yerini sivil hakim aldıktan   sonra, ulusal mahkemenin, esas hakkında beꢀ duruꢀma daha yaptığını ve bu duruꢀmalar   sırasında baꢀvuran da dahil sanıkları birkaç kez dinlediğini kaydeder. Ayrıca, hem   Cumhuriyet Savcısı’nın hem de baꢀvuranların nihai görüꢀ ve savunmaları, üç sivil hakimden   oluꢀan mahkeme heyeti huzurunda okunmuꢀtur. Bu nedenle, özellikle askeri yargıcın sivil   hakimle değiꢀtirilmesinin öncesi ve sonrasında yapılan adli iꢀlemlerin her birinin önemini   gözönüne alarak, AĐHM, bu davada askeri yargıcın iꢀtirak ettiği iꢀlemlerin hiçbirisinin, askeri   yargıcın gitmesinin ardından acilen yenilenmeyi gerektirmediği sonucuna varmıꢀtır (bkz.   Ceylan – Türkiye, 68953/01).   Dava bütün olarak yorumlandığında, AĐHM, davanın özel koꢀullarında, dava sona   ermeden askeri yargıcın sivil hakimle değiꢀtirilmesinin, baꢀvuranların davayı gören   mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili haklı olarak sahip olduğu endiꢀeleri ortadan   kaldırdığı sonucuna varmıꢀtır (Yılmaz – Türkiye, 62230/00).   Dolayısıyla, bu baꢀlık altında, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   B. Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu   Hükümet, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnemesinin bağlayıcı nitelik taꢀımadığını ve   bunun, genellikle, ilk derece mahkemesinin kararının onanması mı yoksa bozulması mı   gerektiğini kısaca ifade eden bir sayfalık bir belge olduğunu öne sürmüꢀtür. Hükümet,   Yargıtay Kanunu’nun 99. Maddesi uyarınca, Yargıtay’a sunulmuꢀ tüm belgelerin taraflarca   incelenebilmesi nedeniyle, baꢀvuranların, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀlerini telefon   veya faks yoluyla ya da bizzat kendilerinin öğrenebileceğine iꢀaret etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar Hükümet’in argümanlarını reddetmiꢀtir. Özellikle, Cumhuriyet   Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin içeriğini ilk kez Yargıtay’da yapılan duruꢀma sırasında   öğrendiklerinden ötürü, savunmalarını hazırlamak için yeterli süreye sahip olmadıklarını iddia   etmiꢀlerdir.   AĐHM, aynı ꢀikayeti geçmiꢀte de incelediğini ve AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal   edildiği sonucuna vardığını kaydeder (bkz. Abdullah Aydın – Türkiye (no.2) 63739/00 ve   Ayçoban ve Diğerleri – Türkiye, 42208/02, 43491/02 ve 43495/02).   AĐHM bu davayı incelemiꢀ ve yukarıda bahsedilen davalarda tespit ettiklerinden   sapmasını gerektirecek özel koꢀullar tespit etmemiꢀtir.   Buna göre, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀlerinin baꢀvuranlara   bildirilmemesi nedeniyle, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuranlar, toplam olarak, maddi zararları için 30.000 Euro, manevi zararları için ise   20.000 Euro talep etmiꢀlerdir.   Hükümet görüꢀ belirtmemiꢀtir.   Baꢀvuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zararla ilgili olarak ise, AĐHM,   baꢀvuranların bu taleplerini destekleyici hiçbir makbuz veya belge ibraz edemediklerini   kaydeder. Buna göre, AĐHM, bu talebi reddeder.   AĐHM, ayrıca, ortada bir ihlal olduğunun tespit edilmesinin, baꢀvuranların maruz kaldığı   her türlü manevi zarar için baꢀlı baꢀına yeterli tazmin teꢀkil ettiği kanısındadır (bkz. Parsil –   Türkiye, 39465/98 ve yukarıda kaydedilen, Ayçoban ve Diğerleri § 32).   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuranlar, avukatlık masrafları için 10.000 Euro, hem ulusal mahkemelerde hem de   AĐHM’de meydana gelen mahkeme masrafları için ise 1000 Euro talep etmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar, taleplerini, Ankara Barolar Birliği’nin tavsiye ettiği asgari ücret tarifesine   dayandırmıꢀlardır. Öte yandan, taleplerini desteklemek için herhangi bir makbuz veya belge   sunmamıꢀlardır.   Hükümet görüꢀ bildirmemiꢀlerdir.   AĐHM’nin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği   kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM,   sahip olduğu bilgiler ve yukarıda bahsedilen ölçütler ıꢀığında, iç hukuktaki süreçte oluꢀan   mahkeme masraflarının karꢀılanması talebini reddetmiꢀ ve baꢀvurana, AĐHM’de açılan dava   için 1000 Euro tutarında tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıꢀtır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuranlara karꢀı açılan davanın bir bölümünde Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde   askeri hakim bulunması nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;   2. Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın Yargıtay’a sunduğu tebliğnamenin baꢀvuranlara   bildirilmemesiyle ilgili olarak AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   3. (a) Sorumlu Devlet’in, mahkeme masrafları için 1000 Euro (bin euro) yargılama   masraflarının, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai kararın verildiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Sorumlu Devlet’in ulusal para birimine   çevirip, ek olarak bu miktarlara tabi olacak her türlü vergiyi baꢀvuranlara ödemesine;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre   için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Baꢀvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddine   KARAR VERĐR.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 19 Eylül 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   T.L. EARLY   Zabıt Katibi   Nicolas BRATZA   Baꢀkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło