70145/01
WyrokETPCz2006-12-05ECLI:CE:ECHR:2006:1205JUD007014501
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy niemożność uczestniczenia przez skarżącego w rozprawach przed tureckim Sądem Bezpieczeństwa Państwa oraz brak możliwości przesłuchania świadków oskarżenia naruszyły jego prawo do rzetelnego procesu, w szczególności prawa wynikające z art. 6 ust. 1 oraz art. 6 ust. 3 lit. c i d Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że prawo oskarżonego do obecności na rozprawie oraz do przesłuchiwania świadków oskarżenia jest fundamentalne dla rzetelnego procesu. Stwierdził, że skazanie oparte wyłącznie lub w decydującym stopniu na zeznaniach świadków, których oskarżony nie mógł przesłuchać, stanowi naruszenie praw obrony. Trybunał uznał, że fakt, iż skarżący nie złożył wyraźnego wniosku o udział w rozprawach, nie może być interpretowany jako jednoznaczne zrzeczenie się jego praw. Wobec wagi sprawy (kara pozbawienia wolności i grzywna), Sąd Bezpieczeństwa Państwa nie mógł wydać wyroku bez bezpośredniej oceny zeznań skarżącego, nie naruszając tym samym sprawiedliwości procesu. Państwo ma pozytywny obowiązek zapewnienia oskarżonemu możliwości przesłuchania świadków.Stan faktyczny
Skarżący, Bayram Kalem, odbywając karę pozbawienia wolności w Turcji, został oskarżony o propagandę separatystyczną na podstawie zeznań współwięźniów, którzy twierdzili, że wygłaszał pro-kurdyjskie i pro-PKK oświadczenia. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa na rok więzienia i grzywnę, mimo że nie uczestniczył w rozprawach przed tym sądem i nie miał możliwości przesłuchania świadków. Sąd krajowy odrzucił zeznania świadków korzystnych dla skarżącego, a Sąd Kasacyjny dwukrotnie rozpatrywał sprawę, ostatecznie utrzymując wyrok w mocy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 oraz art. 6 ust. 3 lit. c i d Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 10 Konwencji. Zasądził skarżącemu 6 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, pomniejszone o 701 euro otrzymanej pomocy prawnej. Pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia zostały odrzucone.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
KALEM - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 70145/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Aralık 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ( 70145/01) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaꢀı Bayram Kalem’in (baꢀvuran) 16 Nisan 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Adli yardımdan yararlanan baꢀvuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından A. Uluk
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢁULLARI doğumlu olan baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir. Haziran 1999 tarihinde baꢀvuranla aynı cezaevinde bulunan bir tutuklu baꢀvuran aleyhinde
bölücü propaganda yaptığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuꢀtur. ꢁikayet dilekçesinde
ilgili, baꢀvuranın 2 haziran 1999 tarihinde «PKK bir baꢀkaldırı hareketidir» ; «PKK zalimlere
karꢀı kurulmuꢀ bir partidir» ; «Apo [Abdullah Öcalan] bir Kürt önderidir» ; «Güneydoğu
[Türkiye] Kürdistandır» ; «Tarih boyunca Türkler Kürtleri ezmiꢀlerdir» ꢀeklinde ifadelerde
bulunduğunu ileri sürmüꢀtür. Aynı gün televizyonda yayınlanan haberlerde görevi baꢀında
öldürülen bir astsubayın eꢀiyle yapılan bir röportajı izlediği sırada baꢀvuran «Senaryoya bak,
ne güzel hazırlamıꢀlar. Bu görüntüleri sırf Apo’yu idama mahkum ettirmek için
gösteriyorlar.» Haziran 1999 tarihinde Keskin Savcılığı tarafından baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀtır.
Kendisine isnad edilen suçlamaları reddeden baꢀvuran PKK’nın ne üyesi ne de sempatizanı
olduğunu ifade ederek diğer hükümlülerle anlaꢀamadığını belirtmiꢀtir. Tartıꢀmalı ifadeleri
sarfettiğini inkar eden baꢀvuran, ꢀehit ailelerinden etkilendiğini ve bu yüzden gergin olduğunu
ifade etmiꢀtir. Sürekli yinelenen bir senaryonun sözkonusu olduğunu söylediğini ve kanalın
değiꢀtirilmesini istediğini beyan etmiꢀtir. Senaryoyla sürekli görüntüye getirilen sahneyi
kastettiğini ifade etmiꢀtir. Tanık olarak Osman Akgün’ü göstermiꢀtir. Baꢀvuran bir komplo
kurbanı olduğunu iddia etmiꢀtir.
Savcılık aynı gün Muzaffer Toprak adlı diğer bir mahkumu dinlemiꢀtir. Adıgeçen, baꢀvuranın
«Apo’nun da toprak hakkı vardır.» ꢀeklinde bir ifade sarfettiğini beyan etmiꢀtir. Adıgeçen
ayrıca Apo’nun duruꢀması sırasında televizyonda bir ꢀehit ailesi gösterildiğini ve bunun
üzerine baꢀvuranın istihzayla, bunun Apo’yu astırmak için hazırlanmıꢀ bir senaryo olduğunu
söylediğini beyan etmiꢀtir.
Yine 11 Haziran tarihinde Erhan Veske Savcılığa ifade vermiꢀtir. Adıgeçen baꢀvurn ile aynı
hücrede kaldığını ve baꢀvuranın sürekli PKK propagandası yaptığını beyan etmiꢀtir. Adıgeçen
baꢀvuranın Apo bir Kürt önderidir, Güneydoğu Kürdistandır gibi sözler sarfettiğini ifade
etmiꢀtir. Adıgeçen televizyonda yayınlanan röportajla ilgili olarak baꢀvuranın «ꢁu senaryoya
bak, bununla Apo’yu astırmak istiyorlar» dediğini beyan etmiꢀtir.
Yine 11 Haziran tarihinde Erhan Veske Savcılığa ifade vermiꢀtir. Baꢀvuranla aynı hücreyi
paylaꢀtığını dile getiren adıgeçen, ifadesinde baꢀvuranın devamlı surette PKK propagandası
yaptığını beyan etmiꢀtir. Adıgeçen, baꢀvuranın Apo bir Kürt önderidir ve Güneydoğu
(Türkiye’nin Güneydoğusu) Kürdistandır dediğini ifade etmiꢀtir. Televizyonda yayınlanan
röportajla ilgili olarak baꢀvuranın «ꢁuna bak, Apo’yu astırmak için yapmıꢀlar».
Belirtilmeyen bir tarihte S. Ertan Tümen’in ifadesi Savcılık tarafından alınmıꢀtır. Adıgeçen
daha önceleri baꢀvuranla aynı hücreyi paylaꢀtığını ve baꢀvuranın Apo’yu övücü sözler
sarfettiğini beyan etmiꢀtir. ꢁikayetinde dile getirdiği hususları yinelemiꢀtir. Televizyonda
yayınlanan röportajla ilgili olarak baꢀvuranın «ꢁuna bak, Apo’yu idama mahkum ettirmek
için ne güzel senaryo hazırlamıꢀlar.» Haziran 1999 tarihli bir kararla Keskin Savcılığı ratione materiae yetersizlik kararı alarak
dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (bundan sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi)
Savcılığı’na göndermiꢀtir.
Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Abdullah Öcalan davası ile ilgili televizyon röportajının
yayınlandığı sırada «Apo bir Kürt önderidir»; «Güneydoğu Kürdistandır»; «Tarih boyunca
Türkler Kürtleri ezmiꢀlerdir» gibi ifadeler sarfetmek suretiyle bölücülük propagandası yaptığı
gerekçesiyle 25 haziran 1999 tarihinde hazırlanan bir iddianameyle 3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. maddesi uyarınca baꢀvuran hakkında bir soruꢀturma açmıꢀtır.
DGM istinabesi üzerine Keskin Ceza Mahkemesi 6 Eylül 1999 tarihinde Osman Akgün’ün
ifadesine baꢀvurmuꢀtur. Adıgeçen baꢀvuranla 1998 yılının Mart ayına kadar üç ay boyunca
aynı hücreyi paylaꢀtığını ve bu süre içinde baꢀvuranın kendisine isnad edilen «Apo bir Kürt
önderidir», yahut «Güneydoğu Kürdistandır» gibi herhangi bir ifade sarfetmediğini beyan
etmiꢀtir.
Ceza Mahkemesi aynı duruꢀmada baꢀvuranla 1998 yılı Mart ayına kadar iki buçuk ay
boyunca aynı hücreyi paylaꢀtığını beyan etmiꢀ olan Hüseyin Karacalı’nın da ifadesine
baꢀvurmuꢀtur. Adıgeçen, bu süre içinde baꢀvuranın kendisine isnad edilen «Apo bir Kürt
önderidir», yahut «Güneydoğu (Türkiye) Kürdistandır» gibi herhangi bir ifadede
bulunmadığını beyan etmiꢀtir. Adıgeçen ayrıca baꢀvuranın PKK’yı övücü herhangi bir
beyanda bulunmadığını belirtmiꢀtir.
DGM’nin 28 Haziran 1999 tarihli istinabesi üzerine Ceza Mahkemesi 13 Temmuz 1999
tarihli duruꢀmaya baꢀvuran, müꢀteki S. Ertan Tümen ve tanıklar Muzaffer Aktoprak ve Erhan
Veske’yi çağırmıꢀtır.
Ceza Mahkemesi 13 Temmuz 1999 tarihinde kendi savunmasını kendisi yapmak isteyen
baꢀvuranı dinlemiꢀtir. Kendisine karꢀı yöneltilen suçlamalara itiraz ederek terörün her türüne
ve bölücülüğe karꢀı olduğunu öne süren baꢀvuran kendisine karꢀı hazırlanmıꢀ bir komplo
olduğunu belirtmiꢀtir. Sözkonusu ifadeleri sarf etmediğini beyan eden baꢀvuran Osman
Akgün ve Hüseyin Karacalı’yı tanık olarak göstermiꢀtir. Baꢀvuran 11 Haziran 1999 tarihli
ifadesini tekrar etmiꢀtir.
Ceza Mahkemesi aynı gün S. Ertan Sümen’i dinlemiꢀtir. Adıgeçen Abdullah Öcalan davası
görüldüğü dönemde hayatını kaybeden bir astsubayın eꢀiyle yapılan röportajla ilgili olarak
baꢀvuranın «Nasıl da senaryo hazırlamıꢀlar Öcalan’ı astırmak için! Bu kadın da bu iꢀin bir
parçası olmalı. Ama ne yaparlarsa yapsınlar amaçlarına ulaꢀamayacaklar» ꢀeklinde beyanda
bulunduğunu ifade etmiꢀtir. Adıgeçen bunun üzerine baꢀvurana düꢀüncesini kendisine
saklamasını ve bunu ifade etmesine gerek olmadığını söyleyerek karꢀı çıktığını beyan
etmiꢀtir. Ayrıca adıgeçen baꢀvuranın daha önce «Güneydoğu toprakları Kürdistandır» ve
«Apo bir Kürt önderidir» gibi ifadelerde bulunduğunu beyan etmiꢀtir.
Yine aynı gün Ceza Mahkemesi Muzaffer Aktoprak’ı dinlemiꢀtir. Adıgeçen sözkonusu
televizyon röportajının yayınlandığı esnada baꢀvuranın bunun Apo’yu mahkum ederek
astırmak için hazırlanmıꢀ bir senaryo olduğunu ve bu amaçla bir komplo düzenlendiğini
söylediğini beyan etmiꢀtir. Adıgeçen 11 Haziran 1999 tarihli ifadesini olduğu gibi tekrar
etmiꢀtir.
Ceza Mahkemesi son olarak Erhan Veske’yi dinlemiꢀtir. Adıgeçen tartıꢀmalı olayın yaꢀandığı
tarihten bu yana çok zaman geçtiğini söyleyerek Savcılık önünde verdiği ifadeyi tekrar
etmiꢀtir.
DGM 16 Eylül 1999 tarihinde 3713 sayılı kanunun 8 § 1. maddesi uyarınca verdiği bir kararla
baꢀvuranı sözlü olarak bölücülük propagandası yapmak suçundan bir yıl hapis ve 600 000 000 TL (16 013 Euro (EUR) ) para cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme, savcılığın
inandırıcı delil yetersizliğinden baꢀvuranın beraatini talep ettiğini belirtmiꢀtir. Mahkeme lehte
tanıkların ifadelerininin dava konusu olayların gerçekleꢀtiği esnada olay yerinde
bulunmadıkları ve bu nedenle baꢀvuranın dava konusu sözleri sarfettiğini duymadıkları
gerekçesiyle sözkonusu ifadelerin dikkate alınmamasına karar vermiꢀtir.
Yargıçlardan biri, istinabe yoluyla alınan ifadelerde, lehte tanıkların baꢀvuranın anılan türde
sözler sarfettiğini duymadıklarını beyan ettikleri gerekçesiyle bu karara iliꢀkin olarak ayrık
oygörüꢀü bildirmiꢀtir. Aleyhte tanık olan Muzaffer Aktoprak da aynı beyanda bulunmuꢀtu.
Yargıç ayrıca, bu türden sözlerin baꢀvuran tarafından sarfedilmesi halinde bile bu sözlerin ses
ya da görüntü kaydının olmaması ve çağırılan tanıkların ifadesi gözönüne alındığında
baꢀvuranın dava konusu eylemi iꢀlediği noktasında ꢀüphenin devam ettiğini belirtmiꢀtir.
Yargıç, bu sözlerin baꢀvuran tarafından bir öfke anında söylendiği kabul edilse dahi suç kastı
unsurunun oluꢀmadığını kaydetmiꢀtir. Yargıç baꢀvuranın beraat etmesi gerektiği sonucuna
varmıꢀtır.
Temyiz baꢀvurusunda bulunan baꢀvuran 20 Ekim 1999 tarihinde Yargıtay’a görünürde avukat
yardımı almadan bir mütemmim layiha iletmiꢀtir. Baꢀvuran layihasında ifade ettiği sözlerden
baꢀka sözler kendisine isnad edilerek iftira edilecek biçimde sözlerinin çarpıtıldığını
belirtmiꢀtir. Baꢀvuran bölücülük propagandası yapmadığını savunmuꢀtur. Baꢀvuran
televizyonun Abdullah Öcalan davası konusunda gösterdiği duygusal yaklaꢀımdan ve ꢀehit
ailelerinin yaꢀadıklarından dolayı büyük üzüntü duyduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran kendi
ailesini düꢀündüğünü ve duyduğu üzüntüyü hafifletmek amacıyla arkadaꢀlarından kanal
değiꢀtirmelerini istediğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, tutukluluk koꢀulları nedneiyle bazı
tutukluların diğerleri üzerinde otoritelerini kurmak istediklerini belirterek kendisinin bir
komplo kurbanı olduğunu ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran etkin bir ön soruꢀturma yokluğundan
bahisle bazı tanıkların ifade vermekten korktuklarını dile getirmiꢀtir.
Yargıtay 13 Aralık 1999 tarihinde aldığı bir kararla tüm tanıkların dinlenmediği gerekçesiyle
itiraz edilen kararı bozmuꢀtur.
Bozma kararı uyarınca DGM 7 ꢁubat 2000 tarihinde istinabe yoluyla Keskin Savcılığından
baꢀvuranla aynı cezaevinde kalan tutukluların ifadelerine baꢀvurulması isteminde
bulunmuꢀtur.
Ceza Mahkemesi 8 ꢁubat 2000 tarihinde baꢀvuranı dinlemiꢀtir. Baꢀvuran kendisine yöneltilen
suçlamaları reddetmiꢀtir. Daha önceki beyanlarını tekrar ederek beraatini talep etmiꢀtir.
Ceza Mahkemesi yine istinabe yoluyla 4 Nisan 2000 tarihinde tanık Sinan ꢁahin’i dinlemiꢀtir.
Adıgeçen baꢀvuranla aynı cezaevinde tutuklu olarak kaldığını ancak baꢀvuranın tarafında
durduğundan birinci elden tanık olmadığını ve dava konusu olayları diğer tutuklulardan
duyduğunu beyan etmiꢀtir.
Aynı duruꢀmada Ceza Mahkemesi televizyonda yayınlanan sözkonusu röportaj sırasında
baꢀvuranın, bu Apo’yu astırmak için hazırlanmıꢀ bir senaryodur, Güneydoğu toprakları
Kürdistandır gibi sözler sarfettiğini beyan etmiꢀ olan Taner Celayir’i dinlemiꢀitir. Adıgeçen
bu sözleri duymadığını zira baꢀvurandan uzakta olduğunu söylemiꢀtir.
Ceza Mahkemesi aynı duruꢀmada Bayram Ezel’i dinlemiꢀtir. Adıgeçen dava konusu olayların
yaꢀandığı gün baꢀvuranın yanında oturduğunu beyan etmiꢀtir. Adıgeçen baꢀvurana isnad
edilen fiileri teyit ederek sözkonusu ifadeleri açıkça duyduğunu ve bu sözlerin ardından
baꢀvuranla diğer mahkumlar arasında bir tartıꢀma yaꢀandığını beyan etmiꢀtir.
Ceza Mahkemesi ayrıca baꢀvuranla aynı hücrede kaldığını beyan eden Mucip Türkyılmaz’ı
dinlemiꢀtir. Adıgeçen baꢀvuranın televizyon röportajının yayınlandığı sırada ayağa kalkarak
«ꢁu senaryoya bak, Apo’yu astırmak için nasıl senaryo hazırlamıꢀlar» ꢀeklinde bir ifadede
bulunduğunu bildirmiꢀtir.
Tanıklar arasında yer alan Metin Bekar, Hüseyin Tuncer, Hasan Özdoğan ve Rasim Çalıꢀkan
dava konusu sözleri duymadıklarını beyan etmiꢀlerdir.
Yine aynı duruꢀmada tanık Cevdet Lezgi röportajın yayınlandığı sırada baꢀvuranın ayağa
kalakarak bu Apo’yu astırmak için hazırlanmıꢀ bir senaryodur, Türkiye’nin Güneydoğusu
Kürdistandır, PKK ve Apo her açıdan haklıdır diye bağırdığını beyan etmiꢀtir. Bunun üzerine
diğer tutukluların Apo ve PKK’nın hangi konuda haklı olduğunu sorduğunu ve baꢀvuranınsa
onların bunu anlayamayacağını söylediğini beyan etmiꢀtir. Baꢀvurana isnad edilen diğer
sözleri ise duymadığını beyan etmiꢀtir.
Aynı duruꢀmada Ceza Mahkemesi yine DGM’nin istinabesi yoluyla baꢀvuranla aynı hücrede
kalan Celal Ezel’i dinlemiꢀtir. Adıgeçen sözkonusu olayların yaꢀandığı dönemde mutfakta
bulunduğunu ve bu nedenle baꢀvuranın ne dediğini duymadığını belirtmiꢀtir. Ancak adıgeçen
bu sözlerle ilgili yaꢀanan tartıꢀmayı duymuꢀtu.
Ceza Mahkemesi ayrıca Doğan Atakul’un 17 ꢁubat 2000 tarihinde cezaevinden salıverildiğini
ve Mehmet Aktoprak’ın Ayaꢀ Cezaevi’ne nakledildiğini kaydetmiꢀtir.
DGM’nin istinabesi üzerine Ayaꢀ Ceza Mahkemesi Mehmet Aktoprak’ı dinlemiꢀtir. Adıgeçen
dava konusu olayların gerçekleꢀmesi esnasında hücresinde olmadığını beyan etmiꢀtir.
Baꢀvurana isnad edilen sözleri daha sonra duymuꢀ olduğundan; doğruluğunu bilmediğini
beyan etmiꢀtir.
DGM’nin istinabesi üzerine Ceza Mahkemesi 4 Temmuz 2000 tarihinde Doğan Atakul’u
dinlemiꢀtir. Adıgeçen baꢀvuranla aynı cezaevinde kaldığını ancak baꢀvuran tarafından
sarfedilen sözleri duymadığını beyan etmiꢀtir. Adıgeçen dava konusu olaydan idareye
bildirildikten sonra haberdar olduğunu beyan etmiꢀtir.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 25 Temmuz 2000 tarihinde 3713 sayılı kanunun 8 § 1.
maddesi uyarınca baꢀvuranı bölücülük propagandası yapmak suçundan bir yıl hapse ve 000 000 para cezasına çarptırmıꢀtır. DGM kararın gerekçesinde Yargıtay kararından
sonra dinlenilen tanıklar aksi beyanda bulunduklarından Osman Akgün ve Hüseyin
Kırcalı’nın tanıklıklarını, baꢀvuranın bölücülük propagandası teꢀkil edici sözler sarfetmediğini
beyan etmiꢀ olsalardı dahi dikkate almayacağını bildirmiꢀtir.
Baꢀvuran verilen bu kararın temyiz edilmesi için baꢀvuruda bulunarak 11 Ağustos 2000
tarihinde bir mütemmim layiha sunmuꢀtur.
Yargıtay 16 Ekim 2000 tarihinde itiraz edilen kararı onamıꢀtır. Yargıtay Baꢀsavcısı 13 Kasım tarihinde baꢀvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini geri çevirmiꢀtir.
Baꢀvuran 22 Nisan 2002 tarihinde cezasını çekmeye baꢀlamıꢀtır. ꢁubat 2003 tarihinde Edirne Ağır Ceza Mahkemesi cezasının infazının dokuzuncu ayında
baꢀvuranın aynı günden itibaren ꢀartlı salıverilmesi kararı vermiꢀtir.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 10 Eylül 2003 tarihinde baꢀvuranın cezasının ve bu
cezayla ilgili tüm hukuki sonuçların kaldırılmasına karar vermiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet AĐHS’nin 35. maddesince öngörülen altı ay süresi kuralına uyulmadığı için
AĐHM’yi baꢀvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Hükümet 23 Nisan 2001 tarihinde
AĐHM’ye gönderilen baꢀvuru dilekçesinin sonuç olarak kesin içhukuk kararının alındığı tarih
olan 16 Ekim 2000 tarihinden itibaren altı ay içinde sunulmadığını savunmaktadır.
Baꢀvuran baꢀvurusunu 16 Nisan 2001 tarihinde, kesin içhukuk kararından itibaren altı ay
içinde sunduğunu ifade etmektedir.
AĐHM baꢀvuru tarihi konusunda taraflar arasında bir ihtilaf olduğunu gözlemlemektedir.
AĐHM baꢀvuranın baꢀvurusunu 16 ve 20 Nisan tarihlerinde olmak üzere faks yoluyla iki defa
gönderdiğini kaydetmektedir. Orjinal baꢀvuru dilekçesi 16 Nisan 2001 tarihinde postayla
gönderilmiꢀti. Postahanenin damgası bu tarihi göstermekteydi. Dilekçe AĐHM’ye 23 Nisan tarihinde ulaꢀmıꢀtır. AĐHM ilk mektubunda 20 Nisan 2001 tarihini baꢀvurunun yapıldığı
tarih olarak belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın 14 Temmuz 2001 tarihli mektubunu müteakip AĐHM
faksların ve postayla gönderilen belgelerin tarihlerini kontrol ederek davanın baꢀlangıç
tarihini 16 Nisan 2001 olarak düzeltmiꢀtir. Bu nedenle AĐHM baꢀvurunun kesin içhukuk
kararından itibaren altı ay içinde yapıldığını tespit etmektedir.
Bu nedenle Hükümet’in itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
Elinde bulunan unsurların tamamını dikkate alan AĐHM baꢀvurunun bir esas incelemesine
tabi tutulmasının lazım geldiğini takdir etmektedir. Ayrıca AĐHM mevcut baꢀvurunun
herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karꢀılaꢀmadığını tespit etmektedir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 6. maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının b), c), ve d) bentlerine atıfta
bulunan baꢀvuran Ankara Devlet Güvenlik Mahekemesi’nde kendisi ile ilgili olarak yapılan
görüꢀmelere katılamamaktan ve tanıkları sorgulama imkanına sahip olamamaktan ꢀikayetçi
olmaktadır. AĐHM ꢀikayeti AĐHS’nin 6 §§ 1. maddesinin 3 c) ve d) fıkraları bakımından
incelemeye karar vermiꢀtir.
Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 223. maddesi uyarınca mahkemeye
gelmemiꢀ olan sanık hakkında duruꢀma yapılamayacağını ifade etmektedir. Hükümet
adıgeçen kanunun 226 § 4. maddesi uyarınca baꢀvuranın istinabe yoluyla Keskin Ceza
Mahkemesi’nde iki defa duruꢀmaya çıktığını savunmaktadır. Aynı kanunun 138. maddesinde
bir sanığın müdafi seçebilecek durumda olmadığında kendisine bir müdafi tayin edileceği
belirtilmiꢀ ancak baꢀvuran bir müdafi olmadan kendini savunacağını beyan etmiꢀtir.
Kendisine isnad edilen olayları inkar etmekle yetinmiꢀ ve bir komplo kurbanı olduğunu iddia
etmiꢀtir.
Öte taraftan Hükümet baꢀvuranın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yapılan altı
duruꢀmadan hiçbirine katılmadığını ve bu amaçla bir müdafi tayin etmediğini ifade
etmektedir. Hükümet’e göre DGM’de yapılan duruꢀmalara katılmama konusunda tek sorumlu
duruꢀmalara katılmak için cezaevi yönetimine herhangi bir baꢀvuruda bulunmayarak aleyhte
tanıkları sorgulama imkanınını ortadan kaldıran baꢀvurandır. Üstelik baꢀvuran aleyhte
tanıkları sorgulama talebinde bulunmamıꢀtır.
Baꢀvuran DGM’de kendisi hakkında yapılan duruꢀmalara katılmadığını iddia etmektedir.
Zaten Ceza Mahkemesi DGM’nin istinabesi suretiyle kendisinin ifadesini almakla
görevlendirilmiꢀtir. Baꢀvuran savunma layihasını sunamadan DGM’nin hükme vardığını iddia
etmektedir. Baꢀvuran cezaevinde bulunması sebebiyle duruꢀmalara serbestçe katılamadığını
dile getirmektedir. Öte taraftan baꢀvuran aleyhte tanıkların dinlendiği duruꢀmalara
katılamaması sebebiyle aleyhte tanıkları sorgulayamadığının altını çizmektedir.
AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasıyla sağlanan güvenceler 1. fıkrada zikredilen adil dava
hakkının özel unsurlarını teꢀkil ettiğinden, AĐHM baꢀvuranın ꢀikayetlerinin iki fıkrası
açısından da incelenmesinin uygun olacağı hükmüne varmaktadır (bkz. diğerleri arasında,
Van Geyseghem – Belçika, no: 26103/95, § 27).
AĐHM sanığa tanınan duruꢀmaya katılma yetkisinin AĐHS’nin 6. maddesinin tamamının konu
ve amacından neꢀet ettiğini hatırlatmaktadır. Öte yandan 3. fıkranın c) ve d) bentleri «her
sanığa» «kendi kendini savunma» ve «tanıkları sorguya çekme veya çektirme» hakkını verir
ki bu sanığın duruꢀmada hazır bulunmaması halinde tasavvur edilemez (Colozza - Đtalya, 12
ꢁubat 1985 tarihli karar, Monnell ve Morris – Birleꢀik Krallık, 2 Mart 1987 tarihli karar, ve
Zana – Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, § 68).
AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının d) bendine iliꢀkin olarak AĐHM delillerin
kabuledilebilirliğinin ilk elde içhukuk kuralları ile ilgili olduğunu ve ilke olarak ulusal
mahkemelerce elde edilen unsurların yine ulusal mahkemeler tarafından değerlendirilmesi
gerektiğini anımsatır. AĐHS tarafından AĐHM’ye yüklenen görev yalnızca tanıkların
ifadelerinin hukuka uygun bir biçimde delil olarak kabul edilip edilmediği noktasında görüꢀ
belirtmek olmayıp yargılamayı, kanıt imkanlarının sunuluꢀ biçimi de dahil olmak üzere
bütünlüğü içerisinde değerlendirerek yapılan yargılamanın adil nitelikte olup olmadığını da
araꢀtırmaktır (bkz. diğerleri arasında Doorson – Hollanda, 26 Mart 1996 tarihli karar, § 67,
Van Mechelen ve diğerleri – Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar, ve Sadak ve diğerleri –
Türkiye, no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, § 63). Oysa kanıt unsurları ilke
olarak, vicahi duruꢀma yapılabilmesi amacıyla sanığın hazır bulunduğu bir açık oturumda
sunulmalıdır. Bununla birlikte bu ilke bazı isnisnalar da içermektedir. Ancak bu istisnalar
yalnızca savunma hakları korunarak Kabul edilebilirler. Genel olarak 6. maddenin 1. fıkrası
ile 6. maddenin 3. fıkrasının d) bendi sanığa, aleyhte bir tanıklığa itiraz ederek bu tanıklığın
sahibini ifade verdiği sırada yahut daha sonra sorgulayabilmesi edebilmesi için uygun ve
yeterli bir fırsat tanınmasını emreder (Lüdi – Đsviçre, 15 Haziran 1992 tarihli karar, no:238, §
49, Van Mechelen ve diğerleri, adıgeçen, § 51, Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 64, ve Lucà –
Đtalya, no: 33354/96, §§ 38-39)
Sonuç olarak AĐHM’nin daha evvel bir çok kez belirttiği üzre (bkz. diğerleri arasında, Isgrò –
Đtalya, 19 ꢁubat 1991 tarihli karar, ve Lüdi, adıgeçen, § 47) bazı durumlarda hazırlık
soruꢀturması aꢀamasında elde edilmiꢀ ifadelere baꢀvurmak adli makamlar için elzem hale
gelebilir. ꢁayet sanık bu türden ifadelere, ifadelerin verildiği dönemde yahut daha sonrasında
itiraz etmek için yeterli ve uygun bir fırsat elde etmiꢀse bu ifadelere baꢀvurulması özünde 6.
maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının d) bendine aykırı bir durum teꢀkil etmez.
Bununla beraber, yalnızca veya sonucu belirleyici surette, sanığın ne soruꢀturma safhasında
ne de duruꢀmalar esnasında sorgulayamadığı ya da sorgulattıramadığı bir kimsenin ifadelerine
dayanılarak sanık hakkında mahkumiyete hükmedilmiꢀse savunma hakkı 6. maddeyle tanınan
güvencelere aykırı bir ꢀekilde kısıtlanmıꢀ olur (Unterpertinger - Avusturya, 24 Kasım 1986
tarihli karar, Saïdi – Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, Van Mechelen ve diğerleri, adıgeçen,
§ 55, Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 65 ve Lucà – Đtalya, adıgeçen, § 40).
AĐHM mevcut davada baꢀvuranın, aynı cezaevinde kalan diğer tutukluların ifadelerine
dayanarak kendisini bir yıl hapse ve 800.000.000 TL para cezasına mahkum eden Ankara
Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yapılan duruꢀmaya davet edilmediğini tespit
etmektedir. Keskin Ceza Mahkemesi DGM’nin istinabesi yoluyla Ceza Muhakamemeleri
Usulü Kanunu’nun 226 § 4. maddesi uyarınca baꢀvuranın savunma ifadesiyle birlikte
tanıkların da ifadesini almıꢀtır.
Hükümet’in, DGM’de yapılan duruꢀmalara katılmama konusunda tek sorumlu duruꢀmalara
katılmak için cezaevi yönetimine herhangi bir baꢀvuruda bulunmayarak aleyhte tanıkları
sorgulama imkanınını ortadan kaldıran baꢀvuran olduğu yönündeki savının aksine baꢀvuranın
istinabe komisyonu tarafından görevlendirilen ceza mahkemesi önünde savunmasını avukat
yardımı almadan kendisinin yapmak istemesi olgusu ya da DGM önünde duruꢀmaya çıkmak
amacıyla cezaevi yönetimine açık talepte bulunmamıꢀ olması hiç bir biçimde baꢀvuranın
kendini savunmaktan ya da DGM önündeki duruꢀmaya katılmaktan zımnen vazgeçtiği
anlamına gelmez. Neticede AĐHM tarafından güvence altına alınmıꢀ bir hakkın kullanımından
vazgeçiꢀ hiç bir karıꢀıklığa meydan vermeyecek surette ortaya konulmuꢀ olmalıdır (bkz.,
diğerleri arasında, Colloza, adıgeçen, § 28, Zana, adıgeçen, § 70, ve Sejdovic – Đtalya, no:
56581/00, § 86).
Diğer tutukluların ifadelerine dayanılarak bir yıl hapse ve 800.000.000 TL para cezasına
mahkum edilen baꢀvuran açısından davanın önemi dikkate alındığında DGM davanın adil
niteliğine halel getirmeden baꢀvuranın tanıklığını doğrudan bir değerlendirmeye tabi
tutmaksızın hükme varması mümkün değildi (bkz. Zana, adıgeçen, § 71, ve Lüdi, adıgeçen, §
47). Öte yandan 6. maddenin 1. ve 3. fıkraları Sözleꢀmeci Devletleri her hal ü karda özellikle
sanığın aleyhte tanıkları sorgulaması ya da sorgulattırmasına müsade etmekten ibaret olan
pozitif önlemleri almaya icbar eder (Barberà, Mesegué ve Jabardo – Đspanya, 6 Aralık 1988
tarihli karar, § 78). Bu türden önlemler aslında, Sözleꢀmeci Devletlerin 6. maddeyle güvence
altına alınan haklardan etkili bir biçimde yararlanılmasını sağlamak amacıyla göstermeleri
gereken «özenle» ilintilidir (Colozza, adıgeçen, § 28, Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 67 ve
Balšàn – Çek Cumhuriyeti, no: 1993/02, § 34, 18 Temmuz 2006). Oysa baꢀvuran istinabe
yoluyla görev yapan Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruꢀmalara katılamamıꢀtır.
ꢁayet baꢀvuran DGM önünde yapılan duruꢀmaya katılmıꢀ olsaydı ve tanıkları sorgulayabilse
ya da sorgulattırabilseydi hem olayların meydana geliꢀi ile ilgili olarak görüꢀlerini beyan etme
hem de mahkumiyetine dayanak teꢀkil eden aleyhte tanıklıkların güvenilirliğine itiraz etme
imkanına kavuꢀmuꢀ olacaktı (bkz. Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 67).
AĐHS açısından demokratik bir toplumda adil dava hakkının tuttuğu önemli yeri göz önüne
alan AĐHM savunma hakkına yönelik böylesi bir ihlalin meꢀru addedilemeyeceğini takdir
etmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 6. maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının c) ve d) bentleri
ihlal edilmiꢀtir.
AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran mahkum edilmek suretiyle düꢀünce ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğinden
yakınmaktadır. Baꢀvuran kendisine isnad edilen ifadeleri sarfetmiꢀ olsa dahi bununla ancak
AĐHS ile güvence altına alınmıꢀ hakkını kullanmıꢀ olacağını iddia etmektedir. Bu cihetle
baꢀvuran AĐHS’nin 9 ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır. AĐHM bu ꢀikayetlerin
AĐHS’nin 10. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Hükümet ulusal mahkemelerin baꢀvuranı bölücülük propagandası yapmak suçundan mahkum
ettiklerini hatırlatmaktadır. Hükümet’e göre bu mahkumiyet kararı ulusal güvenliğin, toprak
bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması konularında bu türden önlemleri almaya
müsade eden AĐHS’nin 10. maddesine uygundu.
AĐHM mevcut baꢀvuruda ortaya konulan temel sorunun, baꢀvurana yöneltilen suçlamaların
haklılığının AĐHS’nin 6. maddesi anlamında adil bir dava sonucunda kanıtlanıp
kanıtlanmadığı hususu olduğunu takdir etmektedir. Yukarıda adıgeçen maddenin ihlal edildiği
sonucuna varılmıꢀ olduğundan AĐHM bu ꢀikayeti ayrıca incelemeye yer olmadığını takdir
etmektedir (bkz., mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 73).
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran 26.712 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Bu meblağ
baꢀvuranın hapiste kaldığı dokuz aylık dönemde eline geçmesi gereken maaꢀa ve hakkında
verilen mahkumiyet kararı neticesinde iꢀsiz kalmıꢀ olması sebebiyle uğradığı maddi kayba
denk düꢀmektedir. Baꢀvuran ayrıca 80.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM mevcut davada adil tatmin yoluna gidilmesi için göz önünde tutulacak yegane unsurun
baꢀvuranın 6. maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının c) ve d) bentleriyle tanınan
güvencelerden yararlanamamıꢀ olması olduğunu takdir etmektedir. AĐHM aksi bir durumda
davanın ne ꢀekilde sonlanacağı hususunda varsayımda bulunmayacaktır. Buna karꢀın AĐHM
baꢀvuranın manevi bir zarara uğramıꢀ olduğunu ve mevcut kararda yapılan ihlal tespitinin bu
zararı bertaraf etmeye yetmeyeceğini takdir etmektedir. 41. madde uyarınca AĐHM baꢀvurana
6.000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağını takdir etmektedir.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamaları için 4.000 Euro talep
etmektedir. Belge olarak baꢀvuran avukatlık ücretlerini gösterir bir tarife sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir. Elindeki mevcut unsurlar temelinde AĐHM
hakkaniyete uygun olarak ilgiliye tüm masrafları için 2.000 Euro ödenmesine
hükmetmektedir. Bu meblağın 701 Euro tutarındaki kısmı Avrupa Konseyi tarafından
sağlanan adli yardım için düꢀülecektir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6. maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının c) ve d) bentlerinin ihlal
edildiğine;
3.AĐHS’nin 10. maddesi yönünden yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana,
i. manevi tazminat olarak 6.000 Euro (altı bin) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro’dan (iki bin) Avrupa Konseyi tarafından
sağlanan 701 Euro tutarındaki adli yardım düꢀülerek kalan miktarın ödenmesine;
iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin oybirliğiyle reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
fıkralarına uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło