7035/02

WyrokETPCz2005-10-20ECLI:CE:ECHR:2005:1020JUD000703502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy sześciodniowe zatrzymanie skarżącego bez postawienia przed sędzią, brak skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania legalności zatrzymania oraz brak możliwości uzyskania odszkodowania naruszyły art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że sześciodniowe zatrzymanie skarżącego bez postawienia przed sędzią przekroczyło rozsądne ramy czasowe wymagane przez art. 5 ust. 3 Konwencji, powołując się na precedens *Brogan i inni przeciwko Zjednoczonemu Królestwu*, gdzie nawet krótszy okres uznano za naruszający Konwencję. W odniesieniu do art. 5 ust. 4, Trybunał stwierdził, że krajowe środki odwoławcze, takie jak art. 128 § 4 CMUK, były nieskuteczne w praktyce, co potwierdziły wcześniejsze orzeczenia, takie jak *Öcalan* i *Sakık i inni*. Co do art. 5 ust. 5, Trybunał uznał, że skarżący nie miał skutecznej możliwości uzyskania odszkodowania za bezprawne zatrzymanie, ponieważ prawo krajowe (art. 1 ustawy nr 466) nie przewidywało takiej możliwości, gdy zatrzymanie było zgodne z prawem krajowym, co uniemożliwiało skuteczne dochodzenie roszczeń.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Mübarek Küçük, urodzony w 1969 roku i zamieszkały w Diyarbakır, został zatrzymany 19 czerwca 2001 roku przez policję w Diyarbakır pod zarzutem przynależności do grupy fałszującej egzaminy wstępne na uniwersytet. 21 czerwca 2001 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır przedłużył jego zatrzymanie o sześć dni. 25 czerwca 2001 roku skarżący został przesłuchany przez prokuratora i tego samego dnia aresztowany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa. Został zwolniony z aresztu tymczasowego 20 września 2001 roku. 19 grudnia 2001 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır orzekł o braku właściwości rzeczowej, a sprawa jest nadal w toku przed Sądem Karnym w Diyarbakır.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 1 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w lirach tureckich po kursie wymiany obowiązującym w dniu płatności, wolne od wszelkich podatków, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami ustawowymi w wysokości równej stopie procentowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe w przypadku opóźnienia w płatności.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   MEHMET MÜBAREK KÜÇÜK - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:7035/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Ekim 2005   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (7035/02) başvuru no’lu davanın nedeni,   bu ülke vatandaşı Mehmet Mübarek Küçük’ün (başvuran) 12 Aralık 2001 tarihinde Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından   temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuran 1969 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Üniversite giriş sınavlarında sahtekarlık yapan bir çeteye mensup olduğundan   şüphelenilen başvuran, 19 Haziran 2001 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık   ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştır.   Haziran 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) başvuranın   gözaltı süresini altı gün uzatmıştır.   Haziran 2001 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenen   başvuran hakkında aynı gün DGM tarafından tutuklu yargılama kararı verilmiştir.   Başvuran 20 Eylül 2001 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.   Aralık 2001 tarihinde Diyarbakır DGM ratione materiae açısından yetkisizlik   kararı vermiştir. Dava halen Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülmektedir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN, 3.,4. VE 5. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ   İDDİASI HAKKINDA   Başvuran AİHS’nin 5. maddesinin 3.,4. ve 5. fıkraları ile güvence altına alınan   haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   Hükümet iç hukuk yolları tüketilmediği AİHM’den başvuruyu reddetmesini talep   etmektedir. Hükümet başvuranın, gözaltında tutulmasının yasallığına ve süresine itiraz etmek   için hiçbir aşamada yetkili ulusal makamlara başvurmadığını ileri sürmektedir.   Dava konusu tedbirler o dönemde yürürlükte olan yasalara uygun olarak   uygulandığından başvuran, herhangi bir adli girişimin sonuç vermeyeceğini iddia etmektedir.   AİHM Öcalan-Türkiye kararında benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatır. AİHM daha   önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir gerekçe göremediğinden Hükümet’in   itirazını reddetmiştir.   AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında ve elindeki mevcut unsurların tümü   gözönüne alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM   başvuruda bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit   etmiştir.   B. Esas hakkında   1. AİHS’nin 5§3. maddesine dayanan şikayet   Başvuran gözaltı süresinden şikayetçi olmaktadır.   Hükümet mevcut davada başvuranın gözaltına alınmasının yasalara uygun olduğunu   ve gözaltı süresinin o dönemde yürürlükte olan yasalarda öngörülen süreyi aşmadığını   savunmaktadır.   AİHM davakonusu sürenin başvuranın 19 Haziran 2001 tarihinde yakalanmasıyla   başlayıp, 25 Haziran 2001 tarihinde tutuklanmasıyla sona erdiğini ortaya koymaktadır.   Böylelikle başvuranın hakim karşısına çıkarılmadan önce gözaltında tutulduğu süre yaklaşık   altı gündür.   AİHM Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık (29 Kasım 1988, A serisi no: 145-B, s. 33,   § 62) davasında, yargı denetiminden yoksun dört gün altı saatlik gözaltı süresinin, toplumun   bütününü terörizmden korumayı amaç edinse bile, AİHS’nin 5§3. maddesinde belirlenen   zaman sınırlarını aştığı yönünde hüküm getirdiğini hatırlatır.   Dolayısıyla AİHM başvuranın hakim önüne çıkarılmadan önce altı gün boyunca   gözaltında tutulmasının gerekli olduğunun kabul edilemeyeceğine kanaat getirmiştir.   Sonuç olarak AİHS’nin 5§3. maddesi ihlal edilmiştir.   2. AİHS’nin 5§4. maddesine dayanan şikayet   Başvuran gözaltı süresine itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolunun   bulunmadığından şikayet etmektedir.   Hükümet başvuranın CMUK’un 128§4. maddesinde öngörülen başvuru yolunu   kullanabileceğini savunmaktadır. Sözkonusu maddede, Savcılık tarafından gözaltı süresinin   uzatılmasına ilişkin her türlü karara karşı itiraz başvurusu yapılabilmesi öngörülmektedir.   Başvuran belirtilen hukuki yolun yetersiz, aldatıcı ve başarısızlığa mahkum olduğunu   belirtmektedir.   AİHM bu davanınki ile benzer sorunları ortaya koyan bir çok dava incelemiş ve   AİHS’nin 5§4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bkz., diğerleri arasında, Öcalan   kararı, ve Sakık ve diğerleri kararı).   AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak   hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM içtihadın bulunmayışının sözkonusu   hukuki yolun uygulamada fiilen belirsiz kaldığını tespit etmiştir.   Sonuç olarak AİHS’nin 5§4. maddesi ihlal edilmiştir.   3. AİHS’nin 5§5. maddesine dayanan şikayet   Başvuran, gözaltı süresi iç hukuktaki yasalara uygun olduğundan, 466 sayılı Kanun’un   1. maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkının bulunmadığını ileri sürmektedir.   Hükümete göre hiç şüphesiz böyle bir olasılık bulunmaktaydı. Başvuran bu hukuki   yolu kullanmadan önce, AİHS’nin 5§5. maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olamaz.   Daha önce olduğu gibi AİHM, yargılanan bir kimsenin, Hükümet tarafından   sözüedilen hükümlerden yararlanarak, AİHS’nin 5§5. maddesi ile öngörülen tazminatı elde   edebildiği herhangi bir örneğin dava dosyasında yer almadığını ortaya koymaktadır.   Dolayısıyla mevcut dava koşullarında, AİHS’nin 5§5. maddesi ile güvence altına alınan   hakkın etkili bir şekilde kullanılması, yeterli derecedeki bir kesinlikle temin edilmiş   bulunmamaktadır (bkz., Sakık ve diğerleri kararı).   Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 5§5. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran maruz kaldığı maddi ve manevi zararın tazmini için belirli bir miktarda   tazminat talep etmemektedir. Başvuran bunu AİHM’nin takdirine bırakmaktadır.   Hükümet rakamla belirtilememiş bir talebin yokluğunda, başvurana tazminat   verilmemesinin uygun olacağı kanaatindedir.   AİHM içtihatlarına uygun olarak başvurana manevi tazminat için 1.500 (bin beşyüz)   Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğuna karar vermiştir.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin herhangi bir rakam   belirtmeyip, bunu Mahkeme’nin takdirine bırakmıştır.   Hükümet sözkonusu masraf ve harcamaların başvurana geri ödenmesine gerek   olmadığını savunmaktadır.   Dosyayı inceleyen AİHM, başvuranın Mahkeme’ye başvuru yapabilmesi için mutlak   surette bazı harcamalar yapmış olması gerektiği kanaatine vardığından, hakkaniyete uygun   olarak başvurana masraf ve harcamalar için 500 (beş yüz) Euro ödenmesine karar vermiştir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna,   2. AİHS’nin 5. maddesinin 3.,4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiğine,   3. a) AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet   tarafından başvurana, manevi tazminat için 1.500 (bin beşyüz) Euro, masraf ve   harcamalar için ise 500 (beşyüz) Euro, ödenmesine;   (b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§2. ve 3.   maddesine uygun olarak 20 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło