71912/01;26968/02;36397/03
WyrokETPCz2009-03-10ECLI:CE:ECHR:2009:0310JUD007191201
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe zatrzymanie bez kontroli sądowej, brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania oraz nieskuteczne dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania naruszyły odpowiednio art. 5 ust. 3, art. 6 ust. 3 lit. c) i art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze tureckie nie przeprowadziły skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów złego traktowania Rıfata Böke, ponieważ dochodzenie było opóźnione i niekompletne, nie uwzględniając wszystkich dowodów i nie przesłuchując kluczowych świadków. W odniesieniu do art. 5 ust. 3, Trybunał powtórzył swoje stanowisko z sprawy Brogan, że zatrzymanie trwające 7 dni bez kontroli sądowej jest zbyt długie, nawet w przypadku poważnych przestępstw. Co do art. 6 ust. 3 lit. c), Trybunał odwołał się do precedensu Salduz przeciwko Turcji, stwierdzając, że brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania narusza prawo do rzetelnego procesu, jeśli osłabia prawa obrony.Stan faktyczny
Skarżący Rıfat Böke i Halil Kandemir zostali zatrzymani 14 lutego 2001 r. w związku z postrzeleniem dwóch osób i podejrzeniem o założenie organizacji przestępczej. Byli przetrzymywani przez 7 dni bez postawienia przed sędzią, a Rıfat Böke twierdził, że był źle traktowany podczas zatrzymania, co spowodowało uraz szyi. Zostali skazani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze za założenie organizacji przestępczej, ale uniewinnieni od zarzutu postrzelenia przez Sąd Karny w Aydın. Rıfat Böke złożył skargę na złe traktowanie, ale prokuratura umorzyła sprawę, a jego odwołanie zostało odrzucone.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: połączył skargi; uznał za dopuszczalne skargi dotyczące złego traktowania i nieskutecznego dochodzenia (Rıfat Böke) oraz zatrzymania i braku dostępu do adwokata (obaj skarżący); uznał pozostałe skargi za niedopuszczalne; stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym (Rıfat Böke); stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym (Rıfat Böke); stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w odniesieniu do zatrzymania (obaj skarżący); stwierdził naruszenie art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji w związku z brakiem dostępu do adwokata (obaj skarżący); uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania innych skarg na podstawie art. 5 i 6; zasądził Rıfatowi Böke 6 500 EUR zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe i Halilowi Kandemirowi 1 500 EUR zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
BÖKE VE KANDEMĐR – TÜRKĐYE
(Başvuru no. 71912/01, 26968/02 ve 36397/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2009
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.
Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 71912/01, 26968/02 ve 36397/03 no’lu
davaların nedeni T.C. vatandaşları Rıfat Böke ve Halil Kandemir’in (“başvuranlar”) Avrupa
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 15 Haziran 2001, 7 Mayıs 2002 ve 28 Ekim 2003
tarihlerinde Đnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đlişkin Sözleşme’nin
(“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları üç başvurudur.
Başvuranlar Đzmir Barosu avukatlarından M.N. Terzi tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI ve 1979 doğumlu başvuranlar Đzmir’de ikamet etmektedirler.
A. Başvuranların yakalanıp tutuklanmaları
Đki kişi 14 Şubat 2001 tarihinde bir otobüste vurulup yaralanmış, vuran kişi daha sonra
otobüsten inmiştir.
Aynı gün, vuran şüphelinin kırmızı bir arabada olduğuna ilişkin bilginin alınması üzerine,
Aydın Emniyet Müdürlüğü’nden polis memurları başvuranları Aydın otoyolunda başlattıkları
trafik kontrolünde yakalamışlardır. Güvenlik güçleri ayrıca içlerinde Rıfat Böke’nin başka bir
araç içerisinde bulunan erkek kardeşi de olmak üzere dört kişi daha yakalamışlardır. Polis
memurları başvuranların cep telefonlarıyla beraber içlerinde 5 silah bulunan her iki arabaya el
koymuştur. Aynı gün başvuranlar gözaltına alınmışlardır.
Üç polis memuru 15 Şubat 2001 tarihinde, Rıfat Böke’nin, erkek kardeşinin ve diğer
şüphelinin cep telefonlarından aranan ve bu telefonları arayan numaraları içeren bir rapor
düzenlemişlerdir.
Aydın Sulh Ceza Mahkemesi’nde görevli tek hakim 19 Şubat 2001 tarihinde
başvuranların gözaltı sürelerini üç gün daha uzatmıştır
Aynı gün Aydın Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi’nde görevli polis memurları
başvuranların ifadelerini almışlardır. Başvuranların ifadelerini içeren belgeye göre,
başvuranlar, 4422 no’lu yasanın 1. maddesinde yasaklanan çıkar amaçlı suç örgütü kurmak
şüphesiyle gözaltına alınmışlardır. Belgeye göre, her iki başvuran suç örgütüne karıştıklarını
itiraf etmişlerdir.
Başvuranlar 15, 16 ve 21 Şubat 2001 tarihlerinde Aydın Devlet Hastanesi doktorları
tarafından muayene edilmişlerdir. Doktorlar raporlarında başvuranların vücutlarında darp ve
cebir izi bulunmadığını kaydetmişlerdir.
Başvuranlar 21 Şubat 2001 tarihinde Aydın Sulh Ceza Mahkemesi’nde görevli tek hakim
huzuruna çıkarılmışlardır, hakim tutuklanmalarına karar vermiştir. Başvuranlar, hakim
huzurunda, polisin aldığı ifadelerini içeren belgelerin doğruluğunu inkar etmişlerdir.
Arabalarda bulunan silahlar 22 Mart 2001 tarihinde balistik muayeneye gönderilmiştir.
Uzmanlar Rıfat Böke’nin erkek kardeşinin arabasında bulunan silahlardan birinin 14 Şubat tarihinde meydana gelen yaralama olayında kullanıldığını tespit etmişlerdir.
Başvuranlar ve diğer şüphelilerin ellerindeki barut izlerini tespit etmek için
belirlenemeyen bir tarihte bir test uygulanmış, test sonucunda başvuranların ellerinde barut
izine rastlanmıştır.
B. Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen dava
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 19 Nisan 2001 tarihinde bir
iddianame sunmuş, başvuranlarla beraber diğer on bir kişiyi çıkar amaçlı suç örgütü kurmakla
suçlamıştır.
Başvuranlar 5 Haziran 2001 tarihinde Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade vermiş,
polis tarafından alınan ifadelerinin doğruluğunu reddetmiştir. Ardından ifadelerini içeren
tutanaklar Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Haziran 2001 tarihinde davanın esasına ilişkin ilk
duruşmayı görmüş, sanıklardan bazılarını dinlemiştir. Duruşmada dava dosyasındaki deliller
okunmuştur. Aynı gün, başvuranların temsilcisi, mahkemede, başvuranların, aleyhlerindeki
delillerin doğruluğuna ve gözaltına alınmalarının ardından hazırlanan ve vücutlarında darp ve
cebir izi bulunmadığını belirten doktor raporlarına itiraz ettiklerini ifade etmiştir.
Mahkeme 2 Ağustos 2001 ile 11 Eylül 2001 tarihlerinde ikinci ve üçüncü duruşmaları
görmüş, diğer sanıklardan bazılarının ifadelerini almıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Haziran 2001, 26 Temmuz 2001, 2 Ağustos 2001 ve 11
Eylül 2001 tarihlerinde, suçların ciddiyetiyle dava dosyasındaki delilleri gerekçe göstererek,
başvuranların serbest bırakılmamalarına karar vermiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 1 Kasım 2001 tarihinde görülen dördüncü duruşmada,
başvuran Rıfat Böke, gözaltında tutulurken işkenceye uğradığından ve bunun sonucunda
boynunun zedelendiğinden şikayetçi olmuştur. Gözaltında kendisinden alınan ifadelerin
geçersiz olduğunu belirtmiş ve kendisiyle ilgili hazırlanan doktor raporlarının doğruluğuna
itiraz etmiştir. Duruşmanın sonunda mahkeme, işlenen suçun niteliği ile kanıtların durumunu
göz önünde bulundurarak başvuranların serbest bırakılmamalarına karar vermiştir. Mahkeme
bir sonraki duruşmanın 27 Aralık 2001 tarihinde görülmesine karar vermiştir.
Başvuranlar, haklarında verilen, tutukluluk hallerinin devam etmesi yönündeki karara
itiraz etmiştir. Kasım 2001 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başka bir dairesi,
tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesinin haklı olduğuna karar vererek başvuranların
itirazını reddetmiştir.
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 27 Aralık 2001 ile 14 Mayıs 2002 tarihleri
arasında dört duruşma daha yapılmıştır.
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi 14 Mayıs 2002 tarihinde başvuranları çıkar amaçlı suç
örgütü kurmaktan suçlu bulmuş, üç yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme,
kararında, yakalama tutanağını, silahların başvuranların arabasında bulunduğunu belirten
tutanağı, gözaltı süreleri bittiğinde hazırlanan tıbbi raporları, Rıfat Böke’nin yaptığı telefon
görüşmelerinin ayrıntılarını içeren tutanakları, başvuranların ellerindeki barut izlerini gösteren
test sonuçlarıyla balistik raporu sonuçlarını delil olarak göz önünde bulundurmuştur.
Mahkeme ayrıca başvuranlarla diğer sanıkların geçmişte birbirleriyle olan ilişkileri ile,
aralarındaki ve 14 Şubat 2001 tarihinde vurulan kişilerden biri arasındaki düşmanlığı da
kaydetmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava dosyasındaki deliller ışığında, başvuranların
çıkar amaçlı suç örgütü kurdukları ve iki kişinin 14 Şubat 2001 tarihinde vurulmalarının da
örgütün işi olduğunun tespit edildiği kararına varmıştır. Mahkeme başvuranların yargılama
öncesi tutuklu bulunduruldukları toplam süreyi göz önünde bulundurarak serbest
bırakılmalarına karar vermiştir.
Yargıtay 5 Mayıs 2003 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını
onamıştır.
C. Aydın Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava
Aydın Cumhuriyet Savcısı 14 Haziran 2001 tarihinde Aydın Asliye Ceza Mahkemesi’ne
bir iddianame sunmuş, başvuranları üçüncü kişilere karşı ağır müessir fiil işlemekle
suçlamıştır.
Aydın Asliye Ceza Mahkemesi 4 Aralık 2006 tarihinde başvuranların beraatine karar
vermiştir. Mahkeme, vurulan kişilerin, başvuranları vurma eyleminin failleri olarak teşhis
edemediklerini kaydetmiştir. Dava dosyasında başvuranların vurma olayına karıştıkları
sonucuna varmak için yeterli delil bulunmadığına karar vermiştir.
D. Rıfat Böke’nin kötü muamele iddiaları ve ilgili davalar
Başvuran 26 Şubat 2001 tarihinde Aydın Cezaevi’nde temsilcisiyle görüşmüştür.
Başvuran gözaltında kötü muameleye uğradığını iddia edip, şikayetçi olmuştur.
Temsilcisinden tıbbi muayeneden geçmesini sağlamasını istemiştir.
Başvuranın temsilcisi 2 Mart 2001 tarihinde Đzmir Cumhuriyet Savcılığına dilekçe
sunmuş, her iki başvuranın da muayeneden geçmesini emretmesini talep etmiştir.
Başvuranların gözaltındayken, kollarından asılmak da dahil olmak üzere çeşitli kötü
muamelelere maruz kaldıklarını, bunun hala kendilerine acı verdiğini ve vücutlarında izler
bıraktığını iddia etmiştir. Ayrıca başvuranların daha önce bu izleri görmezden gelen ve doğru
raporlar düzenlemeyen doktorlar tarafından muayene edildiklerini ifade etmiştir. Đvedi bir
tıbbi muayenenin, kötü muamele izlerinin kaybolma tehlikesi olması nedeniyle gerekli olduğu
konusuna dikkat çekmiştir.
Aynı gün, Aydın Cumhuriyet Savcısı, Aydın Cezaevi yönetimine bir yazı göndererek,
başvuranların tıbbi muayeneden geçirilmek üzere Aydın Devlet Hastanesi’ne gönderilmelerini
ve kötü muameleye maruz kalıp kalmadıklarını tespit etmek için başvuranların vücutlarındaki
bulgulara ilişkin doktor raporlarının kendisine gönderilmesini talep etmiştir.
Rıfat Böke 29 Mart 2001 tarihinde Aydın Valiliği’ne bağlı bir polikliniğe gönderilmiştir.
Burada bir doktor başvuranı muayene etmiş ve kötü muamele emaresi olmadığını kaydeden
bir rapor düzenlemiştir. Başvuranın bir nörolog tarafından muayene edilmesini tavsiye
etmiştir.
Aydın Devlet Hastanesi’nde görevli bir doktor 30 Mart 2001 tarihinde Rıfat Böke’nin
nörolojik muayenesine ilişkin bir rapor hazırlamıştır. Başvuranla ilgili patolojik bulgu
bulunmadığını kaydetmiştir.
Rıfat Böke’nin görüşlerine göre, aynı gün, hastanedeki başka bir doktor boynunun
röntgenini çekmiştir. Başvuran ayrıca, doktorun, raporunda, başvuranda boyun fıtığı
bulunduğunu kaydettiğini belirtmiştir. Doktor başvuranın röntgenini Aydın Cezaevi’ne
göndermiştir.
Aydın Devlet Hastanesi’nde görevli bir doktor 4 Nisan 2001 tarihinde Rıfat Böke için sert
boyunluk yazmıştır. 26 Temmuz 2001 tarihinde Aydın Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen
duruşmanın tutanaklarına göre başvuran mahkemeye boyunluğu takarak çıkmıştır.
Başvuran 10 Mayıs 2001 tarihinde Aydın Cumhuriyet Savcılığı’na, kendisine kötü
muamelede bulunduklarını iddia ettiği polis memurları ve muayenesi için hastaneye
götürülmesini sağlamayan cezaevi yönetimi hakkında şikayette bulunmuştur. Ayrıca kendisini
yönetmeliğe göre muayene etmeyen ve raporlarında yaralarını kaydetmeyen doktorlardan da
şikayetçi olmuştur.
Bir doktor, 23 Mayıs 2001 tarihinde başvuran için reçeteye ateş düşürücü ilaç (Tilcotil)
yazmıştır.
Başvuran 5 Haziran 2001 tarihinde Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Đzmir Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nde hakkında açılan davaya ilişkin savunması çerçevesinde, işkenceye
maruz kaldığını ve sonuç olarak boynunun zedelendiğini belirtmiştir. Ayrıca tutuklu
yargılandığından, kendisine uygun tıbbi müdahalede bulunulmadığını ileri sürmüştür.
Aydın Cumhuriyet Savcısı 23 Ekim 2001 tarihinde, başvuranın vücudunda kötü muamele
emaresine rastlanmadığından, polis memurları hakkındaki davanın düşmesine karar vermiştir.
Cumhuriyet Savcısı, kararında, yalnızca başvuranla ilgili 15, 16 ve 21 Şubat 2001 tarihlerinde
hazırlanan doktor raporlarıyla soruşturma sırasında hazırlanan doktor raporuna dayanmıştır.
Rıfat Böke 9 Ocak 2002 tarihinde Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak karara
itiraz etmiştir. Üç hafta boyunca boyunluk taktığını öne sürmüştür. Ayrıca boyun röntgeninin,
boynuyla ilgili şikayetleri olduğunu kaydeden doktor raporunun ve reçetenin kendisine
verilmediğini iddia etmiştir. Ayrıca bunlar soruşturma dosyasına da eklenmemiştir.
Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi 5 Şubat 2002 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir.
Mahkeme, başvuranın kötü muamele iddialarını kanıtlayacak yeterli delil olmaması nedeniyle
davanın düşürülmesinin haklı olduğu kanısına varmıştır.
HUKUK
I. BAŞVURULARIN BĐRLEŞTĐRĐLMESĐ
Başvuruların benzer olması karşısında, AĐHM birleştirilmelerinin uygun olduğu kanısına
varır.
II. RIFAT BÖKE’YE ĐLĐŞKĐN OLARAK 3. MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
26968/02 no’lu başvuruda Rıfat Böke, gözaltında tutulduğu sırada AĐHS’nin 3. maddesi
ihlal edilerek işkenceye uğradığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca AĐHS’nin 6. ve 13.
maddeleri kapsamında, ulusal makamların, iddialarına ilişkin etkili soruşturma
yapmadıklarından şikayetçi olmuştur.
AĐHM bu şikayetlerin yalnız AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde incelenmelerinin uygun
olduğu kanısındadır.
A. Kabuledilebilirlik
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. AĐHS’nin 3. maddesinin esası açısından Savunmacı Devlet’in yükümlülüğü
Başvuran gözaltındayken işkenceye maruz kaldığını belirtmiştir. Özellikle “Filistin
askısına” alınmış, başı ve boynu geriye çekilmiş, bu da daha sonra boynunun zedelenmesine
sebebiyet vermiştir. Başvuran ayrıca gözaltına alınmadan önce böyle bir rahatsızlığının
olmadığını, doktorun kendisine boyunluk ve ateş düşürücü ilaç yazmasının iddialarını
doğrulayıcı bir kanıt olduğunu belirtmiştir. Vücudunda darp ve cebir izi bulunmadığı
yönündeki doktor raporunun gerçeği yansıtmadığını iddia etmiştir. Son olarak başvuran,
AĐHM’nin istemesine karşın, Hükümet’in, başvuranın hastane kayıtları ve röntgenlerini
sunmadığını belirtmiştir.
Hükümet başvuranın kendisinde bulunduğunu iddia ettiği boyun zedelenmesinin
gözaltında meydana geldiğini gösteren bir delil bulunmadığını iddia etmiştir.
AĐHM kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmeleri gerektiğini yineler
(özellikle bkz. Tanrıkulu ve Diğerleri - Türkiye, 45907/99). Bu delili değerlendirmek için,
AĐHM, ‘her türlü makul şüphenin ötesinde’ delil kıstasını kabul eder, ancak, böylesi bir
delilin itirazı kabil olmayan yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da
karinelerden doğabileceğini ekler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Labita - Đtalya [BD], 26772/95;
Süleyman Erkan - Türkiye, 26803/02).
Mevcut davada, AĐHM, başlangıçta, Rıfat Böke’nin kötü muamele iddialarını, yalnızca
ulusal makamlara şikayette bulunurken değil, AĐHM’ye başvurduğunda da devamlı olarak
sürdürdüğünü kaydeder. Ancak kendisiyle ilgili düzenlenen ve AĐHM’ye sunulan doktor
raporlarından hiçbiri, başvuranın vücudunda kötü muamele emaresi bulunduğuna işaret
etmemektedir.
Bununla beraber, AĐHM, AĐHM’ye sunulan doktor raporlarının ayrıntı belirtmekten uzak
olduğunu ve hem AĐHM tarafından kötü muameleyle ilgili davaları (diğer hususlar meyanında
bkz. Akkoç - Türkiye, 22947/93) incelerken düzenli olarak göz önünde tutulan Avrupa
Đşkencenin ve Đnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele ve Cezanın Önlenmesi Komitesi’nin
(AĐÖK) tavsiye ettiği standartları hem Birleşmiş Milletler Đnsan Hakları Yüksek
Komiserliği’ne sunulan Đşkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık dışı veya Aşağılayıcı Muamele
veya Cezanın Etkili Bir Şekilde Soruşturulması ve Belgelenmesi Đçin El Kılavuzu’nda,
“Đstanbul Protokolü”, belirtilen prensipleri büyük ölçüde karşılayamadığını kaydeder (bkz.
Mahmut Eren - Türkiye, 32347/02 ve Gülbahar ve Diğerleri - Türkiye, 5264/03)1.
AĐHM ayrıca, kötü muamelenin delili olarak, reçeteleri yapıldığı iddia edilen kötü
muameleyle ilişkilendiren hiçbir tıbbi görüşle desteklenmedikleri için, Rıfat Böke’nin
AĐHM’ye sunduğu, ateş düşürücü ilaç ve boyunluğun yazıldığı reçeteler gibi diğer belgelere
önem addedilemeyeceği kanısındadır. AĐHM ayrıca, bu bağlamda, başvuranın işaret ettiği
üzere, Hükümet’in, başvuranın hastane kayıtlarıyla röntgenlerini sunmadığını gözlemler. Yine
de, bu delilin gerçekten var olduğu varsayılsa bile, AĐHM’ye göre, teşhisi içeren bir doktor
raporu ve başvuranın sahip olduğunu iddia ettiği hastalık ile meydana geldiği iddia edilen
kötü muamele arasında olası bir bağlantı olmadan, hastane kayıtlarıyla röntgenlere belirleyici
bir önem addedilemez.
Yukarıdaki etmenler ışığında, Rıfat Böke’nin iddialarını destekleyici, belirleyici bir delil
olmaksızın, AĐHM, “şüpheye yer bırakmayacak” bir biçimde başvuranın kötü muameleye
uğradığı kanısına varamaz. Bu nedenle AĐHM AĐHS’nin 3. maddesinin esası yönünden ihlal
edilmediği sonucuna varmıştır.
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usulü açısından Savunmacı Devlet’in yükümlülüğü
Başvuran kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığını iddia
etmiştir. Özellikle, Aydın Cumhuriyet Savcısı gözaltında bulunan diğer şüphelilerin veyahut
sözkonusu tarihlerde görev başında olan polis memurlarının ifadelerini almamıştır.
Hükümet ulusal makamların başvuranın iddialarına ilişkin etkili soruşturma
yükümlülüklerini yerine getirdiklerini belirtmiştir. Aydın Cumhuriyet Savcısı doktor
raporlarından hiçbirinin başvuranın vücudunda herhangi bir yaralanma emaresine işaret
etmemesi üzerine soruşturmayı sona erdirmeye karar vermiştir.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin yetkililerin, kötü muamele iddialarını, “savunulabilir”
olmaları “makul şüphe ortaya çıkarmaları” halinde soruşturmalarını gerektirdiğini hatırlatır
(bkz. özellikle Ay – Türkiye, no. 30951/96). AĐHM içtihadında tanımlanan asgari etkililik
standartlarından biri yetkili makamların örnek bir titizlik ve ivedilikle hareket etmesidir (bkz.
örneğin Çelik ve Đmret – Türkiye, no. 44093/98).
Somut davada AĐHM, delil yetersizliği nedeniyle Rıfat Böke’ye kötü muamele
yapıldığının kanıtlandığını tespit etmemiştir. Ne var ki bu durum, daha önceki davalarda da
hükmedildiği gibi sözkonusu başvuranın şikâyetini soruşturma pozitif yükümlülüğü
kapsamında 3. madde ile ilgili “savunulabilir” bir iddia olmaktan çıkarmaz (bkz. mutatis
mutandis, Yaşa – Türkiye, Raporlar 1998-VI). AĐHM bu sonuca varırken hem ulusal
makamlara başvurduğunda hem AĐHM’ye verdiği ifadesinde birinci başvuranın iddialarının
tutarlılığını özellikle dikkate almıştır. Bu nedenle etkili bir soruşturmanın yapılması
gerekmekteydi. Bu kararlar henüz nihai değildirler.
AĐHM öncelikle gerçekten de Aydın Cumhuriyet Savcısı tarafından bir ön soruşturma
yürütüldüğünü gözlemler. Ancak bu soruşturmanın titizlikle ya da etkili bir şekilde
yürütüldüğü konusunda ikna olmamıştır.
Bu bağlamda AĐHM, başvuranın muayene edilme isteğini temsilcisine 26 Şubat 2001
tarihinde iletmiş, temsilcisinin de bu taleple 2 Mart 2001 tarihinde savcılığa başvurmuş
olduğunu kaydeder. Ancak Aydın Cumhuriyet Savcısı’nın başvuranın aynı gün muayene için
devlet hastanesine gönderilmesini cezaevi yetkililerinden talep etmiş olmasına karşın,
başvuranın muayenesi 29 Mart 2001 tarihine kadar yapılmamış, cezaevi yetkilileri savcının
talimatını 27 gün sonra yerine getirebilmişlerdir. AĐHM, yetkililerin bu tür şikâyetleri
soruştururken ivedilikle harekete geçmelerinin halkın hukukun üstünlüğüne duyduğu güvenin
korunması ve kanun dışı fiillere bulaşıldığı ya da bunlara müsamaha edildiği izleniminin
oluşmasını önlemek bakımından zaruri olarak değerlendirilmesi nedeniyle (bkz. Abdülsamet
Yaman – Türkiye, no. 32446/96), işkence ya da kötü muamele iddialarını içeren olaylarda
yetkililerin suç duyurusu yapılmasıyla birlikte en kısa zamanda harekete geçmeleri
gerektiğine daha önce hükmetmiştir (bkz. Batı vd., yukarıda anılan). AĐHM, başvuranın
doktor muayenesi için cezaevi yetkililerinin neredeyse dört hafta sonra harekete geçmelerinin,
özellikle iddia konusu kötü muamelenin izlerinin kaybolması gibi muhtemel sonuçları dikkate
alındığında “ivedilik” şartına uymadığını tespit etmiştir.
AĐHM ayrıca, Aydın Cumhuriyet Savcısı’nın sadece 15, 16 ve 21 Şubat 2001 tarihli
doktor raporları ve soruşturma sırasında hazırlanan raporu dikkate aldığını gözlemler. Savcı
başvuranın Aydın Emniyet Müdürlüğü’ndeki gözaltı sırasında görevde olan polis memurları,
diğer tutuklular ya da başvuranın kendisini sorgulamamıştır. Savcı ateş düşürücü ilaç ve
boyunluk reçetesi gibi başvuranın sunduğu delilleri de dikkate almamış ve 30 Mart 2001
tarihli raporla 4 Nisan 2001 tarihli reçete arasındaki çelişkiyi ele almamıştır.
Yukarıda belirtilenler ışığında AĐHM, başvuranın kötü muamele iddialarının ulusal
makamlarca, AĐHS’nin 3. maddesinin gerektirdiği üzere etkili bir şekilde soruşturulmadığına
karar vermiştir.
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi usul açısından ihlal edilmiştir.
III. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuranlar, 71912/01 no’lu başvuruda bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili
kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmadan 7 gün gözaltında tutulmalarından şikâyetçi
olmuşlardır. Aynı başvuruya dair 13 Aralık 2001 tarihli ifadelerinde başvuranlar ayrıca aynı
başlık altında tutukluluk sürelerinin haddinden fazla olduğunu savunmuşlardır.
A. Başvuranların gözaltında tutulmalarına ilişkin olarak
Hükümet başvuranların AĐHS’nin 5. maddesini ulusal makamlar nezdinde dile
getirmediklerini ya da gözaltı süresinin uzatılması kararına itiraz etmediklerini ifade etmiştir.
AĐHM benzer davalarda Hükümetin ön itirazını inceleyip reddetmiştir (bkz. örneğin Öcalan –
Türkiye [BD], no. 46221/99). Somut davada da bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek özel
koşul görmemektedir. Bu nedenle başvurunun bu kısmı kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.
Sözkonusu şikâyetin esasına ilişkin olarak ise AĐHM, başvuranların 7 gün süreyle
gözaltında tutulduklarını gözlemler. AĐHM, Brogan vd. – Đngiltere (A Serisi no. 145 B)
davasında yargı denetimine tâbi olmadan 4 gün 6 saat süren gözaltının AĐHS’nin 5/3
maddesinin titiz süre kısıtlamasını aştığını tespit etmiştir. Brogan davasında belirtilen ilkeler
ışığında AĐHM başvuranların, suçlandıkları eylemler ciddi nitelikte olsa bile yargının
müdahalesi olmadan 7 gün gözaltında tutulmalarının gerekli olduğunu kabul etmemektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Başvuranların tutukluluğuna ilişkin olarak
Hükümet sözkonusu şikâyetin AĐHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının
tüketilmesi şartına uyulmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Başvuranların eski TCK’nın 128. maddesine göre gözaltı sürelerine itiraz edebileceklerini
savunmuştur. Başvuranların ayrıca Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere
Tazminat Verilmesine Dair 466 sayılı kanun uyarınca tazminat talep edebileceklerini
savunmuştur.
AĐHM benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını inceleyip reddetmiş olduğunu hatırlatır
(bkz. örneğin Karatay vd. – Türkiye, no. 11468/02; Bayam – Türkiye, no. 26896/02). Somut
davada da bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek özel koşul görmemektedir. Sonuç olarak
Hükümetin ön itirazlarını reddeder.
Ancak AĐHM başvurunun bu kısmını aşağıdaki nedenlerle kabuledilemez olarak
değerlendirmektedir:
AĐHM, başvuranların tutukluluğunun yakalandıkları 14 Şubat 2001 tarihinde başlayıp
birinci derece mahkemesinin mahkûmiyet kararı verip tutuklu bulundukları toplam süreyi
dikkate alarak başvuranların serbest bırakılması talimatını verdiği 14 Mayıs 2002 tarihinde
sona erdiğini kaydeder. Buna göre dikkate alınması gereken süre 15 aydır.
AĐHM bu bağlamda Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin her duruşma sonunda, kendi
gerek görmesi ya da başvuranların talebi ile tutukluluk halini yeniden değerlendirdiğini
gözlemler. AĐHM ayrıca başvuranlar ve diğer 11 sanığın bir suç örgütü kurmak gibi ciddi
nitelikte bir suçlama ile karşı karşıya olduklarını gözlemler. AĐHM, davanın karmaşıklığı ve
başvuranlara isnat edilen ve daha sonra mahkûm edilmelerine neden olan suçun ciddiyetini
dikkate alarak ulusal mahkemelerin tutukluluğun kaldırılmaması için ortaya koyduğu
gerekçelerin, özellikle dava dosyasındaki deliller dikkate alındığında başvuranların 15 ay
süren tutukluluklarını haklı çıkarmaya yeterli olduğunu tespit etmiştir. Buna göre tutukluluk
süresinin gayrimakul olmadığına karar verir.
AĐHM, başvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları çerçevesinde
dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
IV. AĐHS’NĐN 6/3 (c) MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuranlar,
36397/03
no’lu
başvuruda,
gözaltında
avukat
yardımından
yararlanamamaları nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler, iddialarını
AĐHS’nin 6/3 (c) maddesine dayandırmışlardır.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde sözkonusu şikâyetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa ilişkin olarak AĐHM, aynı mağduriyeti Salduz – Türkiye davasında inceleyip
AĐHS’nin 6/3 (c) maddesinin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak ihlal edildiğini tespit ettiğini
hatırlatır. AĐHM mevcut davayı incelemiş ve yukarıda anılan Salduz kararındaki
tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel koşul bulamamıştır. Bu nedenle mevcut davada
AĐHS’nin 6/3 (c) maddesi, 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak ihlal edilmiştir.
V. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
A. AĐHS’nin 5. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği iddiası
Başvuranlar AĐHS’nin 5/5 maddesine dayanarak gözaltı ve tutukluluk sürelerine ilişkin
olarak tazminat hakkına sahip olmamalarından şikâyetçi olmuştur. Ayrıca AĐHS’nin 6/1 ve
6/2 maddelerine dayanarak Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, savcı tarafından dava
dosyalarına eklenen, kanun dışı telefon dinleme kayıtları ve kendilerinden baskı altında
alınmış ifadeler gibi kanunsuz delillere dayanmış ve Aydın Asliye Ceza Mahkemesi’nin
kararını beklemeden kendilerini mahkûm etmiş olması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme olmadığını öne sürmüşlerdir. AĐHS’nin 6/3 (b) ve (d) maddelerine dayanarak Aydın
Cezaevi’ndeki tutukluluklarının kendilerini avukatlarıyla kolay bir şekilde temas kurmaktan
mahrum bıraktığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kendilerine, iddia makamınca
sunulan kanun dışı telefon kayıtları hakkında yorum yapma imkânı tanımadığını ifade
etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca AĐHS’nin 7. maddesine dayanarak, yetersiz delillere dayalı
olması nedeniyle mahkûmiyet kararının kanunsuz olduğunu öne sürmüşlerdir.
AĐHM, dava olayları, tarafların ifadeleri ve yukarıda belirtildiği üzere AĐHS’nin 5/3 ve
6/3 (c) maddelerinin ihlalinin tespitini dikkate alarak somut davada 5. ve 6. maddelere dayalı
olarak dile getirilen temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir. Bu nedenle başvuranların
sözkonusu hükümlere dayalı diğer şikâyetlerine dair ayrı bir hüküm verilmesini gerekli
görmemektedir (bkz. Yalçın Küçük – Türkiye (no. 3), no. 71353/01; Kamil Uzun – Türkiye,
no. 37410/97 ve Getiren – Türkiye, no. 10301/03).
B. AĐHS’nin 8. ve 1 no’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiası
Başvuranlar AĐHS’nin 8. maddesine dayanarak telefon konuşmaları ve gözaltındaki
konuşmalarının kanun dışı olarak kaydedildiğini savunmuşlardır. Son olarak AĐHS’ye Ek 1
No’lu Protokolün 1. maddesine dayanarak otomobil ve cep telefonlarına ulusal makamlarca el
konulmasından şikâyetçi olmuşlardır.
Elindeki tüm deliller ışığında AĐHM, başvuranların yukarıda kaydedilen görüşlerinin
AĐHS ya da Protokollerinde korunan hak ve özgürlüklerin herhangi bir ihlalini ortaya
çıkarmamaktadır. Dolayısıyla sözkonusu şikâyetlerin, açıkça dayanaktan yoksun olmaları
nedeniyle AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları çerçevesinde kabuledilemez olarak ilan
edilmesi gerekmektedir.
VI. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Rıfat Böke başvuran 25,000 Euro, Halil Kandemir 15,000 Euro manevi tazminat
ödenmesini talep etmiş, Hükümet taleplere itiraz etmiştir.
AĐHM, başvuran Rıfat Böke’ye ilişkin olarak AĐHS’nin 3, 5/3 ve 6/3 (c) maddelerinin
ihlalinin tespit edildiğini hatırlatır. Başvuran Halil Kandemir’e ilişkin olarak ise AĐHS’nin 5/3
ve 6/3 (c) maddelerinin ihlal edildiği tespit edilmiştir. AĐHM başvuranların AĐHS’nin 6/3 (c)
maddesinin ihlali bağlamında uğranmış olabilecek tüm zararlara ilişkin olarak ihlal tespitinin
tek başına yeterli adil tatmin sağladığı görüşündedir. Öte yandan AĐHS’nin 3. ve 5/3
maddelerinin ihlali nedeniyle uğranan manevi zararların sadece ihlal tespiti ile tazmin
edilemeyeceğini kabul etmektedir. Hakkaniyete dayalı bir değerlendirme ile AĐHM, Rıfat
Böke’ye 6,500 Euro, Halil Kandemir’e ise 1,500 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
AĐHM ayrıca başvuranların talep etmesi halinde yargılamanın AĐHS’nin 6/1 maddesi
gereklerine uygun olarak yeniden yapılmasının ihlalin düzeltilmesi için en uygun yol olduğu
görüşündedir (bkz. Salduz, yukarıda anılan).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki masraf ve giderler için 6,000 Euro
talep etmişler, Hükümet talebe karşı çıkmıştır.
AĐHM’nin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.
Sözkonusu davada başvuranlar talep ettikleri masrafları yaptıklarını kanıtlayamamışlardır.
Dolayısıyla AĐHM bu başlık altında ödeme yapılmasına hükmetmez.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine
uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Birinci başvuranın kötü muameleye uğradığı ve ilgili soruşturmanın etkisiz olduğu
iddialarına dayanan ve her iki başvuranın gözaltı süreleri ve gözaltındayken avukata
erişimlerinin olmayışına dayanan şikâyetlerinin kabuledilebilir olduğuna;
3. Başvuruların kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
4. Rıfat Böke açısından AĐHS’nin 3. maddesinin esastan ihlal edilmediğine;
5. Rıfat Böke açısından AĐHS’nin 3. maddesinin usulden ihlal edildiğine;
6. Başvuranların gözaltı sürelerine ilişkin olarak AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
7. Başvuranların gözaltındayken avukata erişimleri bulunmayışı nedeniyle AĐHS’nin 6/3 (c)
maddesinin ihlal edildiğine;
8. Başvuranların AĐHS’nin 5. ve 6. maddelerine dayalı diğer şikâyetlerinin ayrıca
incelenmesine gerek bulunmadığına;
9. (a) Savunmacı Devlet’in, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Savunmacı Devlet’in
ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Rıfat Böke’ye 6,500 Euro (altı bin beş yüz Euro) manevi tazminat;
(ii) Halil Kandemir’e 1,500 Euro (bin beş yüz Euro) manevi tazminat;
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
10. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMĐŞTĐR.
Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları uyarınca 10 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
11
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 18.07.2026. · Źródło