71908/01
WyrokETPCz2006-12-05ECLI:CE:ECHR:2006:1205JUD007190801
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zarzuty skarżącej dotyczące złego traktowania (w tym gwałtu) podczas zatrzymania naruszyły art. 3 Konwencji, oraz czy brak skutecznego dochodzenia w tej sprawie naruszył art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć zarzuty skarżącej dotyczące złego traktowania były poważne, brak było wystarczających dowodów "ponad wszelką wątpliwość" na to, że doszło do naruszenia art. 3 Konwencji. W szczególności, początkowe raporty medyczne nie wykazały obrażeń, a późniejsze raporty, choć wskazywały na traumę, nie potwierdziły konkretnie złego traktowania ani gwałtu. Skarżąca również długo zwlekała z formalnym zgłoszeniem zarzutów. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie art. 13, ponieważ władze krajowe nie podjęły niezwłocznego i rzetelnego dochodzenia w sprawie wiarygodnych zarzutów złego traktowania. Dochodzenie zostało wszczęte z opóźnieniem, a przesłuchania policjantów odbyły się po kilku latach, co świadczyło o braku należytej staranności i szybkości.Stan faktyczny
Skarżąca, Asiye Güzel Zeybek, została zatrzymana w lutym 1997 roku w Turcji pod zarzutem przynależności do organizacji terrorystycznej. Podczas zatrzymania, trwającego 13 dni, miała być poddana złemu traktowaniu, w tym gwałtowi. Początkowe raporty medyczne nie wykazały obrażeń, jednak skarżąca zgłosiła zarzuty w sądzie w październiku 1997 roku, twierdząc, że wcześniej była w szoku i nie miała dostępu do prawnika. Późniejsze badania psychiatryczne z 1998 roku zdiagnozowały u niej zespół stresu pourazowego. Władze krajowe wszczęły dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania dopiero w grudniu 1998 roku, a ostatecznie podjęto decyzję o jego umorzeniu z powodu braku wiarygodnych dowodów.Rozstrzygnięcie
Stwierdza dopuszczalność pozostałej części skargi; Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji; Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji; Zasądza na rzecz skarżącej 5 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; Zasądza na rzecz skarżącej 3 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków; Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
GÜZEL (ZEYBEK)- TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:71908/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Aralık 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 71908/01 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaꢀı olan Asiye Güzel Zeybek’in (baꢀvuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(AĐHM) 2 Temmuz 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin Temel Đnsan
Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından E. Kanar ve Y. Baꢀara
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1970 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.
A. Baꢁvuranın yakalanması ve aleyhinde baꢁlatılan ceza davası
Baꢀvuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi tarafından yasadıꢀı
silahlı örgüt olan Marksist Leninist Komünist Parti’ne yönelik olarak baꢀlatılan operasyon
çerçevesinde (MLKP) 22 ꢁubat 1997 tarihinde yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır.
Baꢀvuran, 23 ꢁubat 1997 tarihli yazılı ifadesinde sözkonusu örgüt bünyesinde
yürüttüğü faaliyetleri belirtmiꢀtir.
Gureba Hastanesi doktoru tarafından düzenlenen 27 ꢁubat 1997 tarihli sağlık
raporunda, baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir. Mart 1997 tarihinde baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀtır. Mart 1997 tarihinde baꢀvuranla, gözaltına alınan diğer kiꢀiler arasında bir
yüzleꢀtirme tutanağı hazırlanmıꢀtır.
Đstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporunda,
baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir. Mart 1997 tarihinde baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar verilmiꢀtir.
Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5.
maddesi ve Ceza Kanunu’nun 168 § 1. maddesine dayanarak 18 Mart 1997 tarihli bir
iddianameyle, yasadıꢀı silahlı örgüt yönetmek suçundan baꢀvuran aleyhinde ceza davası
açmıꢀtır.
Savcılık 31 Temmuz 1997 tarihli esasa iliꢀkin iddianamede olayların tekrar
değerlendirilmesini ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi ve Ceza
Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca baꢀvuranın yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık
yaptığı gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) önünde gerçekleꢀtirilen 8
Ekim 1997 tarihli duruꢀmada gözaltında verdiği ifadesini reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün sunduğu savunma layihasında, sosyal eğilimli bir gazetenin yazı
iꢀleri müdürü olduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, gözaltında bulunduğu sırada kendisine
vurulduğunu ve hakaret edildiğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, ters ve düz askıya asıldığını,
sorgulamayı gerçekleꢀtiren Bayram Kartal isimli ꢀahsın emri ile tecavüze uğradığını ve
gözlerinin bağlı olması sebebiyle bunları kimin yaptığını göremediğini iddia etmiꢀtir.
Baꢀvuran, gözaltından sorumlu kiꢀiler hakkında ꢀikayetçi olduğunu belirtmiꢀtir. Đstanbul Tıp
Fakültesi psikoterapi servisine nakledilme talebinde bulunmuꢀtur. Baꢀvuran gözaltında
bulunduğu sırada avukat yardımından faydalanamadığını ve yaꢀadığı ꢀok nedeniyle ne
doktora, ne savcıya ne de hakime yaꢀadıklarını anlatamadığını belirtmektedir. Baꢀvuran
ifadeleri imzalamak zorunda kaldığını ve dosyada yer alan yüzleꢀtirme tutanağının aksine hiç
kimse ile yüzleꢀtirilmediğini iddia etmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı 11 ꢁubat 1998 tarihli duruꢀmada, ꢀikayetini yinelemiꢀ ve
gözaltından sorumlu olan kiꢀilerin ifadesinin alınmasını talep etmiꢀtir. Sözkonusu iddiaları
destekleyecek hiçbir sağlık raporu bulunmadığı gerekçesiyle baꢀvuranın avukatının bu talebi
reddedilmiꢀtir. Mart ve 29 Mayıs 1998 tarihli duruꢀmalarda baꢀvuran iddialarını yinelemiꢀ. Bu
iddialar Mahkeme tarafından reddedilmiꢀtir.
Baꢀvuran, 24, 29 Temmuz ve 4 Ağustos 1998 tarihlerinde, Đstanbul Tıp Fakültesi
Psikiyatri merkezinde görev yapan üç doktordan oluꢀan bir kurul tarafından muayene
edilmiꢀtir. Bu üç muayene sonucunda hazırlanan sağlık raporunda 1997 yılının ꢁubat ayında
yaꢀanan travmatik olayın etkisinde olduğu belirtilmiꢀtir. Bu olayla ilgili yapılan görüꢀmeler
sırasında baꢀvuranın kaygılı olduğu, yaꢀanan travmadan bahsedildiğinde kaçma eğilimde
olduğu belirtilmiꢀtir. Baꢀvuranda aynı zamanda genel isteksizlik ve psikopatolojik belirtiler
tespit edilmiꢀtir. Baꢀvuranın olayla ilgili kabuslar gördüğü ve bunun korkuya neden olduğu
belirtilmiꢀtir. Baꢀvuran bu durumu kaygılı bir ꢀekilde ve ağlayarak anlatmıꢀtır. Belirli bir
konu üzerinde dikkat toplama güçlüğü yaꢀamaktadır. Doktorlar travma sonrası stres
bozukluğu-kronik form tanısını koymuꢀlardır.
Đstanbul Üniversitesi Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı 16 Kasım 1998
tarihinde, ayakları için gördüğü tedavi ile ilgili olan sağlık raporunu Ağır Ceza Mahkemesi’ne
sevketmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi bu raporu okumuꢀ ve dava dosyasına eklemiꢀtir. ꢁubat 1999 tarihli duruꢀmada baꢀvuran iddialarını yinelemiꢀtir. Baꢀvuran, Đstanbul
Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından hazırlanan ve gözaltında bulunduğu sırada
maruz kaldığı kötü muamelelerle ilgili olan sağlık raporunu DGM’ye sunmuꢀtur. Baꢀvuran
aynı zamanda, sağlık sorunları nedeniyle tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuꢀtur. DGM,
baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir.
Gebze Cezaevinde bulunan baꢀvuran 16 Ağustos 1999 tarihinde, muayene edilmek
üzere Çapa Tıp Fakültesi’ne sevkedilmiꢀtir.
ꢁahika Yüksel isimli doktor 31 Ağustos 1999 tarihli reçetesinde baꢀvuranın, 5 Ekim tarihinde psikiyatrik muayenesinin yapılmasını talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran, 1 Aralık 1999 tarihli duruꢀmada gözaltında bulunduğu sırada kötü
muameleye maruz kaldığını ve ifadeleri zorla imzaladığını yinelemiꢀtir. Baꢀvuran, neredeyse
bir buçuk yıldır psikoterapik tedavi gördüğünü belirtmiꢀtir. Baꢀvuran aynı zamanda,
“gözaltında bir tecavüz öyküsü” isimli bir kitapta gözaltında kendisine yapılan kötü
muameleleri anlattığını belirtmiꢀtir.
DGM, 11 ꢁubat 2000 tarihli duruꢀmada Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim
Dalı tarafından düzenlenen sağlık raporunu dava dosyasına eklemiꢀtir.
DGM, 21 Haziran, 28 Ağustos ve 3 Kasım 2000, 24 Ocak, 18 Nisan ve 29 Haziran tarihli duruꢀmalarda baꢀvuranın tutuksuz yargılanma talebini ve gözaltından sorumlu
polislerin ifadelerinin alınması talebini reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran, 27 Mart 2002 tarihinde DGM önünde savunma layihasını sunmuꢀtur.
DGM, 16 Ekim 2002 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5.
maddesi ve Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca baꢀvuranı on iki yıl altı ay hapis
cezasına mahkum etmiꢀtir.
Yargıtay,15 Ocak 2004 tarihinde temyizine gidilen kararı bozmuꢀtur.
Dava halen Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülmektedir.
B. Diğer sanıkların kötü muamele yapıldığına iliꢁkin ꢁikayetleri üzerine
baꢁvuranın gözaltından sorumlu polis memurları aleyhinde baꢁlatılan ceza davası
Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, baꢀvuranla birlikte yargılanan diğer sanıklar
tarafından yapılan ꢀikayet üzerine ve Ceza Kanunu’nun 243. maddesine dayanarak 4 Temmuz tarihinde, Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, Zülfikar Özdemir,
Necip Tükenmez, ꢁaban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurları aleyhinde
iddianame sunmuꢀtur.
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Aralık 1997 tarihli duruꢀmada ꢀikayetçilerden biri
olan Gönül Karagöz’ü dinlemiꢀtir. Gönül Karagöz, duruꢀmada hazır olan ve kendisine elle
tacizde bulunan ve cinsel içerikli hakaretlerde bulundukları iddia edilen Bayram Kartal, Yusuf
Öz ve Erdoğan Oğuz’u teꢀhis etmiꢀtir. Aynı duruꢀma sırasında, ꢀikayetçi olan Sultan Arıkan
isimli diğer bir kiꢀi de kendisine kötü muamelede bulunan üç polis memurunu teꢀhis etmiꢀtir.
Diğer ꢀikayetçi Arif Çelebi ise baꢀvurana bu polisler tarafından tecavüz edildiğini belirtmiꢀtir.
Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, Zülfikar Özdemir, Mecit
Tükenmez, ꢁaban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurları avukatları olmadan
ifade vermeyi reddetmiꢀ ve kendilerine süre tanınmasını talep etmiꢀlerdir. Mayıs 1998 tarihli duruꢀmada, Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan
Oğuz, Zülfikar Özdemir, ꢁaban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurları
kendilerine isnat edilen fillere itiraz etmiꢀlerdir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Temmuz 1998 tarihinde baꢀvuranı dinlemeye karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran, 2 Ekim 1998 tarihli duruꢀmada gözleri bağlı bir ꢀekilde üç polis memuru
tarafından sorgulandığını belirtmiꢀtir. Ters ve düz askıya asıldığını daha sonra ise Bayram
Kartal isimli polis memurunun emri ile kendisine tecavüz edildiğini ifade etmiꢀtir. Yaꢀadığı
travma nedeniyle, ifadesini tamamlayamadığını belirtmiꢀtir. Arif Çelebi isimli ꢀahıs,
baꢀvuranın cezaevinde bulunduğu sırada tecavüz olayını kaleme aldığını belirtmiꢀtir. Ağır
Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın, iddiaları ile ilgili olarak ꢀikayette bulunma özgürlüğüne sahip
olduğunu ve bu konu ile ilgili olarak kendisine bir sağlık raporunun sunulması halinde bu
iddiayı inceleyeceğini belirtmiꢀtir. Aynı duruꢀma sırasında, Bayram kartal isimli polis
memuru baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀtir. Sedat Selim Ay isimli polis memuru, gözaltı
süresinin bitiminde baꢀvuranın bir doktor tarafından muayene edildiğini hatırlamıꢀtır.
Baꢀvuran, 23 Kasım 1999 tarihli duruꢀmada, Zülfikar Özdemir hariç gözaltından
sorumlu Bayram Kartal, Erdoğan Oğuz ve Yusuf Öz isimli polis memurlarını teꢀhis etmiꢀtir.
AĐHM, davanın seyri ile ilgili olarak bilgi sahibi değildir.
C. Cumhuriyet Savcısı tarafından baꢁvuranın gözaltından sorumlu polis
memurları res’en açılan kamu davası
Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın tecavüze uğradığı iddiaları ile ilgili olarak kamu
davası açıldığını Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na 30 Aralık 1998 tarihinde bildirmiꢀtir. Buna
ek olarak, Hürriyet gazetesinin “gözaltında bir tecavüz öyküsü” isimli makalenin yer aldığı 12
Aralık 1998 tarihli bir nüshasını göndermiꢀtir. Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, Arif Çelebi ile
birlikte örgüte üye olan diğer kiꢀilerin de, sekiz polis memuru hakkında kötü muamele
yaptıkları gerekçesiyle ꢀikayetçi olduklarını belirtmiꢀtir. Ceza Kanunu’nun 243. maddesi
uyarınca, 4 Temmuz 1997 tarihli iddianamede bu polisler hakkında suç duyurusunda
bulunulmuꢀtur. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ekim 1998 tarihli duruꢀmasında davayı incelemiꢀ ve
baꢀvuranı tanık sıfatı ile dinlemiꢀtir. Bununla ilgili olarak baꢀvuran, gözaltında bulunduğu
sırada kötü muameleye maruz kaldığını ve kendisine tecavüz edildiğini belirtmiꢀtir. 10 Aralık tarihli duruꢀmada, baꢀvuranın avukatı Đstanbul Tıp Fakültesi tarafından hazırlanan
tarihsiz bir sağlık raporunu sunmuꢀtur. Đstanbul Ağır Mahkemesi’nin 2 Mart 1999 tarihli
kararından sonra Cumhuriyet Savcısı, iddia edilen tecavüz olayı ile ilgili olarak bir soruꢀturma
baꢀlatabilmesi için 30 Aralık 1998 tarihinde Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nı
bilgilendirmiꢀtir. Mayıs 1999 tarihinde, Gebze Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından baꢀvuranın ifadesi
alınmıꢀtır. Baꢀvuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde on üç gün
boyunca gözaltında tutulduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran burada kendisine kötü muamele
yapıldığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran iki defa doktor tarafından muayene edildiğini fakat
polislerin yanında olması sebebiyle doktorlara bir ꢀey söyleyemediğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran,
gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı olaylar hakkında ne Savcılığa ne de hakime
herhangi bir beyanda bulunmamıꢀtır. Baꢀvuran, DGM’deki ilk duruꢀma sırasında bununla
ilgili olarak ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, Đstanbul Tıp Fakültesi’ne sevkedildiğini fakat bu
tarihte vücudundaki izlerin geçtiğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, gözaltından sorumlu polis
memurları hakkında ꢀikayetçi olacağını beyan etmiꢀtir.
Fatih Cumhuriyet Savcısı, 2 Haziran 1999 tarihinde Bayram Kartal ve Yusuf Öz isimli
polis memurlarının ifadesini almıꢀtır. Polis memurları, baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀtir.
Fatih Cumhuriyet Savcısı, aynı ꢀekilde baꢀvuranın iddialarını reddeden Erdoğan Oğuz
isimli polis memurunun ifadesini almıꢀtır.
Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın 10 Haziran 1999 tarihli talebi üzerine 13 Aralık tarihinde, altı doktorun yer aldığı bir kuruldan oluꢀan Đstanbul Adli Tıp Kurumu
baꢀvuranı ve konu ile ilgili olarak hazırlanan sağlık raporlarını incelemiꢀtir. Kurulun,
baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiği gözaltı
sırasında düzenlenen sağlık raporu ve Đstanbul Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen sağlık
rapor ıꢀığında baꢀvuranın iddiaları ile ilgili olarak kararını vermesi gerekmekteydi. Kurul
tarafından düzenlenen 27 ꢁubat 1997 tarihli sağlık raporunda, baꢀvuranın vücudunda hiçbir
darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiꢀtir. Đstanbul Adli Tıp Kurumu raporunda da aynı
ꢀekilde baꢀvuranın vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiꢀtir.
Kurul, Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından düzenlenen ve tarihi belirsiz
olan sağlık raporunda, baꢀvuranın belirttiği ꢀekilde bir travma yaꢀayan kiꢀilerde gözlemlenen
belirtiler gösterdiği, ilaç kullandığı ve tedaviye devam etmesi gerektiği belirtilmiꢀtir. Kurul,
ilgili kiꢀinin 15 Kasım 1999 tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edildiğini,
jinekolojik muayene olmayı reddettiğini ve yapılan dıꢀ muayenenin hiçbir ꢀiddet ve darp izini
ortaya koymadığını belirtmiꢀtir. Kurul, dava konusu olayların meydana geldiği tarihten
neredeyse iki buçuk yıl sonra dile getirilen tecavüz iddiasına rağmen ve jinekolojik
muayeneyi reddettiğinden dolayı tecavüze uğradığının tespit edilememesi nedeniyle,
baꢀvuranda travmadan kaynaklanan fiziksel bir iz ve yaraya rastlanmadığına karar vermiꢀtir.
Kurul, baꢀvuranın iddia ettiği ꢀekilde bir travma yaꢀayıp yaꢀamadığının tespit edilebilmesi
amacıyla Adli Tıp Kurumu tarafından psikolojik muayeneden geçirilmesini talep etmiꢀtir.
Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bölüm Baꢀkanı, Fatih Cumhuriyet
Baꢀsavcılığı’nın 29 ꢁubat 2000 tarihli talebine cevap olarak, baꢀvuranın 1998 yılının Haziran
ve Aralık ayında muayene edildiğini 1 Mart 2000 tarihinde belirtmiꢀtir. 29 Temmuz 1998
tarihinde düzenlenen sağlık raporunda Prof. Dr. ꢁahika Yüksel’in imzası yer almaktadır.
Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 2 Mart 2000 tarihinde Antalya Cumhuriyet
Baꢀsavcılığı’ndan, baꢀvurana kötü muamelede bulunduğu ve tecavüz ettiği iddia edilen Bülent
Toramanoğlu isimli polis memurunun ifadesinin alınmasını talep etmiꢀtir.
Aynı gün Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, Đzmir Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’ndan
baꢀvurana kötü muamelede bulunduğu ve tecavüz ettiği iddia edilen Necip Tükenmez isimli
polis memurunun ifadesinin alınmasını talep etmiꢀtir.
Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 3 Mart 2000 tarihinde Sedat Selim Ay isimli polis
memurunun ifadesini almıꢀtır. Sedat Selim Ay, Yusuf Öz ve Erdoğan Oğuz isimli polis
memurlarının sorguyu yapıklarını beyan etmiꢀtir.
Yine aynı tarihte Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, baꢀvuranın sorgusuna katılmadığını
beyan eden ꢁaban Öz isimli polis memurunun ifadesini almıꢀtır.
Yine aynı tarihte Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, Zülfikar Özdemir isimli polis
memurunun ifadesini almıꢀtır. Zülfikar Özdemir, baꢀvuranın sorgusuna katılmadığını beyan
etmiꢀtir.
Antalya Emniyet Müdürlüğü 29 Mart 2000 tarihinde, Bülent Toramanoğlu’nun
ifadesini almıꢀtır. Bülent Toramanoğlu, baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀ ve baꢀvuranın
piꢀmanlık yasasından faydalanmayı talep ettiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın bu talebi kabul
edilmiꢀ ve Kırklareli Cezaevi’ne sevkedilmiꢀtir. Altı ay sonra, mensup olduğu örgütün
baskıları sonucu itirafçı statüsünden vazgeçmiꢀ ve tecavüz iddialarını desteklemiꢀtir.
Đzmir Cumhuriyet Baꢀsavcılığı 7 Nisan 2000 tarihinde, Necip Tükenmez isimli polis
memurunun ifadesini almıꢀtır. Necip Tükenmez isimli polis memuru, baꢀvuranın iddialarını
reddetmiꢀ ve baꢀvuranın yakalanmasında görev aldığını fakat sorgusu sırasında orada
olmadığını belirtmiꢀtir.
Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı 26 Nisan 2000 tarihinde, Đstanbul Adli Tıp
Kurumu’ndan baꢀvuranın muayene edilmesini ve 21 ꢁubat 1997 ve 6 Mart 1997 tarihlerinde
meydana geldiği iddia edilen tecavüz olayından kaynaklanan psikolojik bir travma yaꢀayıp
yaꢀamadığının tespit edilmesini talep etmiꢀtir.
Đstanbul Adli Tıp Kurumu 14 Ağustos 2000 tarihinde, 15 Kasım 1999 ve 26 Nisan tarihlerinde baꢀvuranın muayene edilmesinden sonra raporunu sunmuꢀtur. Doktorlar 24
Temmuz 1998 tarihinde baꢀvuranın ilk kez kronik form tanınsa uyan Travma Sonrası Stres
Bozukluğu (TSSB) yaꢀadığına kanaat getirmiꢀtir. 15 Kasım 1999 ve 26 Mayıs 2000
tarihlerinde gerçekleꢀtirilen muayeneler bu belirtilerin artık bulunmadığını ortaya koymuꢀtur.
Doktorlar, Đstanbul Tıp Fakültesi tarafından baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sırada tecavüze
uğradığı iddiaları ile ilgili olarak ifade edilen ve saptanan belirtilerin, gözaltında ya da
cezaevinde bulunduğu sırada yaꢀamıꢀ olabileceği baꢀka bir travmanın ardından ortaya çıkmıꢀ
olabileceğini belirtmiꢀtir.
Gebze Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 22 Eylül 2000 tarihinde Gebze Cezaevinde bulunan
Gönül Karagöz’ün ifadesini almıꢀtır. Gönül Karagöz, baꢀvuranla birlikte aynı dönemde
gözaltına alındığını, baꢀvuranı bir hücrede iken gördüğünü, Ahmet Haꢀim Baran isimli bir
polis memurunun baꢀvuranın bulunduğu hücreye girmek istediğini fakat ismini bilmediği 1 m cm boylarında, kumral ve otuzlu yaꢀlarda olan baꢀka bir polis memurunun “hesabını
gördüm” diyerek bu polisin hücreye girmesini engellediğini ve cezaevinde iken baꢀvuranın
tecavüze uğradığını öğrendiğini belirtmiꢀtir.
Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 17 Ekim 2000 tarihinde muhakemenin men’i kararı
vermiꢀtir. Gerekçelerinde, baꢀvuranın yasadıꢀı bir örgüte üye olmak suçundan 22 ꢁubat 6
Mart 1997 tarihleri arasında Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde
gözaltına alındığını, 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporunda baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp
ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiğini, 2 Ekim 1998 tarihinde Ağır Ceza
Mahkemesi’nde tanık olarak dinlendiğini ve baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü
muameleye maruz kaldığını iddia ettiğini belirtmiꢀtir. Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri
Servisine sevkedilmesinden sonra düzenlenen ve tarih belirtilmeyen sağlık raporunda
baꢀvuranın bir travmaya maruz kaldığı ifade edilmiꢀtir. Adli Tıp Kurumu Kurulu tarafından
düzenlenen 13 Aralık 1999 tarihli sağlık raporunda, baꢀvuranın tecavüze uğradığını ya da
fiziksel bir travmaya maruz kaldığını ortaya koyabilecek bulguların teꢀhis edilmediği
belirtilmiꢀtir. Adli Tıp Kurumu Kurulu tarafından 14 Ağustos 2000 tarihinde düzenlenen
sağlık raporunda, baꢀvuranın yaꢀadığı travmanın, gözaltında ya da tutuklu bulunduğu sırada
meydana gelebilecek bir olay sonrasında ortaya çıkmıꢀ olabileceği, bunun da tespit
edilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiꢀtir. Fatih Cumhuriyet Baꢀsavcılığı aynı zamanda,
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan Muhabbet Çelik isimli ꢀahsın ifadesinin baꢀvuranın
iddiaları ile çeliꢀkili olduğunu belirtmektedir, bu nedenle Savcılığa göre bu iddialar
ciddiyetten uzak olup inandırıcı nitelikte değildir.
Baꢀvuran, 10 Kasım 2000 tarihinde muhakemenin men’i kararına itiraz etmiꢀtir.
Soruꢀturma dosyasında yer alan unsurlara ve karar gerekçelerini dikkate alan Ağır
Ceza Mahkemesi, 5 Aralık 2000 tarihli bir kararla yasalara ve mevzuata uygun olduğunu
belirterek muhakemenin men’i kararını onamıꢀtır.
Bu karar, 3 Ocak 2001 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, gözaltında bulunduğu sırada AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak kötü
muameleye maruz kaldığını ileri sürmektedir.
Hükümet, baꢀvuranın kararı kanun yararına temyiz etmemesi sebebiyle iç hukuk
yollarının tüketilmediğini belirtmekte ve bu nedenle baꢀvurunun kabuledilemez olduğunu
belirtmektedir.
Baꢀvuran bu iddiaya karꢀı çıkmakta ve bu baꢀvuru yolunun kullanılabilir bir baꢀvuru
yolu olmadığını belirtmektedir.
AĐHM, Türk Hukuku tarafından tanınan kanun yararına temyiz baꢀvurusunun
olağandıꢀı bir baꢀvuru yolu olduğunu belirtmektedir. Esasında yalnızca Yargıtay Cumhuriyet
Baꢀsavcısı bu baꢀvuru yolunu kullanma hakkına sahiptir ve bu ancak Adalet Bakanlığı’nın
resmi izni ile mümkündür. Bu nedenle sözkonusu baꢀvuru yolu yargılanabilir kiꢀilere
doğrudan açık değildir. Sonuç olarak, genel kabul görmüꢀ uluslar arası hukuk kuralları
dikkate alındığında, AĐHS’nin 35 § 1. maddenin gerekliliklerinin yerine getirildiğine karar
verilebilmesi için bu baꢀvuru yolunun kullanılmıꢀ olması gerekmemektedir (Öztürk-Türkiye,
no: 22479/93). Bu nedenle AĐHM bu itirazı reddetmektedir.
Hükümet aynı zamanda altı ay kuralının ihlal edildiğini ve bu nedenle baꢀvurunun
kabul edilemez olduğunu belirtmektedir. Hükümet’e göre, Savcılığın muhakemenin men’i
kararını onayan Ağır Ceza Mahkemesi Baꢀkanı’nın 5 Aralık 2000 tarihli kararı, 14 Aralık tarihinde baꢀvurana temyiz edilmiꢀ ve baꢀvuran ancak 2 Temmuz 2001 tarihinde
AĐHM’ye baꢀvurmuꢀtur.
Baꢀvuran, bu kararın 3 Ocak 2001 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ileri
sürmektedir.
AĐHM, dava konusu kararın tebliğnamesinin tartıꢀma götürmez bir ꢀekilde bu kararın Ocak 2001 tarihinde baꢀvurana tebliğ edildiğini ortaya koyduğunu tespit etmektedir. Bu
nedenle bu itirazı reddetmektedir.
AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığı kanaatine varmıꢀtır. AĐHM baꢀvurunun baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle
çeliꢀmediğini tespit etmedir. Bu nedenle baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygundur.
B. Esas Hakkında
Hükümet, baꢀvuranın gözaltında uğradığını iddia ettiği kötü muamelelerin hiçbir
sağlık raporu ile desteklenmediğini belirtmektedir. Gureba Hastanesi’nde muayene edilen
baꢀvuran tecavüze uğradığını muayene sırasında belirtmemiꢀtir. Düzenlenen sağlı raporunda
hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir. Yine aynı ꢀekilde baꢀvuran, 6 Mart tarihli tecavüze uğradığını muayene sırasında da belirtmemiꢀtir. Adli Tıp Kurumu’nun Aralık 1999 tarihli sağlık raporunda baꢀvuranın tecavüze uğrayıp uğramadığının tespit
edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiꢀtir. Baꢀvuranın yaꢀadığı travmanın, tutuklu
bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kalma korkusundan ya da baꢀka bir travmadan
kaynaklanmasının mümkün olduğunu belirtilmiꢀtir.
Baꢀvuran, Hükümet’in iddialarına karꢀı çıkmaktadır. Baꢀvuran yaꢀadığı utançtan
dolayı ne Savcılığa ve hakime ne de ailesine tecavüze uğradığını söyleyebildiğini
belirtmektedir. Baꢀvuran bu olayla ilgili olarak “Gözaltında bir tecavüz öyküsü” isimli bir
kitap yazmıꢀtır. Đstanbul DGM’de verdiği 8 Ekim 1997 tarihli ifadesinde yaꢀadıklarını dile
getirmiꢀtir. Baꢀvuran Đstanbul Tıp Fakültesi Psikoloji servisinde muayene edilme talebinde
bulunmuꢀ ve bu talebi Mahkeme tarafından reddedilmiꢀtir. Baꢀvuran, talebinin kabul edilmesi
ile neler yaꢀadığının ortaya konulabileceğini belirtmektedir. Baꢀvuran, gözaltında
yaꢀadıklarının dıꢀında travmaya neden olabilecek baꢀka hiçbir olay yaꢀamadığını
belirtmektedir. Baꢀvuran, Đstanbul Adli Tıp Kurumu raporunun bir yıl sonra düzenlenmiꢀ
olması sebebiyle Đstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından düzenlenen
olaylara yakın olan ilk raporun dikkate alınması gerektiğini açıklamaktadır. Baꢀvuran Adli
Tıp Kurumu’nun Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğunu belirtmektedir.
AĐHM, AĐHS’ye aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları ile
desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Hüsniye Tekin-Türkiye, no: 50971/99, 25
Ekim 2005, Martinez Sala ve diğerleri-Đspanya, 2 Kasım 2004, Klaas-Almanya, 22 Eylül
1993, ve Erdagöz-Türkiye, 22 Ekim 1997, Derleme Kararlar ve Hükümler). AĐHM, iddia
edilen olayların tespiti için “her türlü makul ꢀüphenin ötesinde” kriterinden yararlanmaktadır,
bu türden bir delil yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da
çürütülemeyecek karinelerden oluꢀabilir (Đrlanda-Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar,
ve Labita-Đtalya, no: 26772/95).
AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye maruz
kaldığını belirmesi nedeniyle, gözaltı koꢀullarının baꢀvuranla Hükümet arasında anlaꢀmazlığa
yol açtığını tespit etmektedir.
Mevcut davada, gözaltı sırasında ve gözaltı süresinin bitiminde düzenlenen 27 ꢁubat
ve 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporlarında baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine
rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir. AĐHM, gözaltı sırasında iꢀlendiği iddia edilen bir tecavüz olayı
ile ilgili olarak, kiꢀinin içinde bulunduğu durum sebebiyle olaya iliꢀkin delil sunmasının kolay
olamayabileceğini kabul etmektedir (Zeynep Avcı-Türkiye, no: 37021/97, 6 ꢁubat 2003 tarihli
karar). Bununla birlikte AĐHM, baꢀvuranın iddiaları ile ilgili olarak ancak Ağır Ceza
Mahkemesi’nde tanık sıfatı ile dinlendiği 2 Ekim 1997 ve savunma lahiyasını DGM’ye
sunduğu 8 Ekim 1997 tarihlerinde yetkili makamlara bilgi verdiğini tespit etmektedir.
Bununla ilgili olarak, her ne kadar baꢀvuran ꢀokta olması sebebiyle ne savcıya ne hakime ne
de kendisini muayene eden doktora gözaltında yaꢀadıklarını anlatabildiğini ifade etse de,
konuyla ilgili olarak yetkili makamlara bilgi vermek için yaklaꢀık dokuz ay beklemesi ilginç
bir durum arzetmektedir. Esasında, dosyada yer alan unsurlardan hareketle, baꢀvuranın 6 Mart tarihinde tutuklu olarak yargılanmasına karar verilmiꢀ ve baꢀvuran cezaevinde görevli
sağlık yetkililerine iddiaları ile ilgili olarak herhangi bir bilgi vermemiꢀ, 8 Ekim 1997
tarihinden önce baꢀka bir doktor tarafından muayene edilme talebinde bulunmamıꢀtır.
AĐHM, tutuklu yargılanmasına karar verilmesinden sonra baꢀvuranın 24 ve 29
Temmuz ve 4 Ağustos 1998 tarihlerinde üç defa Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’nde
çeꢀitli doktorlar tarafından ve aynı zamanda 13 Aralık 1999 ve 14 Ağustos 2000 tarihlerinde
Đstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edildiğini de tespit etmektedir. Hiç kuꢀkusuz,
ilgili kiꢀi görüꢀlerinde Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Adlı Tıp Kurumu tarafından verilen
rapora itiraz etmekte ve bu ꢀekilde dolaylı olarak raporun dayanağını tartıꢀma konusu
yapmaktadır. Bununla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın yetkili makamlara baꢀvurarak bu
raporun dayanaktan yoksun olduğunu dile getirme hakkına sahip olduğunu hatırlatmaktadır
oysa baꢀvuran bu yolu kullanmamıꢀtır.
AĐHM ayrıca, bir travma yaꢀayıp yaꢀamadığının tespit edilebilmesi amacıyla
baꢀvuranın tekrar muayene edildiğini tespit etmektedir. Adli Tıp Kurumu, bununla ilgili
olarak gözaltı sırasında düzenlenen sağlık raporlarını ve Đstanbul Üniversitesi Hastanesi
tarafından düzenlenen raporları dikkate alarak iki adet sağlık raporu düzenlemiꢀtir. Bu
noktada bu raporlar, gözaltından kaynaklanabilecek bir travma yaꢀandığı savını ortaya koysa
da, baꢀvuranın kötü muameleye maruz kaldığını ve bilhassa tecavüze uğradığını ortaya
koymamaktadır.
AĐHM takdirine sunulan unsurları dikkatle incelemiꢀtir. AĐHM, elinde bulunan
unsurların, baꢀvuranın gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığı ve tecavüze uğradığı
iddiaları ile ilgili olarak bu türden bir sonuca götürebilecek türden deliller sunmadığı
kanaatindedir. Bununla birlikte, ulusal mahkemelerin konu ile ilgili olarak hızlı bir ꢀekilde
soruꢀturma baꢀlatmamıꢀ olması ciddi bir sorun teꢀkil etmektedir.
AĐHM, yukarıda yer alan tespitler ıꢀığında ve her türlü makul ꢀüpheciliğin de ötesinde,
baꢀvuranın yaꢀadığını iddia ettiği kötü muameleler nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal
edildiği sonucuna ulaꢀamamaktadır.
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin ꢀikayetlerini dile getirebileceği etkili bir
baꢀvuru yolundan mahrum bırakıldığını iddia etmekte ve AĐHS’nin 13. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığı kanaatine varmıꢀtır. AĐHM baꢀvurunun baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle
çeliꢀmediğini tespit etmedir. Bu nedenle baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygundur.
B. Esas Hakkında
Hükümet, baꢀvuranın iddialarına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin iç hukukta AĐHS ile sağlanan temel hak ve
özgürlüklere iliꢀkin baꢀvuru imkanının varlığını garanti altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu
hüküm iç hukukta yetkili ulusal mahkemenin AĐHS’ye dayalı ꢀikayetin içeriğini
incelenmesini sağlayacak bir baꢀvurun varlığını ve Savunmacı Devletler sözü edilen hükmün
kendilerine getirdiği yükümlülüklere uyum konusunda belirli bir takdir payından yararlansalar
dahi, buna uygun düzenleme yapılmasını öngörmektedir. Bununla birlikte, bu maddede
öngörülen baꢀvuru, hukukta olduğu kadar uygulama da «etkili» olmalı, özellikle kullanımı
Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız fillerine ve baskı unsurlarına yol açmamalıdır.
Bununla birlikte bu düzenleme, yalnızca AĐHS uyarınca savunulabilir olan ꢀikayetler için
geçerli olmaktadır (Bkz. Boyle ve Rice-Birleꢀik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar).
Mevcut davada AĐHM, dosyada yer alan unsurların baꢀvuranın gözaltında bulunduğu
sırada kötü muameleye uğradığı sonucunu ortaya çıkarmak için yeterli olmadığı
kanaatindedir. Bununla birlikte bu durum, ꢀikayetin 3. madde bakımında savunulabilir bir
ꢀikayet niteliğini ortadan kaldırmamaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Boyle ve Rice kararı).
AĐHM’nin esasa iliꢀkin kararı sözkonusu ꢀikayet ile ilgili olarak etkili bir soruꢀturma yürütme
zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır (Bkz., Baltaꢀ-Türkiye, no: 50988/99, 20 Eylül 2005
tarihli karar).
AĐHM, DGM’ye sunulan 8 Ekim 1997 tarihli savunma layihasında baꢀvuranın
gözaltında bulunduğu sırada kendisine kötü muamele yapıldığı iddialarını dile getirdiğini not
etmektedir. Baꢀvuran aynı ꢀekilde, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nin psikoterapi servisinde
muayene edilme talebinde bulunmuꢀ ve bu talebi reddedilmiꢀtir. Sorgusunu yapan polis
memurunu da ismen belirtmiꢀtir. Baꢀvuran daha sonra, 11 ꢁubat, 27 Mart ve 29 Mayıs 1998, Haziran, 28 Ağustos ve 3 Kasım 2000, ve 24 Ocak, 18 Nisan ve 29 Haziran 2001
tarihlerinde gözaltından sorumlu olan polis memurlarını ifadelerinin alınmasını talep etmiꢀ
her defasında bu talebi reddedilmiꢀtir. Baꢀvuran ancak 24 Temmuz 1998 tarihinden itibaren
üç doktordan oluꢀan bir kurul tarafından muayene edilmiꢀtir. Baꢀvuran, 17 ꢁubat 1999 tarihli
duruꢀmada DGM’ye bir sağlık raporu sunmuꢀtur. Mahkeme, 11 ꢁubat 2000 tarihli
duruꢀmada, Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi tarafından düzenlenen sağlık raporunu
dava dosyasına eklemiꢀtir. Mahkemenin, ilgili kiꢀinin iddiaları ve bu sağlık raporlarının
sonuçlarını üzerinde bir değerlendirme yapmaksızın davanın esasına iliꢀkin karar vermesi
ilginç bir durum arzetmektedir. Halbuki Mahkeme ve yetkili Savcılık, baꢀvuranın iddiaları ile
ilgili haberdar idi, bu iddialarla ilgili olarak yalnızca 30 Aralık 1998 tarihinde Cumhuriyet
Savcısı tarafından kamu davası açılmıꢀtır ve bu da baꢀvuranın “Gözaltında bir iꢀkence
öyküsü” isimli kitabı ile ilgili bir makalenin yayınlanmasından sonra olmuꢀtur. Savcılık,
iddiaların gerçekliğinin tespit edilebilmesi amacıyla res’en bir ceza soruꢀturması baꢀlatmıꢀtır.
Hiç kuꢀkusuz, kamu davasının açılmasından ve olayların meydana geldiği tarihten birkaç sene
sonra baꢀvuran sağlık muayenesinden geçirilmiꢀtir.
Esasında AĐHM, bu tür iddialarla ilgili olarak ivedi ve özenli olma zorunluluğunun
açık olduğunu hatırlatmaktadır. Soruꢀturmanın özel bir durumda seyrini engelleyebilecek
zorlukların ya da engellerin olabileceği kabul edilebilmektedir. Bununla birlikte, 3. maddeye
aykırı kötü muamele iddiaları ile ilgili soruꢀturma yürütülmesi sözkonusu olduğuna, yetkili
makamların ivedilikle hareket etmesi, eꢀitlik ilkesi uyarınca kamunun güvenini korumak ve
yasadıꢀı eylemler konusunda suç ortaklığı yapıldığı ve hoꢀgörü gösterildiği kanısının
oluꢀmasını engellemek için temel nitelikte değerlendirilebilir (Bkz., mutatis mutandis,
Zengin-Türkiye, no: 46928/99, 28 Ekim 2004 ve Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve
57834/00). Aynı zamanda, baꢀvuranın iddiaları ile ilgili olan soruꢀturma, baꢀvuranın
iddialarını yetkili mercilere bildirmesinden yalnızca on dört ay sonra baꢀlatılmıꢀtır.
Baꢀvuranın gözaltından sorumlu polis memurlarının ifadesi ancak üç sene sonra alınmıꢀtır.
Polis memurlarından bazıları istinabe yoluyla dinlenmiꢀtir.
Sonuç olarak, yukarıda ifade edildiği ꢀekilde soruꢀturmada tespit edilen eksiklikler ve
gerekli özenin ve dikkatin gösterilmemiꢀ olması, baꢀvuranın savunulabilir ꢀikayetleri ile ilgili
olarak 13. madde uyarınca ulusal makamların derinlemesine bir soruꢀturma yürütmedikleri
kanaatine neden olmaktadır. Sonuç olarak, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 20.000 Euro, manevi tazminat olarak da 100.000
Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine kanaat getiren AĐHM, baꢀvuran tarafından
talep edilen maddi tazminatın reddedilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
AĐHM, 13. maddenin ihlal edildiği dikkat alındığında, baꢀvurana manevi tazminat
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun
olarak baꢀvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran masraf ve harcamalar için 8.948 Euro talep etmektedir. Talebini ise
aꢀağıdaki ꢀekilde detaylandırmaktadır:
-Avukatlık ücret tarifesini ve AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için
Đstanbul Barosu’nun ücret tarifesini sunarak bu harcamalar için 14.300 Yeni Türk Lirası
(yaklaꢀık 7.700 Euro);
-Ulusal mahkemeler nezdinde yapılan masraf ve harcamalar için 3.300 Y.T.L.
(yaklaꢀık 1.777 Euro).
-Tercüme, posta, telefon ve kırtasiye masrafları için 875 Y.T.L. (yaklaꢀık 471 Euro).
Hükümet bu taleplerin desteklenmediğini belirtmektedir.
AĐHM, dosyada yer alan unsurlar dikkate alındığında baꢀvuranın talep ettiği rakamları
yalnızca kısmi olarak belgelendirdiğini tespit etmektedir. AĐHM, yerel mahkemeler nezdinde
yapılan masraf ve harcamalar için dile getirilen talebi reddetmekte ve AĐHM nezdinde yapılan
masraf ve harcamalar için 3.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına 3 puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1.Baꢀvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere, her türlü
vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi tazminat
olarak 5.000 Euro (beꢀ bin) masraf ve harcamalar için 3.000 Euro (üç bin)
ödenmesine;
b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faizi ödenmesine;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
13
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło