71354/01
WyrokETPCz2007-03-27ECLI:CE:ECHR:2007:0327JUD007135401
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze stanowisko, że obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa, orzekającego w sprawach cywilnych, narusza wymóg niezawisłości i bezstronności sądu wynikający z art. 6 ust. 1 Konwencji. W odniesieniu do zarzutu przewlekłości postępowania, Trybunał uznał, że choć postępowanie trwało prawie pięć lat, to jego złożoność oraz znaczne opóźnienia spowodowane nieobecnością skarżącego i jego obrońcy na wielu rozprawach, nie pozwalają na przypisanie odpowiedzialności władzom krajowym za nadmierny czas trwania procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Fehmi Koç, został aresztowany 12 marca 1995 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji. 3 czerwca 1999 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy, skazał go na karę śmierci, zamienioną na dożywocie, za działania mające na celu oderwanie części terytorium narodowego. Wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 21 lutego 2000 roku. Skarżący zarzucił brak niezawisłości i bezstronności sądu oraz przewlekłość postępowania.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. uznał skargę za dopuszczalną;
2. stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w zakresie niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır;
3. uznał, że nie ma potrzeby badania skargi dotyczącej rzetelności postępowania na podstawie art. 6 ust. 1 Konwencji;
4. stwierdził brak naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji w zakresie przewlekłości postępowania;
5. nie zasądził żadnego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL OF
EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ DAİRE
FEHMİ KOÇ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 71354/01)
KARAR
STRAZBURG Mart 2007
Bu karar, AİHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle
ilişkin değişiklik yapılabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULİ İŞLEMLER
Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Fehmi Koç’un (“başvuran”), İnsan Haklarını ve
Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca, 28 Ekim tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı
başvurudur (başvuru no: 71354/01).
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1965 doğumlu olup şu an Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.
Başvuran, 12 Mart 1995’te, yasadışı bir örgüte üye olma şüphesiyle gözaltına
alınmıştır.
Başvuran, 10 Nisan 1995’te, kendisinin tutuklu yargılanması emrini çıkaran
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tek yargıcı huzuruna çıkarılmıştır. Mahkeme
huzurundaki dava sırasında, başvuran, gözaltındayken imzalamış olduğu ifadeleri inkar
etmiştir. Nisan 1995’te, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı,
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne, başvuranı ve diğer on altı şüpheliyi, Ceza
Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, ulusal toprakların bir kısmını ayırma amacıyla
eylemlerde bulunmakla suçlayan bir ithamname vermiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, cezai kovuşturma sırasında otuz duruşma
yapmış ve on yedi tanığı dinlemiştir. Haziran 1999’da, iki sivil ve bir askeri hakimden oluşan Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi, başvurana suçlandığı sebeplerden dolayı hüküm giydirmiş ve Ceza Kanunu’nun
125. Maddesi uyarınca başvuranı ölüm cezasına çarptırmıştır. Başvuranın duruşma sırasındaki
tavrı göz önünde bulundurularak, ölüm cezası, müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Haziran 1999’da, başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararına itiraz etmiştir. Şubat 2000’de, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onaylamıştır. Mayıs 2000’de, Yargıtay’ın kararı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
sekretaryasına gönderilmiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile
kovuşturmanın tarafsızlığıyla ilgili
Başvuran, kendisini yargılayan ve suçlu bulan Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin hakimler kurulunda askeri bir hakimin bulunması nedeniyle, bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanmamaktan dolayı şikayetçi olmuştur.
Başvuran, ayrıca, hüküm giymesinin somut bir kanıta dayanmaması nedeniyle, yerel
mahkemeler huzurunda adil bir yargılanmaya tabi tutulmadığını da iddia etmiştir. Başvuran,
AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’ni ileri sürmüştür.
1. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AİHS’nin 35. Maddesi uyarınca, başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şikayetinin altı ay kuralına uyulmadığı
gerekçesiyle kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikayetçi olduğu için,
mahkemenin karar tarihi olan 3 Haziran 1999’dan itibaren altı ay içerisinde AİHM’ye dava
açmış olması gerektiğini ileri sürmüştür.
Hükümet, ayrıca, bu şikayetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle de zaten
kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın bu şikayetini yere
mahkemelere sunmadığını iddia etmiştir. Bu bakımdan, AİHM’nin içtihadına atıfta
bulunmuştur (özellikle, Remli / Fransa, 23 Nisan 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar
Raporları 1996-II, s. 571, § 33).
Hükümet’in altı ay kuralına uyulmadığı iddiasına ilişkin ilk itirazıyla ilgili olarak,
AİHM, geçmişte Hükümet’in benzer ilk itirazlarını inceleyip bunları reddettiğini
yinelemektedir (bkz, Özdemir / Türkiye, no. 59659/00, § 29, 6 Şubat 2003; Doğan ve Keser /
Türkiye, no. 50193/99 ve 50197/99, § 17, 24 Haziran 2004). AİHM, sözkonusu davada,
yukarıda bahsedilen davalarda vermiş olduğu kararlardan ayrılmak için hiçbir gerekçe
görmemektedir.
İç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasına ilişkin itirazla ilgili olarak, AİHM, bu
başvuruda, benzer davalarda vermiş olduğu kararlardan ayrılmak için hiçbir dayanak
görmemektedir (bkz, Vural / Türkiye, no. 56007/00, § 22, 21 Aralık 2004; Çolak / Türkiye
(no. 1), no. 52898/99, § 24, 15 Temmuz 2004; Özel, yukarıda kaydedilen, § 25).
Buna göre, AİHM, Hükümet’in ilk itirazlarını reddetmektedir.
AİHM, içtihadının ışığında ve kendisine sunulan belgeleri göz önünde bulundurarak,
başvuranın şikayetlerinin, AİHS kapsamında, belirlenmesi esasların incelenmesine bağlı
olması gereken karmaşık hukuk sorunları ve maddi sorunlar ortaya çıkardığını belirtmektedir.
AİHM, bu nedenle, AİHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının asılsız
olmadığı sonucuna varmaktadır. Başvurunun kabuledilmezliği yönünde karar vermek için
başka hiçbir gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabuledilebilir olduğu
yönünde karar verilmelidir.
2. Esaslar
a) Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile
kovuşturmanın tarafsızlığıyla ilgili
Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Devlet’in güvenliğine ve bütünlüğüne
karşı oluşturulan tehditlerle mücadele etmek üzere kanun tarafından kurulduklarını ileri
sürmüştür. Hükümet, sözkonusu davada, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
bağımsızlığıyla ilgili meşru bir şüphesi olduğunu saptamak için hiçbir dayanak olmadığını
iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, askeri hakimlerin artık bu mahkemelerde bulunmayacağına
ilişkin 1999 yılında yapılan anayasal değişikliğe de atıfta bulunmuştur. Hükümet, bu
bağlamda, devlet güvenlik mahkemelerinin 2004 yılında kaldırıldığını belirtmiştir.
AİHM, geçmişte benzer davaları incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlalini
saptadığını belirtmektedir (bkz, Özel, yukarıda kaydedilen, §§ 33-34; Özdemir, yukarıda
kaydedilen, §§ 35-36). AİHM, sözkonusu davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe
görmemektedir. AİHM, buna göre, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna
varmıştır.
b) Kovuşturmanın tarafsızlığıyla ilgili
AİHM, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde
yargılanma hakkına ilişkin saptamasını göz önünde tutarak, başvuranın kovuşturmanın
adaletsizliğine ilişkin şikayetinin geri kalan kısmının da incelenmesi gerektiği kanısına
varmıştır (Işık / Türkiye, no. 50102/99, § 38-39, 5 Haziran 2003).
B. Kovuşturmanın süresiyle ilgili
Başvuran, sözkonusu kovuşturmanın süresinin, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nde
öngörülen “makul süre” koşuluna ters düştüğünü ileri sürmüştür.
Hükümet, başvuranın iddiasına itiraz etmiş ve kovuşturmanın süresinin makul süreyi
aşmadığını ifade etmiştir. Hükümet, ulusal makamların başvuran dahil on yedi kişinin içinde
bulunduğu çok ciddi olayları soruşturmak zorunda kaldığını belirterek, davanın karmaşık bir
niteliği olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, bu bağlamda, cezai takibat yetkililerinin,
başvuranın başta 25 Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır’da bir otobüsün yakılması, 5 Mart 1995
tarihinde futbol maçı sırasında bir stadyuma bombalı saldırı düzenlenmesi ve 20 Mart 1995
tarihinde bir trafoya bombalı saldırı düzenlenmesi gibi birçok yasadışı eyleme karıştığını
ispatlamak zorunda kaldığını belirtmiştir.
Hükümet, ayrıca, başvuranın cezai kovuşturmanın neredeyse üç yıl gecikmesine neden
olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 27 Haziran
1998, 1 Temmuz 1998, 3 Eylül 1998, 22 Ekim 1998, 10 Aralık 1998, 11 Şubat 1999 ve 15
Nisan 1999 tarihli duruşmalarına katılmadığını belirtmiştir. Başvuran ve avukatı, son
savunmalarını yapmak için 20 Mayıs 1999 ve 3 Haziran 1999 tarihli duruşmalara da
katılmamıştır. Başvuran, güvenlik güçleri tarafından aranmak istemediği için bu duruşmalara
katılmayı reddetmiştir.
AİHM, kovuşturmanın, başvuranın gözaltına alındığı 12 Mart 1995 tarihinde başlayıp
Yargıtay’ın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onayladığı 21 Şubat 2000
tarihinde sona erdiğini belirtmektedir. Böylece, kovuşturma dört yıl on bir ay sürmüştür.
AİHM, kovuşturma süresinin makul olup olmadığının dava koşulları ışığında ve
özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili makamların tutumu ve anlaşmazlıkta
başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi AİHM içtihadında belirlenen kriterlere göre
değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (bkz, diğerleri arasında, Pélissier ve Sassi /
Fransa [GC], no. 25444/94, § 67, ECHR 1999-II).
AİHM, sözkonusu davanın, özellikle şüphelilerin sayısı ve yerel mahkemelerin ciddi
olaylara ve her şüphelinin tek tek suçlara karıştıklarına dair gerçekleri saptamakta
karşılaştıkları zorluklar nedeniyle karmaşık bir niteliğe sahip olduğunu belirtmektedir.
Ulusal makamların tutumuna gelince, AİHM, yalnızca Devlet’in sorumlu
tutulabileceği gecikmelerin “makul sürenin” aşıldığı yönünde bir saptamayı
doğrulayabileceğini yinelemektedir (Papachelas / Yunanistan [GC], no. 31423/96, § 40,
ECHR 1999-II). AİHM, bu bağlamda, başvuranın ulusal makamlara atfedilebilecek bir
durgunluk sürecini göstermediğini belirtmektedir.
Başvuranın tutumuna gelince, Hükümet’in ifadelerinden, başvuranın ve avukatının on
duruşmaya katılmadığı anlaşılmaktadır; bu da kovuşturmanın önemli ölçüde gecikmesine
neden olmuştur. Başvuran, bu ifadelere itirazda bulunmamıştır.
AİHM, yukarıda anlatılanları gözönünde bulundurarak, Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi huzurunda gerçekleşen ve dört yıl bir ay yirmi gün süren kovuşturmanın
uzunluğundan ulusal makamların sorumlu tutulamayacağını belirtmektedir. Yargıtay
huzurundaki kovuşturma yaklaşık sekiz buçuk ay sürmüştür; bu sürenin de aşırı olduğu
söylenemez.
Buna göre, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlali sözkonusudur.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. Maddesi:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
Başvuran, Mahkeme Sekretaryası’nın 8 Kasım 2005 tarihli mektubunda kendisinden
adil tazmin için talepte bulunmasını istemesine rağmen, adil tazmin talebinde bulunmamıştır.
AİHM, rakamlarla belirlenen bir talep olmadığı için, bu bağlamda herhangi bir tazminat
ödenmesini öngörmemektedir (bkz, AİHM İçtüzüğü, Madde 60 §§ 1 ve 2).
Başvuran, adil tazmin talebinde bulunmasa da, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi uyarınca,
AİHM’nin başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığını
saptadığı durumda, AİHM, prensip olarak, en iyi çözümün başvuranın kısa bir süre içinde
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanmasını sağlamak olduğu
görüşündedir (Gençel / Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı
iddiasına ilişkin şikayetiyle ilgili olarak, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın AİHS’nin 6 § 1 Maddesi uyarınca kovuşturmanın adil olmadığına dair
yapmış olduğu şikayeti incelemeye gerek olmadığına;
4. Kovuşturmanın süresiyle ilgili olarak AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edilmediğine;
5. Adil tazmin bakımından herhangi bir tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 27 Mart 2007 tarihinde, İçtüzüğün 77.
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Fatoş ARACI
Nicolas BRATZA
Bölüm Sekreteri
Başkan
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło