71459/01

WyrokETPCz2006-10-31ECLI:CE:ECHR:2006:1031JUD007145901

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zakaz dystrybucji i wywieszania plakatów partii politycznej w regionie objętym stanem wyjątkowym stanowił naruszenie wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz czy istniał skuteczny środek odwoławczy od tej decyzji (art. 13 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zakaz dystrybucji i wywieszania plakatów partii politycznej stanowił ingerencję w wolność wyrażania opinii, która nie była "konieczna w demokratycznym społeczeństwie". Pomimo trudności związanych z walką z terroryzmem i napięć politycznych w regionie, władze nie uzasadniły w wystarczający sposób, dlaczego plakat miałby propagować przemoc lub zagrażać demokracji. Trybunał podkreślił, że szerokie uprawnienia władz stanu wyjątkowego do zakazywania publikacji, bez skutecznej kontroli sądowej, pozbawiły skarżącego niezbędnych gwarancji przed arbitralnością. Dodatkowo, brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji administracyjnej naruszył prawo do skutecznego środka prawnego.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdullah Levent Tüzel, urodzony w 1961 roku, mieszka w Stambule i jest przewodniczącym partii EMEP. W kwietniu 2001 roku, biuro partii w Diyarbakırze zwróciło się o pozwolenie na dystrybucję plakatu zatytułowanego „Z programem pracy na 1 Maja dla Turcji bez MFW”. Dyrekcja Bezpieczeństwa Diyarbakıru wnioskowała o odmowę pozwolenia, twierdząc, że treść plakatu może wywołać prowokacje i przemoc, zagrażając porządkowi publicznemu. 27 kwietnia 2001 roku, biuro partii zostało poinformowane o decyzji gubernatora prowincji z 26 kwietnia 2001 roku, zakazującej wywieszania plakatu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał orzekł jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 2. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącego 1.500 Euro tytułem szkody niemajątkowej oraz 1.000 Euro tytułem kosztów i wydatków. 4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   TÜZEL - TÜRKİYE DAVASI (2)   (Başvuru no:71459/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   EKİM 2006   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 71459/01 başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı   Abdullah Levent Tüzel’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Mayıs 2001 tarihinde   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından   K.T.Sürek tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir ve EMEP’in (Emeğin Partisi) genel   başkanıdır.   EMEP’in Diyarbakır bürosu başkanı 24 Nisan 2001 tarihinde, partinin merkez yürütme kurulu   tarafından hazırlanan “ İMF’siz Türkiye için emek programıyla 1 Mayıs’a” başlıklı bir afişin   dağıtılması için Diyarbakır Valiliği’nden izin istemiştir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü 25 Nisan 2001 tarihinde, Valilik’ten istenilen iznin verilmemesini   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   istemiştir. Sözkonusu afişin bölgede dağıtılmasının, provokasyon yaratan ve şiddet uyandıran içeriği   nedeniyle kamu düzeni ve güvenliğine zarar vereceğini belirtmiştir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü 27 Nisan 2001 tarihinde, sözkonusu afişin asılmasınıyasaklayan 26   Nisan 2001 tarihli Valilik Kararını partinin yerel bürosuna tebliğ etmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI   Başvuran, partisinin afişlerinin Olağanüstü Hal bölgesinde dağıtımının ve asılmasının   yasaklanmasının AİHS’nin 10. ve 11. maddelerinin ihlaline yol açtığını iddia etmektedir.   AİHM, bu şikayetlerin AİHS’nin 10. maddesi uyarınca incelenmesinin yerinde olacağıkanısındadır.   Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin 10. maddenin ikinci   paragrafıçerçevesinde öngörüldüğünü savunmaktadır. Hükümet dava konusu yasaklamanın   olayların meydana geldiği dönemde sözkonusu bölgede yürütülen terör faaliyetleri gözönüne   alınarak değerlendirilmesi gerektiğini açıklamaktadır. Hükümet’e göre dava konusu afiş kamu   düzenini sarsacak niteliktedir. Hükümet bu bağlamda daha önceki yıllarda onlarca kişinin öldüğü 1   Mayıs kutlamalarında meydana gelmiş olan olayları hatırlatmaktadır. Olası suçlarıönlemek için bu   afişlerin dağıtılmasına izin verilmemesi gerekiyordu. Son olarak Hükümet, alınması gereken   tedbirler konusunda elinde bulunan takdir payını ileri sürmektedir. Bu takdir payı, makamlar kamu   düzeni ve güvenliğini tehdit eden tehlikelerle karşı karşıya kaldığında daha da önem kazanmaktadır.   Başvuran bu argümanlara itiraz etmektedir.   AİHM, sözkonusu yasaklama kararının başvuranın AİHS’nin 10 § 1. maddesi ile güvence altına   alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilaf   bulunmadığını not etmektedir. Yapılan müdahalenin AİHS’nin 10 § 2. maddesi uyarınca kanun   tarafından öngörüldüğüne, toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amacı izlediğine itiraz   edilmemektedir (Bkz. Çetin ve diğerleri). Bu husus dikkate alınmakta, bununla birlikte müdahalenin   «demokratik bir toplum için zorunluluk» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.   AİHM, daha önce de benzer sorunları ele alan kararların incelendiğini ve bunların AİHS’nin   10. ve 11. maddelerinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Çetin ve diğerleri   kararı; Güneri ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 42853/98, 43609/98 ve 44291/98, 12 Temmuz 2005   ve Yeşilgöz-Türkiye kararı, no: 45454/99, 20 Eylül 2005).   AİHM, Olağanüstü Hal’e ilişkin 2935 sayılı Kanun’un 11 e) ve 430 sayılı Kanun Hükmünde   Kararname’nin 1 a) maddelerinin Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne bölgede kamu düzenini bozacak   her türlü dolaşımı ve yazılı dağıtım yapmayı, halkı kışkırtmayı, güvenlik güçlerinin görevlerini   yapmalarına engel olmayı yasaklama yetkilerini tanıdığını not etmektedir. Genişölçüde yer alan bu   hükümler, kısıtlama getirmek ve yayınların dağıtımını yasaklamak için Olağanüstü Hal Bölge   Valiliği’ne idari anlamda oldukça geniş yetkiler tanımaktadır.   Öngörülen böylesi kısıtlamalar, a priori, AİHS ile bağdaşmamaktadır. Bunun yanı sıra, bu   hükümlerin getireceği kısıtlama sınırının özel bir hukuki çerçeve dahilinde olması ve keyfi   uygulamalar karşısında etkili hukuki bir denetim mekanizmasının bulunması gerekmektedir. Oysa   AİHM, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne bu yetkileri tanıyan hükümlerin kesin ve etkili hukuki bir   denetim mekanizmasından kaçındığını gözlemlemektedir. Yayınların idari bakımdan   kısıtlanmasının denetime tabi olmaması başvuranı muhtemel keyfi uygulamalardan kaçınmak için   gerekli güvencelerden yoksun bırakmaktadır (Çetin ve diğerleri). AİHM başvuranın AİHS’nin 13.   maddesine dayandırdığışikayeti incelerken bu soruna tekrar değinecektir.   AİHM, incelenmesi istenilen davayı çevreleyen olayları, özellikle terörle mücadelede karşılaşılan   güçlükleri dikkate almaktadır. AİHM nezdinde, olayların meydana geldiği sözü edilen bölgede   hüküm süren siyasi tansiyonun belirli bir ağırlığı bulunmaktadır. Bununla birlikte yasaklama   kararının gerekçelendirilmediğini hatırlatmak gerekir (Çetin ve diğerleri kararı,). Üstelik, sözkonusu   afişin şiddet yanlısı fikirlerin propagandasını yaptığının, demokrasiyi yadsıdığının veya   yasaklanmasını haklı çıkarır potansiyel bir zararıbulunduğunun hiçbir ibaresi bulunmamaktadır   (Bkz. mutatis mutandis, Güneri ve diğerleri kararı).   AİHM, yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında, sözkonusu yasaklamanın «demokratik bir   toplum için gerekli» sayılamayacağı sonucuna varmaktadır.   Bu nedenle, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI   Başvuran bir yargı organı tarafından alınmayan yasaklama kararı nedeniyle adil bir mahkemede   yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin   6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 13. maddesi altında incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir.   AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin iç hukukta Sözleşme ile sağlanan temel hak ve özgürlüklere   imkân tanıyan başvurunun varlığını garanti altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu hüküm iç hukukta   sonucu itibariyle «savunulabilir bir şikayeti» ve buna uygun bir başvurunun varlığınıöngörmektedir   (Bkz. diğerleri arasında, Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96).13. maddenin Sözleşmeci Devletlere   getirdiği yükümlülük başvuranın şikayetinin niteliğine göre işlerlik kazanmaktadır. Bununla birlikte,   AİHS’nin 13. maddesi ile öngörülen başvuru hukukta olduğu kadar uygulamada da «etkili»   olmalıdır (Bkz. örneğin İlhan-Türkiye kararı, no: 22277/93).   AİHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere, Olağanüstü Hal Bölge Valisi’ne yetkilerini veren   düzenlemenin uygulanmasında etkili bir adli kontrol uygulanmamaktadır.   Bu nedenle AİHM, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin almış olduğu karara itirazda bulunulacak iç   hukukta etkili bir başvurunun bulunmaması nedeniyle AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine   kanaat getirmektedir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, 5.000 Euro tutarında manevi zarara uğradığını ileri sürmektedir.Hükümet bu miktara   itiraz etmektedir. AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak başvurana   manevi zarar   için 1.500 Euro tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, AİHM yetkili organları nezdinde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 3.000 Euro   talep etmektedir. Başvuran hiçbir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.   Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.   AİHM elinde bulunan unsurlar ve konuya ilişkin yerleşik içtihadıışığında, başvurana masraf ve   harcamalar için toplam 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık   bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin   başvurana;   i. manevi tazminat için 1.500 (bin beş yüz) Euro;   ii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödemesine;   iii. belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine   uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło