71868/01
WyrokETPCz2006-04-11ECLI:CE:ECHR:2006:0411JUD007186801
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżącej własności nieruchomości bez odszkodowania, w wyniku wstecznego zastosowania przepisów o przedawnieniu, naruszyło prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżąca została pozbawiona prawa do odszkodowania za wywłaszczoną nieruchomość w wyniku wstecznego zastosowania art. 38 ustawy o wywłaszczeniu. Mimo że skarżąca nie została powiadomiona o decyzji o unieważnieniu jej tytułu własności z 1988 roku i złożyła wniosek o odszkodowanie w terminie po uzyskaniu wiedzy o tej decyzji, sąd krajowy odrzucił jej roszczenie, stosując wstecznie przepis o przedawnieniu. Trybunał stwierdził, że takie działanie naruszyło równowagę między interesem publicznym a ochroną praw jednostki, prowadząc do pozbawienia mienia bez odpowiedniego odszkodowania.Stan faktyczny
Skarżąca, Fatime Akıllı, była współwłaścicielką nieruchomości w Şanlıurfa. W 1975 roku nieruchomość została wywłaszczona przez Ministerstwo Obrony Narodowej, a odszkodowanie wpłacono na konto bankowe, ale skarżąca nie została o tym powiadomiona. W 1988 roku Ministerstwo Obrony Narodowej wszczęło postępowanie o przymusowe przeniesienie własności, w wyniku którego tytuł własności skarżącej został unieważniony i przeniesiony na Skarb Państwa. Skarżąca nie została powiadomiona o tym postępowaniu i dowiedziała się o unieważnieniu tytułu własności dopiero w 1998 roku. Złożyła wówczas pozew o odszkodowanie, który początkowo został uwzględniony przez sąd pierwszej instancji, ale następnie odrzucony przez Sąd Kasacyjny z powodu wstecznego zastosowania art. 38 ustawy o wywłaszczeniu, dotyczącego przedawnienia.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 6 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącej 636 Euro tytułem odszkodowania materialnego oraz 1 000 Euro tytułem kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
AKILLI- TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 71868/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Nisan 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (71868/01) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaꢀı olan Fatime Akıllı’nın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(AĐHM) 19 ꢁubat 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesinin Temel Đ nsan Haklarını
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmı ꢀ olduğu baꢀvurudur.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
Baꢀvuran, AĐHM önünde ꢁanlıurfa Barosu avukatlarından A. Elçi tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢀULLARI doğumlu baꢀvuran, Adana ilinin Osmaniye ilçesinde ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, ꢁanlıurfa’da Karaköprü beldesinde 1014 parsel sayılı taꢀınmazın
ortaklarından birisidir. Taꢀınmazdan payına düꢀen 318 m²’dir.
Hükümet’e göre, dava konusu parsel 1975 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından
kamulaꢀtırılmıꢀtır. Kamulaꢀtırmanın yapıldığı tarihte, kamulaꢀtırma bedeli banka hesabına
yatırılmıꢀtır. Bununla birlikte, yerel gazetelerde kamulaꢀtırma ilanının verilmesine rağmen,
ilgili bankadan kamulaꢀtırma bedelini talep etmemiꢀtir.
Milli Savunma Bakanlığı, 1988 yılının ꢁubat ayında cebri tescil davası açmıꢀ ve bu
isme transfer iꢀleminin iptal edilmesini talep etmiꢀtir.
ꢁanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi, 28 Aralık 1988 tarihinde, taꢀınmazın baꢀvuran
adına olan tapunun iptal edilmesine ve Hazine adına tesciline karar vermiꢀtir. Karar temyiz
edilmediğinden kesinleꢀmiꢀtir. Baꢀvuran, kendisine tebligat yapılmadığından sözkonusu
davaya katılamamıꢀtır. Esasında, bu davaya iliꢀkin haberler yalnızca basın yoluyla
gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
Baꢀvuran 29 Mayıs 1998 ve 29 Nisan 1999 tarihlerinde, de facto kamulaꢀtırma bedeli
elde etmek amacıyla ꢁanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde iki dava açmıꢀtır. Baꢀvuran,
kendisine tebligat yapılmadığından dolayı, tapunun Hazine adına tescil kararından yalnızca 5
Ekim 1998 tarihinde haberdar olduğunu ifade etmektedir.
Asliye Hukuk Mahkemesi, 5 Kasım 1999 tarihinde, 4.770.002.472 Türk Lirası
tutarında (yaklaꢀık 9.000 Euro) ek kamulaꢀtırma bedelinin baꢀvurana ödenmesine karar
vermiꢀtir. Kararı alırken, 1977 yılında baꢀlayan kamulaꢀtırma iꢀlemine iliꢀkin tebliğnamenin
bulunmadığını gözlemlemiꢀtir. Aynı zamanda, Milli Savunma Bakanlığı tarafından baꢀvuran
adına olan tapunun iptal edilmesi amacıyla baꢀlatılan iꢀlem sırasında hiçbir tebligatın
yapılmadığını ve bu iptal kararının, kararın bir gazetede yayınlanmasının ardından
gerçekleꢀtirildiğini tespit etmiꢀtir. 1977/1191 numaralı dosyadan Đdare’nin iꢀgal iꢀlemine acil
olarak baꢀladığı ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle, kamulaꢀtırma iꢀlemlerine iliꢀkin tebligatların baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀ
olmasını dikkate alana Asliye Hukuk Mahkemesi, adına olan tapunun iptal edildiğini
öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde baꢀvurusunu yapmıꢀ olması nedeniyle, baꢀvuranın
talebini kabul etmeye karar vermiꢀtir.
Yargıtay, 24 ꢁubat 2000 tarihinde, Kamulaꢀtırma Kanunu’un 38. maddesi uyarınca,
davaların zamanaꢀımı nedeniyle düꢀtüğü gerekçesiyle kararı bozmuꢀtur. Yargıtay, dava
konusu taꢀınmazın 1974 yılında güvenlik güçleri tarafından kullanıldığını, 11 Kasım 1975
tarihinde kamu yararına karar alındığını belirtmiꢀtir. Bu nedenle, dava konusu taꢀınmazın
kamu yararı nedeniyle yirmi yıldır aralıksız olarak kullanıldığı dikkate alındığında, sözü
edilen sürenin sona ermiꢀtir.
Yargıtay, 19 Nisan 2000 tarihinde temyiz talebini reddetmiꢀtir.
Asliye Hukuk Mahkemesi, 22 Mayıs 2000 tarihinde, Yargıtay kararına uyarak
baꢀvuranın davasını reddetmiꢀtir.
Yargıtay, 21 Eylül 2000 tarihinde, kararı onamıꢀtır.
HUKUK AÇISINDAN
I. Kabuledilebilirlik hakkında
Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesinin ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal
edildiğini iddia etmektedir.
Hükümet baꢀvuranın iddialarına karꢀı çıkmakta ve üç kabuledilemezlik gerekçesi ileri
sürmektedir.
A. AĐHM’nin ratione temporis bakımından yetkisi ve altı ay kuralı
Hükümet öncelikle, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin, dava konusu taꢀınmazın 1975 yılında
kamu hizmetine verildiği dikkate alındığında AĐHS’nin hükümleri ile ratione temporis
bakımından bağdaꢀmadığını belirtmektedir. Hükümet, bu kabuledilemezlik itirazı ile birlikte,
altı ay kuralına uyulmadığını ifade etmektedir. Hükümet’e göre, baꢀvuran adına tapunun iptal
edilmesi ve tapu transferi 24 Mart 1989 tarihinde kesinleꢀen bir kararla gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
Bu noktada, AĐHS’nin 35. maddesi ile öngörülen altı aylık süreden sonra AĐHM’ye baꢀvuru
yapılmıꢀtır.
AĐHM, baꢀvuranın, taꢀınmazın elinden alınmasından ꢀikayetçi olmadığını, ꢀikayet
konusunun tazminat almaksızın tapusunun iptal edilmesi olarak özetlenebileceğini
gözlemlemektedir. Bu itibarla, 70’li yıllarda baꢀvurana ait taꢀınmazın de facto iꢀgal edilmiꢀ
olmasın karꢀın, baꢀvuranın tapusunun 28 Aralık 1988 tarihinde yani Türkiye’nin kiꢀisel
baꢀvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinden sonra iptal edildiğini tespit etmektedir.
Aynı durum, 21 Eylül 2000 tarihinde Yargıtay kararı ile tamamlanan tazminat talebine iliꢀkin
dava için de geçerlidir. AĐHM ayrıca, baꢀvuranın bu tarihten itibaren altı ay içinde
baꢀvurusunu yaptığından dolayı, altı ay kuralını ihlal etmediği kanaatindedir.
Sonuç olarak, Hükümet’in ratione temporis bakımından yetkisizlik itirazlarının ve altı
ay kuralına iliꢀkin itirazın reddedilmesinin uygun olacağına kanaat getirmiꢀtir.
B. Đç hukuk yollarının tüketilmesi
Hükümet aynı zamanda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.
Hükümet’e göre, baꢀvuran, ne kamulaꢀtırma sırasında ne de tapunun Hazine adına tescilinden
sonra kendisine sunulmuꢀ olan baꢀvuru yollarını kullanmıꢀtır. Hükümet, baꢀvuranın,
kamulaꢀtırma sırasında ve sonrasında, kamulaꢀtırma iꢀlemini gerçekleꢀtiren idari makamının
kararına itiraz edebileceği, çeꢀitli hukuki yollara baꢀvurma hakkına sahip olduğunu
belirtmektedir. Ayrıca, kamulaꢀtırmaya iliꢀkin bir tebligatın kendisine tebliğ edildiğini ve
basın yoluyla tebligat yapıldığını ifade etmektedir.
Baꢀvuran, bu itiraza karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın, kamulaꢀtırma bedeli ödenmesi amacıyla dava açmadan önce,
kamulaꢀtırma iꢀleminden haberdar olmadığı konusunda Türk Mahkemelerinin ꢀüpheye
düꢀmediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca, bu amaçla yapılan baꢀvuru, Kamulaꢀtırma
Kanunu’un 38. maddesi uyarınca reddedilmiꢀtir.
AĐHM, bir baꢀvuranın etkili ve yeterli olan iç hukuk yollarını uygun bir ꢀekilde
kullanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir baꢀvuru yolu kullanıldığında, uygulamada sonucu
aynı olacak baꢀka bir baꢀvuru yolunun kullanılması gerekli olmamaktadır (Bkz. Patrıcıa
Raquel Real Alves-Portekiz (Karar), no: 19485/02, 9 Kasım 2004).
Bu gerekçeleri dikkate alan AĐHM, Türk Hukukunda belirtilen süre içerisinde
tazminat davası açan baꢀvuranın, tapusunun iptal edilmesi nedeniyle tazminat elde edebilmek
amacıyla, iç hukuk yollarını tüketmek için kendisinden makul olarak beklenebilecek her ꢀeyi
yerine getirdiğine karar vermiꢀtir. Bu nedenle, Hükümet tarafından sunulan iç hukuk
yollarının tüketilmediğine iliꢀkin itirazı reddetmektedir.
C. Sonuç
AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3.maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını saptamıꢀtır.
Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna karar vermiꢀtir.
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, tazminat ödenmeksizin dava konusu taꢀınmazın mülkiyet hakkından
mahrum bırakılma iꢀleminin, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen ilkelere aykırı
olarak gerçekleꢀtirildiğini iddia etmektedir.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin üç temel ilkeye dayandığını
hatırlatmaktadır. 1. bendin 1. cümlesinde ifade edilen birinci ilke, mülkiyet hakkı ilkesini
belirtmekte; aynı bendin 2. cümlesinde yer alan ikinci ilke, mal ve mülkten belirli koꢀullarda
mahrum bırakılabileceğini dile getirmekte; ikinci bentte yer alan üçüncü ilke ise Devletlere,
mülkiyetlerin kamu yararına uygun olarak düzenlenmesi (…) hakkını tanımaktadır. Bununla
birlikte burada sözkonusu olan, birbiriyle bağlantılı olmayan kural değildir. Birinci ve ikinci
ilke mülkiyet hakkının ihlal edilmesine iliꢀkin özel durumları ifade etmektedir, bu noktada bu
ilkeler, birinci ilke ıꢀığında değerlendirilmelidir (Bkz., diğerleri arasında, James ve Diğerleri-
Birleꢀik Krallık, 21 ꢁubat 1986 tarihli karar, A serisi, no: 98, s. 29-30, ve Iatris-Yunanistan
(GC), no: 31107/96, § 55, CEDH 1999-II).
AĐHM, Hükümet’in 1989 tarihinde taꢀınmazın baꢀvuran adına tapusunun iptal edildiği
ve Milli Savunma Bakanlığı’na geçtiği andan itibaren, baꢀvuranın 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.
maddesinde belirtildiği ꢀekliyle bir mülkünün bulunmadığını ifade ettiğini not etmektedir.
AĐHM, ikinci ilke uyarınca mal ve mülkten yoksun bırakılıp bırakılmadığının tespit
edilmesi için, resmi bir el koyma ya da kamulaꢀtırma iꢀleminin yapılıp yapılmadığının
incelenmesi ve aynı zamanda dava konusu duruma iliꢀkin gerçeklerin dikkate alınması
gerektiğini hatırlatmaktadır. Sözleꢀme, “somut ve mevcut” hakları korumaktadır. Dolayısıyla,
sözkonusu durumun “de facto” kamulaꢀtırma olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği
hususunun araꢀtırılması gerekmektedir.(Sporrong ve Lönnroth-Đsveç, 23 Eylül 1982 tarihli
karar, A serisi no: 52, s. 24-25, § 63).
Bununla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın, mülkün Milli Savunma Bakanlığı’na
devredildiğinden 5 Ekim 1998 tarihinde haberdar olduğuna dair beyanına atıfta bulunan 5
Kasım 1999 tarihli kararında, ꢁanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nin baꢀvurana tazminat
ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir. 24 ꢁubat 2000 tarihinde, Yargıtay bu kararı
bozduğunda, yukarıda yer alan değerlendirmeleri dikkate almamıꢀ fakat Kamulaꢀtırmaya
iliꢀkin Kanun’un 38. maddesi ile öngörülen zaman aꢀımı süresini geriye dönük olarak
uygulamıꢀtır.
AĐHM’nin gözünde, bu unsurlar, 28 Aralık 1988 tarihli kararın tebliğ edilmemiꢀ
olmasından dolayı, verilen karar sonrasında 1989 yılında baꢀvuranın tapusunun iptal
edilmesine karꢀın, baꢀvuranın, Türk Hukuku’nda tanındığı ꢀekliyle mülkiyet hakkına sahip
olduğunu kanıtlamaktadır. Baꢀvuran, 5 Ekim 1998 tarihinden yani bu iꢀlemden haberdar
olduğu tarihten sonra bir aylık bir süre içinde dava açabilmiꢀtir. Bu haliyle, dava, adıgeçen
I.R.S. ve diğerleri-Türkiye davasından bir farklılık arz etmemektedir. Bu kararda, kanun
hükmünün geriye dönük olarak uygulanması yolu ile baꢀvuranlar, mülklerinin tapularının
Đdare’ye devredilmesinden dolayı tazminat elde etme haklarından yoksun bırakılmıꢀlardı.
Bununla birlikte, bu davadan farklı olarak ve mevcut davanın koꢀulları dikkate alındığında
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci cümlesi uyarınca, sözkonusu davanın,
genel ilke ıꢀığında incelenmesi gerektiğine kanaat getirmiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın tapusunun, herhangi bir ödeme yapılmaksızın 1989 tarihinde iptal
edildiğini gözlemlemektedir. Halbuki Türk Hukuku’nda, baꢀvurana kararın tebliğ edilmemiꢀ
olmasından dolayı tazminat elde etme hakkı tanınmaktaydı, Kamulaꢀtırma Kanun’un 38.
maddesinin geriye dönük olarak uygulanması nedeniyle baꢀvuranın bu talebi reddedilmiꢀtir.
I.R.S. ve diğerleri davasında (adıgeçen, §§ 50-56), AĐHM mevcut davada 38.
maddenin uygulanması neticesinde, baꢀvuranların tapu senetlerinin iptal edilmesi nedeniyle
tazminat elde etme hakkından yoksun bırakıldıklarına hükmetmiꢀtir. AĐHM aynı zamanda,
her ne kadar olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan bir Kanun’a dayanılarak
yapılsa da, kamu yararı ile kiꢀisel hakların korunması gereklilikleri arasında var olması
gereken dengeyi sağlayabilecek herhangi bir dava baꢀlatılmadığından, bu türden bir müdahale
yalnızca keyfi olarak değerlendirilebilir.
AĐHM, mevcut davada bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek bir neden
görmemektedir.
Sonuç olarak, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, aynı nedenleri ileri sürerek yerel mahkemelerde görülen davanın
hakkaniyete uygun olarak görülmediğini ileri sürmekte ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespiti ıꢀığında mevcut
davada, bu maddenin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinin gerekli olmadığına kanaat
getirmiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat, masraf ve harcamalar
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 47.700 Y.T.L., manevi tazminat olarak da aynı tutarı
talep etmektedir. Masraf ve harcamalar konusuna da AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranın taleplerine itiraz etmektedir.
AĐHM, I.R.S. ve diğerleri kararında yer alan ((adil tazmin), no: 26338/95, §§ 23-24, Mayıs 2005), “tespit edilen ihlalin kaynağı zilyetliğin elden çıkmasının hukuki nitelemesi
değil de tazminat yoksunluğu olduğundan, tazminat kaçınılmaz olarak malların tam değerini
yansıtmak zorunda değildir” hükmünü hatırlatmaktadır. AĐHM, mevcut davada, götürü
meblağın ilke olarak, baꢀvuranın tazminat davası açtığı 29 Mayıs 1998 tarihinden baꢀlayıp,
Kamulaꢀtırma Kanunu’un 38. maddesi uyarınca dile getirdiği talebinin reddedilmesine iliꢀkin
kararın Yargıtay tarafından onandığı 21 Eylül 2000 tarihinde sona eren zaman zarfında
tazminat elde edebilmek için gerekli yasal süreye bağlı mülk değerine denk gelmelidir.
AĐHM, adıgeçen kararda (ibidem, §§ 23 ve 24) uygulanan hesaplama yöntemi ıꢀığında
baꢀvurana 636 Euro maddi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.
AĐHM, manevi tazminata iliꢀkin olarak hiçbir özel sorunun bulunmadığına kanaat
getirmiꢀtir (ibidem, § 28).
Masraf ve harcamalar konusunda AĐHM, bir avukat tarafından temsil edilen
baꢀvuranın bir takım masraflar yapmıꢀ olabileceğini düꢀünmektedir. Mevcut dava koꢀullarını
dikkate alan AĐHM, her türlü vergiden muaf tutularak baꢀvurana masraf ve harcamalar için
1.000 Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek
her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana maddi
tazminat için 636 Euro (altı yüz otuz altı) ve masraf ve harcamalar için 1.000 Euro
(bin) ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz
oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 11 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło