71867/01;71869/01;73319/01;74858/01

WyrokETPCz2006-07-27ECLI:CE:ECHR:2006:0727JUD007186701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ponowne rozpatrzenie i odwrócenie prawomocnych orzeczeń sądów krajowych dotyczących odszkodowania za faktyczne wywłaszczenie naruszyło prawo do rzetelnego procesu sądowego i zasadę pewności prawa z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ponowne rozpatrzenie i odwrócenie prawomocnych orzeczeń przez Sąd Kasacyjny, bez przedstawienia nowych dowodów, naruszyło zasadę pewności prawa (legal certainty), która jest fundamentalnym elementem praworządności i prawa do rzetelnego procesu sądowego. Mimo że art. 6 nie gwarantuje nienaruszalności res judicata w każdym przypadku, to w tej sprawie Sąd Kasacyjny podważył wcześniejsze, ostateczne ustalenia dotyczące daty faktycznego wywłaszczenia i przedawnienia, co doprowadziło do naruszenia prawa skarżących do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący byli właścicielami działki w Şanlıurfa, która została faktycznie zajęta przez Ministerstwo Obrony Narodowej. W 1996 r. wnieśli pozwy o odszkodowanie za faktyczne wywłaszczenie. Sądy pierwszej instancji przyznały im odszkodowanie, ustalając datę zajęcia na 1991 r. i uznając, że roszczenia nie uległy przedawnieniu. Orzeczenia te zostały prawomocnie zatwierdzone przez Sąd Kasacyjny. Następnie skarżący wnieśli pozwy o dodatkowe odszkodowanie, które początkowo również zostały uwzględnione, ale Sąd Kasacyjny, wbrew wcześniejszym ustaleniom, uznał, że zajęcie nastąpiło w 1977 r. i roszczenia uległy przedawnieniu, odrzucając tym samym ich żądania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie połączył skargi i uznał je za dopuszczalne. Stosunkiem głosów pięć do dwóch stwierdził naruszenie art. 6 Konwencji. Stosunkiem głosów pięć do dwóch uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi dotyczącej art. 1 Protokołu nr 1. Jednogłośnie zasądził odszkodowanie i koszty, a pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia odrzucił.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   GÖK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   TEMMUZ 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01 baꢀvuru   no’lu davanın nedeni, dört Türk vatandaꢀı Dilber Gök, Yeꢀil’in eꢀi Ayno Gök, Naciye Gök ve   Ersöz’ün eꢀi Dursun Gök’ün (Baꢀvuranlar), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 15   ꢁubat (ilk üç baꢀvuran) ve 9 Mayıs 2001 (son baꢀvuran) tarihlerinde, Avrupa Đnsan Hakları ve   Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları   baꢀvurudur. Baꢀvuranlar, ꢁanlıurfa Barosu avukatlarından A. Elçi ve O. Kaysı tarafından   temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Baꢀvuranlar ꢁanlıurfa’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuranlar, Karaköprü’de (ꢁanlıurfa) bulunan tapu sicil kaydına 740 parsel numarasıyla   kayıtlı olan bir arsanın miras yoluyla mülkiyet hakkına sahiptirler. Dosyada bulunan belgelere   göre baꢀvuranların arsadaki pay dağılımı ꢀu ꢀekildedir: 6.616 m² Ersöz’ün eꢀi Dursun Gök’e   ait olup, diğer üç baꢀvuranın her birinin 1.654 m² payı bulunmaktadır.   Arsa Milli Savunma Bakanlığı tarafından iꢀgal edilmiꢀtir.   1. 71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01 Numaralı Baꢀvurular   a) De facto kamulaꢀtırma gerekçesiyle tazminat baꢀvurusu   Baꢀvuranlar, 24 Eylül 1996 tarihinde kamulaꢀtırma tazminatı almak amacıyla ꢁanlıurfa Asliye   Hukuk Mahkemesi önünde dava açmıꢀlardır (dava no: 1998/24). Baꢀvuranlar, parsellerinin   Milli Savunma Bakanlığı tarafından kamulaꢀtırmasız el atılmasının de facto fiilen   kamulaꢀtırma anlamına geldiğinden, bu amaçla kamulaꢀtırma tazminatı olarak   25.000.000.000 TL [o dönemde yaklaꢀık olarak 225.680 Euro] istemiꢀlerdir.   Milli Savunma Bakanlığı, fiilen kamulaꢀtırmanın 1977 yılında gerçekleꢀtiğinden dolayı   Kamulaꢀtırma Kanunu’nun 38. maddesi gereğince zamanaꢀımına uğradığını ve sözüedilen   davanın, arsaya kamulaꢀtırmasız el atılmasından sonra yirmi yıl içinde açılmadığını ileri   sürmektedir.   Asliye Hukuk Mahkemesi’nin talebi üzerine hazırlanan bilirkiꢀi raporunda dava konusu   arsanın bedeli 49.669.647.300 TL [o dönemde yaklaꢀık olarak 145.000 Euro] olarak   belirlenmiꢀtir.   Asliye Hukuk Mahkemesi daha sonra, arsa keꢀfini gerçekleꢀtirmiꢀ ve davacı tarafın tanıklarını   dinlemiꢀtir. Tanıklar, 1988-89 yılında dava konusu parselin yakınlarında bulunan mühimmat   deposunun patlamasının ardından, arsanın dikenli tellerle çevrildiğini ve giriꢀin   yasaklandığını belirtmiꢀlerdir.   Ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi’nin talebi üzerine Malatya Belediyesi, dava konusu parselin   yılından bu yana, ordu tarafından atıꢀ eğitim alanı olarak kullanıldığını belirtmiꢀtir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 27 Ekim 1998 tarihli kararla, baꢀvuranları haklı bulmuꢀ ve   taleplerini kabul etmiꢀtir. Asliye Hukuk Mahkemesi, fiili kamulaꢀtırmadan dolayı   baꢀvuranlara 24 Eylül 1996 tarihinden itibaren iꢀlemek üzere yasal faizle birlikte   25.000.000.000 TL [o dönemde yaklaꢀık olarak 71.955 Euro] tazminat ödenmesine karar   vermiꢀtir. Asliye Hukuk Mahkemesi, özellikle Đdare’nin, dava konusu parselin 1977 yılından   bu yana ordu tarafından iꢀgal edildiğini ortaya koyamadığına ve sonuç olarak sözkonusu   iꢀgalin 1991 yılında gerçekleꢀtiğini ve yirmi yıllık zamanaꢀımı süresinin dolmadığını kabul   etmek gerektiğine kanaat getirmiꢀtir. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca, Hazine adına arsanın   tapuya kaydedilmesine karar vermiꢀtir.   Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı 3 Aralık 1998 tarihinde Yargıtay 5. Dairesi tarafından   onanmıꢀ ve kesin hükme bağlanmıꢀtır.   b) De facto kamulaꢀtırma gerekçesiyle tazminatın artırılması baꢀvurusu   Baꢀvuranlar, 16 Temmuz 1999 tarihinde ek tazminat almak amacıyla dava açmıꢀlardır.   1998/24 no’lu dava çerçevesinde hazırlanan bilirkiꢀi raporunun sözkonusu taꢀınmazın   bedelinin önceki taleplerinden fazla olduğunu ortaya koyduğunu ve bu miktardan fazlasını   talep etme haklarını saklı tuttuklarını belirterek 7.296.260.000 TL [o dönemde yaklaꢀık olarak   16.580 Euro] ek tazminat talep etmiꢀlerdir.   Đlk aꢀamada, Asliye Hukuk Mahkemesi 5 Ekim 1999 tarihli bir kararla, 1998/24 no’lu davada   alınan sonuçlara dayalı olarak baꢀvuranların davasının zaman aꢀımına uğramadığına itibar   ederek baꢀvuranların tazminat talebini bütün olarak ele almıꢀtır.   Bununla birlikte, 9 Aralık 1999 tarihinde Yargıtay 5. Dairesi Kamulaꢀtırmaya dair 2942 sayılı   Kanun’un 38. maddesine dayalı olarak ek tazminat davasının zamanaꢀımına uğradığı   gerekçesiyle bu kararı bozmuꢀtur.   Baꢀvuranlar tarafından 19 Nisan 2000 tarihinde 9 Aralık 1999 tarihli kararın tashihi için   yapılan itiraz, zamanaꢀımı kuralının yargının her evresinde hukuki bir güvenlik etkenini   oluꢀturması doğrultusunda Yargıtay 5. Dairesi tarafından reddedilmiꢀtir. Yüksek Mahkeme   bir yanda 1998/24 no’lu hukuk davasının zamanaꢀımı incelemesi yapılmadan hükme   bağlandığını, öte yanda sözkonusu parselin kamulaꢀtırmasız el atma tarihi tespitinin mevcut   davada kesin bir delil oluꢀturmadığını kaydetmiꢀtir. Yargıtay, dava dosyasından ve Malatya   Belediyesi’nin mahkemeye sunduğu belgeden sözkonusu arsanın fiilen 1977 yılında istimlak   edildiği sonucuna varmıꢀtır.   Asliye Hukuk Mahkemesi 5 Haziran 2000 tarihli bir kararla, Yargıtay’ın 9 Aralık 1999 ve 19   Nisan 2000 tarihli kararlarındaki gerekçelere dayalı olarak baꢀvuranların talebini reddetmiꢀtir.   Baꢀvuranlar 11 Temmuz 2000 tarihinde temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀ, Đdarenin   beyanlarında arsanın 1977 yılında kullanılmaya baꢀlandığını kanıtlayıcı hiçbir belgenin yer   almadığını ileri sürmüꢀlerdir.   Eylül 2000 tarihli bir kararla, bu karar baꢀvuranlara 17 Ekim 2000’de tebliğ edilmiꢀtir,   Yargıtay 5. Dairesi temyizine gidilen baꢀvuruyu onamıꢀtır. Bu karar 18 Ekim 2000 tarihinde   kesin hükme bağlanmıꢀtır.   2. 74858/01Numaralı Baꢀvuru   a) De facto kamulaꢀtırma gerekçesiyle tazminat baꢀvurusu   Aralarında baꢀvuranın da yer aldığı Abdurrahman Gök’ün mirasçıları 24 Eylül 1996 tarihinde   baꢀvurarak arsalarına fiilen kamulaꢀtırmasız el atıldığını belirterek ꢁanlıurfa Asliye Hukuk   Mahkemesi önünde tazminat davası açmıꢀ, (dava no: 1998/21) 80.000.000.000 TL. [o   dönemde yaklaꢀık olarak 722.000 Euro] kamulaꢀtırma bedeli istemiꢀtir.   Mahkeme 8 Temmuz 1997 tarihinde yer keꢀif incelemesinde bulunmuꢀ ve davacı taraftan iki   görgü tanığını dinlemiꢀtir.   Asliye Hukuk Mahkemesi’nin talebi doğrultusunda hazırlanan bilirkiꢀi raporunda sözkonusu   arsanın bedeli 162.555.120.000 TL. [o dönemde yaklaꢀık olarak 733.000 Euro] olarak   belirlenmiꢀtir.   Kamulaꢀtırmasız el atan Đdare, Mahkemenin talebi üzerine, 1977 yılından bu yana sözkonusu   parseli atıꢀ ve askeri eğitim alanı olarak kullandığını belirtmiꢀ, buna dayanak olarak ꢁanlıurfa   Belediyesi’nden alınan bilirkiꢀi raporunu sunmuꢀtur.   Asliye Hukuk Mahkemesi, 10 Ekim 1997 tarihli bir kararla baꢀvuran da dahil Abdurrahman   Gök’ün mirasçılarının talebinin tamamını kabul etmiꢀtir.   Bununla birlikte 20 Kasım 1997 tarihinde Yargıtay, Đlk derece mahkemesinin derinlemesine   inceleme yapmadan sözü edilen parseli inꢀa edilebilir olarak nitelendirdiğine kanaat getirerek   kararı bozmuꢀtur.   Ekim 1998 tarihinde, Mahkeme Abdurrahman Gök’ün mirasçılarını haklı bularak   taleplerini yeniden bir bütün olarak değerlendirmeye almıꢀtır. Mahkeme kamulaꢀtırma için,   Eylül 1996 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yasal faizi ile birlikte de facto   80.000.000.000 T.L. (olayların meydana geldiği dönemde yaklaꢀık 230.257 Euro) ödenmesine   karar vermiꢀtir. Mahkeme, Đdare’nin, dava konusu parselin 1977 yılından beri askeriye   tarafından kullanıldığını ve bunun sonucunda sözkonusu arazi iꢀgalinin 1991 yılında meydana   geldiğinin kabul edilmesinin uygun olacağını, yirmi yıllık zamanaꢀımı süresinin halen   dolmadığını ortaya koyamadığına dikkat etmiꢀtir. Ayrıca arazının, Hazine’nin kaydına   iꢀlenmesine karar vermiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde, Yargıtay 5. Dairesi temyiz edilen kararı onamıꢀtır.   b) De facto kamulaꢀtırma gerekçesiyle tazminatın arttırılması baꢀvurusu   Baꢀvuran, 16 Temmuz 1999 tarihinde, ek kamulaꢀtırma bedelinin ödenmesi için dava   açmıꢀtır. Baꢀvuran, 1998/21 sayılı dava çerçevesinde hazırlanan bilirkiꢀi raporunda,   sözkonusu arazi bedelinin, baꢀlangıçta talep ettiği tutardan az olduğunun belirtildiğini ifade   etmektedir. Daha fazlasını isteme hakkını kullanmadığını hatırlatan baꢀvuran, 27.518.373.000   T.L. (olayların meydana geldiği dönemde yaklaꢀık 62.555 Euro) tutarında tazminat talep   etmiꢀtir.   Đlk aꢀamada Mahkeme, 21 Ocak 200 tarihli bir kararla baꢀvuranın davasının zamanaꢀımına   uğramadığına kanaat getirerek, baꢀvuranın 1998/21 sayılı davanın sonuçlarına dayanan   tazminat talebini kabul etmiꢀtir.   Bununla birlikte, 15 Haziran 2000 tarihinde Yargıtay 5. dairesi kamulaꢀtırma davasının, 2942   sayılı Kamulaꢀtırma Kanunu’nun 38. maddesi uyarınca zamanaꢀımına uğradığı gerekçesiyle   sözkonusu kararı bozmuꢀtur. Dosyada yer alan unsurlardan anlaꢀıldığı üzere dava konusu   parsel 1977 tarihinden beri kullanılmıꢀ, oysa ki dava 28 Haziran 1999 tarihinde açılmıꢀtır.   Bununla ilgili olarak, Yargıtay iki unsura dayanmaktadır: araziyi kullanan Đdare’nin, 1977   yılının Ocak ayından itibaren dava konusu parselin askeriye tarafından atıꢀ ve eğitim alarak   kullanıldığına iliꢀkin yazısı ve bu tahsisi onaylayan ꢁanlıurfa Belediyesi tarafından sunulan   bilirkiꢀi raporu.   Mahkeme, 4 Ekim 2000 tarihinde Yargıtay kararı ile aynı doğrultuda hareket ederek,   baꢀvuranın talebini zamanaꢀımına uğradığı gerekçesiyle reddetmiꢀtir.   Temmuz 2000 tarihinde baꢀvuran kararın temyizine gitmiꢀtir. Baꢀvuran, Đdare’nin   beyanlarının dıꢀında, arazinin iꢀgalinin 1977 tarihinden itibaren baꢀladığını kanıtlayacak belge   ve unsurların bulunmadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin arazinin   iꢀgal tarihini 1991 olarak kabul ettiği bir önceki kararının, Yargıtay tarafından onandığını   belirtmektedir.   ꢁubat 2001 tarihli bir kararla Yargıtay temyiz edilen kararı onamıꢀtır.   Aynı ꢀekilde, baꢀvuran tarafından yapılan kararın düzeltilmesi baꢀvurusu 28 Mart 2001   tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6. maddesinin ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal   edildiğini iddia etmektedirler.   Hükümet baꢀvuranların tezlerine karꢀı çıkmakta ve öncelikli olarak baꢀvurunun iki açıdan   kabuledilemez olduğunu belirtmektedir.   A. Mağdur Sıfatı   Hükümet, 71867/01, 71869/01 ve 73319/01 numaralı baꢀvurular çerçevesinde, ulusal   mahkemelerin de facto kamulaꢀtırma nedeniyle kamulaꢀtırma bedellerinin ödenmesine karar   verdiği dikkate alındığında, baꢀvuranların, tazminat almaksızın mülkiyet haklarından yoksun   bırakıldıklarından dolayı mağdur olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmektedir. Baꢀvuranlar   tarafından açılan 1998/24 numaralı dava, ilk yargılama çerçevesinde gerçekleꢀtirilen bilirkiꢀi   incelemesi ile dava konusu arazinin değerinin tespit edilmesi esasına dayanmaktaydı. ꢁayet   bilirkiꢀi raporunda baꢀvuranların taleplerinden farklı olarak bir değer tespit edilmiꢀ olsaydı,   baꢀvuranlar hiçbir zaman bu ikinci yargılamayı baꢀlatmayacaklardı. Ayrıca, ilk yargılama   sonrasında, Mahkeme dava konusu parselin Hazine’nin kaydına geçmesine karar vermiꢀti.   Bununla ilgili olarak, ikinci yargılamanın baꢀlatılması sırasında, ilgili kiꢀilerin hiçbirinin Ek 1   no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülk sahibi sıfatı bulunmamaktaydı.   Baꢀvuranlar bu sava itiraz etmektedir.   AĐHM’nin daha önce de ifade ettiği gibi, ulusal mahkemelerin AĐHS’nin ihlal edildiğini   alenen ya da özü itibariyle kabul etmedikleri ve ihlali gidermedikleri sürece, baꢀvuran lehine   alınan bir karar ya da tedbir, baꢀvuranın mağdur sıfatını kaybetmesi için yeterli olmamaktadır   (Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996, Derleme Hükümler ve Kararlar, Dalban-Romanya, no:   28114/95).   Mevcut dava ile ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranların tapularının iptal edilmesi nedeniyle   tazminat almıꢀ olmalarının, AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatlarını ortadan   kaldırmadığı görüꢀündedir. Esasında, ilk yargılamalar davanın incelenmesinde dikkate   alınması gereken önemli bir unsur gibi olsalar da, bunlar ulusal makamlar tarafından yasal bir   düzenlemenin geriye dönük olarak uygulanması nedeniyle tazminat taleplerinin   reddedilmesinden ꢀikayetçi olan ilgililerin iddialarının bilinmesi ya da tanınması anlamına   gelmemektedir.   Yukarıda yer alan bilgiler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranların halen AĐHS ile güvence altına alınan   haklarının ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduklarını iddia edebilecekleri kanaatindedir.   B. Đç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.71867/01, 71869/01 ve 73319/01   numaralı davalar çerçevesinde, kararın düzeltilmesi talebinde bulunmayan baꢀvuranların, iç   hukuk yollarını tüketmiꢀ olduklarının düꢀünülemeyeceğini belirtmektedir. Hükümet,   74858/01 numaralı dava ile ilgili olarak baꢀvuranın, hiçbir zaman Kamulaꢀtırma Kanunu’nun   38. maddesinin Anayasa’ya uygunluğu konusunda bir itirazda bulunmadığını belirtmektedir.   Baꢀvuranlar bu sava itiraz etmektedirler.   Hükümet tarafından dile getirilen kararın düzeltilmesi talebi ile ilgili olarak AĐHM, Türk   Hukuku’nda bu baꢀvurunun, Yargıtay tarafından yapılan bir hata nedeniyle sözkonusu kararı   tekrar gözden geçirme amacının olduğunu not etmektedir. Tarafların tekrar baꢀvuru yapması   üzerine, yeni unsurlar olmadan Mahkeme ikinci bir inceleme baꢀlatmaktadır (Đsmail Çınar-   Türkiye, no: 28602/95, 13 Kasım 2003, ve mutatis mutandis, Karaduman-Türkiye, no:   16278/90, Komisyon’un 3 Mayıs 1993 tarihli kararı).   AĐHM, bir baꢀvuranın büyük olasılıkla etkili ve yeterli olan iç hukuk yollarını kullanmıꢀ   olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir baꢀvuru yolu kullanıldığında, uygulamada aynı amacı   taꢀıyan baꢀka bir baꢀvuru yolunun kullanılması zorunlu değildir (Bkz, en son olarak, Patricia   Raquel Rela Alves-Portekiz (karar), no: 19485/02, 9 Kasım 2004). Mevcut davada, AĐHM   için, Asliye Hukuk Mahkemeleri tarafından, baꢀvuranların taleplerinin reddedilmesine iliꢀkin   verilen kararları Yargıtay’ın kesin olarak onadığının tespit edilmesi yeterli olacaktır.   Sözkonusu Kanun’un Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi ile ilgili olarak AĐHM, bu   baꢀvuru yolunun doğrudan ꢀahıslara açık olmadığını ve Anayasa’nın geçici 15. maddesi   uyarınca, 2942 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte kabul edilen Kanunların, anayasal bir   denetimin yapılmasına imkân tanımadığını tespit etmektedir.   Yukarıda yer alan bilgiler ıꢀığında AĐHM, Türk Hukuku’nda belirtilen süre içerisinde   kamulaꢀtırma davası açan baꢀvuranların, mülkiyet sıfatlarının iptal edilmesi nedeniyle   tazminat elde etmek amacıyla iç hukukta yer alan baꢀvuru yollarını tükettikleri kanaatindedir.   Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı AĐHM tarafından reddedilmektedir.   C. Sonuç   AĐHM, baꢀvuruların AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı   tespitini yapmaktadır. Baꢀvuruların kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer   almamakta, baꢀvuruların esasa birleꢀtirilerek kabuledilmesi gerekmektedir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, iç hukuktaki mahkemeler önünde hakkaniyete uygun bir yargılamanın   olmayıꢀından ꢀikayetçi olmakta, AĐHS’nin 6 § 1. maddesine göndermede bulunmaktadır.   Baꢀvuranlar, 1991 yılında taꢀınmazlarına yargı kararları ile nihai surette kamulaꢀtırmasız el   atma ile sürecin önceden tamamlandığı halde, sonraki dönemde, mahkemelerin Kamulaꢀtırma   Kanunu’nun 38. maddesinin uygulanmasına istinaden tamamlayıcı tazminat taleplerini haksız   yere reddettiğini ileri sürmektedir.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, iç hukuk mercilerinin tamamlayıcı tazminat taleplerine yönelik almıꢀ oldukları   kararların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlaline yol açıp açmadığını incelemek durumundadır.   AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ile güvence altına alınan ve bir mahkeme önünde adil   yargılanma hakkının Sözleꢀmeci Devletlerin ortak değerinden biri olan hukukun üstünlüğü   çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Hukukun üstünlüğünün temel   unsurlarından biri de hukuki iliꢀkilerin güvenliği ilkesidir ve diğerlerinin yanı sıra,   mahkemeler tarafından nihai çözüme kavuꢀturulan ithilafın artık dava konusunu   oluꢀturmaması gerektiğini öngörür (Bkz. Brumarescu-Romanya kararı, no: 28342/95).   Bu baꢀvuruda AĐHM ilk olarak, sunulan kanıt unsurlarını değerlendirmesinin ve tarafları   dinlemesinin ardından ꢁanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dava konusu parselin 1991   yılında kullanıldığı tespitini yaparak idarenin zamanaꢀımı itirazını reddettiğini   hatırlatmaktadır. Böylece, sözkonusu 38. maddede öngörülen süre, iki dereceli yargı ile 27   Ekim 1998 tarihinde alınan kararlar ile aꢀılmadığından, mahkeme baꢀvuranların mülkiyet   sıfatlarının iptali sonucunda tazminat taleplerini kabul etmiꢀtir. Aynı ꢀekilde, bilirkiꢀiler bu   süreç boyunca idare tarafından taꢀınmaza el konulması nedeniyle ilgililerin uğramıꢀ oldukları   zarar miktarına kıymet biçebilirlerdi. Bu yargı kararları Yargıtay 5. Dairesi tarafından   onanmıꢀ ve kesin hükme bağlanmıꢀtır.   Sonuç itibariyle, AĐHM açısından ilke olarak, sözü edilen 38. madde uyarınca zamanaꢀımı   süresinin tarihinin belirlenmesine iliꢀkin baꢀvuranların «hukuki güvenliğinin» baꢀladığına   ꢀüphe yoktur.   Ayrıca, Asliye hukuk mahkemesi daha önceki süreçte 5 Ekim 1999 ve 21 Ocak 2000 tarihli   kararlarda vardığı sonuçlara dayalı olarak baꢀvuranların tamamlayıcı tazminat taleplerini   yerinde bulmuꢀtur. Mahkeme böylelikle, Đdarenin 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre   öne sürdüğü zamanaꢀımı itirazını kabul etmemiꢀ, baꢀvuranların davasının zamanaꢀımına   uğramadığına kanaat getirmiꢀtir.   Buna karꢀın, Yargıtay 5. Dairesi daha evvel de tespit edildiği üzere bahse konu el atmanın   yılında değil 1977 yılında gerçekleꢀtiğini ve 38. madde gereğince tazminat davasının   zamanaꢀımına uğradığını vurgulayarak bu kararları bozmuꢀtur. Yargıtay son olarak davayı   taraflara geri göndermiꢀ, Asliye hukuk mahkemesi bu hükmün uygulanmasına istinaden   baꢀvuranların taleplerini nihai surette reddetmiꢀtir.   AĐHM, mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına göre ulusal mahkemelerin görevini   üstlenmek gibi bir konumda olmadığını vurgulayarak, ꢀayet AĐHS ile güvence altına alınan   hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açmamıꢀ ise, iç hukuktaki yargıdan kaynaklandığı öne   sürülen olaylara ve hukuka dair yanlıꢀlıkların incelenmesi amacıyla yapılan baꢀvuruları   değerlendirme yetkisinin olmadığını ifade etmektedir (Bkz. örneğin Garcia Ruiz-Đspanya   kararı no:30544/96). Aynı ꢀekilde, hukuki alanda, 6. madde kesin hükmün dokunulmazlığını   güvence altına almamaktadır (Ulusal serbest hemꢀireler sendikası (O.N.S.I.L)-Fransa kararı,   no: 39971/98).   Yargıtay 5. Dairesi, zamanaꢀımı süresinin baꢀlangıç tarihine iliꢀkin süreçlerle ilgili   saptamaların uygunluğunun değerlendirilmesinde hiçbir yeni hususu ortaya koymamıꢀ, önceki   yargı sürecinde üzerinde durulan benzer kanıt unsurlarını yeniden incelemekle yetinmiꢀtir.   Kesin hüküm ile sonuçlanan «geri alınamaz» bir yargı kararı sözkonusu değildir. Fakat   baꢀvuranların meꢀru olarak iki yargı kararının ardından kesin hükme varılan dava hakkındaki   ihtilafın giderilmesi beklentisinde olduğu ölçüsünde, Yargıtay 5. Dairesi’nin daha önce kabul   gören kararlara tümüyle ters yöndeki bu yeni değerlendirmesi hukuki güvenlik açısından   sorunlar teꢀkil etmektedir. (Bkz. Riabykh-Rusya kararı, no: 52854/99).   Sonuç olarak, daha önce ihtilafı çözümlenmiꢀ bir davayı yeniden değerlendiren ve hiçbir   geçerli gerekçe olmaksızın nihai karar alan Türk mahkemeleri hukuki güvenlik iliꢀkisinin   ihlaline yol açmıꢀtır. Bu nedenle, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca baꢀvuranların adil   yargılanma hakkı ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin bu maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuranlar aynı olaylara dayalı olarak Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini   ileri sürmektedir.   AĐHM, 6. maddeye iliꢀkin yapılan tespit ıꢀığında bu hükmün ihlal edilip edilmediğinin   incelenmesini gerekli görmemektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   A. Tazminat, masraf ve harcamalar   Naciye Gök, Dilber Gök ve Yeꢀil’in eꢀi Ayno Gök 43.000.000.000 TL. maddi ve aynı   miktarda manevi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuranlar AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları   yargı giderleri için 3.487 Euro istemektedir.   Ersöz’ün eꢀi Dursun Gök 137.912.373.000 TL [yaklaꢀık 86.195 Euro] maddi zarara   uğradığını ileri sürerek aynı miktarda manevi tazminat talep etmektedir. Masraf ve harcamalar   konusunu AĐHM’nin takdirine bırakmıꢀtır.   Hükümet, baꢀvuranların taleplerine karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, dava dosyasında yer alan delillerin bütünü ıꢀığında ve hakkaniyete uygun olarak   maruz kalınan tüm zarar için ilk üç baꢀvuranın her birine 1.700 Euro, Ersöz’ün eꢀi Dursun   Gök’e 10.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   AĐHM yargı giderleri ile ilgili olarak, baꢀvuranlara birlikte 1.500 Euro ödenmesine karar   vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oybirliğiyle, baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;   2. Oybirliğiyle, baꢀvuruların kabuledilebilir olduğuna;   3. Beꢀe karꢀı iki oyla, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Beꢀe karꢀı iki oyla, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine dair ꢀikayetin incelenmesine gerek   olmadığına;   5. Oybirliğiyle,   a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin;   i.   uğranılan bütün zarar için, baꢀvuranların her biri Naciye Gök, Dilber Gök ve   Yeꢀil’in eꢀi Ayno Gök’e 1.700 (bin yedi yüz) Euro ve Ersöz’ün eꢀi Dursun Gök’e   10.000 (on bin) Euro tazminat;   ii.   masraf ve harcamalar için dört baꢀvuranlara toplam 1.500 (bin beꢀ yüz) Euro   ödenmesine;   iii.   belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faizin   uygulanmasına;   6. Oybirliğiyle, adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 27 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45 § 2. ve Đçtüzüğün 74 § 2. maddelerine uygun olarak Yargıç   Cabral Barreto ve Jociene’in ayrık oy görüꢀü yer almaktadır.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 24.07.2026. · Źródło