71517/01

WyrokETPCz2005-11-10ECLI:CE:ECHR:2005:1110JUD007151701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania pierwszego skarżącego naruszyła art. 5 ust. 3 Konwencji? Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 5 ust. 3, Trybunał podkreślił, że władze krajowe mają obowiązek dołożyć należytej staranności, aby długość tymczasowego aresztowania nie przekroczyła rozsądnego limitu, a powody aresztowania muszą być „istotne” i „wystarczające”. W niniejszej sprawie Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) stosował szablonowe uzasadnienia, takie jak „charakter zarzucanego przestępstwa” czy „stan dowodów”, a w czterech przypadkach w ogóle nie podał uzasadnienia, co Trybunał uznał za niewystarczające. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał ocenił długość postępowania (ponad sześć lat w dwóch instancjach) w świetle złożoności sprawy, zachowania skarżących i władz, uznając ją za nadmierną, zwłaszcza biorąc pod uwagę, że skarżący byli pozbawieni wolności przez znaczną część tego okresu.
Stan faktyczny
Skarżący Abdulcelil Gezici (ur. 1968) i Kutbettin İpek (ur. 1953), obywatele Turcji, zostali aresztowani 25 lipca 1994 r. i tymczasowo aresztowani. Zostali oskarżeni o pomoc i podżeganie do PKK. Pierwszy skarżący był tymczasowo aresztowany przez około pięć lat i trzy miesiące, do 9 listopada 1999 r. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır (DGM) skazał ich 30 listopada 1999 r., a wyrok został zatwierdzony przez Sąd Kasacyjny 6 listopada 2000 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargi dotyczące długości tymczasowego aresztowania pierwszego skarżącego i długości postępowania karnego za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 § 3 Konwencji w odniesieniu do pierwszego skarżącego. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz Abdulcelila Gezici 8 000 EUR i na rzecz Kutbettina İpeka 4 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej, a także 2 000 EUR łącznie na rzecz skarżących tytułem kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   GEZİCİ ve İPEK - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 71517 / 01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (71517 / 01) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülkenin iki vatandaşı Abdulcelil Gezici ve Kutbettin İpek’in (başvuranlar) 31 Ocak 2000 tari-   hinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi   uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)   önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Başvuranlar sırasıyla 1968 ve 1953 doğumlu olup Van’da ikamet etmektedirler.   Başvuranlar 25 Temmuz 1994 tarihinde tutuklanarak gözaltına alınmışlardır. 16 Ağustos 1994   tarihinde Gevaş Sulh Ceza Mahkemesi yetkili hakimi karşısına çıkarılan başvuranların tutuklu   yargılanmalarına karar verilmiştir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 5 Ekim 1994 tarihinde   başvuranları ve diğer on yedi kişiyi PKK’ya yardım ve yataklık etme suçu ile itham etmiş ve   TCK’nın 168. ve 169. maddelerinin uygulanmasına istinaden mahkumiyetlerini talep etmiştir.   DGM, 8 Aralık 1994 tarihinde başvuranların savunmalarını dinlemiş ve Cumhuriyet Savcısı’ndan   bir sanığın adresinin araştırılmasını, diğer sanığın ölümünün tespit edilmesini ve Gevaş Asliye   Ceza Mahkemesi’nden başvuranlara ait silahların balistik incelemelerinin yapılarak dava   dosyasına eklenmesini talep etmiştir.   Şubat ve 23 Mart 1995 tarihli duruşmalar sırasında DGM, Gevaş Asliye Ceza Mahkemesi’nden   birçok sanığın beyanlarının, Mersin Asliye Ceza Mahkemesi’nden sanıklardan birinin ifadesinin ve   Van Asliye Ceza Mahkemesi’nden iki görgü tanığının ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.   DGM, 31 Ağustos 1995 tarihinde mevcut davayı halen devam eden diğer dava ile birleştirme   kararı almıştır.   DGM 8 Aralık 1994 ve 19 Aralık 1995 tarihleri arasındaki yedi duruşmada, isnat edilen suçun   niteliğini ve kanıtların durumunu dikkate alarak başvuranların serbest bırakılma taleplerini   reddetmiş, 13 Haziran 1995’te tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.   Cumhuriyet Savcısı 12 Ocak 1996 tarihinde tamamlayıcı ek iddianamesini sunmuş ve   TCK’nın 125. maddesine dayalı olarak başvuranların mahkumiyetlerini istemiştir.   DGM, 7 Mayıs-14 Ağustos 1996 tarihleri arasında üç duruşma gerçekleştirmiş, bu duruşmalar   esnasında iki kez ilk başvuranın mahkeme huzuruna çıkmayı reddettiğini tespit etmiştir.   Mahkeme, Van Ağır Ceza Mahkemesi’nden adresi tespit edilen tanığın ifadesinin alınmasını   ve birçok tanık hakkında ihzar müzekkeresi verilmesini yinelemiştir.   DGM, 16 Eylül 1997’den 1 Eylül 1998’e kadar sekiz duruşma düzenlemiş, isnat edilen suçun   niteliğini ve kanıtların durumunu dikkate alarak başvuranların tutukluluk hallerinin devamına   karar vermiştir.   DGM, 26 Ocak, 2 Mart ve 13 Nisan 1999 tarihlerinde ikinci başvuranın savunmasını   dinlemiş, Van Cumhuriyet Savcılığı’ndan ve 1 no’lu DGM’den gelen evrakları almış ve tanık   ifadelerinin tamamlandığını kaydederek birçok kez Van DGM Cumhuriyet Savcısı’ndan   tamamlayıcı ek iddianameye ilişkin bilgilerin iletilmesini talep etmiştir. Balistik   incelemelerine dair raporları tekrarlayan DGM, bir sanığın adresinin bulunmasını ve tutanakta   yer alan üç silah üzerinde yeni balistik incelemesi yapılmasını istemiştir. Bu duruşmalar   boyunca işlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu gözönünde bulundurarak   başvuranların tutukluluk hallerinin sürmesine karar vermiştir.   DGM, 15 Haziran 1999 tarihinde ikinci başvuranın tahliye edilmesi ve işlenen suçun niteliği   ve kanıtların durumu doğrultusunda birinci başvuranın tutukluluk halinin devamına karar   vermiş, Cumhuriyet Savcısı’na esas hakkındaki tamamlayıcı iddianamesini hazırlaması için   süre tanımıştır.   Cumhuriyet Savcısı 28 Eylül 1999 tarihinde esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur.   Mahkeme sanıkların temsilcilerine savunmalarını hazırlamak için süre tanımış, işlenen suçun   niteliği ve kanıtların durumu doğrultusunda birinci başvuranın tutukluluk süresinin devamına   karar vermiştir.   Başvuranların avukatı 1 Ekim 1999 tarihinde DGM’nin 28 Eylül 1999 tarihli kararına itirazda   bulunmuştur. Müvekkilinin tutuklu yargılandığı tarihi ve aleyhinde kanıtların bulunmayışını   gözlemleyen avukat, tutulu bulundurulma halinin iç hukuka ve AİHS’nin 5. ve 6. maddelerine   aykırı olduğunu iddia etmiştir.   DGM, 5 Ekim 1999 tarihinde bu talebi reddetmiştir.   İlk başvuran 9 Kasım 1999 tarihinde şartlı olarak tahliye edilmiştir.   DGM, 30 Kasım 1999 tarihinde TCK’nın 168 § 2. ve 169. maddelerinin uygulanmasına   dayalı olarak ilk başvuranı on iki yıl altı ay, ikinci başvuranı üç yıl dokuz ay hapis cezasına   çarptırmıştır.   Yargıtay tarafından 6 Kasım 2000 tarihinde onanan İlk derece mahkemesi’nin kararı   başvuranlara 19 Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   İlk başvuran tutuklu yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmakta bu yönde AİHS’nin   § 3. maddesini ileri sürmektedir.   Hükümet, iç hukuk mercilerinin başvuranın tutuklu yargılanma kararını gerekçelendirdiklerini   savunmaktadır. DGM, soruşturmaların sürdürülmesi gerektiğine itibar etmiştir; firar etme   tehlikesi, kamu düzeninin korunması zorunluluğu başvuranların serbest bırakılma taleplerinin   reddedilmesi bakımından yeterince önemli unsurlardır. Başvuranın tutukluluk halinin devamı   gereklilik arz etmiştir ve mahkeme bu yönde yapılan talepleri bertaraf etmiştir.   Başvuran, Hükümetin görüşlerine karşı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe dair   AİHM, yapılan bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı   tespitinde bulunarak esastan incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. AİHM, ayrıca hiçbir   kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemiştir.   B. Esas hakkında   AİHM, ilk olarak, ulusal yetkililere düşen sorumluluğun tutulu bulunan bir kimsenin   tutukluluk süresinin uzunluğunun makul sınırı aşmaması için gerekli özeni göstermek   olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla yetkililerin olayların nedenini ortaya çıkarmaları ve   kamu yararına gerçek bir zorunluluğun varlığını ortaya koymaları veya bertaraf etmeleri,   masumiyet karinesi bakımından, bireysel özgürlük esasına saygılı itirazda bulunmaları ve   alacakları kararlarda yetki genişletilmesinin reddedilmesini dikkate almaları gerekir. AİHM   esas itibariyle sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili tarafından aktarılan olaylara   dayanarak AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini inceleyecektir (Bkz. Assenov   ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, § 154).   Bu bağlamda, bir suça karışmış kimsenin suçlu olduğunu ortaya koyan gerekçeler üzerinde   durmanın sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına uygunluğudur, fakat bu her   zaman yeterli olmamaktadır; AİHM, hukuki merciler tarafından belirlenen gerekçelerin   özgürlüğün kısıtlanması bakımdan meşru olup olmadığını tespit etmek durumundadır. Bu   gerekçelerin «ilgili» ve «yeterli» olduğu hallerde, ulusal yetkililerin soruşturmanın   yürütülmesinde yeterli özeni gösterip göstermediğinin belirlenmesi gerekir (Bkz. diğerleri   arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no:61446/00, § 26, 5 Nisan 2005).   Mevcut durumda, ilk başvuranın tutuklu yargılanma süresi 25 Temmuz 1994 tarihinde   başlamış ve 9 Kasım 1999 tarihinde şartlı tahliye edilmesi ile sona ermiş, yaklaşık beş yıl üç   ay sürmüştür.   Dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın yinelediği   serbest bırakılma taleplerini «isnat edilen suçun niteliği», «delillerin durumu» ve «dava   dosyasının durumu» gibi her duruşmada benzer basmakalıp ifadelerle reddetmiştir. Devlet   Güvenlik Mahkemesi dört kez gerekçe belirtmeksizin başvuranın tutukluluk halinin devamına   karar vermiştir.   Fakat, «delillerin durumu» şayet suçluluğun varlığını, derecesinin ağırlığını ortaya koymaya   yetiyor ve olayların nedenlerini genel olarak açıklamaya yetiyor ise AİHM nezdinde dikkate   alınacak husus budur, öte yandan başvuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu bulundurulma   nedeninin de doğrulanması gerekmektedir (Sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı, § 28).   Son olarak AİHM, Hükümetin görüşlerinde belirttiği firar etme tehlikesi ve kamu düzeninin   korunması zorunluluğu gibi tespitlerin ulusal merciler tarafından dikkate alınmadığını   gözlemlemektedir (Bkz. Acunbay-Türkiye kararı, no: 61442/00 ve 61445/00, § 62, 31 Mayıs   2005).   Bu nedenle AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuranlar yargı sürecinin uzunluğu ile «makul süre» ilkesinin ihlal edildiğini ileri   sürmektedirler.   Başvuranlar 13 Ocak 2004 tarihli kabuledilebilirlik ve esas hakkındaki görüşlerinde   kendilerini yargılayıp, mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesinde askeri bir   hakimi bulundurması nedeniyle «bağımsız ve tarafsız» bir mahkeme sayılamayacağını ve adil   yargılama güvencesini sağlayamayacağını iddia ederek, bu yönde AİHS’nin 6 § 1. maddesinin   ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.   Hükümet, olayların mevcut koşulları gözönünde bulundurulduğunda yargı süresinin makul   olmadığının söylenemeyeceğini kaydederek, davanın karmaşıklığının başvuranlar hakkındaki   delillerin niteliğinin altını çizmektedir. Sözkonusu yargı süreci on dokuz sanığı kapsamakta,   zor ve uzun soluklu soruşturmaları gerekli kılmaktadır. Üstelik, ek iddianameler tamamlayıcı   soruşturmaları zorunlu kılmış, başvuranların birçok duruşmada bulunmayışı sürecin bir hayli   uzamasına katkıda bulunmuştur. Hükümet ayrıca, iç hukuk yetkililerine yüklenebilecek hiçbir   ihmalin ve kusurun bulunmadığını ifade etmektedir.   Başvuranlar, bu görüşlere karşı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki şikayetin   esasının belirtilmesi yönünde bir çağrıda bulunmadığını not etmektedir. Mahkeme, bu   şikayetle ilgili iç hukukta nihai kararın Yargıtay’ın 6 Kasım 2000 tarihli kararı ile alındığını   ve başvuranlara 19 Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edildiğini belirtmektedir. Fakat bu şikayet   Ocak 2004’te kabuledilebilirliğe ve esasa dair görüşlerde ilk kez dile getirilmiştir.   Başvurunun bu bölümünün geç yapılması nedeniyle AİHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddelerine   uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.   Yargı sürecinin uzunluğuna ilişkin yapılan şikayet AİHS’nin 35 § 3. maddesince dayanaktan   yoksun bulunmamaktadır. Bu şikayetin kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe tespit   edilmemiştir.   B. Esas hakkında   AİHM, dikkate alınacak dönemin başvuranların tutuklu olarak yargılandığı 25 Temmuz 1994   tarihinde başladığını ve 6 Kasım 2000 tarihinde Yargıtay kararı ile sona erdiğini   belirtmektedir. Bu süre iki dereceli mahkeme için yaklaşık altı yıl üç ay sürmüştür.   Makul yargı süreci, dava olaylarını takiben ve Mahkeme’nin yerleşik içtihadından doğan   kriterleri ışığında özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranların ve yetkililerin tutumu ile   değerlendirilir (Bkz. diğerleri arasında Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94, § 67,   AİHM 1999-II).   AİHM, yargı makamlarının – adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle yükümlü olduğu bir   konumda – başvuranların bütün yargı süreci boyunca tutulu bulunduruldukları tespitinde   bulunmaktadır (Bkz. Kalachnikov-Rusya kararı, no: 47095/99, § 132, AİHM 2002-VI, ve son   olarak, Temel ve Taşkın-Türkiye kararı, no: 40159/98, § 75, 30 Haziran 2005).   Mahkeme’ye sunulan tüm unsurların incelenmesinin ardından ve mahkemenin bu yöndeki   yerleşik içtihadı doğrultusunda, AİHM yargı sürecinin aşırı olduğuna ve «makul süre»   zorunluluğunu karşılamadığına itibar etmiştir.   Bu nedenle, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UGULANMASI   A. Tazminat   Başvuranların her biri uğradıkları manevi zarar için 20.000 Euro talep etmektedirler.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM, hakkaniyete uygun olarak birinci başvurana 8.000, ikinci başvurana 4.000 Euro   manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuranlar iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış oldukları giderler için 3.800 Euro talep   etmekte, bu yönde avukatlık ücreti makbuzunu sunmaktadırlar.   Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.   AİHM, mahkemeye sunulan unsurlar ışığında ve makul olarak, yapmış oldukları tüm masraf   ve harcamalar için başvuranlara 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. İlk başvuranın tutuklu yargılanma süresinin ve cezai yargı sürecinin uzunluğuna ilişkin   şikayetlerinin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 5 §3. maddesinin ilk başvuran açısından ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı   Hükümetin;   i.   manevi tazminat için başvuran Abdulcelil Gezici’ye 8.000 (sekiz bin) ve Kutbettin   İpek’e 4.000 (dört bin) Euro;   ii.   iii.   masraf ve harcamalar için başvuranlara birlikte 2.000 (iki bin) Euro ödemesine ;   belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło