70516/01

WyrokETPCz2007-12-13ECLI:CE:ECHR:2007:1213JUD007051601

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odmowa ujawnienia przez władze krajowe raportu z dochodzenia bezpieczeństwa, na podstawie którego cofnięto skarżącym prawo do dzierżawy gruntów państwowych, naruszyła ich prawo do rzetelnego procesu sądowego zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ skarżącym odmówiono dostępu do raportu z dochodzenia bezpieczeństwa, który stanowił podstawę decyzji o cofnięciu ich statusu uprawnionych do dzierżawy gruntów. Brak dostępu do tych kluczowych dokumentów uniemożliwił skarżącym skuteczne zakwestionowanie zasadności decyzji przed sądami krajowymi. Trybunał podkreślił, że choć uznaje obawy związane z bezpieczeństwem narodowym, to nie zwalnia to władz krajowych z obowiązku zapewnienia rzetelnego procesu, w tym zasady równości broni i prawa do kontradyktoryjności, nawet w sprawach dotyczących bezpieczeństwa. Skarżący zostali pozbawieni wystarczających gwarancji przed arbitralnym działaniem.
Stan faktyczny
Pięciu obywateli Turcji, rolników mieszkających w Şanlıurfa, w 1984 roku uzyskało prawo do dzierżawy gruntów państwowych w Ceylanpınar na podstawie ustawy nr 3083, która przewidywała dzierżawę ziemi dla potrzebujących rolników. W 1997 roku Dyrekcja Generalna ds. Reformy Rolnej cofnęła im status uprawnionych do dzierżawy, powołując się na "dochodzenie bezpieczeństwa", ale nie ujawniła jego wyników ani powodów decyzji. Skarżący, którzy utrzymywali się z uprawy tej ziemi, twierdzili, że w latach 80. byli oskarżani o przynależność do PKK, ale zostali uniewinnieni.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę Mahmut Dağtekina za niedopuszczalną. 2. Uznał skargi pozostałych skarżących dotyczące rzetelności postępowania sądowego i prawa do pokojowego korzystania z mienia za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do rzetelności postępowania sądowego. 4. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg skarżących na podstawie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. 5. Zasądził każdemu z pozostałych skarżących (Ahmet Dağtekin, Bozan Dağtekin, Abdo Demir, Abdülkadir Fırat) kwotę 6 500 EUR z tytułu szkody niemajątkowej. 6. Odrzucił pozostałe żądania skarżących dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   DAĞTEKİN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE   (Başvuru no, 70516/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2007   İşbu karar AİHS ’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.   Şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 70516/01 no’lu davanın nedeni Ahmet   Dağtekin, Mahmut Dağtekin, Bozan Dağtekin, Abdo Demir ve Abdülkadir Fırat adlı beş T.C.   vatandaşının (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ’ne (“AİHM”) 15 Mayıs 2001   tarihinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin   (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından C. Aydın tarafından temsil edilmektedir.   AİHM, 12 Aralık 20Û5 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29/3.   maddesini uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye karar   vermiştir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Sırasıyla 1960, 1955, 1948, 1942 ve 1958 doğumlu başvuranlar Şanlıurfa’da ikamet   etmektedir.   Kasım 1984 talihinde, 3083 Sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun’un 5.   maddesi, ihtiyacı olan ve belirli seçilebilme ölçütlerine uyan (“hak sahipleri”) çiftçilere devlet   arazilerinin kiraya verilmesi olanağını sağlamıştır. 3083 Sayılı Kanun’un 24/1. maddesi, özel   olarak, belirli suçlardan mahkum edilmiş kimselerin bu Kanundan yararlanma haklan   bulunmadığını belirtir.   Sayılı Kanun’un resmen, yürürlüğe girmesinin ardından, başvuranlar, sözkonusu   Kanun uyarınca hak sahibi olmaya uygun çiftçilerin belirlenmesinden sorumlu Komisyon’a   başvurmuşlar,   kendilerine   Türkiye’nin   güneydoğusundaki   Ceylanpınar   ilçesinde   toprak   sağlanmasını talep etmişlerdir. Ardından hak sahibi olarak belirlenmişler, Tarım Reformu   Genel Müdürlüğü’nden (“Genel Müdürlük”) kira karşılığı süresiz olarak kiralık arazi   edinmişlerdir. Başvuranlar geçimlerini bu toprakları işleyerek kazanmışlardır.   Genel Müdürlük, yaptığı “güvenlik soruşturmasının” ardından, 25 Mart 1997 tarihinde,   başvuranların hak sahibi sıfatlarını sona erdirmiştir.   Başvuranlar,   Mayıs 1997 tarihinde, Gaziantep İdare Mahkemesi’ne ayrı davalar   açmışlar, 25 Mart 1997 tarihli kararın iptalini talep etmişlerdir. 1997 yılına dek kiralarını   düzenli olarak ödediklerini belirtmişlerdir. Kira sözleşmelerini son erdirecek geçerli bir neden   bulunmadığım da iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, 80’li yıllarda yasadışı terör örgütü PKK’ye   (Kürdistan İşçi Partisi) üye oldukları gerekçesiyle haklarında cezai dava açılmış olmasına   rağmen, tüm suçlamalardan beraat ettiklerini öne sürmüşlerdir.   Gaziantep İdare Mahkemesi, 29 Mayıs 1997 tarihinde, Genel Müdürlükten, 25 Mart 1997   tarihli karara ilişkin belgeleri sunmasını istemiştir.   Eylül 1997 tarihinde, Gaziantep İdare Mahkemesi, Genel Müdürlükten, bir kez daha,   idarenin güvenlik endişeleri ile ilgili daha fazla bilgi ve belge istemiştir.   Kasım 1997 tarihinde, Genel Müdürlük, Tarım Bakanlığının, devletin güvenliğini   ilgilendirmesi nedeniyle bu belgeleri sunmaktan imtina ettiğini belirtmiştir. Bu bağlamda,   İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/3. maddesine atıfta bulunmuştur. Genel Müdürlüğün   görüşleri başvuranlara sırasıyla 13 Ekim 1997, 10 Aralık 1997, 15 Aralık 1997 ve 19 Aralık   tarihlerinde bildirilmiştir. Hükümet’e göre, başvuranlar yanıt olarak görüşlerini   sunmamışlardır.   Gaziantep   İdare   Mahkemesi,     Şubat     tarihinde,   başvuranların   davalarını   reddetmiştir. Mahkeme, başvuranların hak sahibi sıfatlarını iptal eden 25 Mart 1997 tarihli   karar ile Genel Müdürlüğün ilgili belgeleri sunmayı reddetmesinin iç mevzuata uygun   olduğuna karar vermiştir. Gaziantep İdare Mahkemesi’nin bir üyesi, idare makamlarının   başvuranların hak sahibi sıfatlarının iptal edilmesine gerekçe göstermediğini belirterek   mahkemenin kararlarına karşı görüş belirtmiştir.   Başvuranlar itiraz etmişlerdir.   Danıştay, sırasıyla 10 Kasım 2000, 14 Eylül 2000, 26 Ekim 2000, 10 Kasım 2000 ve 16   Kasım 2000 tarihlerinde, Gaziantep İdare Mahkemesi’nin kararlarını onamıştır.   Danıştay’ın kararı, 25 Ocak 2001 tarihinde Ahmet Dağtekin’e, 1 Kasım 2000 tarihinde   Mahmut Dağtekin’e, 22 Aralık 2000 tarihinde ise geri kalan başvuranlara bildirilmiştir.   HUKUK   I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZLARI   L Başvuran Mahmut Dağtekin ‘e ilişkin başvurunun kabuledilebilirliği   Hükümet, görüşünde, Mahmut Dağtekin’e ilişkin başvurunun altı aylık süre geçtikten   sonra yapıldığını savunmuştur.   AİHM, AİHS’nin 35/1. maddesi uyarınca, nihai kararın verildiği tarihten itibaren altı ay   içinde yapılan başvurulan ele aldığını hatırlatır. Altı aylık süre, 35/1. madde çerçevesinde,   ulusal mahkemenin nihai karan ilan ettiği ya da başvurana veya avukatına bildirdiği tarihin   ertesi günü veyahut iç hukuka ve uygulamaya göre, başvuranın resen (ex officio) kararın bir   örneğini almaya hak kazandığı durumlarda, yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren işlemeye   başlar (bkz. Kahramanoğlu - Türkiye, 61933/00).   Mevcut   davada,   Mahmut   Dağtekin’in,   ulusal   yargı   sürecinde   kanuni   temsilcisi   bulunmaktaydı. Danıştay’ın 14 Eylül 2000 tarihli kararı, Mahmut Dağtekin’in avukatına   Kasım 2000 tarihinde tebliğ edilmiştir. Oysa ki başvuru AİHM’ye 15 Mayıs 2001 tarihinde,   altı ay süre geçtikten sonra yapılmıştır.   Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, Mahmut Dağtekin ile ilgili başvurunun, AİHS’nin   35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca altı ay süre kuralıyla örtüşmediği için reddedilmesi   gerektiği sonucuna varır.   2. İç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümet, başvuranların, Danıştay’ın verdiği kararların düzeltilmesini talep etmemeleri   nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmuştur. Ayrıca, başvuranlar, idarenin   Kasım 1997 tarihli görüşlerine yanıt olarak görüş sunmadıkları için, AİHS’nin 35, maddesi   çerçevesinde iç hukuk yollarını tüketmiş olarak değerlendirilemeyeceklerini ifade etmiştir.   Hükümet’in itirazının ilk kısmına ilişkin olarak, AİHM, önceki davalarda öne sürülen   benzer argümanları inceleyip reddettiğini yineler (bkz. özellikle Gök ve Diğerleri - Türkiye,   71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01). AİHM   o davalarda vardığı sonuçlardan   sapmasını gerektirecek özel bir koşul tespit edememiştir. Sonuç olarak Hükümet’in ön   itirazının bu kısmını reddeder.   Hükümet’in itirazının ikinci kısmına ilişkin olarak, AİHM, AİHS’nin 35/1. maddesine   göre, ancak bütün iç hukuk yollan tüketildikten sonra bir meseleyi ele alabileceğini hatırlatır.   Bununla beraber, iç hukuk yollarım tüketme zorunluluğu, yalnızca, başvuranların AİHS   kapsamındaki mağduriyetleriyle ilgili etkili, yeterli ve erişilebilir olağan kanun yolları   bulunduğu durumlarda geçerlidir. Mevcut dava başvuranların şikayeti kira sözleşmelerinin   haksız olarak sona erdirilmesi ile ilgilidir. Başvuranlar, Genel Müdürlüğün 25 Mart 1997   tarihli kararının iptali için idare mahkemelerinde dava açmışlardır. AİHM’ye göre, esas   mesele yargılama sırasında başvuranların idarenin görüşlerine cevap vermemiş olmamaları   değildir: başvuranların talepleri usuli gerekliliğe uyulmaması sebebiyle reddedilmemiştir.   Başvuranların davalarının yerel mahkemeler tarafından incelendiği ve konuya ilişkin nihai ve   bağlayıcı bir karar verildiği göz önünde bulundurulduğunda, AİHM, başvuranların AİHS’nin   35/1. maddesi çerçevesinde iç hukuk yollarını tükettikleri biçiminde değerlendirilmeleri   gerektiği ve Hükümet’in itirazlarının bu kısmının onaylanamayacağı sonucuna varır.   II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   1. Yargı sürecinin uzunluğuna ilişkin   Başvuranlar yargı sürecinin uzunluğunun makul süre koşulunu aşarak AİHS’nin 6/1.   maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.   AİHM, ihtilaflı yargı sürecinin 2 Mayıs 1997 tarihinde başlayıp sırasıyla 26 Ekim 2000,   Kasım 2000 ve 16 Kasım 2000 tarihlerinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla iki aşamalı   yargı, yaklaşık olarak üç yıl beş ay sürmüştür. Bu nedenle AİHM, mevcut davada yargı   sürecinin, AİHS’nin 6/1. maddesi çerçevesinde makul süre koşulunu aştığı biçiminde   değerlendirilemeyeceği sonucuna varır.   Dolayısıyla başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları   kapsamında   açıkça   dayanaktan   yoksun   olduğu   gerekçesiyle   reddedilmesi   gerektiği   anlaşılmaktadır.   2. Yargı sürecinin adilliği   Başvuranlar Genel Müdürlüğün hak sahibi sıfatlarının iptal edilmesine ilişkin belgeleri   ulusal mahkemelere sunmamasının, AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının (a) ve   (b) bentleri çerçevesindeki adil yargılanma haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır.   Hükümet başvuranların iddialarına itiraz etmiştir. 2577 Sayılı Kanun’un 20/3. maddesiyle   uyumlu olarak, başbakanın veya bir bakanın, devletin güvenliğini veya hayati menfaatlerini   ilgilendiren bilgi ve belgeleri bir idare mahkemesine sunmaktan imtina edebileceğini   belirtmiştir. Hükümet’e göre, mevcut davada, idare, 3038 Sayılı Kanun’un 24. maddesi ile   Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında   Yönetmeliğin 38. maddesinin sağladığı takdir yetkisini kullanmış ve sözkonusu bölgenin   güvenliğini göz önünde bulundurarak hak sahibi listesinde değişiklik yapmıştır.   AİHM, mevcut davada, esasen konuların birbirleriyle örtüşmesi, ayrıca, cezai durumlara   uygulanan bir bent olmakla birlikte, 6. maddenin 3. bendinin, aynı maddenin 1. bendinde   güvence altına alman adil yargılamaya ilişkin genel ilkelerin özel unsurları olarak,   değerlendirilebileceğinden hareketle, başvuranın şikayetini 6/1. madde altında incelemenin   daha uygun olacağına kanaat getirmiştir.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35/3. maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığım   kaydeder.   Ayrıca   başvurunun   başka   bir   gerekçe   altında   da   kabuledilemez   olarak   değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek   durumundadır.   B. Esas   AİHM, 6/1. maddenin, herkesin “bir mahkeme tarafından davasının görülmesini   isteme hakkına” sahip olduğunu içerdiğini ve buna, erişme hakkının, başka bir deyişle, hukuki   konulara ilişkin mahkemelerde dava açma hakkının dahil olduğunu hatırlatır. Öte yandan, bu   hak mutlak değildir, erişim hakkı, yorum yoluyla, bu hakkın niteliğinden ötürü devlet   tarafından düzenlemeyi gerektirmesi sebebiyle, kısıtlamalara tabi olabilir;   Bu bakımdan, AİHS’nin gereklerinin yerine getirilip getirilmediğine ilişkin nihai kararın   AİHM’ye ait olmasına karşın, Sözleşmeye Taraf Devletlerin belirli bir takdir yetkisi   bulunmaktadır. Ancak, uygulanan kısıtlamaların, bu hakkın özüne zarar verecek ölçüde veya   şekilde bireyin erişme hakkını kısıtlamaması veya daraltmaması gerekmektedir. Ayrıca bir   sınırlama, meşru bir amaç gütmüyorsa ve başvurulan yollar ile ulaşılmak istenilen amaç   arasında makul bir denge gözetilmemişse, 6/1 ile uyumlu olmayacaktır (bkz. Tinnelly & Sons   Ltd ve Diğerleri ve McEldııff ve Diğerleri - İngiltere).   AİHM ayrıca, daha geniş anlamda bir kavram olarak adil yargılamanın unsurlarından biri   olan silahların eşitliği ilkesinin, taraflardan her birine, kendini karşı taraf karşısında ciddi bir   zaafiyet içinde bırakmayacak şekilde, davasını sunmak için makul bir fırsat tanınmasını   gerekli kıldığını hatırlatır (bkz. Nideröst-Hııber   - İsviçre). Ayrıca, çekişmeli yargılama   hakkının, ilke olarak, bir ceza veya hukuk davasında tarafların, mahkemenin kararını   etkilemek amacıyla gösterilen tüm delillerden ve dava dosyasındaki görüşlerden haberdar   olmaları ve bunlarla ilgili görüş bildirmeleri olanağı anlamına geldiğini kaydeder (bkz. Lobo   Machado - Portekiz).   Davanın ayrıntılarına dönecek olursak, AİHM, başvuranların, geçimlerini, 3083 Sayılı   Kanun uyarınca kendilerine kiralanan arazileri işleyerek kazandıklarını kaydeder. AİHM   ayrıca, taraflar arasında, güvenlik soruşturmasının kira sözleşmelerinin iptal edilmesine yol   açan sonucunun, başvuranlara hiçbir zaman bildirilmediği hususunun tartışmasız olduğunu   gözlemler. Ayrıca bu belgelerin, Gaziantep İdare Mahkemesi’nin açıkça talep etmesine   karşın, ulusal güvenliği ilgilendirmesi nedeniyle Tarım Bakanlığının isteği doğrultusunda   ulusal mahkemeye sunulmadığı konusunda da mutabıktırlar.   AİHM, bu güvenlik soruşturmasının sonucunun, başvuranlar için önemli sonuçlar   doğurmasına karşın, ulusal yargı sürecinin hiçbir aşamasında, başvuranlara, sözleşmelerinin   iptal edilme nedenini öğrenme veya hak sahibi sıfatlarının iptal edilmesinin yasallığına itiraz   etme olanağı tanınmadığı kanısındadır. AİHM, Türkiye’nin güneydoğusunda var olan   sözkonusu güvenlik endişelerinin ve yetkili makamların çok titiz davranma ihtiyaçlarının   farkındadır. Öte yandan bu durum, ulusal makamların, ulusal güvenlik ve terörü   ilgilendirdiğini beyan ettikleri her durumda, ulusal mahkemelerin etkili denetiminden muaf   oldukları anlamına gelmemektedir. İstihbarat bilgilerinin niteliği ve kaynaklarına ilişkin haklı   güvenlik endişelerini giderecek, bunun yanında bireye karşı usule uygun adil muamelede   bulunulmasına yönelik önlemleri alabilecek yöntemlere başvurulabilir (bkz. Chahal   - İngiltere). AİHM, mevcut davada yaşandığı üzere, güvenlik soruşturmasının sonuçlarının   başvuranlara veyahut ulusal mahkemelere açıklanmadığını, başvuranların, yetkili makamların   gerçekleştirebileceği herhangi keyfi bir eyleme karşı yeterli teminattan yoksun bırakıldıklarını   gözlemler.   Yukarıda   belirtilenler   ışığında,   AİHM,   güvenlik   soruşturması   raporunun   açıklanmamasının, AİHS’nin 6/1. maddesi çerçevesinde, başvuranların adil duruşma haklarını   ihlal ettiği sonucuna varır. Buna göre bu madde ihlal edilmiştir.   III. AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOLDÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ   İDDİASI   Başvuranlar ayrıca AİHS’ye Ek   No’lu Protokol’ün 1. maddesi’ne atıfta bulunarak,   ulusal makamların adil olmayan kararlarından ötürü, ulusal makamlardan kiraladıkları   topraklarından mahrum bırakıldıklarını iddia etmişlerdir. Ayrıca bu toprakları işlemekle elde   edecekleri gelire güvendiklerini ileri sürmüşlerdir.   Hükümet bu iddialara itiraz etmiş, ulusal makamların başvuranların hak sahibi sıfatlarını   iptal ederken keyfi davranmadıklarım ifade etmiştir. Ayrıca başvuranların AİHS’ye Ek   No’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde “mülkleri” bulunmadığını savunmuştur.   AİHM, bu şikayetin yukarıda incelendiği belirtilen davalardan biri ile bağlantılı olduğunu   ve o dava gibi kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.   AİHM ayrıca, bu başvuruda öne sürülen asıl AİHS sorununun, ulusal yargı sürecinin   AİHS’nin 6/1. maddesi çerçevesinde adil olup olmadığı meselesi olduğunu kaydeder. Bu   maddenin   başvuranların AİHS’ye Ek   şikayetlerine yönelik ayrı bir karara varılmasının gerekli olmadığı kanısına varır (bkz. Uzun -   ihlal   edildiğinin   tespit   edildiği   göz   önünde   bulundurulduğunda,   AİHM,   No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca öne sürdükleri   Türkiye, 37410/97; Sadak ve Diğerleri   - Türkiye, 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve   29903/96).   IV. AİHS’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ   Başvuranlar ayrıca AİHS’nin 13., 14. ve 18. maddelerine atıfta bulunmuşlardır.   Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.   AİHM, bu davada, bu maddelerin ihlal edildiğini gösterir hiç bir unsur bulamamıştır.   Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin   3. ve 4. fıkralarıyla uyumlu olarak reddedilmelidir.   V. AÎHS’NÎN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi’ne göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuranlar maddi tazminat olarak aşağıdaki meblağları talep etmişlerdir:   - Ahmet Dağtekin ve Bozan Dağtekin’e 37.637’şer Euro (EUR);   { - - Abdo Dağtekin’e 84,648 EUR;   Abdülkadir Fırat’a 67.718 EUR.   Ayrıca manevi tazminat olarak 10.000’er EUR talep etmişlerdir.   Maddi tazminatla ilgili olarak, AİHM, 6/1. maddeyle uyumlu yargı sürecinin sonucu   konusunda tahmin yürütemeyeceğini kaydeder. Buna göre, başvuranlara bu başlık altında   tazminat ödenemeyeceği sonucuna varır.   Başvuranların manevi tazminat taleplerine ilişkin olarak, AİHM, elindeki tüm bilgi ve   belgeleri göz önünde bulundurup, tarafsızlık esasıyla hareket ederek, başvuranların her birine   bu başlık altında 6.500’er EUR ödenmesine karar vermiştir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuranlar ayrıca, ulusal mahkemeler önünde meydana gelen yargılama giderleri için   810’ar EUR, AİHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için ise toplam 2.077 EUR   talep etmiştir. Başvuranlar bu taleplerle ilgili olarak Diyarbakır Barosu’nun Ücret   Çizelgesi’ne atıfta bulunmuşlardır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   AİHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı   ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, başvuranlar tazminat   olarak talep ettikleri meblağların harcandığını belgeleyememişlerdir. Bu nedenle AİHM bu   başlık altında tazminat ödenmemesine karar verir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE   1. Başvurunun Mahmut Dağtekin ile ilgili kısmının kabudedlîemez olduğuna;   2. Geri kalan başvuranların yargı sürecinin adilliği ve mülkiyetin çekişmesiz kullanımı haklan   ile ilgili şikayetlerinin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının kabuledilemez olduğuna;   3. Yargı sürecinin adilliğine ilişkin olarak AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Başvuranların AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikayetlerinin   ayrı olarak incelenmesine gerek bulunmadığını;   5. (a) AİHS’nin 44. maddesi’nin 2, fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve uygulanabilecek her türlü vergi kesintisinden muaf tutularak   Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine 6.500’er EUR (altı bin beş yüzer   Euro) manevi tazminat ödenmesine;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın   o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı   oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   7. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 13 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Stanley   Boštjan M. ZUPANČIČ   Başkan   NAISMITH

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło