71795/01

WyrokETPCz2007-12-11ECLI:CE:ECHR:2007:1211JUD007179501

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zarzuty skarżącej dotyczące złego traktowania przez funkcjonariuszy policji stanowiły naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym, oraz czy krajowe władze przeprowadziły skuteczne postępowanie wyjaśniające w tej sprawie, zgodnie z proceduralnymi wymogami art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że nie ma wystarczających dowodów "ponad wszelką wątpliwość" na to, że skarżąca była poddana złemu traktowaniu przez władze, co uniemożliwiło stwierdzenie naruszenia art. 3 w aspekcie materialnym. Jednakże, Trybunał stwierdził proceduralne naruszenie art. 3, ponieważ krajowe postępowanie wyjaśniające było nieskuteczne. Wskazano na braki takie jak brak przesłuchania świadków, problemy z tłumaczeniem zeznań skarżącej oraz brak uwzględnienia możliwości, że skarżąca mogła być źle traktowana przez osoby podające się za policjantów.
Stan faktyczny
Skarżąca, K.Ö., urodzona w 1950 roku, twierdziła, że 19 listopada 1999 roku została pobita, duszona, grożono jej i zgwałcono pałką przez trzech mężczyzn podających się za policjantów w jej domu. Twierdziła również, że 28 listopada 1999 roku jej dom został ponownie najechany, a policjanci grozili jej, ukradli pieniądze i zniszczyli ramkę ze zdjęciem córki. Skarżąca zgłosiła te zdarzenia prokuraturze, która wszczęła dochodzenie, ale ostatecznie umorzyła sprawę, uznając zeznania skarżącej za niespójne i sprzeczne z raportami medycznymi.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym w odniesieniu do zarzutów złego traktowania przez władze. 3. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym w odniesieniu do braku skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów złego traktowania. 4. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 8, 14 i 34 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   K.Ö./TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 71795/01)   KARAR   STRAZBURG   Aralık 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 71795/01 no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀı K.Ö.’nün (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 23 ꢁubat 2001   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından E. Keskin ve F. Karakaꢀ tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1950 doğumludur ve Adana’da yaꢀamaktadır.   A. 19 ve 28 Kasım 1999 tarihli olaylar ve baꢁvuranın kötü muamele gördüğü iddialarına   iliꢁkin sağlık raporları   senesinde baꢀvuranın kızı yasadıꢀı bir örgüt olan PKK’ya katılmıꢀtır. Baꢀvuran,   o zamandan bu yana polisin evine baskın yaptığını ve onu tehdit ettiğini ileri sürmektedir.   Baꢀvuran 19 Kasım 1999’da, gece yarısı kendilerini Adana Emniyet Müdürlüğü   terörle mücadele ꢀubesinden polis memurları olarak tanıtan üç kiꢀinin evine girdiklerini,   kendisini dövdüklerini, tehdit ve cinsel olarak taciz ettiklerini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, polis   memurlarının son olarak vajinasına cop sokarak kendisine tecavüz ettiklerini ve tecavüz   ardından bayıldığını ileri sürmüꢀtür.   Kasım 1999’da baꢀvuran, Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’na gitmiꢀ, polis   memurlarınca maruz bırakıldığı kötü muameleyi anlatmıꢀ ve genital bölgesinde ağrıdan ve   vajinal kanamadan ꢀikayet etmiꢀtir. Ancak kadın doğum uzmanının müsait olmaması   nedeniyle kendisine 30 Kasım 1999 tarihi için randevu verilmiꢀtir. Bununla birlikte,   baꢀvuranın karın bölgesinde aꢀırı hassasiyet olduğunu kaydeden bir doktor tarafından   muayene edilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 28 Kasım 1999’da evine polis memurları tarafından bir kez daha baskın   yapıldığını belirtmiꢀtir. Kendisine, önceki olay hakkında ꢀikayette bulunduğu takdirde,   kendisinin ve çocuklarının öldürüleceği söylenmiꢀtir. Baꢀvuran daha sonra kızının resminin   bulunduğu çerçeveyi kırdıklarını ve polislerden birinin baꢀına silah dayayarak parasını   aldığını iddia etmiꢀtir.   Kasım 1999 ve 2 Aralık 1999’da baꢀvuran, Dr. A.Ö. tarafından muayene edilmiꢀtir.   Doktor, baꢀvuranın genital organlarında perineal fıtık ve sistorektostomi gözlemlemiꢀtir.   Ayrıca baꢀvuranın rahminin normalden geniꢀ ve sert olduğunu gözlemlemiꢀtir. Belirli bir   zaman sonra vücudunda tecavüz izleri görmenin mümkün olmayacağını kaydetmiꢀtir. Ayrıca,   bu tür izlerin bulunmadığını belirtmiꢀtir.   Kasım 1999’da baꢀvuran vakıfta kendisine ꢀiddetli stres sendromu ve majör   depresyon teꢀhisi koyan bir psikiyatrist tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor, baꢀvuranın   psikolojik problemlerinin, geçirdiğini iddia ettiği travmaya bağlı olduğu kanısına varmıꢀtır.   B. Baꢁvuranın kötü muamele iddiasına iliꢁkin soruꢁturma   Aralık 1999’da baꢀvuran Adana Cumhuriyet Savcılığı’na ꢀikayette bulunarak Adana   Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ꢀubesinden üç sivil polis hakkında soruꢀturma   baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir. Aynı polis memurlarının yol açtığını iddia ettiği 19 ve 28 Kasım   tarihli olayları anlatmıꢀtır. Söz konusu üç polis memurundan birinin kendisiyle Kürtçe   konuꢀtuğunu ve Urfalı olduğunu söylediğini kaydetmiꢀtir. Ayrıca karnına silah doğrultan   polis memurunun, uzun, ince ve saçlarının dökülmüꢀ olduğunu belirtmiꢀtir. Son olarak   1995’ten bu yana polis memurları tarafından taciz edildiğini ancak ꢀikayette bulunamayacak   kadar korktuğunu ileri sürmüꢀtür.   Aynı gün Adana Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır. Baꢀvuran kötü   muamele iddialarını yinelemiꢀ ve terörle mücadele ꢀubesi polis memurlarından ꢀikayetçi   olmuꢀtur.   Aralık 1999’da baꢀvuran, Çukurova Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve   Doğum Bölümü’nden, genital organlarında fiziksel ꢀiddetten kaynaklanan yaralanma izleri   bulunmadığı sonucuna varan üç doktor tarafından muayene edilmiꢀtir.   Aralık 1999’da Adana Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ꢀubesinden kıdemli bir   polis memuru, baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır.   Aralık 1999’da baꢀvuran, Adana Adli Tıp Kurumu doktoru B.S. tarafından muayene   edilmiꢀtir. Doktor, baꢀvuranın rahminin vulvanın dıꢀına çıktığını ve kızlık zarında bazı eski   yırtıkların bulunduğunu belirtmiꢀtir. Ancak, baꢀvuranın genital organlarında hiçbir yeni   travmatik lezyon görülmemiꢀtir.   Aralık 1999’da baꢀvuran, tercümanlığını yapan oğlunun yardımı ile ifade verdiği   Adana Emniyet Müdürlüğü’ne baꢀvurmuꢀtur. Đfadesinde polis memuru olduklarını iddia eden   iki kiꢀinin 18.00 sularında evine geldiğini ve haklarında ꢀikayette bulunduğunu bildiklerini   söylediklerini ileri sürmüꢀtür. Kendilerini daha önce hiç görmediğini belirtmiꢀtir. Evine   girmiꢀler, sağlık raporlarını yırtmıꢀlar, kızının resminin bulunduğu çerçeveyi kırmıꢀlar ve   “yeꢀil kartını” yırtmıꢀlardır. Daha sonra kendisini tehdit etmiꢀler ve dövmüꢀlerdir. Baꢀvuran,   kendisine gösterilen resimlerden hiçbirinin olayın faillerine ait olmadığını belirtmiꢀtir. Ayrıca,   iki adamı kısaca tarif etmiꢀ ve sakalları olduğunu ifade etmiꢀtir. Bir tanesi kendisi ile Kürtçe   konuꢀmuꢀ ve baꢀvuran, bu kiꢀinin Urfalı olabileceğini düꢀünmüꢀtür. Son olarak, bu kiꢀilerin   kendisine kimliklerini göstermediklerini ve gerçekten polis memuru oldukları hususunda   ꢀüpheli olduğunu belirtmiꢀtir. Bu adamların bulunmasını istemiꢀtir.   ꢁubat 2000’de baꢀvuran, kendisi için tercümanlık yapan avukatının yardımı ile   Adana Cumhuriyet Savcısı önünde ifade vermiꢀtir. Kasım 1999 tarihli olaylardan önce, evine   gelen ve kızı hakkında sorular soran polis memurlarının hiçbir zaman fiziksel güç   kullanmadıklarını ancak, kendisine kızıyla ilgili yanlıꢀ bilgiler verdiklerini belirtmiꢀtir.   ve 22 ꢁubat 2000 tarihleri arasında Cumhuriyet Savcısı, Emniyet Müdürlüğü’nün   terörle mücadele ꢀubesinden iki kıdemli polis memurunu ve 27 Aralık 1999’da baꢀvuranın   ifadesini alan polis memurunu sorguya çekmiꢀtir. Kıdemli polis memurları, terörle mücadele   ꢀubesi hakkındaki suçlamaları reddetmiꢀ ve personelin, kimlik tespit iꢀlemlerinden geçmeye   hazır olduğunu belirtmiꢀtir.   Mart 2000’de baꢀvuran, kimlik tespit iꢀlemleri için Adana Emniyet Müdürlüğü’ne   çağrılmıꢀtır. Adana Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ꢀubesinden 108 polis memuru, on   kiꢀilik gruplar halinde teꢀhis odasına girmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuran ve oğlu,   baꢀvuranın avukatı, kıdemli bir polis memuru, bir yardımcı hukukçu ve yeminli çevirmenlik   yapan polis memuru M.R.C. mevcut bulunmuꢀtur. Teꢀhis tutanağına göre, baꢀvuran ve oğlu   R.G.’yi evlerine giren kiꢀilerden biri olarak teꢀhis etmiꢀtir. Ancak, bu noktada telaꢀlı   davranıꢀlar sergilediği için baꢀvuranın oğlunun teꢀhis odasından çıkarılması gerekmiꢀtir.   Baꢀvuran bir kez daha R.G.’nin 28 Kasım 1999’da evlerine giren kiꢀilerden biri olduğunu   belirtmiꢀtir. R.G. ve diğer iki polis memuru gazeteci olduklarını iddia ettikleri için kapıyı   açtığını belirtmiꢀtir. Ayrıca R.G.’yi gördüğünü ancak diğerlerinin yüzlerini görmediğini de   belirtmiꢀtir. R.G.’nin yatak minderinin altındaki parayı aldığını ileri sürmüꢀtür. Đfadesinin,   daha önce verdiği ifade ile çeliꢀtiği söylendiğinde, aklının karıꢀmıꢀ olabileceğini belirtmiꢀtir.   R.G.’nin 28 Kasım 1999’da parasını çaldığını, ancak, kendisine kötü muamelede   bulunmadığını yinelemiꢀtir.   Nisan 2000’de Adana Cumhuriyet Savcısı Đstanbul Üniversitesi Hastanesi’ne bir   yazı göndererek baꢀvuranın sağlık durumu hakkında bilgi istemiꢀtir.   Nisan 2000’de Cumhuriyet Savcısı, aleyhinde yapılan suçlamaları reddeden R.G.’yi   sorgulamıꢀtır. R.G., baꢀvuranı tanımadığını, evini bilmediğini ve onu ilk kez teꢀhis iꢀlemleri   sırasında gördüğünü belirtmiꢀtir. Baꢀvurana, kendisini teꢀhis etmesini oğlunun söylediğini   belirtmiꢀtir. Kürtçeyi biraz anlayabildiğini ve baꢀvuranın oğlunu altı ay önce yakaladığı için   intikam almayı planlayarak annesinden polisi teꢀhis etmesini istemiꢀ olabileceğini belirtmiꢀtir.   Son üç buçuk yıldır bu semtte çalıꢀtığını ve kendisini seven fazla kimsenin olmadığını   eklemiꢀtir. Son olarak, baꢀvuranın kimlik tespiti sırasında verdiği ifadelerin, daha önceki   ifadeleri ile çeliꢀtiğini ifade etmiꢀtir.   Nisan 2000’de Đstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölüm Baꢀkanı Dr.   ꢁ.Y., Tıp Fakültesi’ne baꢀvuranın 26 ꢁubat ve 24 Mart 2000 tarihlerinde muayene edildiğini   bildirmiꢀtir. Baꢀvuranın travma sonrası stres sendromu teꢀhisi konduğunu ve tedavi edildiğini   söylemiꢀtir. Tutanağın da bu bağlamda hazırlandığını belirtmiꢀtir.   Nisan 2000’de Tıp Fakültesi dekan yardımcısı, 17 Nisan 2000 tarihli yazıyı Adana   Cumhuriyet Savcısı’na göndermiꢀtir.   Mayıs 2000’de Adana Cumhuriyet Savcısı, R.G. hakkında takipsizlik kararı   yayımlamıꢀtır. Kararında baꢀvuranın iddialarının ve görüꢀlerinin tutarsız ve çeliꢀik olduğunu   belirtmiꢀtir. Ayrıca, sağlık raporlarında, baꢀvuranın vücudunda kötü muamele izlerinin   bulunmadığının kaydedildiğini ifade etmiꢀtir. Son olarak, 31 Mart 2000’deki kimlik tespiti   sırasında baꢀvuranın, oğlunun etkisi altında kalmıꢀ olduğu sonucuna varmıꢀtır.   Baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın yukarıda kaydedilen kararına itiraz etmiꢀtir.   Temmuz 2000’de Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀtir.   Bu karar, 31 Ağustos 2000’de baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   C. Müteakip olaylar   Baꢀvuran, evinde polis memurları tarafından tacize uğramaya devam ettiğini ileri   sürmüꢀtür. Bu hususta, 26 Mayıs 2000’de, 1 Nisan 2001’de ve 10 Haziran 2001’de   dövüldüğünü ve tehdit edildiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran ilk olaya iliꢀkin olarak 27 ꢁubat   2001’de baꢀvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile cezai takibat   baꢀlatmamaya karar veren Cumhuriyet Savcısı hakkında ꢀikayette bulunmuꢀtur. Cumhuriyet   Savcısı baꢀvuranın doktora görünmeyi sürekli olarak reddettiğini kaydetmiꢀtir. Baꢀvuran,   ikinci olaya iliꢀkin olarak, vakfa baꢀvurmuꢀtur. Kendisini muayene eden doktor, fiziksel   ağrılarının psikosomatik olduğunu söyleyerek kendisini antidepresan kullanmasını öngören   bir psikiyatriste havale etmiꢀtir. Son olaya iliꢀkin olarak baꢀvuran, hem vakfa hem de bir   devlet hastanesine baꢀvurmuꢀtur. Bu kurumlarca yayımlanan sağlık raporlarında baꢀvuranın   vücudunda çok sayıda çürük olduğu, halen ꢀiddetli bir travma sonrası stres sendromu   bulunduğu ve bu teꢀhisin, baꢀvuranın kötü muamele ve iꢀkence iddialarına uyduğu   kaydedilmiꢀtir.   Nisan 2003’te baꢀvuran Adana Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe yazarak polis   tarafından taciz edildiği hakkında ꢀikayette bulunmuꢀtur. 23 Nisan 2003’te bir grup polis   memurunun evine girdiğini ve Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı baꢀvuruyu geri   almazsa kendisini öldürmekle tehdit ettiğini ileri sürmüꢀtür. Belge imzalamayı reddettiğinde   dövüldüğünü belirtmiꢀtir. Ayrıca 28 Nisan 2003’te bir grup polis memurunun, kendisini iki   saat süren bir araba yolculuğuna çıkardığını ve bu yolculuk sırasında AĐHM’ye yaptığı   baꢀvuruyu geri almasını istediklerini ileri sürmüꢀtür.   Ocak 2005’te baꢀvuran, yasadıꢀı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmekten   yakalanmıꢀ ve polis tarafından alıkonmuꢀtur. 5 Ocak 2005’te tutuklanmıꢀtır. 14 Ocak 2005’te   baꢀvuran aleyhinde cezai takibat baꢀlatılmıꢀtır. 7 Mart 2005’te mahkeme, baꢀvuranın tutuksuz   yargılanmasına karar vermiꢀtir. Belirsiz bir tarihte Adana Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranı   yasadıꢀı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmekten suçlu bulmuꢀ ve üç yıl dokuz ay hapis   cezasına çarptırmıꢀtır.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK   AĐHM, baꢀvurunun AĐHS çerçevesinde, karara bağlanması için esasın incelenmesini   gerekli kılan, olaylara ve hukuka iliꢀkin ciddi hususları ortaya çıkardığı kanısındadır. Bu   nedenle, baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3. maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığı   sonucuna varmaktadır. Baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   taꢀımadığını tespit etmektedir. Bu nedenle baꢀvuru, kabuledilebilir niteliktedir.   II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, polis memurları tarafından iꢀkence gördüğüne dair ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Bu hususta, AĐHS’nin 3. maddesini ihlal edecek ꢀekilde dövüldüğü, boğazının sıkıldığı, tehdit   edildiği ve kendisine cop ile tecavüz edildiğine iliꢀkin ꢀikayette bulunmuꢀtur.   A. Tarafların görüꢁleri   Hükümet, çeꢀitli sağlık raporlarının sonuçlarına, baꢀvuranın iddialarında görülen   tutarsızlıklara ve suç iꢀlediğini iddia ettiği kiꢀileri teꢀhis edememesine değinerek, baꢀvuranın   iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmiꢀtir. Bu bağlamda, Cumhuriyet   Savcısı’nın baꢀvuranın ꢀikayetlerine iliꢀkin titiz bir soruꢀturma yürüttüğünü ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’nın ve Đstanbul Tıp   Fakültesi’nin sağlık raporlarını göz önüne almadığını ileri sürmüꢀtür. Halen tedavi gördüğünü   iddia etmiꢀtir. Feodal değerlerle büyütülen yaꢀı ileri bir kadının, yalandan tecavüze uğradığı   iddiasında bulunmayacağını ima etmiꢀtir.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   1. Baꢀvuranın kötü muamele gördüğü iddiası   AĐHM, 3. maddede demokratik toplumların en temel değerlerinden birine   değinildiğini yinelemektedir. AĐHS, terörle ve organize suçlarla mücadele gibi en zor koꢀullar   altında bile iꢀkenceyi, insanlık dıꢀı ve alçaltıcı muamele ve cezalandırmayı yasaklamaktadır.   AĐHS’nin esas maddelerinin çoğunun ve AĐHS’ye ek 1 ve 4 nolu Protokollerin aksine, 3.   madde, hiçbir sınırlamaya tabi değildir ve kamu alanında ulusal yaꢀamı tehdit eden olağanüstü   olayların görülmesi halinde bile 15/2. madde uyarınca hiçbir koꢀulda istisnası   bulunmamaktadır.   AĐHM, bu tür kanıtları değerlendirirken genellikle “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt   standardını uygulamaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı   çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilmektedir.   AĐHM görevinin ikame niteliğinin hassasiyet arz ettiğinin bilincindedir ve belirli bir   davanın koꢀulları bu rolü üstlenmesini kaçınılmaz hale getirmediği sürece, ilk derece   mahkemesi rolünü üstlenirken ihtiyatlı olması gerektiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte,   mevcut davada görüldüğü gibi, AĐHS’nin 3. maddesine dayanılarak iddiada bulunulduğu   durumlarda, AĐHM özellikle dikkatli bir incelemede bulunmalıdır.   AĐHM ilk olarak, taraflarca sunulan yazılı kanıtlar incelendiğinde makul ꢀüphenin   ötesinde, 3. madde yasakladığı halde resmi makamların, Kasım 1999 olaylarının öncesinde ya   da sonrasında, baꢀvuranı kötü muameleye maruz bıraktığı sonucuna varılmadığını   gözlemlemektedir. Baꢀvuranın bu bağlamda devamlı olarak tacize maruz kaldığı iddialarını   destekleyecek yeterli kanıt bulunmamaktadır.   Söz konusu davada baꢀvuran, ilk baꢀvuru formunda, 19 Kasım 1999’da polis memuru   olduğunu iddia ettiği üç kiꢀi tarafından kendi evinde dövüldüğünden, boğazının sıkıldığından,   tehdit edildiğinden ve copla tecavüze uğradığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ayrıca 28 Kasım   1999’da evine, resim çerçevesini kıran, parasını çalan ve kafasına silah dayanan polis   memurlarınca baskın yapıldığını belirtmiꢀtir.   Ancak AĐHM baꢀvuranın, bu iddiaları destekleyen ikna edici veya inandırıcı hiçbir   delil sunmadığını belirtmektedir. Đddia ettiği ꢀekilde 19 Kasım 1999’da maruz kaldığı kötü   muamelenin, baꢀvuranın vücudunda, kendisini üç gün sonra 22 Kasım 1999’da muayene eden   doktorun göreceği izler bırakması gerektiğini ancak bu tür izlerin bulunmadığını   gözlemlemektedir. Sağlık raporunda kaydedilen göstergelerse, baꢀvuranın tarif ettiği kötü   muameleyi kanıtlamak için yeterli değildir. AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıꢀığında, 30 Kasım   ve 17 Nisan 2000 tarihli sağlık raporlarında kaydedilen psikolojik problemlerin,   baꢀvuranın 19 Kasım 1999’da üç polis memurunun uyguladığını iddia ettiği muamele sonucu   ortaya çıktığı görüꢀünü destekleyen yeterli delil bulunmadığı kanısındadır.   Aynı zamanda 28 Kasım 1999 tarihli olaya iliꢀkin olarak, baꢀvuranın endiꢀe veya   tedirginlik hissetmesine neden olan iddialarının somut temelleri olduğu kabul edilse bile,   AĐHM bu tür hislerin baꢀlıbaꢀına, baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesinde kaydedilen küçük   düꢀürücü muameleye maruz kaldığını göstermek için yeterli olmadığını hatırlatmaktadır.   Sonuç olarak, baꢀvuran tarafından sunulan deliller, AĐHM’nin makul ꢀüphenin   ötesinde, baꢀvuranın resmi makamlar tarafından 22 ve 29 Kasım 1999 tarihlerinde, AĐHS’nin   3. maddesini ihlal edecek bir muameleye maruz bırakıldığı sonucuna varması için yeterli   değildir.   Dolayısıyla, 3. maddenin esas yönünden ihlal edildiği ispat edilmemiꢀtir.   2. Etkili bir soruꢀturma yapılmaması   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin aynı zamanda, bu tür bir muamele özel ꢀahıslarca   yapılmıꢀ olsa bile yetkili makamların, “savunulabilir” olduklarında ve “makul bir ꢀüphe   uyandırdıklarında” kötü muamele iddialarını soruꢀturmalarını gerektirdiğini yinelemektedir.   AĐHM içtihadında tanımlandığı gibi uygulanabilen minimum standartlar, soruꢀturmanın   bağımsız ve tarafsız olması, kamu denetimine tabi tutulması ve yetkili makamların örnek   teꢀkil edecek bir itina ve çabuklukla hareket etmesi gereğini kapsamaktadır. Ayrıca bir   soruꢀturmanın etkili olduğu sonucuna varmak için yetkili makamlar, diğer hususlar   meyanında, mağdurun iddialarına iliꢀkin detaylı bir ifadeyi, tanıkların ꢀahitliğini, adli delilleri   ve uygun olduğunda, ilave sağlık raporlarını kapsayan olay hakkındaki delilleri güvence altına   almak amacıyla atabilecekleri tüm makul adımları atmalıdır.   AĐHM, olayın iddia edilen faillerinin durumuna bakılmaksızın, baꢀvuranın ruhsal   sağlığının göstergeleri olarak sunduğu kanıtların, iddialarının ciddiyetinin, yaꢀının ve sağlık   raporlarının bütünüyle makul bir ꢀüphe uyandırdığı kanısındadır. Bu nedenle soruꢀturma   yapılması gereklidir.   Söz konusu davada AĐHM, Cumhuriyet Savcılığı’nın ivedilikle baꢀvuranın iddialarına   iliꢀkin soruꢀturma baꢀlattığını gözlemlemektedir. Soruꢀturma, Cumhuriyet Savcısı’nın,   baꢀvuranın 28 Kasım 1999’da, evine giren polis memurlarından biri olarak teꢀhis ettiği R.G.   hakkında verdiği takipsizlik kararını Ağır Ceza Mahkemesi’nin onaylaması ile sona ermiꢀtir.   Soruꢀturma sırasında Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın ifadesini dinlemiꢀ ve iddialarının   doğruluğunun tespit edilmesi için sağlık raporlarına baꢀvurulmuꢀtur. Cumhuriyet Savcısı,   örnek teꢀkil eden bir titizlikle, önce polis kayıtlarını kontrol ederek ve sonra kimlik tespit   iꢀlemleri aracılığı ile olayın faili olduğunu iddia ettiği kiꢀileri teꢀhis etmesini isteyerek   baꢀvuranı ön soruꢀturmaya dahil etmiꢀtir.   Bununla birlikte AĐHM, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruꢀturmada   eksiklikler olduğunu ve bunun, soruꢀturmanın etkinliği üzerinde ꢀüphelere yol açtığını   gözlemlemektedir. AĐHM bu bağlamda öncelikle Cumhuriyet Savcısı’nın, hiçbir zaman   baꢀvuranın olaylara iliꢀkin iddialarının doğruluğunu tespit etmek amacıyla komꢀuları ve   yakınları gibi olası görgü tanıklarının ifadelerini alma yoluna gitmediğini gözlemlemektedir.   Đkinci olarak, baꢀvuran resmi bir tercüman görevi yapan üçüncü bir kiꢀinin yardımı   alınmaksızın iki kere sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuranın avukatı ve oğlu, çevirmen rolü üstlenmek   durumunda kalmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı hiçbir zaman baꢀvuranın ifadelerindeki tutarsızlığın   ve ruhsal sağlığının bozuk olduğu sonucuna varılmasının, yetersiz tercümeden   kaynaklanabileceği ihtimalini göz önüne almamıꢀtır. Üçüncü olarak, baꢀvuranın oğlunun   neden kimlik tespit iꢀlemlerine dahil olduğu ve sürece müdahale etmesinin, soruꢀturma   açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği hakkında uyarılıp uyarılmadığına iliꢀkin açıklama   yapılmamıꢀtır. Son olarak, AĐHM baꢀvuranın polis memuru olduklarını iddia eden kiꢀilerce   kötü muameleye maruz kalmıꢀ olabileceğinin göz önüne alınmaması ve soruꢀturmanın, bu   olasılık ıꢀığında yürütülmemesi nedeniyle Cumhuriyet Savcısı’nın baꢀvuranın iddiaları   hakkındaki soruꢀturmasının oldukça sınırlı kaldığı kanısındadır.   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın savunulabilir nitelikteki kötü   muamele iddialarına iliꢀkin soruꢀturmanın yetersiz olduğu ve bu nedenle, devletin AĐHS’nin   3. maddesi bağlamındaki usuli yükümlülüklerini ihlaline sebebiyet verdiği sonucuna   varmıꢀtır.   Dolayısıyla 3. madde usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 8., 14. VE 34. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, evine yapılan polis baskınının, özel hayatına ve konutuna saygı gösterilmesi   hakkına adil olmayan bir müdahale teꢀkil ettiği hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur. Polisin   evine girdiğini, parasını çaldığını ve kızının resmini yere fırlattığını belirtmiꢀtir. Aynı   zamanda, etnik kökeni nedeniyle AĐHS’nin 14. maddesini ihlal edecek ꢀekilde ayrımcılığa   maruz kaldığına iliꢀkin ꢀikayette bulunmuꢀtur. Son olarak, polis memurları tarafından sürekli   olarak taciz edilmesinin ve aleyhinde baꢀlatılan cezai takibatın, baꢀvurusunu geri alması için   üzerinde baskı oluꢀturduğuna ve kiꢀisel baꢀvuru hakkının uygulanmasına müdahale teꢀkil   ettiğine iliꢀkin ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Dava olaylarını, tarafların görüꢀlerini ve 3. maddenin usul yönünden ihlal edildiği   yönünde vardığı sonucu göz önüne alan AĐHM, söz konusu baꢀvuruda ortaya konan esas   hukuki meseleyi daha önce de incelemiꢀ olduğu kanısındadır. Bu nedenle, baꢀvuranın   AĐHS’nin 8., 14. ve 34. maddeleri çerçevesindeki diğer ꢀikayetleri hususunda ayrıca bir karar   vermenin gerekli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   AĐHM, Đç Tüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca herhangi bir adil tatmin talebinin,   ayrıntılarının belirtilmesi ve talebi kanıtlayan ilgili belgeler veya makbuzlarla birlikte yazılı   olarak sunulması gerektiğini, “aksi takdirde Daire’nin talebi bütünüyle veya kısmen   reddedebileceğini” belirtmektedir.   AĐHM, söz konusu davada 29 Eylül 2005’te baꢀvuranı, 10 Kasım 2005 tarihinde adil   tatmin talebini sunmak üzere davet etmiꢀtir. Ancak baꢀvuran, belirtilen süre içerisinde bu tür   bir talepte bulunmamıꢀtır.   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi bağlamında tazminat   ödenmemesine karar vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Baꢀvuranın resmi makamlarca kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları hususunda   AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;   3. Baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yapılmaması hususunda   AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 8., 14. ve 34. maddeleri bağlamındaki ꢀikayetleri ayrıca inceleme gereği   bulunmadığına karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 11 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło