7190/05
WyrokETPCz2008-12-09ECLI:CE:ECHR:2008:1209JUD000719005
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania o odszkodowanie z tytułu wypadku przy pracy naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że ocena rozsądnego terminu postępowania wymaga uwzględnienia złożoności sprawy, zachowania skarżącego i władz krajowych oraz stawki dla skarżącego. Stwierdził, że postępowanie w pierwszej instancji, dotyczące poważnego wypadku skutkującego 85% niezdolnością do pracy, trwało pięć lat, co jest nadmiernie długie. Samo oczekiwanie na rozstrzygnięcie innej sprawy (karnej) nie usprawiedliwia tak długiego opóźnienia. Rząd nie przedstawił przekonujących argumentów uzasadniających tę długość, co doprowadziło do wniosku o naruszeniu art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Şevki Şahin, urodzony w 1978 roku, doznał 30 września 1997 roku wypadku w pracy, w wyniku którego utracił 85% zdolności do pracy. W 1999 roku wniósł sprawę o odszkodowanie materialne i niematerialne do Sądu Pracy w Konya. Postępowanie krajowe, obejmujące liczne ekspertyzy, zakończyło się wyrokiem Sądu Pracy w 2004 roku, potwierdzonym przez Sąd Kasacyjny (Yargıtay) we wrześniu 2004 roku. Całe postępowanie trwało około pięciu lat i pięciu miesięcy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę dotyczącą przewlekłości postępowania za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądza skarżącemu 2600 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, wraz z odsetkami. 4. Odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
ŞEVKİ ŞAHİN - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 7190/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Aralık 2008
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Şevki Şahin (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 17 Ocak tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin
(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 7190/05 numaralı
başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Konya barosu avukatlarından T.
Turgut tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI doğumlu başvuran Konya’da ikamet etmektedir. Eylül 1997 tarihinde başvuran vücudunun % 85’ini kullanamaz hale geldiği bir iş kazası
geçirmiştir. Kasım 1998 tarihinde başvuranı çalıştıran şirket hakkında ceza davası açılmıştır. yılında Konya Asliye Ceza Mahkemesi, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan
dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine ilişkin 4616 sayılı Kanun
uyarınca sözü edilen şirketin yöneticileri hakkında açılan ceza davasının ertelenmesine karar
vermiştir.
Bu arada başvuran 27 Nisan 1999 tarihinde Konya İş Mahkemesi’nde kazanın sorumluları
olduğunu düşündüğü kişiler hakkında maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.
Yargılama süresince mahkeme tarafların davadaki sorumluluklarını tespit amacıyla istinabe
yoluyla birçok bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bu amaçla bir bilirkişi heyeti tarafından 11
Haziran 2001’de bir rapor düzenlenmiş, bir başka bilirkişi heyeti tarafından 14 Mayıs 2003’te
ikinci bir rapor düzenlenmiştir.
İki rapor arasındaki uyuşmazlık nedeniyle mahkemenin talebi üzerine üçüncü rapor 9 Ekim tarihinde hazırlanmıştır.
Mahkeme başvurana verilecek tazminat tutarına ilişkin dördüncü raporu istinabe ile 10 Şubat tarihinde almıştır.
Mahkeme 6 Mayıs 2004 tarihli bir kararı ile kazanın meydana geldiği 30 Eylül 1997
tarihinden itibaren geçerli yasal faiziyle birlikte kazanın sorumlularının başvurana
4.962.959.218 TL. (yaklaşık 2.790 Euro) maddi ve 1.000.000.000 TL. (560 Euro) manevi
tazminat ödemesine karar vermiştir. Eylül 2004 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikayet
Başvuran tazminat davası süresinin uzunluğunun AİHS’nin 6/1 maddesinde yer alan «makul
süre» ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
1. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esasa dair
AİHM bu başvuruda yargılama süresinin Konya İş Mahkemesi’ne başvurulduğu 27 Nisan tarihinde başlayıp 21 Eylül 2004 tarihli Yargıtay’ın kararı ile sona erdiğini hatırlatır. İki
dereceli mahkemede görülen bu süre yaklaşık beş yıl beş aydır.
Hükümet yargının her aşamasının titizlikle ele alındığını ortaya koymak bakımından yargı
sürecinin bir kronolojisini sunmaktadır. Hükümet iş mahkemesinin davadaki sorumlulukların
saptanması açısından başvuranın işvereni olan şirketin yöneticileri hakkında açılan ceza
davasının sonuçlanmasını beklemek durumunda kaldığını ifade etmektedir.
Başvuran iddialarını yinelemektedir.
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koşulları ışığında ve
davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve sözkonusu anlaşmazlıkta
başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. birçokları arasında, Frydlender-Fransa kararı, no:
30979/96).
AİHM daha önce de mevcut başvuruya benzer sorunları ortaya koyan birçok davayı
incelediğini ve AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitine vardığını hatırlatır.
AİHM mevcut başvuruda temyiz aşamasının uzun sürmemesine karşın, birinci derece
mahkemesinin, başvuranın fiziki olarak % 85 oranında iş göremez bırakan iş kazasına ilişkin
davayı beş senede sonuçlandırdığını tespit etmektedir. AİHM’ye göre, bir başka davanın,
ihtilaflı davanın sonucunu etkileme ihtimali bulunması tek başına sürenin bu kadar uzamasını
haklı gösteremez (Bkz. mutatis mutandis, Vermeersch-Fransa kararı, no: 39273/98, 22 Mayıs
2001).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca
ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Bu yöndeki
yerleşik içtihadı ışığında ve özellikle sözkonusu yargılamanın başvuran açısından arz ettiği
önemi dikkate alan AİHM yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre» gereğini
karşılamadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. AİHS’nin 6/1 maddesine ilişkin diğer şikayetler
Başvuran fiziki yönden iş göremez hale gelmesi karşısında iç hukuktaki mahkemelerin
ödenmesine hükmettikleri tazminat miktarının yetersiz olduğunu ve yargılamanın adil
olmadığını öne sürmektedir. Başvuran ayrıca bu miktarın yargılamanın uzun sürmesi ve
olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’de enflasyon oranının yüksek seyretmesi
nedeniyle gülünç olduğunu ileri sürmektedir.
Yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediği şikayeti ile ilgili AİHM, başvuranın aslında
tazminat davasının sonucuna karşı çıktığını hatırlatır. AİHM, AİHS ile güvence altına alınan
hak ve özgürlüklere zarar vermedikçe iç hukuktaki mahkemeler tarafından olaylar ve/veya
hukuk bakımından işlenen hatalara karşı yetkisinin bulunmadığını yineler (Bkz. Garcia Ruiz-
İspanya kararı, no: 30544/96).
Mevcut başvuruda, iş mahkemesinin başvuranın uğradığı zararın tespiti ve kendisine verilecek
maddi ve manevi zararın hesaplanması amacıyla bir yandan tarafların davadaki
sorumluluğunun, öte yandan başvuranın fiziki yetersizlik derecesinin saptanması için birçok
bilirkişi incelemesine başvurduğunu gözlemlemektedir. AİHM ayrıca, iç hukuktaki
mahkemelerin saptamaları gereken tazminat miktarı hakkında görüş bildirmenin kendi görevi
olmadığını ifade eder.
Kendisine sunulan delillerin tamamı ve öne sürülen iddialar karşısındaki yetkisi göz önüne
alındığında AİHM başvurunun bu bölümüne ilişkin AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmediği
kanısındadır.
Yapılan bu şikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragraflarının uygulanmasına istinaden reddedilmelidir.
Başvuranın yargılamanın uzaması ve olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’de
enflasyon oranının yüksek olması nedeniyle ödenen tazminat miktarının değer kaybettiği
yönündeki iddialarında AİHM, davanın olaylarını hukuki açıdan incelemeye yetkili olduğunu
hatırlatarak mülk kıymetine değin bir şikayeti Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi açısından
inceleyebileceğini belirtmektedir. AİHM bu bağlamda yerleşik içtihadına göre bu hüküm
uyarınca bir alacağın ancak yargı kararıyla kesinleştiğinde «mülk» olarak sayılabileceğini
hatırlatır (Bkz. Stran ve Stratis Andreadis Yunan rafinerileri-Yunanistan kararı, 9 Aralık
1994).
Bununla birlikte AİHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca başvuranın alacağının
Yargıtay’ın kararı onadığı tarih olan 21 Eylül 2004’te kesinleştiğini gözlemlemektedir. AİHM
yargılama süresi ve bunun alacak üzerindeki etkisi hakkındaki şikayetin dayanaktan yoksun
olduğu sonucuna varmaktadır (Bkz. Kahraman Yılmaz vd.-Türkiye kararı, no: 51423/99, 24
Nisan 2008).
Yukarıda yer alan gerekçeler ışığında AİHM başvuranın bu şikayetinin de AİHS’nin 35.
maddesinin 3. ve 4. paragraflarının uygulanmasına uygun olarak reddedilmesi gerektiği
sonucuna varmaktadır.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
A. Tazminat
Başvuran uğradığı maddi ve manevi zarar için 100.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağa karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşılık, sözkonusu yargılamanın makul
süreyi aşan bir uzunlukta olmasının başvurana manevi tazminat ödenmesini haklı kılacak bir
zarar verdiği kanaatindedir. AİHM hakkaniyete ve 41. maddeye uygun olarak başvurana
2.600 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
AİHM başvuranın herhangi bir yargılama masraf ve gider talebinin olmadığını not etmektedir.
Üstelik başvuran avukatlık gideri ile ilgili herhangi bir fatura veya benzeri bir belge
sunmamıştır. AİHM bu nedenle bu yönde bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı uzun olduğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir,
bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine; a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 2.600 (iki bin
altı yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło