7070/03

WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD000707003

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów złego traktowania w areszcie oraz brak dostępu do adwokata na początkowym etapie śledztwa naruszyły odpowiednio art. 3 i art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze krajowe nie przeprowadziły skutecznego dochodzenia w sprawie wiarygodnych zarzutów złego traktowania skarżącej w areszcie, co stanowi naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 Konwencji. Władze nie podjęły podstawowych kroków, takich jak szczegółowe przesłuchanie skarżącej, przesłuchanie funkcjonariuszy żandarmerii czy wyjaśnienie losów rzekomego nagrania z przesłuchania. Co do art. 6, Trybunał stwierdził, że systemowe ograniczenia dostępu do adwokata w sprawach podlegających sądom bezpieczeństwa państwa, obowiązujące w czasie zatrzymania skarżącej, sprawiły, że jej rzekoma rezygnacja z adwokata była bezskuteczna. Wykorzystanie w procesie karnym oświadczeń uzyskanych bez obecności adwokata, które skarżąca odwołała, nieodwracalnie naruszyło jej prawo do rzetelnego procesu i obrony, zgodnie z zasadami wypracowanymi w sprawie Salduz przeciwko Turcji.
Stan faktyczny
Skarżąca, Burcu Ballıktaş, została zatrzymana w marcu 2000 roku przez żandarmerię w Turcji pod zarzutem działalności na rzecz PKK. Podczas zatrzymania i przesłuchania w żandarmerii, a następnie przed prokuratorem i sędzią, nie miała dostępu do adwokata, mimo że twierdziła, że była źle traktowana (rozbierana, grożono jej gwałtem). Jej oświadczenia, w których przyznała się do winy, zostały wykorzystane jako podstawa skazania jej na 12 lat i 6 miesięcy więzienia, pomimo że na późniejszym etapie procesu odwołała te zeznania, twierdząc, że zostały wymuszone. Władze krajowe nie przeprowadziły skutecznego dochodzenia w sprawie jej zarzutów złego traktowania ani nie wyjaśniły losów rzekomego nagrania z przesłuchania.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza dopuszczalność skarg dotyczących art. 3 oraz art. 6 (w zakresie braku pomocy prawnej i wykorzystania nielegalnie uzyskanych dowodów). Stwierdza niedopuszczalność pozostałej części skargi. Stwierdza naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 Konwencji (5 głosów za, 2 przeciw). Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji (jednogłośnie). Zasądza skarżącej 7 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową (5 głosów za, 2 przeciw). Zasądza skarżącej 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków (5 głosów za, 2 przeciw). Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie (jednogłośnie).

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BALLIKTAꢀ – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no. 7070/03)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   BALLIKTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 7070/03 no’lu davanın nedeni Burcu Ballıktaꢁ adlı   T.C. vatandaꢁının (“baꢁvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 3 Ocak 2003   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đliꢁkin Sözleꢁme’nin (“AĐHS”)   34. maddesi uyarınca yapmıꢁ olduğu baꢁvurudur.   Baꢁvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Ercan Kanar tarafından temsil   edilmiꢁtir.   OLAYLAR   DAVA KOꢀULLARI   Baꢁvuran 1978 doğumludur ve Ankara’da yaꢁamaktadır. 6 Mart 2000 tarihinde   Bulgaristan’dan Türkiye’ye giriꢁ yaparken Edirne’de jandarma tarafından yakalanmıꢁ ve   gözaltına alınmıꢁtır. Aynı gün düzenlenen yakalama tutanağına göre baꢁvuran avukat yardımı   ve ailesine bilgi verme hakları konusunda bilgilendirilmiꢁtir. Ancak belgede ayrıca,   baꢁvuranın yakalanmasına neden olan suçun Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yetki alanına   girmesi halinde, sadece gözaltı süresinin hakim tarafından uzatılması ya da bir cezaevinde   tutuk altına alınmasına karar verilmesi durumunda avukat yardımı alabileceği belirtilmiꢁtir.   Baꢁvuran tutanağı, bir talebi olmadığını yazarak imzalamıꢁtır.   Baꢁvuran gözaltında tutulduğu jandarma karakolunda sorgulanmıꢁ, 7-9 Mart 2000   tarihleri arasında kendisinden 8 sayfalık ifade alınmıꢁtır. Baꢁvuran ifadesinde PKK adına   faaliyetlerde bulunduğunu itiraf etmiꢁtir.   Mart 2000 tarihinde baꢁvuran Adli Tıp Kurumu Edirne ꢁubesinde muayene edilmiꢁ,   düzenlenen rapora göre baꢁvuranın vücudunda yaralanma ya da kötü muamele izine   rastlanmamıꢁtır.   Aynı tarihte önce savcı, daha sonra ise Edirne Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmıꢁtır.   Savcı ve hakime verdiği ifadelerde de PKK mensubu olduğunu kabul eden baꢁvuran,   tutuklanarak cezaevine konmuꢁtur.   Baꢁvuran, bu 3 ifadede sorgu sırasında bir avukat tarafından temsil edilmek istemediğini   ifade etmiꢁtir.   Đstanbul DGM savcısı, hazırladığı 3 Nisan 2000 tarihli iddianamede baꢁvuranın   ifadelerine atıfla, baꢁvuranın yasadıꢁı PKK örgütü mensubu olduğu iddialarına yer vermiꢁtir.   Baꢁvuran hakkındaki ceza yargılaması Đstanbul DGM önünde baꢁlamıꢁ, baꢁvuran bir   avukat tarafından temsil edilmiꢁtir.   Baꢁvuran, 22 Haziran 2000 tarihinde yapılan ilk duruꢁmada hakkındaki iddiaları   reddetmiꢁ ve 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakim karꢁısına çıkarılmadan önce jandarmanın,   suçlamaları kabul etmemesi halinde jandarma karakoluna geri götürülüp tekrar iꢁkence   göreceğini söylediklerini ifade etmiꢁtir. Hakkındaki suçlamaları bu nedenle kabul ettiğini   belirtmiꢁ, 9 Mart 2000 tarihli, iꢁkence izine rastlanmadığını belirten adli tıp raporu kendisine   BALLIKTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   sorulduğunda raporun jandarma görevlileri tarafından dövülmeden ve tecavüzle tehdit   edilmeden önce hazırlandığını belirtmiꢁtir. Gözaltı sırasında jandarmalarca çırılçıplak   soyulduğunu ve sorgu sırasında avukat yardımından faydalanmak isteyip istemediğinin   kendisine sorulmadığını söylemiꢁtir.   Ağustos 2000 tarihli ikinci duruꢁmada baꢁvuran, jandarma karakolunda uğradığını   iddia ettiği kötü muameleyi detaylandıran kendi el yazısıyla kaleme alınmıꢁ bir mektup   sunmuꢁtur. Baꢁvuranın avukatı, baꢁvuranın sorgusunun hukuka aykırı ꢁekilde gerçekleꢁtiğini   ve yasalara uygun olarak elde edilmemiꢁ ifadelerin kabul edilemeyeceğini, jandarma   karakolundaki ve 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakim tarafından alınan ifadeler haricinde   baꢁvuran aleyhine delil bulunmadığını iddia etmiꢁtir.   Baꢁvuranın avukatı ayrıca jandarma tutanağında bahsi geçen “sorgu kaseti”nin   dinlenmesini talep etmiꢁ ancak mahkeme ellerinde böyle bir kaset bulunmadığı gerekçesiyle   talebi reddetmiꢁtir.   Ekim 2001 tarihinde baꢁvuran üzerine atılı suçlardan mahkûm edilmiꢁ ve 12 yıl 6 ay   hapis cezasına çarptırılmıꢁtır. Birinci derece mahkemesi, baꢁvuranı mahkûm ederken   kendisinin jandarma karakolunda ve 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakime verdiği ifadeleri   ve aynı zamanda 1998 yılında yargılanan E.ꢀ. adlı ꢁahsın ifadelerini dikkate almıꢁtır.   Baꢁvuran mahkûmiyet kararını temyize götürmüꢁ, birinci derece mahkemesi kararının   yeterince gerekçelendirilmediğini ve hukuka uygun olmayan deliller kullanılarak mahkûm   edildiğini savunmuꢁtur.   Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay kararı onamıꢁtır.   Mevcut baꢁvurunun savunmacı Hükümete tebliğ edildiği tarihte Hükümetten, sözkonusu   “sorgu kaseti”nin bir kopyasının AĐHM'ye gönderilmesi talep edilmiꢁtir. Baꢁvuran tarafından   AĐHM'ye gönderilen belgelerin incelenmesinden, Dıꢁiꢁleri Bakanlığı’nın kasetin AĐHM'ye   iletilmesi amacıyla elde edilmesini Adalet Bakanlığı’ndan talep ettiği, ancak kaseti yargı   makamlarına ibraz etmesi istenen jandarmanın 21 Mayıs 2008 tarihli yazısında “kasetin   Edirne Cumhuriyet Baꢁsavcılığı’na teslim edildiğine dair herhangi bir tutanağa   rastlanmadığı”nın ifade edildiği anlaꢁılmıꢁtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran, AĐHS'nin 3. maddesine aykırı olarak jandarma karakolunda kötü muamele   gördüğünü öne sürmüꢁ, Hükümet görüꢁe karꢁı çıkmıꢁtır.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ꢁikâyetin dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ꢁikâyetin baꢁka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢁımadığını tespit eder. Bu nedenle ꢁikâyet kabuledilebilir   niteliktedir.   BALLIKTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   B. Esas   Baꢁvuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında gözlerinin bağlandığını, çırılçıplak   soyulduğunu ve tecavüzle tehdit edildiğini iddia etmiꢁtir. Jandarmaya ifade vermeden önce bir   doktor tarafından muayene edildiğini öne sürmüꢁtür. Ayrıca sorgusunun kaydedildiği ve kötü   muamele iddialarını kanıtlayabilecek kasetin yetkililer tarafından AĐHM'ye özellikle   iletilmediğini öne sürmüꢁtür.   Hükümetin görüꢁlerine göre 9 Mart 2000 tarihli muayene raporu baꢁvuranın kötü   muameleye uğramadığını kanıtlamaktadır. Ayrıca baꢁvuran, tecavüzle tehdit edildiği yönünde   soyut iddialarda bulunmanın haricinde, uğradığını iddia ettiği kötü muamelenin ayrıntılarını   hiçbir zaman ulusal mercilere vermemiꢁtir. Bu türde soyut iddialar ceza kovuꢁturması   açılması için yeterli değildir.   1. Kötü muamele iddiası   AĐHM baꢁvuranın, iddialarını desteklemek üzere sorgusu sırasında kaydedilen bir   kasete dayandığını ve 9 Mart 2000 tarihli muayene raporunun sorgudan önce düzenlendiğini   ifade ettiğini kaydeder. Hükümet, muayene raporuna göre baꢁvuranın iddialarının dayanaksız   olduğunu değerlendirmiꢁtir.   AĐHM, Hükümetin atıfta bulunduğu doktor raporunun ayrıntıdan yoksun olduğu ve kötü   muamele iddialarıyla ilgili davaların incelenmesinde düzenli olarak dikkate aldığı, hem   Avrupa Đꢁkence ve Đnsanlık Dıꢁı veya Aꢁağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme   Komitesi’nin (AĐÖK) tavsiye ettiği standartlar (bkz. diğer kararların yanı sıra Akkoç –   Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93) hem de Đstanbul Protokolü’nde belirtilen ilkelerin büyük   oranda gerisinde kaldığı kanısındadır (bkz. Batı vd. – Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00). Bu   nedenle AĐHM, sözkonusu doktor raporunun baꢁvuranın kötü muameleye uğradığını   kanıtlayan ya da yalanlayan bir delil olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir.   Baꢁvuranın sorgusunun kaydedildiği kasete iliꢁkin olarak AĐHM, Hükümetten   sözkonusu kasetin bir kopyasını göndermelerini özellikle istediğini, ancak Hükümetin talebe   yanıt vermeyip konuyla ilgili olarak yapılan resmi yazıꢁmalara dahi değinmediğini, bu   yazıꢁmaların AĐHM'ye nihayetinde baꢁvuran tarafından gönderildiğini gözlemler. Dolayısıyla   Hükümet, mevcut mevzunun belirlenmesinde önemli bir unsur olabilecek [delilin] varlığını   hiçbir aꢁamada açıkça reddetmemiꢁtir. Ne var ki AĐHM, delilin bu yönünü baꢁvuranın   iddiaları hakkında ulusal makamlarca yapılan soruꢁturmanın etkililiğini incelerken ele almayı   daha yerinde bulduğundan Hükümetin bu konuda AĐHM'ye yardımcı olmamasından   çıkarımlar yapmayı gerekli görmemektedir.   Baꢁvuranın iddialarını destekleyen baꢁka deliller bulunmaması karꢁısında AĐHM,   baꢁvuranın uğradığını iddia ettiği kötü muameleye iliꢁkin olarak AĐHS'nin 3. maddesinin esas   yönünden ihlal edilmediği kanaatindedir.   2. Ulusal makamların baꢀvuranın kötü muamele iddialarına cevabı   AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesinin yetkililerin “savunulabilir” ve “makul ꢁüphe doğuran”   kötü muamele iddialarını soruꢁturmalarını zorunlu kıldığını hatırlatır (bkz. özellikle   Salmanoğlu ve Polattaꢀ – Türkiye, no. 15828/03 ve o kararda belirtilen diğer davalar).   Soruꢁturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır. Aksi   takdirde iꢁkence, insanlık dıꢁı ya da onur kırıcı ceza veya iꢁlemlere iliꢁkin genel yasak, temel   BALLIKTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   önemine rağmen uygulamada etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir   dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suistimal etmeleri mümkün   olacaktır (bkz. Assenov vd., Raporlar 1998-VIII).   Baꢁvuran tarafından birinci derece mahkemesine iki defa verilen bilgi dikkate   alındığında AĐHM Hükümetin, baꢁvuranın iddialarının soyut ve ayrıntıdan yoksun olduğu ve   bu nedenle ulusal mercilerce soruꢁturmaya değer görülmediği görüꢁüne katılmamak   durumundadır. Bu nedenle baꢁvuranın kötü muamele iddialarının, AĐHS'nin 3. maddesinin   özünde yer alan gereklere uygun, etkili bir soruꢁturma yapılmasını gerektirdiği kanaatindedir.   Bu bağlamda AĐHM, daha önceki kararlarında etkili bir soruꢁturma zorunluluğunun ortaya   konulduğunu hatırlatır (bkz. mutatis mutandis, Batı vd., yukarıda anılan).   Ancak AĐHM, somut davada etkili bir soruꢁturma yapıldığı konusunda ikna olmamıꢁtır.   Birinci derece mahkemesi veya baꢁka bir soruꢁturma makamı tarafından baꢁvuranın sürekli ve   ayrıntılı kötü muamele iddiaları konusunda sorgulanması yönünde bir giriꢁimde   bulunulmamıꢁtır. Benzer ꢁekilde soruꢁturma makamları baꢁvuranı sorgulayan jandarma   görevlilerinin sorgulanması seçeneğini değerlendirmemiꢁ görünmektedir. Ayrıca Hükümet,   baꢁvuranın, sorgusunun kaydedildiğini iddia ettiği kasetin varlığı veya yeri konusunda sessiz   kalmıꢁtır. Mevcut ise, böyle bir kaset baꢁvuranın iddialarının doğru olup olmadığına açıklık   getirebilirdi.   Ulusal makamların baꢁvuranın kötü muamele iddialarını soruꢁturmak için en temel   adımları dahi atmamıꢁ olması dikkate alındığında AĐHM, yetkililerin, yukarıda bahsedilen ve   AĐHS'nin 3. maddesinin özünde yer alan pozitif yükümlülüğü tamamen hiçe saymıꢁ   olduklarına hükmeder.   Bu nedenle AĐHS'nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmiꢁtir.   II. AĐHS’NĐN 5. VE 6. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran, AĐHS'nin 5/3 maddesine dayanarak jandarma karakolundaki sorgusu   esnasında avukat yardımı alamadığını öne sürmüꢁ, ayrıca 6/1 maddesine dayanarak hukuk dıꢁı   elde edilmiꢁ delillerin aleyhine kullanılmıꢁ olması nedeniyle adil yargılanmadığını   savunmuꢁtur.   AĐHM, bu ꢁikâyetlerin sadece, AĐHS'nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 (c)   maddesine göre incelenmesinin daha uygun olacağı düꢁüncesindedir.   Hükümet, baꢁvuranın görüꢁlerine karꢁı çıkmıꢁtır.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ꢁikâyetlerin dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ꢁikâyetlerin baꢁka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢁımadığını tespit eder. Bu nedenle ꢁikâyetler kabuledilebilir   niteliktedir.   BALLIKTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   B. Esas   Hükümet, baꢁvuranın ifadelerine atıfta bulunarak gözaltındayken veya gözaltı sonunda   savcı ve sulh ceza hakimi önüne çıkarıldığında avukat yardımı istemediğini savunmuꢁtur. Her   halükârda baꢁvuran, hakkındaki yargılama boyunca bir avukat tarafından temsil edilmiꢁtir.   AĐHM öncelikle, avukat yardımından yararlanmak istemediği iddia edilen ifadesine   karꢁın, baꢁvuranın gözaltına alındığı dönemde 3842 sayılı yasanın 31. maddesi uyarınca,   Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yetki alanına giren suçlarla bağlantılı olarak yakalanan   ꢁahısların avukata eriꢁim hakkına sistematik kısıtlamalar getirilmiꢁ olduğunu kaydeder (bkz.   Çimen – Türkiye, no. 19582/02). Aslında bu durum, baꢁvuranın ancak gözaltı süresinin   uzatılması ya da tutuklanması halinde bir avukat talep edebileceğinin belirtildiği 6 Mart 2000   tarihli tutuklama raporunda görülebilir. AĐHM bu nedenle baꢁvuranın gözaltındayken ya da   savcı ve Sulh Ceza Mahkemesi önüne çıkarıldığında avukat yardımı talep etmesinin sonuçsuz   kalacağı kanaatindedir.   AĐHM, Salduz – Türkiye ([BD], no. 36391/02) davasında ortaya konulan temel ilkeleri   hatırlatır. Somut davayı da sözkonusu ilkeler ıꢁığında inceleyecektir.   AĐHM, bir avukat hazır bulunmadan alınan ifadelerinin doğruluğu ve içeriği baꢁvuran   tarafından reddedilmiꢁ olsa da bu ifadelerin birinci derece mahkemesi tarafından baꢁvuranı   mahkûm etmekte kullanıldığı görüꢁündedir.   Dolayısıyla mevcut davada baꢁvuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında avukata   eriꢁimine getirilen kısıtlamadan ꢁüphesiz etkilenmiꢁtir. Bu nedenle ne sonradan bir avukat   tarafından sağlanan adli yardım ne de müteakip yargılamanın çekiꢁmeli niteliği daha önce   meydana gelen noksanları giderebilmiꢁtir.   Sonuç olarak AĐHM, soruꢁturmanın ilk aꢁamalarında avukat bulunmayıꢁının baꢁvuranın   savunma haklarını, telafisi mümkün olmayacak ꢁekilde etkilediğini tespit etmiꢁtir.   Baꢁvuranın kötü muamele iddiaları hakkında bir soruꢁturma yapılmamıꢁ olması   konusunda AĐHS'nin 3. maddesine dayalı olarak vermiꢁ olduğu hükmü dikkate alan AĐHM, 3.   maddeye aykırı olarak elde edildiği iddia edilen delillerin kullanılmasının da baꢁvuran   hakkındaki yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğinin ayrıca incelenmesine gerek   görmemektedir.   Bu nedenle baꢁvuranın soruꢁturmanın ilk safhalarında avukat yardımından   yararlanamaması sebebiyle AĐHS'nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesi ihlal   edilmiꢁtir.   III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran AĐHS'nin 5/3 maddesine dayalı olarak ailesinin, yakalanması ve gözaltına   alınması konusunda bilgilendirilmediğini öne sürmüꢁtür. Ayrıca AĐHS'nin 6/1 maddesine   dayanarak birinci derece mahkemesinin, isminin E.ꢀ. adlı ꢁahsın ifadelerinde yer aldığı   konusunda yanıldığını iddia etmiꢁtir. Son olarak AĐHS'nin 6/3 (d) maddesine dayanarak   birinci derece mahkemesinin E.ꢀ.’yi tanık olarak dinlememesinden ꢁikâyetçi olmuꢁtur.   BALLIKTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   AĐHM, sözkonusu ꢁikâyetleri incelemiꢁ ve elinde bulunan deliller ıꢁığında ve ꢁikâyet   konusu hususların kendi yetki alanında bulunduğu kadarıyla bunların AĐHS ve   Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini ortaya   çıkardığını tespit etmemiꢁtir. Dolayısıyla bu ꢁikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4.   paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri   gerekmektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢁmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢁvuran 22,000 TL (yaklaꢁık 11,500 Euro) maddi, 50,000 TL (yaklaꢁık 26,200 Euro)   manevi tazminat ödenmesini talep etmiꢁtir.   Hükümet, baꢁvuranın taleplerini dayanaksız ve aꢁırı olarak değerlendirmiꢁtir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak baꢁvurana 7,000 Euro manevi tazminat   ödenmesini uygun bulmaktadır.   AĐHM, bir baꢁvuranın AĐHS'nin 6/1 maddesine aykırı olduğu tespit edilen bir   yargılamada mahkûm edildiğini tespit ettiği hallerde, prensipte en uygun telafi ꢁeklinin,   baꢁvuranı, bu madde ihlal edilmeseydi bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca   temin etmek olduğu kanaatindedir (bkz. ꢁirin – Türkiye, no. 47328/99). Bu nedenle ihlalin   telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde baꢁvuranın AĐHS’nin 6/1 maddesi   gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz. mutatis mutandis,   Gençel – Türkiye, no. 53431/99 ve Salduz, yukarıda anılan).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢁvuran ayrıca ulusal mahkemeler önündeki masraf ve giderler için 7,300 TL (yaklaꢁık   3,800 Euro), AĐHM önündeki masraf ve giderler için ise 16,500 TL (yaklaꢁık 8,600 Euro)   talep etmiꢁtir. Aynı zamanda posta, tercüme ve kırtasiye giderleri ve kendisini cezaevinde   ziyaret eden avukatı tarafından yapılan ulaꢁım masrafları için 3,740 TL (yaklaꢁık 2,000 Euro)   ödenmesini talep etmiꢁtir. Avukatlık ücretlerine dair taleplerini desteklemek üzere AĐHM'ye   avukatının dava üzerinde toplam 30 saat çalıꢁtığını gösteren bir çizelge ibraz etmiꢁtir.   Hükümet, ulusal mahkemelerde tahakkuk eden masrafların adil tatmin kapsamı altında   talep edilemeyeceğini savunmuꢁ, ayrıca baꢁvuranın taleplerinin dayanaksız olduğunu   belirtmiꢁtir.   Hükümetin ulusal yargılamadaki masraf ve giderlere iliꢁkin görüꢁüne cevap olarak   AĐHM, AĐHS'nin ihlalini tespit etmesi halinde, ihlalin önlenmesi veya telafisi için baꢁvurana   ulusal mahkemeler önündeki masraf ve giderlerin ödenmesine karar verebileceğini hatırlatır   (bkz. Société Colas Est vd. – Fransa, no. 37971/97 ve kararda anılan diğer davalar). Mevcut   BALLIKTAꢀ – TÜRKĐYE KARARI   davada baꢁvuran, kötü muameleye uğradığı ꢁikâyetini ulusal mahkemelerde dile getirmiꢁtir.   Ayrıca AĐHS’de güvence altına alınan diğer haklarına da değinmiꢁ ve hukuka aykırı olarak   elde edilen delillerin aleyhine kullanılmasına itiraz etmiꢁtir. Belirtilen hususlar ıꢁığında   AĐHM, baꢁvuranın ulusal yargılamada tahakkuk eden masraf ve giderlere iliꢁkin olarak   geçerli bir talebi olduğu kanısındadır.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢁvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢁ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,   tüm baꢁlıklar altındaki masrafları karꢁılamak üzere 2,000 Euro ödenmesini uygun   bulmaktadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢁtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,   1. Oybirliğiyle; baꢁvuranın 3. maddeye dayalı ꢁikâyetleri ve avukat yardımı alamamıꢁ olması   ve yargılamada hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılmasına iliꢁkin olarak   AĐHS'nin 6. maddesine dayalı ꢁikâyetlerinin kabuledilebilir, baꢁvurunun kalan kısmının   ise kabuledilemez olduğuna;   2. 2’ye karꢁı 5 oyla; AĐHS’nin 3. maddesinin usule iliꢁkin olarak ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle; baꢁvuranın soruꢁturmanın baꢁlangıç aꢁamasında avukat yardımından   faydalanamamasına iliꢁkin olarak, 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak AĐHS'nin 6/3 (c)   maddesinin ihlal edildiğine;   4. 2’ye karꢁı 5 oyla;   (a) Sorumlu devletin baꢁvurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢁtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına   çevrilmek üzere:   (i) 7,000 (yedi bin) Euro manevi tazminat;   (ii) 2,000 (iki bin) Euro yargılama masraf ve giderleri;   (iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Oybirliğiyle; adil tatmine iliꢁkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło