70845/01

WyrokETPCz2006-10-24ECLI:CE:ECHR:2006:1024JUD007084501

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przeszukanie domu i biura skarżącego oraz zajęcie kaset wideo bez odpowiedniego zezwolenia sądowego i z naruszeniem krajowych procedur stanowiło naruszenie prawa do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego, mieszkania i korespondencji z art. 8 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że przeszukanie domu i biura skarżącego oraz zajęcie jego mienia stanowiło ingerencję w jego prawa wynikające z art. 8 Konwencji. Ingerencja ta nie była "zgodna z prawem", ponieważ nakaz przeszukania wydany przez sąd dotyczył jedynie siedziby i oddziałów stowarzyszenia, a nie domów i biur członków zarządu. Prokurator rozszerzył zakres nakazu, a następnie Podsekretarz Ministerstwa Spraw Wewnętrznych zinterpretował go jeszcze szerzej, obejmując dom i biuro skarżącego. Brak było odpowiedniego zezwolenia sądowego na przeszukanie tych konkretnych miejsc, a także brakowało gwarancji proceduralnych, takich jak przedstawienie nakazu sądowego skarżącemu czy sporządzenie listy skopiowanych dokumentów. W tych okolicznościach Trybunał uznał, że ingerencja nie była "zgodna z prawem".
Stan faktyczny
Skarżący, Taner Kılıç, jest tureckim prawnikiem i członkiem zarządu stowarzyszenia Mazlumder. W 1999 roku prokurator zwrócił się o nakaz przeszukania siedziby i oddziałów stowarzyszenia w celu zebrania dowodów. Sąd wydał nakaz, który następnie został rozszerzony przez prokuratora na domy i biura członków zarządu, a Podsekretarz Ministerstwa Spraw Wewnętrznych zinterpretował go jeszcze szerzej. W wyniku tego, dom i biuro skarżącego zostały przeszukane, a dwie kasety wideo zajęte. Skarżący bezskutecznie próbował zaskarżyć te działania na poziomie krajowym i odzyskać zajęte przedmioty.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 8 Konwencji. 3. Uznał, że nie ma potrzeby oddzielnego rozpatrywania zarzutów z art. 13 Konwencji i art. 1 Protokołu nr 1. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 2000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   TANER KILIÇ - TÜRKİYE   (Başvuru no. 70845/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, Türk vatandaşı Taner Kılıç’ın (“başvuran”), İnsan Haklarının ve Temel   Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye   Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 5 Ocak 2001 tarihinde   yapmış olduğu 70845/01 no’lu başvurudur.   AİHM, 4 Aralık 2003 tarihinde, başvuruyu kısmen kabuledilmez olarak beyan etmiş ve   başvuranın evi ile işyerinde yapılan arama, arama sırasında video kasetlere el konulması ve bu   konuyla ilgili hukuki bir çözümün bulunmaması ile ilgili şikayetleri Hükümet’e bildirme   kararı almıştır. AİHM, AİHS’nin 29 § 3. Maddesi’nin hükümleri uyarınca, başvurunun   esaslarını, kabuledilebilirliğiyle aynı anda incelemeye kadar vermiştir.   OLAYLAR   I. DAVANIN OLAYLARI   doğumlu başvuran İzmir’de ikamet etmektedir.   Başvuran avukattır ve İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder)   İzmir Şubesi’nin yönetim kurulu üyesidir.   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 16 Haziran 1999 tarihinde,   mahkemeden, Mazlumder’in genel merkezi ile şubeleri için, derneğin “toplumun bütünlüğü   ile laik rejime” karşı gerçekleştirildikleri iddia edilen belirli eylemleriyle ilgili delil toplamak   için bir arama emri çıkarmasını talep etmiştir. Mahkeme aynı gün bir arama emri çıkarmıştır.   … Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 18 Haziran 1999 tarihinde,   yerine getirilmesi için, mahkeme kararını İçişleri Bakanlığı’na bildirmiştir. Cumhuriyet   Savcısı aynı gün, ek bir yazı göndermiştir.   … Yine aynı gün, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı 80 ilin valilerine bir yazı göndermiştir:   “… Mazlumder’in ülkenin bütünlüğü ve laik rejime karşı hareket etmekte olduğunu gösteren bilgi ve   deliller ışığında, derneğin Genel Merkezi ile şubelerinde ve şubelerin yönetim kurulu üyelerinin ev ve   işyerleri de dahil olmak üzere, genel başkan ile yönetim kurulu üyelerinin ev ve işyerlerinde arama   yapılması talep edilmektedir.”   Polis memurları, 19 Haziran 1999 tarihinde, Müsteşar’ın yazısında geçen ve başvuranın   evi ve hukuk bürosu da dahil tüm yerlere aynı anda arama düzenlemiştir.   Evinin aranması esnasında, polis memurları başvurana Müsteşar’ın yazısını   göstermişlerdir. Polis memurları, başvuranın evinde buldukları iki videokasete el koymuşlar,   işyerindeki bazı belgelerin fotokopisini çekmişlerdir. Evin aranmasının ardından, başvuran ve   eşi, polis tarafından düzenlenmiş bir arama raporunu imzalamışlardır.   Başvuran, 23 Kasım 1999 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe   sunmuş, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, İçişleri Bakanlığı   Müsteşarı ve aramayı gerçekleştiren polis memurlarının yetkilerini kötüye kullandıklarını   iddia etmiştir.   Şubat 2000 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı, Müsteşar’ı, yasaların kendisine verdiği   güçle hareket edip, yalnız yargı makamlarını destekleyerek yetkisini kötüye kullanmakla   suçlayan dilekçe üzerine hareket etmenin gerekli olmadığına karar vermiştir.   Başvuran, 28 Şubat 2000 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı’nın kararına itiraz etmiştir.   Başvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği arama emrini   genişleterek, yetkisini aştığından ve Müsteşar’ın, Cumhuriyet Savcısı’nın talimatlarını,   şubenin tüm yönetim kurulu üyelerinin ikametlerini de içine katarak, fazla kapsamlı   yorumladığından şikayetçi olmuştur.   İçişleri Bakanlığı Araştırma Kurulu, 20 Nisan 2000 tarihinde, Müsteşar’la ilgili yetkisizlik   kararı vermiştir. Araştırma Kurulu, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği arama   emri ile Cumhuriyet Savcısı’nın talimatlarının bütün olarak yorumlanması gerektiği kararını   korumuştur. Başvuran, bu karara, 2 Haziran 2000 tarihinde, Danıştay’da itirazda bulunmuştur.   Başvuran, 12 Haziran 2000 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne, evine   arama yapıldığı sırada el konulan videokasetlerin iade edilmesini talep eden bir dilekçe   sunmuştur.   Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, 30 Haziran 2000 tarihinde,   başvuranın, Ankara Devlet Güvelik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı aleyhindeki cezai   yargılama başlatılması talebini, hiçbir gerekçe vermeden reddetmiştir.   Eylül 2000 tarihinde, Danıştay, başvuranın, Araştırma Kurulu’nun kararına olan   itirazını, bu kararın yasalara uygun olduğunu belirterek reddetmiştir.   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 4 Mart 2003 tarihinde, Dernek   Genel Sekreterliği hakkında yetkisizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, kararda, arama   esnasında ele geçirilen bilgi ve belgelerin hiçbir suç işleme niyeti ya da eylemini ortaya   koymadığını ifade etmiştir. Öte yandan, ele geçirilen bilgi ve belgelerin kanıt olarak   değerlendirilmesi ve bu nedenle alıkonulması gerektiği sonucuna varmıştır.   Haziran 1999 tarihinde yapılan arama esnasında el konulan her şey, 2004 yılının Mayıs   ayında, Mazlumder genel merkezine iade edilmiştir. Bunu müteakiben, başvuran,   videokasetlerini geri almıştır.   HUKUK   I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI   Başvuran, AİHS’nin 8. Maddesi ile AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi uyarınca,   hem evi ile işyerinin aranmasından hem de videokasetlerine el konulmasından şikayetçi   olmuştur. Ayrıca, AİHS’nin 13. Maddesi kapsamında, AİHS’den doğan mağduriyeti ile ilgili   olarak iç hukukta etkili başvuru yollarının bulunmadığından şikayetçi olmuştur   A. Altı ay kuralı   Hükümet, başvuranın 27 Mart 2001 tarihli başvuru formunun, AİHM’ye, 6 Nisan 2001   tarihinde ulaştığını, ancak ulusal makamların nihai kararlarının 19 Eylül 2000 tarihinde   verildiğini belirtmiştir. Bu nedenle, başvurunun, altı ay kuralını yerine getirmemesi nedeniyle   reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.   AİHM, başvuranın, başvurusunun esaslarını AİHM’ye açıkladığı ilk dilekçesinin 5 Ocak   tarihli olduğunu ve bu dilekçenin aynı gün Sekretarya’ya faks ile gönderildiğini   kaydeder. Başvuranın şikayetlerinin, AİHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde öngörülen altı aylık süre   içinde sunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Hükümet’in konuyla ilgili ön itirazını   reddeder.   B. İç hukuk yollarının tüketilmemesi   Hükümet, başvuranın, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, Mazlumder’in genel   merkezleri ile şubelerine arama yapılması için izin veren 16 Haziran 1999 tarihli kararına   itiraz dilekçesi sunmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun   103. Maddesi uyarınca, başvuranın, videokasetlerini geri almak için dava açma olanağının   bulunduğunu savunmuştur. Sonuç olarak, başvuranın AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.   Maddesi kapsamındaki şikayeti, AİHS’nin 35. Maddesi uyarınca iç hukuk yollarını   tüketmediği için reddedilmelidir.   Hükümet’in itirazının ilk kısmı ile ilgili olarak, AİHM, Ankara Devlet Güvenlik   Mahkemesi hakiminin verdiği arama izninin, yönetim kurulu üyelerinin evleri ile işyerlerinin   değil, yalnız derneğin genel merkezi ile şubelerinin aranmasına izin verdiğini gözlemler. Öte   yandan, başvuranın şikayeti, usulünce verilmiş bir hakim kararı olmaksızın evi ile işyerinin   aranması ve eşyalarına polis tarafından el konulması ile ilgilidir. Başvuranın AİHS’den doğan   mağduriyeti ile ilgili olarak, mahkemenin verdiği arama izni aleyhinde itiraz dilekçesi   vermesinin, iç hukukta etkili bir başvuru yolu olmayacağı anlaşılmaktadır.   Hükümet’in itirazının ikinci kısmı ile ilgili olarak, AİHM, Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nun 103. Maddesi’nin, işlendiği iddia edilen suçtan mağdur olan kimseden alınmış   olan eşyanın mağdura geri verilmesi ile ilgili olduğunu gözlemler. AİHM, başvuranın, yetkili   makamların soruşturduğu ve işlendiği iddia edilen suçun mağduru olmadığından, Ceza   Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 103. Maddesi’nin, başvuranın el konulan eşyasının iade   edilmesi için hukuki bir çare teşkil edemeyeceğini kaydeder.   Yukarıda anılanlar göz önüne alınarak, AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder ve   başvurunun AİHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder.   Ayrıca başvurunun, diğer bakımlardan da kabuledilmez olmadığını ve bu nedenle   kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydeder.   II. AİHS’NİN 8. VE 13. MADDELERİ İLE AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1.   MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, evi ile işyerinin aranmasından, videokasetlerine el konulmasından ve AİHS’den   doğan mağduriyeti için etkili iç hukuk yollarının bulunmayışından şikayetçi olmuştur.   Başvuran, AİHS’nin 8. ve 13. Maddeleri ile AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ne   atıfta bulunmuştur. Bu Maddelerin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:   Madde 8   “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.   Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyetinin   … korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak   koşuluyla söz konusu olabilir.”   Madde 13   “Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru   yapabilme hakkına sahiptir.”   AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol Madde 1   “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun   genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek   veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri   yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   A. Tarafların savları   Başvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi hakiminin verdiği mutlak yetki   olmaksızın evi ile işyerinin aranması ile arama ve el koymaların keyfiliğinin yasalara aykırı   olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, arama esnasında el konulan videokasetlerin, ancak aramanın   üzerinden dört yıl, Dernek Genel Sekreterliği ile ilgili yetkisizlik kararının üzerinden ise bir   yıl geçmesinin ardından iade edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran, videokasetlerinden geçici   bile olsa mahrum kalmasının, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlalini teşkil   ettiğini belirtmiştir. Ayrıca, ne aramaya usulüne uygun olarak yetki veren bir belgenin ne de   el konulan ve kopyalanan belgelerin listesinin verildiğinden şikayetçi olmuştur.   Hükümet, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin   Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 13. Maddesi ile Ceza Muhakemeleri   Usulü Kanunu’nun 86, 94, 95, 96, 97 ve 98. Maddeleri’ne uygun olarak, başvuranın evi ile   işyerinin aranması ve kişisel eşyaları ve belgelerine el konulmasına yetki verdiğini   savunmuştur. Hükümet, 16 Haziran 1999 tarihli arama izninin, tüm yönetim kurulu üyelerinin   evleri ile işyerlerinin aranmasına açıkça yetki vermese de, Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nun 94. ve 95. Maddeleri ışığında, yasal olarak başvuranın evi ile işyerini kapsadığı   biçiminde yorumlanabileceğini ileri sürmüştür.   Ayrıca, Hükümet, başvuranın videokasetlerine el konulmasının, AİHS’ye Ek 1 No’lu   Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında herhangi bir sıkıntıya mahal vermediğini, zira bu madde   kapsamında, başvuranın eşyalarıyla ilgili her türlü müdahalenin, bu madde çerçevesinde kamu   yararına haklı çıkarıldığını iddia etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, aramanın düzensizlik ve   suçun önlenmesi için AİHS’nin 8 § 2. Maddesi uyarınca gerekli olduğunu vurgulamıştır.   Ayrıca, imzaladıkları tutanakta görüldüğü üzere, başvuran ve eşinin aramaya rıza   gösterdiklerini de kaydetmiştir.   Başvuranın, AİHS’nin 13. Maddesi uyarınca bulunduğu şikayetle ilgili olarak, Hükümet,   Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 90. Maddesi’ne uygun olarak, eşyalara el   konulmasının yasallığının incelenmesi için mahkeme talebinde bulunma olanağına   göndermede bulunmuştur. Ayrıca, başvuranın, evine girmelerine izin vermeyerek polise   direnebileceğini ileri sürmüştür.   Sonuç olarak, Hükümet, başvuranın, hem AİHS’nin 8. ve 13. Maddeleri, hem de AİHS’ye   Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki şikayetlerinin, tümüyle temelsiz olduğunu   iddia etmiştir.   B. AİHM’nin değerlendirmeleri   AİHM, öncelikle, başvuranın AİHS’nin 8. Maddesi kapsamındaki şikayetlerini   inceleyecektir.   AİHM, başvuranın evinin aranması ve videokasetlerine el konulmasının, bu madde   uyarınca haklarına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır. Benzer biçimde, işyerinin   aranması ile burada bulunan bazı belgelerin kopyalanmasının, konutuna saygı gösterilmesi   hakkına müdahaleye eşdeğer olduğu kanısındadır (bkz. Niemietz – Almanya kararı, Elçi ve   Diğerleri – Türkiye, 23145/93 ve 25091/94). Bu müdahalenin, 8. Madde’nin 2. fıkrası   uyarınca haklı olup olmadığı ve özellikle tedbirlerin bu fıkrada belirtilen amaçlar   doğrultusunda “yasaya uygun” olup olmadığı soruları ise yanıtlanmayı beklemektedir.   AİHM, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin çıkardığı arama izninin, yalnız derneğin   genel merkezi ile şubelerinin aranmasına yetki verdiğini gözlemler. Cumhuriyet Savcısı,   ortada ivedi bir durum olduğunu savunarak, arama izninin kapsamını genişletmiş, derneğin   genel başkanı ile yönetim kurulu üyelerinin evleri ile işyerlerinin aranması emri vermiştir.   Bunun ardından, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı, Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Cumhuriyet   Savcısı’nın arama emirlerini yöneticilere bildirirken, yalnız genel başkan ile yönetim kurulu   üyelerinin evleri ile işyerlerinin değil, tüm şubelerin yönetim kurulu üyelerine ait ev ve   işyerlerinin aranmasını belirtmiştir.   AİHM, mahkemenin ilk verdiği ve daha sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından genişletilen   arama izninin, İçişler Bakanlığı Müsteşarı tarafından İzmir şubesi yönetim kurulu üyesi olan   başvuranın evi ile işyerini de kapsayarak fazla geniş biçimde yorumlandığı kanısındadır.   AİHM, arama ile eşyalara el koymanın büyük çapta olduğunu ve dernekle ilgili gizli bilgi ve   belgelerin özel yetki olmaksızın alınmış olduğunu gözlemler. Ne arama öncesinde ne de   sonrasında, başvurana mahkeme izni gösterilmiştir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun   90. Maddesi’nin koştuğu üzere, tedbirin alınmasından itibaren üç gün içinde eşyalara el   konulması ve belgelerin kopyalanmasını teyit eden bir mahkeme kararı bulunmamaktaydı.   Benzer biçimde, kopyalanan belgelerin listesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 90.   Maddesi’ne riayet edilmeyerek, başvurana verilmemiştir.   AİHM ayrıca, başvuranın, bu davaya adı karışan görevliler aleyhinde cezai takibat   başlatılması talebinin, hiçbir gerekçe verilmeden reddedildiğini, evinin aranması sırasında el   konulan videokasetlerin iade edilmesi talebinin ise yanıtsız bırakıldığını kaydeder.   Özetle, AİHM, başvuranın evi ile işyerinin aranması ve eşyaları ile belgelerine el   konulmasının, uygun hiçbir izin ya da teminat olmaksızın gerçekleştirildiği kanısındadır (bkz.   yukarıda sözü edilen Elçi ve Diğerleri kararı). Bu koşullarda, AİHM, başvuranın haklarına   müdahalenin “yasalara uygun” olduğunun kanıtlanamadığı sonucuna varmıştır. Buna göre, bu   konuda 8. Madde ihlal edilmiştir. Bu sonuç ışığında, AİHM, AİHS’nin bu Maddesinden   doğan diğer meselelerin haklılıklarını incelemenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.   AİHM ayrıca, AİHS’nin 8. Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna varmasını göz önünde   bulundurarak, başvuranın, AİHS’nin 13. Maddesi ile AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.   Maddesi kapsamındaki şikayetlerini ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır   (bkz. mutatis mutandis, Monory – Romanya ve Macaristan, 71099/01).   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran, manevi tazminat olarak 20.000 Euro (EUR) talep etmiştir.   Hükümet, bu talebin, haddinden fazla olmasının yanısıra temelsiz olduğunu ileri   sürmüştür.   AİHM, başvuranın, yalnız ihlalin var olduğunun tespit edilmesiyle karşılanamayacak bir   manevi zarara uğradığı kanısındadır. Bu davada tespit edilen ihlalin niteliğiyle ilgili olarak,   AİHM, tarafsızlık esasıyla, başvurana 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   B. Mahkeme masrafları   Başvuran, mahkeme masrafları için 5.000 Euro talep etmiştir.   Hükümet, yalnız gerçekten yapılan harcamaların geri ödenebileceğini belirtmiştir. Bu   bağlamda, Hükümet, başvuranın tüm mahkeme masraflarını belgelemesi gerektiğini, yaklaşık   rakamların harcamaları kanıtlamak için değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.   Tarafsızlık esasıyla ve içtihadında koşulan ölçütleri göz önünde tutarak, AİHM, başvurana   mahkeme masraflarıyla ilgili olarak 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.   C. Gecikme faizi   AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 8. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 13. Maddesi ile AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki   şikayetleri ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına;   4. a) Sorumlu Devlet’in, aşağıdaki miktarları, AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre, nihai   kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Yeni   Türk Lirası’na çevirerek, başvurana ödemesine:   (i)   2.000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;   (ii)   mahkeme masrafları için 1.000 Euro (bin Euro);   (iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre   için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.   5. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 24 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S. DOLLÉ   J.-P. COSTA   Zabıt Katibi   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło