70317/01

WyrokETPCz2007-02-15ECLI:CE:ECHR:2007:0215JUD007031701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji, a także czy brak doręczenia opinii Prokuratora Generalnego narusza prawo do rzetelnego procesu?
Ratio decidendi
Trybunał, powołując się na swoje ugruntowane orzecznictwo, potwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie cywilnego sądu bezpieczeństwa państwa narusza wymóg niezawisłości i bezstronności sądu, co stanowi pogwałcenie art. 6 ust. 1 Konwencji. W związku z tym, że skarżący został skazany przez taki sąd, Trybunał uznał, że doszło do naruszenia jego prawa do rzetelnego procesu. Trybunał uznał za niepotrzebne rozpatrywanie innych zarzutów dotyczących rzetelności postępowania, skoro już stwierdzono naruszenie w kwestii niezawisłości sądu.
Stan faktyczny
Skarżący, Bektaş Canseven, został aresztowany w 1993 roku pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji DEV-SOL. Twierdził, że był źle traktowany w areszcie policyjnym, ale raport medyczny nie wykazał obrażeń. Został skazany przez Stambulski Sąd Bezpieczeństwa Państwa, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy, na karę 21 lat, 1 miesiąca i 14 dni pozbawienia wolności za członkostwo w organizacji i podpalenie. Skarżący zarzucał, że wyrok oparto na zeznaniach uzyskanych pod przymusem oraz że nie doręczono mu opinii Prokuratora Generalnego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje za dopuszczalne skargi dotyczące prawa skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem oraz braku doręczenia opinii Prokuratora Generalnego; pozostałą część skargi uznaje za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji w odniesieniu do niezawisłości i bezstronności Stambulskiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 3. Uznaje za niepotrzebne rozpatrywanie pozostałych skarg skarżącego dotyczących rzetelności postępowania na podstawie art. 6 § 1 Konwencji. 4. Nie zasądza żadnego zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   CANSEVEN – TÜRKĐYE   (Başvuru no. 70317/01)   KARAR   STRAZBURG   Şubat 2007   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Bektaş Canseven   (“başvuran”) tarafından, 9 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan   başvurudan (no. 70317/01) kaynaklanmaktadır.   Başvuran, Đzmir Barosu’na bağlı avukat S. Şahin tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuran 1975 doğumludur. AĐHM’ye başvurduğu dönemde Gebze Cezaevi’nde   hapis cezasını çekmekteydi.   Başvuran, 26 Aralık 1993 tarihinde, DEV-SOL (Devrimci Sol) isimli yasadışı örgüte   üye olduğu şüphesi üzerine yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.   Başvuran, polis nezaretinde kötü muameleye tabi tutulduğunu iddia etmiştir.   Dövüldüğünü, kendisine elektrik şoku verildiğini, yemek ve su verilmediğini, soğuk suya   sokulduğunu ve falakaya yatırıldığını iddia etmiştir.   Ocak 1994 tarihinde, başvuran ve on iki diğer şüpheli, sağlık muayenesi için   Đstanbul Adli Tıp Kurumu’na götürülmüşlerdir. Doktor, başvuranın vücudunda kötü muamele   gördüğüne dair herhangi bir iz olmadığını kaydetmiştir.   Aynı tarihte, başvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın   huzuruna çıkartılmış ve burada polise verdiği ifadeleri reddetmiş ve nezarette olduğu sürede   işkenceye maruz bırakıldığını iddia etmiştir. Aynı günün sonrasında, başvuran bir hakimin   önüne çıkarılmış ve hakim onun tutukluluğunu emretmiştir.   Cumhuriyet Savcısı, DEV-SOL’a yönelik bir soruşturma zarfında yakalanan başvuran   ve diğer şüphelilerin kötü muameleye ilişkin şikayetleri karşısında dava dosyasını Đstanbul   Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiştir. Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı, şikayetlere yönelik   soruşturma başlatmasının ardından, 10 Mayıs 1994 tarihinde, iki polis memuru hakkında delil   yetersizliği nedeniyle takipsizlik kararı vermiştir.   Belirli olmayan bir tarihte, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   başvuran hakkında sunduğu iddianame ile Ceza Kanunu’nun 168 § 2. ve 369. maddeleri   uyarınca onu yasadışı bir örgüte üye olmakla ve kundakçılık yapmakla suçlamıştır.   Müteakiben, başvuran hakkındaki dava, aynı örgüte üye olmakla suçlanan diğer on   dokuz kişi hakkındaki ceza davası ile birleştirilmiştir.   Nisan 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı yasadışı bir   örgüte üye olmaktan ve muhtelif bankalara molotof kokteyli atmaktan mahkum etmiştir. Bu   karar, 21 Mayıs 1998 tarihinde, Yargıtay tarafından bozulmuştur.   Đşlemler zarfında, başvuran, nezarette bulunduğu sürede kötü muamele görmüş   olduğunu birkaç sefer tekrarlamıştır.   Aralık 1998 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı yasadışı bir   örgüte üye olmaktan ve 1991 yılında muhtelif bankalara molotof kokteyli atmaktan mahkum   etmiştir. Başvuran, toplam yirmi bir yıl, bir ay ve on dört günlük hapis cezasına ve para   cezasına çarptırılmıştır.   Ocak 1999 tarihinde, başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Dilekçesinde,   diğer şeylerin yanı sıra, ilk derece mahkemesinin, kararını, polise baskı altında verdiği   ifadelere dayandırdığını ileri sürmüştür.   Eylül 1999 tarihinde, Yargıtay, kararı onamıştır. Bu karar ilk derece mahkemesine   gönderilmiştir.   Nisan 2003 tarihinde, başvuranın cezasının infazı, sağlık nedenlerinden ötürü altı   ay süreyle ertelenmiştir. Başvuran serbest bırakılmıştır. 27 Aralık 2005 tarihinde, Đzmir Ağır   Ceza Mahkemesi, yeni Ceza Kanunu hükümleri ışığında başvuranın cezasının infazını   durdurmuştur.   HUKUK   I. ÖN GÖRÜŞLER   Hükümet, başvurunun sunulduğu tarihe ilişkin olarak bir yanlışlığın meydana geldiğini   ileri sürmüştür. Başvurunun 9 Mayıs 2000 tarihinde değil 5 Eylül 2000 tarihinde sunulmuş   olduğunu belirtmiştir.   Başvuran, başvurusunu 20 Haziran 2000 tarihinde sunmuş olduğunu ileri sürmüştür.   AĐHM’nin yerleşik usulüne göre başvurunun sunulduğu tarih, başvuruda bulunma   niyeti belirten ve şikayetin içeriğine dair işaret veren ilk mektubun tarihidir. Ancak,   başvuranın, sunmuş olduğu başvurusuna ilişkin ek bilgiyi aradan önemli bir süre geçtikten   sonra sunması halinde AĐHM, hangi tarihin başvurunun sunulduğu tarih olarak kabul   edileceğine ve AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde ortaya konan altı ay süresinin hangi tarihten   itibaren işlemeye başlayacağına karar vermek üzere davanın özel koşullarını inceler (bkz.,   diğerlerinin yanı sıra, Alzery – Đsveç, no. 10786/04, 26 Ekim 2004 ve Gaillard – Fransa, no.   47337/99, 11 Temmuz 2000).   Sözkonusu davada, AĐHM, başvuranın, 20 Haziran 2000 tarihli bir mektup ile olaylara   ilişkin kısa bir açıklama sunduğunu ve nezarette maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele ve   bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak görülmesini   isteme hakkı konularında şikayetçi olduğunu kaydetmiştir. Tam başvuru formu 5 Eylül 2000   tarihinde, yani iki ay on altı gün sonra sunulmuştur. AĐHM aradaki bu süreyi makul olarak   değerlendirmiştir. Bu nedenle, başvurunun sunulduğu tarihin 20 Haziran 2000 olduğuna karar   vermiştir.   II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Başvuran, polis nezaretinde olduğu sürede, AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak, kötü   muameleye maruz kaldığı konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu madde şöyledir:   “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”   Hükümet, AĐHM’den, başvurunun bu kısmını, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca   olan içi hukuk yollarını tüketme şartına uymadığı için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle   reddetmesini talep etmiştir. Başvuranın, Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik kararına itiraz   etmediğini belirtmiştir.   Başvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın kararının kendisine tebliğ edilmediğini iddia   etmiştir. Durum her ne olursa olsun, iç hukuk yolları etkili olmadığı için itirazda bulunmanın   sonuç getirmeyeceğini ileri sürmüştür.   AĐHM, başvuranın AĐHS’nin 35. maddesi anlamı dahilinde iç hukuk yollarını tüketip   tüketmediğini belirlemenin gerekli olmadığını, zira başvurunun bu kısmının aşağıda belirtilen   gerekçelerden ötürü kabuledilmez olduğunu değerlendirmiştir.   AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun deliller ile desteklenmesi gerektiğini   yinelemiştir (bkz., özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri – Türkiye, no. 45907/9, 22 Ekim 2002).   AĐHM, başvuranın gözaltı süresinin bitiminde düzenlenen sağlık raporunun, onun   polis tarafından kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir gösterge içermediğini   kaydetmiştir. Bu hususta, AĐHM, başvuran tarafından iddia edildiği şekilde uygulanmış olan   kötü muamelenin, özellikle dayak, falaka ve elektrik şokunun, başvuranın vücudunda izler   bırakmış olacağını kaydetmiştir (bkz., özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri – Türkiye,no.   29918/96, no. 29919/96 ve no. 30169/96, 24 Şubat 2005). AĐHM, bu raporda yeterli ayrıntı   bulunmadığının farkındadır. Bununla beraber, dava dosyasında, rapordaki bulgular konusunda   kuşku uyandıracak veya başvuranın iddialarını destekleyecek herhangi bir belge   bulunmadığını kaydetmiştir. AĐHM, bilhassa, yerel işlemler zarfında başvuranın dava   dosyasının içeriğine herhangi bir itirazda bulunmadığını ve dava dosyasında başvuranın başka   bir doktor tarafından muayene edilme talebinde bulunduğuna ve bu talebinin reddedildiğine   dair herhangi bir gösterge olmadığını belirtmiştir.   Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, başvuranın, polis nezaretinde kötü muamele   gördüğü şeklindeki iddiasını kanıtlamadığı görüşündedir. Başvurunun bu kısmının asılsız   olduğu ve AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması   gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.   III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi   heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda şikayetçi olmuştur. Ayrıca, baskı   altında alınan ifadelerine dayanılarak mahkum edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran, son   olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün kendisine hiçbir zaman tebliğ   edilmediğini ve böylece karşı iddia ortaya koyma fırsatından mahrum bırakıldığını iddia   etmiştir. Başvuran bu şikayetini AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmıştır. Sözkonusu maddenin   ilgili kısmı şöyledir:   “Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,   yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının …, hakkaniyete   uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca başvuranın bu başlık altındaki   şikayetlerinin altı ay kuralına uymama gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.   Başvuranın, Yargıtay kararının ilk derece mahkemesine gönderildiği tarihten itibaren altı ay   içinde başvuruda bulunmuş olması gerektiğini belirtmiştir. Bunun yerine, başvuranın,   AĐHM’ye 5 Eylül 2000 tarihinde başvurduğunu kaydetmiştir.   Başvuran, Hükümet’in iddialarını reddetmiştir.   AĐHM, sözkonusu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının 30 Eylül 1999   tarihinde Yargıtay tarafından onandığını ve 27 Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’ne gönderildiğini gözlemlemiştir. Ayrıca, başvurunun AĐHM’ye 20 Haziran 2000   tarihinde yapıldığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla, başvuru uygun süre içinde yapılmıştır.   Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmiştir.   Ancak, başvuranın, sözde baskı altında alınan ifadelerine dayalı mahkumiyet kararına   ilişkin şikayeti hususunda, AĐHM, başvuranın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca olan şikayetini   incelediğini ve asılsız bulduğunu hatırlatmıştır. Başvurunun bu kısmının da AĐHS’nin 35 § 3   ve 4. maddesi anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilmez   olduğu kararını vermiştir.   Başvuranın bu başlık altındaki kalan şikayetleri hususunda, AĐHM, yerleşik içtihadı   ışığında (bkz., birçok kararın yanı sıra, Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar) ve   kendisine sunulan belgeler karşısında, bu şikayetlerin, sonuçları esasların incelenmesine bağlı   olan AĐHS uyarınca karmaşık hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğunu değerlendirmiştir.   AĐHM, bu nedenle, başvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde   temelsiz olmadığı kararını vermiştir. Başvurunun bu kısmı başka açılardan da kabuledilmez   değildir.   B. Esaslar   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   AĐHM, bu davada ortaya konan konularla benzer konular ortaya koyan çok sayıda   dava incelemiş ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., yukarıda   anılan, Özel ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, 6 Şubat 2003).   AĐHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için bir gerekçe görmemiştir. Dolayısıyla,   AĐHM, 6 § 1. maddenin ihlal edildiği kararına varmıştır.   2. Đşlemlerin hakkaniyete uygunluğu   Başvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun   olarak görülmesi hakkının ihlal edildiği kararını göz önünde tutan AĐHM, AĐHS’nin 6.   maddesi uyarınca olan diğer şikayetleri incelemenin gerekli olmadığını değerlendirmiştir   (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar ve Ükünç ve   Güneş – Türkiye, no. 42775/98, 18 Aralık 2003).   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “ Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”   AĐHM, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 60. maddesine göre, herhangi bir adil tazmin   talebinin ayrıntılarıyla belirtilmesi gerektiğini ve ilgili belge veya makbuzlarla birlikte yazılı   olarak sunulması gerektiğini belirtmiştir. “Bu gereğin karşılanmaması halinde Daire, talebi   kısmen veya tamamen reddedebilir.”   Sözkonusu davada, 21 Şubat 2006 tarihinde, AĐHM, başvuranın, 10 Mayıs 2006   tarihine kadar adil tazmin taleplerini sunmasını istemiştir. Ancak, başvuran, belirlenen süre   içinde herhangi bir talep sunmamıştır.   Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca herhangi bir   tazminat ödenmemesine karar vermiştir.   Bununla birlikte, AĐHM, sözkonusu davada olduğu gibi bir kişinin AĐHS’nin   bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum   edilmesi halinde talep üzerine yeniden yargılama veya davanın yeniden açılmasının esas   itibariyle uygun bir tazmin yolunu temsil ettiğini değerlendirmiştir (bkz. Öcalan – Türkiye,   no. 46221/99 [BD]).   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Başvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun   olarak görülmesi hakkına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün tebliğ   edilmemesine ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir; başvurunun kalanının kabuledilmez   olduğuna;   2. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayet   hususunda AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Başvuranın AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca olan adil yargılamaya ilişkin diğer   şikayetlerini incelemenin gerekli olmadığına;   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 15 Şubat 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Santiago QUESADA   Zabıt Katibi   Boštjan M. ZUPANČIČ   Başkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło