71813/01
WyrokETPCz2006-12-21ECLI:CE:ECHR:2006:1221JUD007181301
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa (DGM) orzekającego w sprawie cywila narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał swoje orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie sądu orzekającego w sprawie cywila poważnie podważa zaufanie, jakie sądy powinny budzić w społeczeństwie demokratycznym. Podkreślono, że sąd musi być niezależny od władzy ustawodawczej i wykonawczej na wszystkich etapach postępowania. W niniejszej sprawie, pomimo późniejszej zmiany składu sądu i zastąpienia sędziego wojskowego sędzią cywilnym, wiele czynności procesowych odbyło się w obecności sędziego wojskowego. Trybunał uznał, że późniejsza zmiana składu nie usunęła uzasadnionych wątpliwości skarżącego co do bezstronności i niezawisłości sądu, co doprowadziło do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Göcekli, został aresztowany 14 marca 1995 roku w związku z atakiem na budynek partii politycznej i oskarżony o przynależność do nielegalnej organizacji zbrojnej DHKP/C. Był przetrzymywany w areszcie i przesłuchiwany, korzystając z prawa do milczenia. Został postawiony przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Izmirze, w którego składzie znajdował się sędzia wojskowy. DGM skazało skarżącego na czternaście lat i siedem miesięcy pozbawienia wolności, a wyrok ten został dwukrotnie uchylony przez Sąd Kasacyjny, zanim ostatecznie został utrzymany w mocy.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skargi dotyczące bezstronności i niezawisłości DGM oraz braku rzetelności postępowania przed tym sądem są dopuszczalne. Stwierdza, że pozostała część skargi jest niedopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości DGM. Stwierdza, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych skarg dotyczących art. 6 Konwencji. Stwierdza, że samo niniejsze orzeczenie stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądza na rzecz skarżącego 1000 euro tytułem kosztów i wydatków. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
GÖCEKLĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no:71813/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ARALIK 2006
Đşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 71813/01 başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke vatandaş
ı Mehmet Göcekli’nin (Başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Haziran 2001 tari-
hinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu baş
vurudur. Baş vuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đ zmir Barosu
avukatlarından A. Kuru tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu başvuran, başvuruyu yaptığı sırada Nazilli Hapishanesinde tutulu idi.
Başvuran 14 Mart 1995 tarihinde, bir siyasi parti binasının 30 kişi tarafından basılması
üzerine Đzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından yakalanarak
gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı silahlı örgüt DHKP/C’ye mensup olmakla suçlanmıştır.
Başvuran, gözaltı süresi boyunca sessiz kalma hakkını kullanmış ve ifade vermemiştir.
Başvuran 21 Mart 1995 tarihinde, öncelikle Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)
Cumhuriyet Baş savcısı tarafından dinlenmiş tir. Baş vuran Cumhuriyet Baş savcısı önünde
DHKP/C adına, bu siyasi parti binasına yapılan baskını düzenlemediğini ileri sürmüştür.
Aynı gün başvuran DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıştır. Yedek hakim baş
vuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Baş savcısı 11 Nisan 1995 tarihinde, biri askeri hakim olmak üzere üç
hakimden oluşan DGM önünde başvuran hakkındaki iddianamesini sunmuştur. Özellikle baş
vuranı yasadışı silahlı çeteye mensup olmakla itham etmiş ve Türk Ceza Kanunu’nun (TCK)
168§2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri gereğince mahkum edilmes-
ini istemiştir.
Biri askeri olmak üzere üç hakimden oluşan DGM, 17 Aralık 1996 tarihli kararla
başvuranı kendisine atılı olaylardan suçlu bulmuştur.
Yargıtay 25 Aralık 1997 tarihli kararla, davanın birbirleriyle bağlantılı konularla ilgili
görülmekte olan diğer bazı davalarla birleştirilerek incelenmesi için 17 Aralık 1996 tarihli
kararı bozmuştur.
Oluşumunda bir askeri hakimin bulunduğu DGM, 11 Haziran 1998 tarihli kararla dav-
ayı yeniden inceledikten sonra başvuranı, yasadışı silahlı çeteye mensup olma suçunu öngören
TCK’nın 168§2 maddesi uyarınca on dört yıl yedi ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay, 8 Mart 1999 tarihli kararla, başvuranın da aralarında bulunduğu sanıkların
ileri sürdüğü temyiz gerekçelerinin dayanağının bulunduğuna kanaat getirerek, özellikle yeterli
soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını yeniden bozmuştur. Dava
DGM önüne geri gönderilmiştir. Haziran 1999 tarihli ve 4390 sayılı Kanun hükümleri gereğince 13 Temmuz 1999
tarihli duruşmadan sonra DGM, sadece hukuk hakimlerinden oluşmuştur.
DGM 27 Ocak 2000 tarihli kararla, Yargıtay’ın belirttiği yönde soruşturmayı tamam-
ladıktan sonra, başvuranı 11 Haziran 1998 tarihli kararla verilen aynı cezaya çarptırılmıştır.
Yargıtay 20 Aralık 2000 tarihli kararla, 27 Ocak 2000 tarihli kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Đzmir DGM’nin, AĐHS’nin 6.
maddesi uyarınca, bünyesinde askeri hakim bulunmasından dolayı tarafsız ve bağımsız bir
mahkeme olamayacağını ileri sürmektedir.
Başvuran ayrıca bu mahkeme ve Yargıtay önündeki yargılamanın hakkaniyete uygun
olmadığını belirtmektedir. Bu bağlamda başvuran gözaltı sırasında avukat yardımından
faydalanamadığını iddia etmektedir. Ayrıca başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
tebliğnamesinden hemen haberdar edilmediğinden şikayetçi olmaktadır.
Bu bağlamda başvuran, AĐHS’nin 6§1 ve 3 –b ve –c maddesini ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AĐHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (bkz. özellikle Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim
1998) ve elinde bulunan unsurları gözönünde bulundurarak, başvuranın,DGM’nin bağımsız
olmamasına ve gözaltında avukat yardımından faydalanamamasına ve Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmemesinden dolayı DGM önündeki
yargılamanın adil olmamasına dair şikayetleri esastan incelenmelidir. Sonuç olarak AĐHM
şikayetlerin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesine ters düşmediğini tespit etmektedir.
B. Esas Hakkında
1. DGM’nin Tarafsız ve Bağımsız Olmaması Hakkında
Hükümet, anayasal değişiklikle beraber DGM bünyesinde bulunan askeri hakimin,
hukuk hakimi ile değiştirildiğini hatırlatmaktadır.
Başvuran iddialarını yinelemiştir.
AĐHM, Öcalan kararında, kısmen de olsa askeri hakimden oluşan mahkeme önüne bir
sivilin çıkarılması durumuna özel bir ihtimam gösterdiğini ve böyle bir durumun
mahkemelerin demokratik toplumda uyandırması gereken güven duygusunu ciddi bir şekilde
etkilediğine kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır. Daha sonra yargılamanın, soruşturma, davanın
görülmesi ve karardan oluşan üç aşamasının her birinde itiraz edilen mahkemenin, yasama ve
yürütme kuvvetlerinden bağımsız olması gerektiğinin altını çizerek, askeri hakimin ilgili ceza
davasında daha sonra geçerli olacak adli muamelelerin bir ya da birkaçında yer alması
durumunda, mahkeme önünde sürdürülen yargılamanın bu şüpheleri yeterince ortadan
kaldırdığını ortaya koymadığı sürece, sanık makul olarak yargılamanın tamamının yasal olup
olmaması hakkında şüphe duyabilir. Daha da açık söylemek gerekirse, askeri hakimin bir sivil
aleyhindeki davada, bir usul muamelesine katılmasının davanın ayrılmaz bir parçasını
oluşturması, yargılamanın tamamının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından
yürütüldüğü izleniminden yoksun bırakmaktadır.
Bu davada, AĐHM, 11 Nisan 1995 tarihinde, iki hukuk ve bir askeri hakimden oluşan
DGM önünde başvuran aleyhinde bir ceza davasının açıldığını tespit etmektedir. 13 Temmuz tarihinde askeri hakimin hukuk hakimi ile değiştirilmesinden önce –kovuşturmaların
başlatıldığı tarihten yaklaşık dört yıl sonra-, tanıkların dinlenmesi, bazı olayların video
kayıtlarının incelenmesine ayrılan esas hakkındaki birçok duruşma yapılmış ve çok sayıda
usul muamelesi gerçekleştirilmiştir. Askeri hakim yerine gelen hukuk hakimi, daha sonra
tekrarlanmayan bu usul muamelelerini olduğu gibi geçerli saymıştır (a contrario Ceylan-
Türkiye, no: 68953/01, 30 Ağustos 2005 ve Yılmaz-Türkiye, no: 62230/00).
AĐHM, Hükümet’in, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının dayandığı esasa
ilişkin usul muamelelerinin askeri hakimin hukuk hakimi ile değiştirilmesinden sonra
yinelendiğini ortaya koymadığını not etmektedir.
Bu koşullarda mevcut dava adıgeçen Öcalan davasından farklı değildir. Dolayısıyla
AĐHM yargılama sona ermeden askeri hakimin değiştirilmesinin başvuranın kendisini
yargılayan mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmasına ilişkin makul şüphelerini ortadan
kaldırdığını kabul edemez.
Dolayısıyla AĐHM, başvuranı yargılayıp mahkum ederken DGM’nin 6§1 maddesi
uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Cezai Yargılama Usulünün Hakkaniyeti Hakkında
Hükümet ihlalin bulunmadığını ileri sürmektedir.
AĐHM, benzer birçok davada tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya
konulan mahkemenin, her halükarda yargısına tabi kişilere adil yargılanmayı
sağlayamayacağına kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır.
AĐHM, başvuranın davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi
hakkının ihlal edildiği tespitini gözönünde bulundurarak, gözaltı sırasında avukat yardımından
faydalanamaması ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ
edilmemesinden dolayı DGM önündeki yargılamanın adil olmadığına dair şikayetleri
incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğerleri arasında Çıraklar).
II. DĐĞER ŞĐKAYETLER HAKKINDA
Başvuran AĐHS’nin 6. maddesi ile beraber 5, 6, 10, 11 ve 14. maddeleri uyarınca
yapmış olduğu diğer şikayetleri sunmaktadır.
Hükümet, ihlalin bulunmadığını ileri sürmekte ve AĐHM’den başvuranın
şikayetlerinin kabuledilemez ilan edilmesini rica etmektedir.
Başvuran, cezai yargılamanın beş yıl dokuz ay altı gün sürdüğünü gözlemlemektedir.
Adli makamların bu tutumu tartışma götürmemektedir. Sözkonusu süre boyunca DGM ve
Yargıtay, her biri üç kez hükme varmış ve yüksek mahkeme başvuranın temyiz başvuruları
çerçevesinde müdahalede bulunmuştur. AĐHM birçok sanığın çok sayıdaki şiddet olayından
yargılandığı karmaşık bir davanın sözkonusu olduğunu not etmektedir. Başvuran cezai
yargılamada yetkili makamlara atılacak herhangi bir boşluğun bulunduğunu ortaya
koymamıştır. Mahkemeler, senede bir defa karar verme gibi bir ritimde çalışmışlardır.
Başvuran, 3713 sayılı Kanun uyarınca mahkum edilen kişilerin, cezanın infazı ve şartlı
salıverilme rejimi konularında müşterek hukuka tabi olanlara nazaran daha az elverişli bir
muameleye tabi olmalarından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AĐHS’nin 14. maddesi ile
birlikte 6. maddesini ileri sürmektedir. AĐHM, mevzuatın kabul ettiği ciddiyete göre farklı
türden suçlar arasında yapılan ayrımın, AĐHS’ye aykırı olmamasına dair yerleşik içtihadını
hatırlatmaktadır (Gerger-Türkiye, no: 24919/94).
Başvuran 5§2 maddesini ileri sürerek, gözaltı sırasında yakalanma nedenleri hakkında
kendisine bilgi verilmemesinden şikayetçi olmaktadır. AĐHM, başvuranın bu konuda
başvuruda bulunmadığını gözlemlemektedir. Uygun iç hukuk yolunun bulunmaması savında,
altı aylık süre, başvuruda belirtilen suç unsuru eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye
başlamaktadır. Bu davada başvuranın gözaltı süresi 21 Mart 1995 tarihinde sona ermiştir.
Halbuki başvuru 15 Haziran 2001 tarihinde yapılmıştır. Buradan şikayetin AĐHS’nin 35§1
maddesi uyarınca geç yapıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Başvuran, Hükümet’in görüşlerine cevaben ifade ettiği görüşlerinde, tutuklu
yargılanma süresinin uzun olduğu gerekçesiyle 5§3 maddesinin ihlal edildiğini iddia
etmektedir.
AĐHM, başvuranın 17 Şubat 2006 tarihli mektubunda dile getirdiği AĐHS’nin 5§3
maddesine dair şikayetin gecikmeli yapıldığını ve AĐHS’nin 35§4 maddesi uyarınca
reddedilmesi gerektiğini tespit etmektedir.
Başvurana göre, gazeteci olarak bir gösteriye katılması, AĐHS’nin 10 ve 11. maddeleri
dikkate alınmaksızın, mahkumiyet kararının temelini oluşturmuştur. AĐHM, başvuranın
görüşlerini açıkladığı yada toplantıya katıldığı gerekçesiyle değil, TCK’nın 168§2 ve 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca ve yasadışı silahlı çeteye mensup
olduğu gerekçesiyle mahkum edildiğini tespit etmektedir. Bu nedenle, başvuran hakkında
verilen mahkumiyet kararı, 10 ve 11. maddeleri bakımından haklarına müdahale olarak
değerlendirilemez (Bkz. diğerleri arasında, Kılıç-Türkiye, no: 41956/98 ve Şirin-Türkiye, no:
47328/99).
AĐHM, elinde bulunan unsurların tümünü gözönünde bulundurarak ve dile getirilen
iddiaları görmek için yetkili olduğundan dolayı, başvuranın şikayetlerinin ihlal edilmediğini
tespit etmektedir. Buradan başvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35§1, 3 ve 4 maddesi uyarınca
kabuledilemez ilan etmek yerinde olacaktır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Maddi ve Manevi Tazminat
Başvuran maddi tazminat olarak 39.235 Euro ve manevi zarar olarak 30.000 Euro
istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, dava koşullarında ihlal tespitinin manevi zarar konusunda yeterli adil tazmin
oluşturduğuna kanaat getirmektedir (Çıraklar).
AĐHM, bu davada olduğu gibi, bir kimse AĐHS’nin şart koştuğu tarafsızlık ve
bağımsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde,
ilgilinin talebi üzerine usul işlemlerinin yeniden başlatılması ve yeniden yargılanma, tespit
edilen ihlalin düzeltilmesi için ilke olarak uygun yolu oluşturmaktadır (Öcalan ve Gençel).
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için
7.500 Euro istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönünde bulundurarak
yapılan bütün masraflar için başvurana 1.000 Euro ödenmesinin uygun olduğuna kanaat
getirmektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. DGM’nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı ile bu mahkeme önündeki yargılamanın adil
olmamasına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
3. DGM’nin tarafsız ve bağımsız olmamasından dolayı AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal
edildiğine;
4. AĐHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin esastan incelenmesine gerek olmadığına;
5. Đşbu kararın kendisinin manevi zarar için yeterli adil tazmin oluşturduğuna;
6. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından
başvuran, masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her
türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
7. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 21 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło