71907/01

WyrokETPCz2007-04-05ECLI:CE:ECHR:2007:0405JUD007190701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie obywatelstwa i mandatu parlamentarnego oraz nałożenie zakazu działalności politycznej na skarżącą, w kontekście noszenia przez nią chusty w parlamencie i zamknięcia jej partii politycznej, naruszyło jej prawo do wolnych wyborów z art. 3 Protokołu nr 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że tymczasowe ograniczenia praw politycznych skarżącej, nałożone w wyniku zamknięcia jej partii Fazilet Partisi za bycie „ośrodkiem działań antyświeckich”, były nieproporcjonalne. ETPCz zauważył, że zakres art. 69 § 9 Konstytucji (obowiązujący w czasie zdarzeń) był bardzo szeroki i nie różnicował działań, a inni członkowie partii, w tym jej lider, nie zostali objęci podobnymi sankcjami. Trybunał stwierdził, że decyzja wobec skarżącej nie była proporcjonalna do zamierzonych celów, naruszając tym samym istotę jej prawa do bycia wybraną.
Stan faktyczny
Skarżąca, Merve Safa Kavakçı, została wybrana posłanką do Wielkiego Zgromadzenia Narodowego Turcji z ramienia partii Fazilet Partisi w 1999 roku. Podczas ceremonii zaprzysiężenia w parlamencie pojawiła się w chuście, co uniemożliwiło jej złożenie przysięgi. Następnie, na mocy dekretu Rady Ministrów, została pozbawiona obywatelstwa tureckiego z powodu uzyskania obywatelstwa amerykańskiego bez zgody władz. Jej partia została później zamknięta przez Trybunał Konstytucyjny za działalność antyświecką, a skarżąca została objęta pięcioletnim zakazem działalności politycznej. W konsekwencji tych wydarzeń utraciła mandat parlamentarny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 3 Protokołu nr 1 Konwencji. Trybunał uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego badania skarg dotyczących art. 6, 9 i 14 Konwencji. Stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Trybunał zasądza 4 000 Euro na pokrycie kosztów i wydatków. Pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie zostają odrzucone.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   KAVAKÇI-TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no:71907/01)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Nisan 2007   Đşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir. 1   1 Nisan 2007 tarihinden önceki yapısıyla   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (71907/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı Merve Safa Kavakçı’nın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28   Mayıs 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını   güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Strazburg barosu avukatlarından L. Hincker ve Ankara   barosu avukatlarından S. Özdemir tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuran 1968 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.   Nisan 1999 tarihinde başvuran Fazilet Partisi’nden (Fazilet) Türkiye Büyük Millet   Meclisi’ne (TBMM) milletvekili seçilmiştir.   Mayıs 1999 tarihinde başvuran TBMM’deki yemin törenine türban takarak gelmiştir. Fakat   bir grup milletvekilinin protestosu nedeniyle yemin etmesi engellenen başvuran, Meclis Genel   Kurul salonunu terk etmek zorunda bırakılmıştır.   Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Fazilet Partisi’nin kapatılması   talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açmış ve gerekçe olarak sözkonusu partinin laiklik   karşıtı faaliyetlerin odağı haline geldiği ve Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kesin olarak   kapatılan Refah Partisi’nin devamı olduğu belirtilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,   başvuranın milletvekilliğinin düşürülmesi ile sözkonusu kişilerin beş yıl süreyle herhangi bir   siyasi partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi veya denetçisi olmalarının yasaklanması talebinde   bulunmuştur.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, talebini desteklemek üzere özellikle ilgili kişinin bazı eylem   ve beyanlarını hatırlatmıştır.   Mayıs 1999 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesi ile başvuranın Türk makamlarının iznini   almadan Amerikan vatandaşlığına geçtiği gerekçesiyle, 403 sayılı Vatandaşlık Kanunu’nun   25. maddesinin a) bendi uyarınca Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verilmiştir.   Mayıs 1999 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu, vatandaşlığın kaybettirilmesi kararının Resmi   Gazete’de 16 Mayıs 1999 tarihinde, yani 18 Nisan 1999 genel seçimlerindeki aday listelerinin   kesinleşmesinden sonra yayımlandığını belirtmiştir. Dolayısıyla başvuranın milletvekilliğinin   düşürülmesine, Anayasa’nın 84. maddesi uyarınca TBMM’nin karar vermesi gerekmiştir.   Ekim 1999 tarihinde başvuran Türk vatandaşı olan Yıldırım ile evlenmiş ve bu yolla   yeniden Türk vatandaşlığına geçmiştir.   Başvuran Danıştay’a, Bakanlar Kurulu kararının iptali için dava açmıştır. Başvuran   diğerlerinin yanı sıra, milletvekili seçilmesine bağlı olan dokunulmazlık ve diğer haklarının   altını çizmiştir.   Şubat 2000 tarihinde Danıştay, Türk vatandaşlığının kaybettirilmesi için gereken koşulların   oluştuğu gerekçesiyle yapılan başvuruyu reddetmiştir. Danıştay başka bir Devletin   vatandaşlığına geçerken Türk vatandaşlığının korunmasının öncelikle ilgili makamların iznine   bağlı olduğunu, fakat başvuran bu koşulu yerine getirmediğini kaydetmiştir. Teksas Eyaleti   Göçmen ve Vatandaşlık Servisi tarafından Türkiye’nin Houston Başkonsolosluğu aracılığıyla   Türk makamlarına ulaştırılan belgelerden, ilgili kişinin 5 Mart 1999 tarihinde Amerikan   vatandaşlığına geçtiğinin tespit edildiğini belirten Danıştay, başvuranın Amerikan   vatandaşlığına geçtiğini hiç bir şekilde inkâr etmediğini de eklemiştir.   Anayasa’nın 83. maddesi uyarınca milletvekili dokunulmazlığının ancak cezai bir takibat   durumunda geçerli olduğunu vurgulayan Danıştay, dosyada yer alan unsurlardan hiçbirisinin,   mevcut davada idarenin kendi takdir yetkisini aştığını göstermediği sonucuna varmıştır.   Haziran 2000 tarihinde Danıştay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu, sözkonusu kararı   onamış ve 1 Aralık 2000 tarihinde düzeltme talebini reddederek, bunu 30 Ocak 2001 tarihinde   tebliğ etmiştir.   Mart 2001 tarihinde TBMM Başkanı Meclis Genel Kurulu, başvuranın vatandaşlıktan   çıkarılmasının kesinleşmesi nedeniyle milletvekili sıfatının düşürüldüğünü açıklamıştır.   Haziran 2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi partinin “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı”   haline geldiği gerekçesiyle, Anayasa’nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler   Kanunu’nun 101. ve 103. maddelerine dayanarak Fazilet Partisi’nin kapatılmasına karar   vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu karara varırken, aralarında başvuranın da bulunduğu bazı   parti yöneticileri ile üyelerinin eylem ve beyanlarını dikkate almıştır.   Anayasa Mahkemesi ek ceza olarak, Anayasa’nın 69 § 9. maddesi uyarınca diğer dört parti   üyesi ile birlikte başvuranın beş yıl süreyle herhangi bir siyasi partinin kurucusu, üyesi,   yöneticisi veya denetçisi olmalarını yasaklamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 6, 9,14 VE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 9. maddesine gönderme yapan başvuran, dini inançlarından ve bu inançlarını   TBMM’de türban takarak göstermesinden ötürü vatandaşlığının kaybettirildiğini ve   milletvekili sıfatının düşürüldüğünü ileri sürmektedir. Başvuran türban takma yasağının yasal   dayanaktan yoksun olduğunu iddia ederek, milletvekillerinin kılık kıyafet yönetmeliğinde,   bayan vekillerin giyimine hiçbir yasak veya kısıtlama getirilmediğini belirtmektedir.   Başvuran dava konusu müdahalenin AĐHS’nin 9. maddesinin 2. paragrafı bakımından haklı   bir gerekçeye dayanmadığını ileri sürerek, dini sembollerin takılması ve giyilmesi nedeniyle   milletvekilliği görevine getirilmenin, makul ölçülerde kısıtlanamayacağını belirtmektedir.   Ek 1 no’lu Protokol’ün 6 § 1. ve 3. maddelerine atıfta bulunan başvuran, dini bir sembol   kullandığı, yani TBMM’de türban taktığı için milletvekilliği sıfatının düşürülmesinden ve   siyasi haklarına geçici olarak kısıtlama getirilmesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran,   milletvekili olarak yararlandığı dokunulmazlığın idari işlemleri de kapsadığını belirtmekte ve   vatandaşlıktan çıkarılma kararının, Teksas Eyaleti Göçmen ve Vatandaşlık Servisi tarafından   verilen ve üzerinde Amerikalı yetkililere ait ne imza ne de mühür taşıyan bir belgenin   fotokopisine dayandığını eklemektedir. Başvuran vatandaşlığının kaybettirilmesi kararının,   Anayasa’nın 84. maddesinde şart koşulduğu gibi TBMM’de salt çoğunlukla alınmadığını ve   yalnızca Meclis Genel Başkanı’nın sözkonusu kararı imzaladığını belirtmektedir. Son olarak   başvuran, yerel mahkemelerin evlendiği tarihte otomatik olarak yeniden vatandaşlığa   geçtiğini gözönünde bulundurmadıklarını ileri sürmektedir.   Başvuran aynı olgular temelinde, AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edildiği iddiasında   bulunmaktadır.   AĐHM, yapılan şikayetlerin tamamının Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi başlığı altında   incelenmesini uygun görmektedir.   A. Tarafların görüşleri   1. Hükümet   Hükümet AĐHS hükümleri ve AĐHM içtihatları ile uyum sağlaması amacıyla yasalarda   yapılan değişiklikleri hatırlatmaktadır. Hükümet bu doğrultuda Anayasa’nın 69. maddesinde   öngörülen değişiklik ile Anayasa Mahkemesi’nin bir siyasi partiyi kapatmak yerine dava   fiillerinin ağırlığına göre ilgili partiyi devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun   bırakmaya karar verebileceğini belirtmektedir. Hükümete göre bir siyasi partinin   kapatılmasından daha hafif yaptırımların getirilmiş olması, ülke açısından siyasi partilerin   özgürlüğü alanında gerçekleştirilmiş önemli reformlardandır.   2. Başvuran   Başvuran Anayasa’nın 69. maddesinin değiştirilmesinin, Türk Hükümetinin iyi niyetini açığa   vurmakla birlikte, bunun aynı zamanda olayların meydana geldiği dönemde AĐHS’nin 9., 10.   ve 11. maddelerinin 2. paragraflarında belirtilen koşulları, özellikle de orantılılık ilkesini   karşılayamadığının bir göstergesi olduğunu” ileri sürmektedir.   Başvuran ayrıca 403 sayılı Kanun’un 25 a) bendine dayalı olarak vatandaşlıktan çıkarıldığını,   yetkililerin önceden keyfi kararına bırakılarak başka bir ülke vatandaşlığına geçmek   durumunda olmadığını öne sürmektedir. Başvuran milletvekilliği yemini sırasında başörtüsü   takması nedeniyle milletvekilliğinin düşürüldüğünü ve Türk vatandaşlığını kaybettiğini iddia   etmektedir.   Başvuran Türk hukukunun vatandaşlığın kaybedilmesini müteakip milletvekilliğinin   düşürülmesinde bir boşluk oluşturduğunun altını çizerek, Anayasa’nın 84. maddesinde yer   alan hükümler gereğince milletvekilliğinin düşürülmesinin sınırlı olduğunu ifade etmektedir.   Zira, seçimlerin ardından vatandaşlığın kaybedilmesi hususu yer almamaktadır. Anayasa’nın   76. maddesi milletvekilliğinin devam edip etmeyeceğini değil seçilebilme koşullarını   düzenlemektedir. Başvurana göre TBMM Anayasa’nın 84. maddesinde öngörülen haller   dışında milletvekilliğinin düşürülmesi kararını alamaz. Üstelik, Anayasa bu doğrultuda hiçbir   organı yetkili kılmamıştır.   Başvuran TBMM’nin usulen yetkili olmamasına karşın milletvekilliğini sona erdirdiğini ve   kararının hukuki hiçbir dayanağının bulunmadığını iddia etmekte, düşürme kararında oylama   yapılmadığını, TBMM Başkanı’nın kararının itiraza elverişli bulunmadığını eklemektedir.   Başvuran çifte vatandaşlığa sahip tek milletvekilinin kendisi olmadığını, seçildiği sırada hem   Türk hem Amerikan vatandaşı olan bir milletvekilinin bulunduğunu ileri sürmektedir.   Başvuran ayrıca Yüksek Seçim Kurulu’nun yasal olarak aday olmadan gerekli incelemeleri ve   düzenlemeleri yaptığını, buna göre çifte vatandaşlığın yerine getirilen diğer koşulların   yanında aday olmasına engel teşkil etmediğini belirtmektedir.   Başvuran son olarak Türk vatandaşlığını kaybederek milletvekilliğinin düşürülmesi   gerekçesinde iç hukuk mahkemelerinin evlendiği tarihten itibaren tekrar vatandaşlığa   geçmesini dikkate almamaları ile hakkaniyet ilkesine uygun hareket etmediklerini, alınan bu   kararın öngörülen meşru amaçlarla orantılı olmadığını, sözkonusu bu önlemlerin özü itibariyle   bile Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan seçme ve seçilme hakkına yönelik bir   ihlali oluşturduğunu ileri sürmektedir.   B. Üçüncü taraf   Parlamentolararası Birliği, milletvekilliği sıfatının düşürülmesinin ilgili parlamentonun   vekiline tanınan temsil görevini yerine getirmede geriye dönülemez bir biçimde ağır bir   yaptırım altında bıraktığının altını çizmektedir. Benzer bir müdahalenin yalnızca ciddi   gerekçelerle yasayla tam uyumlu olarak alınması gerektiğini ifade etmektedir.   Parlamentolararası Birliği, Hükümetin çift vatandaşlığı bulunan Türk vatandaşlarının yetkili   mercilerden izin almaksızın yalnızca gerekli işlemleri yerine getirmek üzere çağrıldığı   hususuna karşı çıkmadığını gözlemlemektedir. Başvuranın bu imkândan yararlanamaması   eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması ilkesine aykırı bulunmaktadır.   Parlamentolararası Birliği, Türk Hukuku’nda seçilebilme sıfatının sona ermesi halinde   otomatik olarak milletvekilliği sıfatının sona ermesini öngören hiçbir hükmün yer almadığını   gözlemlemekte, bu bağlamda Yüksek Seçim Kurulu’nun TBMM’nin bu yönde çağrıda   bulunmadığı halde milletvekilliği’nin düşürülmesi konusunda yetkiyi TBMM’ye verdiğini   ifade etmektedir.   C. AĐHM’nin değerlendirmesi   1. Genel ilkeler   AĐHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin oy verme ve seçimlerde aday olma hakkı gibi   hukuken korunan menfaatleri güvence altına aldığını hatırlatır (Bkz. Mathieu-Mohin ve   Clerfayt-Belçika kararı 2 Mart 1987, Hirst-Birleşik Krallık (no2) no: 74025/01, son olarak   Zdanoka-Letonya no: 58278/00, 16 Mart 2006 ve Lykourezos-Yunanistan no: 33554/03   kararları). Hukukun üstünlüğünü esas alan gerçek demokrasinin temellerinin oluşturulması ve   korunması bakımından bu haklar mutlak değildir, «üstü örtülü» sınırlar mevcuttur ve   Sözleşmeci Devletler bu doğrultuda kendilerine tanınan takdir yetkilerini kullanmak   durumundadır (Bkz. Matthews-Birleşik Krallık no: 24833/94, Labita-Đtalya kararı no:   26772/95).   Bununla birlikte AĐHM’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan hükümlerin   uygulanmasını gözetmek düşmekte; seçimlerde oy vermeye ve aday olmaya bağlı hakların   özüne dahi dokunulmaması, etkinliğini yitirmemesi, meşruiyetini koruması ve kullanılan   araçların orantısız olmaması gerekir. Özellikle, yasama organlarının seçiminde halkın hür   iradesini sekteye uğratacak hiçbir engel yer almamalı-başka bir deyişle, genel oylama halkın   isteğini yansıtmalı, etkin olmalı ve bütünlük önünde bir engel oluşturmamalıdır. Yine, halkın   hür iradesiyle yaptığı ve demokratik olarak ortaya koyduğu seçim, demokratik düzeni   zorlayıcı gerekçelerin mevcut olması haricinde seçim sisteminin düzenlenmesinde hiçbir   değişikliğe uğramamalıdır. Kaldı ki AĐHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere bu hüküm   herkese seçimlerde aday olma ve bir kez seçildiğinde temsil hakkını güvence altına   almaktadır (Bkz. Selim Sadak vd.-Türkiye no: 25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95   kararları ve sözü edilen Lykourezos kararı). Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi gerçek bir   siyasi rejimin temel ilkesini benimsemektedir ve AĐHS sistemi içinde temel bir önemi haizdir.   2. Mevcut başvuruya uygulanması   Anayasa Mahkemesi 22 Haziran 2001 tarihinde Anayasa’nın 69 § 6. maddesine dayalı olarak   Faziletin “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı” haline geldiğine karar vermiş, bu bağlamda   Anayasa Mahkemesi’nin Faziletin kapatılması yönünde aldığı kararda yer alan gerekçeler   aralarında başvuranın da yer aldığı kimi başkan ve yöneticilerin fiillerine etki etmiştir. Đkinci   bir yaptırım olarak da başvuran da dahil beş siyasetçiye beş yıllığına siyasi kısıtlamalar   getirmiştir.   AĐHM, başvuranın siyasi haklarına getirilen geçici kısıtlamaların netice itibariyle Türk siyasi   rejiminin laik yapısının korunmasını amaçladığını not etmektedir. Bu ilkenin Türkiye’deki   demokrasi açısından önemi dikkate alındığında, AĐHM sözkonusu önlemin mevcut düzenin   sağlanması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından meşru amaçları   içerdiğine itibar etmektedir.   AĐHM, sözkonusu tedbirin orantılılığı hususunda başvuranın siyasi haklarından geçici olarak   yoksun bırakılmasında demokratik düzeni zorlayıcı gerekçelerin mevcut olup olmadığını   incelemeye alacaktır. Bu itibarla AĐHM, Faziletin kapatılması sonucunda başvuranın siyasi   haklarının sınırlandırılması doğrultusunda siyasi bir partinin feshine ilişkin anayasal   gerekçelerin de dikkate alınması gerektiği kanısındadır (Selim Sadak vd. kararı ile   karşılaştırınız). Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükteki haliyle 69 § 9. maddenin   kapsamı oldukça genişti. Parti üyelerinin tüm görüş ve fiilleri fesih kararına zemin hazırlayan   Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı haline geldiği görüşünü destekler mahiyettedir. Sözü   edilen faaliyetlerin derecelendirilmesinde bir ayrıma gidilmemiştir. Bu bağlamda, bazı parti   üyelerinin ve özellikle parti genel başkanı ve yardımcısının başvuranın maruz kaldığı şekliyle   bir yaptırıma uğramadıklarını belirtmek gerekir.   AĐHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere siyasi hakların kısıtlanması ağır bir yaptırımdır.   Yukarıda bahse konu saptamalar ışığında AĐHM, Anayasa Mahkemesi tarafından başvuran   hakkında verilen kararın öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı olarak   nitelendirilemeyeceği neticesine varmaktadır. Bu durumda, sözkonusu müdahale başvuranın   seçilme hakkının özü itibariyle ihlalini oluşturmaktadır.   Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesini ihlal edilmiştir.   AĐHM ayrıca Anayasa’nın 69 § 6. maddesinde “siyasi bir partinin bu nitelikteki fiilleri parti   yöneticileri ve üyeleri tarafından zımnen veya açıkça benimsendiği yahut doğrudan doğruya   anılan parti organlarınca işlendiği takdirde sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılmaz”   yönündeki değişikliğini not etmektedir. Bununla birlikte, Anayasa’nın 69 § 7. maddesi   Anayasa Mahkemesi’ne siyasi bir partinin temelli kapatılması yerine dava konusu fiillerin   ağırlığına göre Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması yetkisini   tanımıştır. Kuşkusuz bir kimsenin siyasi haklarının kısıtlanması daha az sıklıkla olacak ve   siyasi haklar güçlenecektir.   Yukarıda varılan sonuç ışığında AĐHM, başvuranın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin   şikayetinin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   A. Tazminat   Başvuran maddi tazminat olarak 150.000 Euro talep etmekte, maruz kaldığı manevi zararın   giderilmesi için ihlal kararının tespitinin yeterli olacağını belirtmektedir.   Hükümet bu konuda görüş bildirmemiştir.   AĐHM öne sürülen maddi zarar talebi ile ihlal kararı arasında hiçbir illiyet bağı   kurulamadığından bu talebi reddetmiş, başvuranın maruz kaldığı manevi zararın giderilmesi   bakımından ihlal kararının yeterli olacağını kaydetmiştir.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmış olduğu giderler için 50.000 Euro talep   etmektedir.   Hükümet görüş bildirmemiştir.   AĐHM, mahkemeye sunulan deliller ve bu yöndeki yerleşik içtihat ışığında yargı gideri olarak   başvurana 4.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AĐHS’nin 6, 9 ve 14. maddeleri hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek   olmadığına;   3. Başvuranın uğradığı manevi zarar için mevcut kararının başlı başına adil bir tazmini   oluşturduğuna;   4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf   tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana yargı gideri olarak 4.000 (dört bin) Euro   ödemesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine   uygun olarak 5 Nisan 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło