71978/01

WyrokETPCz2006-07-25ECLI:CE:ECHR:2006:0725JUD007197801

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora naczelnego gazety za publikację artykułów dotyczących PKK stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz czy brak doręczenia opinii prokuratora generalnego naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za publikację artykułów, które choć zawierały ostre sformułowania i negatywny obraz państwa, nie nawoływały bezpośrednio do przemocy, walki zbrojnej ani powstania, było nieproporcjonalne do realizowanych celów i nie było "konieczne w społeczeństwie demokratycznym". Trybunał podkreślił, że wolność prasy obejmuje również informowanie o kontrowersyjnych kwestiach. Dodatkowo, brak doręczenia skarżącemu opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym naruszył zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Cihan Çapan, był redaktorem naczelnym dziennika "Özgür Bakış". Został skazany w dwóch oddzielnych postępowaniach karnych za publikację artykułów w numerach 270 i 246 gazety, które uznano za propagandę separatystyczną na podstawie tureckiej ustawy antyterrorystycznej. Artykuły dotyczyły m.in. uwięzionego lidera PKK Abdullaha Öcalana i wypowiedzi członka rady prezydenckiej PKK, Murata Karayılana. Skarżący został skazany na kary pozbawienia wolności, grzywny i zakaz publikacji gazety. Wyroki zostały utrzymane w mocy przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Jednogłośnie: skargi dotyczące niedoręczenia opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego i naruszenia wolności wyrażania opinii są dopuszczalne, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna. Pięcioma głosami do dwóch: stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Jednogłośnie: stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. Pięcioma głosami do dwóch: zasądza na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej i 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Jednogłośnie: oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

AVR UPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÇAPAN - TÜRKİYE DAV ASI   (Başvuru no: 71978/01)   KARARIN ÖZET ÇEV İRİSİ   STRAZBURG   Temmuz 2006   İşbu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.   Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ___________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme‟yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı, AKGY‟na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (71978/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı olan Cihan Çapan (başvuran) adlı kişinin Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne (AİHM) 3 Mayıs 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin   (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Adli yardımdan faydalanan başvuran AİHM önünde, İstanbul Barosu avukatlarından   O. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. OLAYIN KOġULLARI   Başvuran 1977 yılında doğmuştur ve Altdorf (İsviçre’de) ikamet etmektedir.   Temmuz 1999 ile Nisan 2000 tarihleri arasında Özgür Bakış adlı günlük gazetenin yazı   işleri müdürlüğünü yapmıştır.   1. Özgür Bakış adlı günlük gazetenin 270. sayısına ilişkin ceza davası   Ocak 2000 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının aynı günkü talebi   üzerine ve Terörle Mücadeleye ilişkin 3713 sayılı Kanunun 6 ve 8 maddelerinin ve 5680   sayılı Basın Kanununa ek 2 § 1 maddesinin uygulanması uyarınca, İstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi (DGM), 2. sayfada (“İmralı’ya ulaşmayan mektuplar”) adlı bir köşe   yazısı ile (“Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz”) adlı bir köşe yazısı ve altıncı sayfada   (“PKK başkanlık konseyi üyesi Murat Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın”) adlı   makalenin yayınlanması gerekçesiyle 12 Ocak 2000 tarihinde çıkan Özgür Bakış   dergisinin 270. sayısına el konmasına hükmetmiştir.   Ocak 2000 tarihinde sunulan bir iddianameyle, 3713 sayılı Yasanın 8 §§ 1, 2 ve   in fine ve 6 §§ 2 in fine maddelerinin, 5680 sayılı Yasanın ek 2 § 1 maddesinin ve Türk   Ceza Kanununun (TCK) 36. maddesinin uygulanması uyarınca, Cumhuriyet Başsavcısı   başvuran aleyhinde başvuranın mahkum edilmesini, dava konusu gazetenin dağıtılmasını   ve kayıtlı malların müsaderesini talep eden bir ceza davası açmıştır.   Kasım 2000 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Yasanın 8 §§ 1 ve in fine maddesinin ve   TCK’nın 59. maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, (“İmralı’ya ulaşmayan   mektuplar”) adlı köşe yazısının yayınlanması gerekçesiyle bölücü propaganda yapmak   suçundan, başvuranı, on üç ay on günlük hapis ve 111 111 111 Türk Lirası (TL) [yaklaşık   Euro] ağır para cezasına mahkum etmiştir.   sayılı Yasanın 6 §§ 2 ve in fine maddesinin ve TCK’nın 59. maddesinin   uygulanması uyarınca, DGM, başvuranı, (“PKK başkanlık konseyi üyesi Murat   Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın”) adlı makalenin yayınlanması gerekçesiyle, 536   000 TL [karar günü yaklaşık 920 Euro]ağır para cezasına mahkum etmiştir.   TCK’nın 72. maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, cezaların birleştirilmesine   başlamıştır. Sonuç olarak, DGM, ilgiliyi on üç ay hapis ve 647 811 111 TL [yaklaşık 1   Euro] ağır para cezasına mahkum etmiştir.   Son olarak, 5680 sayılı Yasanın ek 2 § 1 maddesinin uygulanması uyarınca, DGM,   gazetenin basılmasını bir ay süre için yasaklamıştır.   Mart 2001 tarihli bir kararla, Yargıtay itiraz edilen kararı onamıştır.   Başvuran, İsviçre’ye gitmiş olduğundan cezalar infaz edilmemiştir.   2. Özgür Bakış adlı gazetenin 246. sayısına ilişkin ceza davası   Aralık 1999 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine ve 5680 sayılı   Yasanın ek 2 § 1 maddesinin uygulanması uyarınca, DGM yardımcı hakimi, 2. sayfada   (“Düşlerimiz”) adlı makalenin yayımlanması gerekçesiyle, gazetenin 19 Aralık 1999   tarihinde çıkan 246. sayısına el konmasına hükmetmiştir. Sözkonusu yazı R. Güney   tarafından yazılmıştır.   Aralık 1999 tarihinde sunulan bir iddianameyle, 3713 sayılı Yasanın 8 §§ 1, 2 ve   in fine maddesinin, TCK’nın 36. maddesinin ve 5680 sayılı Yasanın ek 2 § 1 maddesinin   uygulanması uyarınca, Cumhuriyet Başsavcısı, basın yoluyla bölücü propaganda yaptığı   gerekçesiyle başvuran aleyhinde ceza davası açmıştır.   Eylül 2000 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Yasanın 8 § 1 maddesinin ve TCK’nın   59. maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, suç teşkil eden makalenin yayımlanmasından   dolayı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölünmez toprak ve milli bütünlüğünü bozmayı   hedefleyen bölücü propaganda yaptığı gerekçesiyle, başvuranı beş ay hapis ve 553 575 000   TL [yaklaşık 950 Euro] para cezasına mahkum etmiştir. Daha sonra, 5680 sayılı Yasanın   16. maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, hapis cezasını 300 000 000 TL [yaklaşık 515   Euro] para cezasına çevirmiştir. DGM, bütün cezalar için birlikte olmak üzere, başvuranı,   575 000 TL [karar gününde yaklaşık 1 466 Euro] para cezasına mahkum etmiştir. 5680   sayılı Yasanın ek 2 § 1 maddesinin uygulanması uyarınca, DGM, gazetenin basılmasını bir   ay süre için yasaklamıştır.   Şubat 2001 tarihli bir kararla, Yargıtay itiraz edilen kararı onamıştır.   Başvuran, İsviçre’ye gittiği için cezalar infaz edilmemiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. BAġVURUNUN KABULEDĠLEBĠLĠRLĠĞĠ HAKKINDA   A. AĠHS’nin 6§1 (tarafsızlık ve bağımsızlık), 7, 9, 13, 17, 18 ve 14 maddelerine   (tek baĢına ya da 9 ve 10. maddeleri ile birlikte) Dayanılarak Yapılan ġikayetler   Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin, kendisine adil   yargılanmayı sağlayacak “tarafsız ve bağımsız” bir mahkeme olmadığından şikayetçi   olmaktadır. Başvuran özellikle sadece Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri’nin 5680   sayılı Basın Kanunu alanına giren suçlar hakkında hüküm vermek için yetkili olduklarını   savunmaktadır. Başvuran kendisinin yazmadığı makaleler nedeniyle mahkum edildiğini   iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, hakkında verilen mahkumiyet kararlarına itiraz etmek   için iç hukuk yollarının bulunmamasından şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran   AİHS’nin 6§1, 7, 9, 13, 17, 18 ve 14. maddelerini (tek başına ya da 9 ve 10. maddeleri ile   beraber) ileri sürmektedir.   AİHM, başvuranı mahkum eden mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmasına ilişkin   şikayet konusunda bir yandan, bu mahkemenin üç sivil hakimden oluştuğunu ve diğer   yandan başvuranın bu konuda hiçbir açıklama getirmediğini not etmektedir. Diğer   şikayetler ise hiçbir şekilde desteklenmemektedir.   AİHM elinde bulunan unsurları gözönüne alarak ve dile getirilen iddiaları   incelemeye yetkili olduğu sürece bu şikayetler konusunda hiçbir ihlal göstergesi tespit   etmemektedir. Buradan başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca   açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği   sonucu ortaya çıkmaktadır.   B. AĠHS’nin 10 ve 6§1 maddelerine (Cumhuriyet BaĢsavcısı tebliğnamesinin   tebliğ edilmemesi) dayandırılan Ģikayetler   1. İhtilaf konusu   Hükümet, başvuranın 30 Nisan ve 3 Mayıs 2001 tarihlerinde gönderilen iki başvuru   formunda “ Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz” ve “PKK başkanlık konseyi üyesi Murat   Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın” başlıklı makalelere yer vermediğine dikkati   çekmektedir.   AİHM, başvuranın avukatının AİHM’ye 30 Nisan ve 3 Mayıs 2001 tarihlerinde,   başvuruların içeriği hakkında açıklama yapmadan, oldukça karmaşık bir şekilde, benzer   gerekçelerden başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararları hakkında birçok yazı   gönderdiğini tespit etmektedir. Özellikle 30 Nisan 2001 tarihli başvuru formunda Yargıtay   tarafından 19 Şubat 2001 tarihinde onaylanan, Özgür Bakış gazetesinin 246. sayısında,   “Düşlerimiz” başlıklı köşe yazısının yayınlanması nedeniyle müvekkili hakkında verilen 5   Eylül 2000 tarihli mahkumiyet kararını ileri sürmüştür. Başvuranın avukatı, 3 Mayı 2001   tarihli başvuru formunda ise, 12 Mart 2001 tarihinde onaylanan, Amed’deki seslenişinizi   bekliyoruz” ve “PKK başkanlık konseyi üyesi Murat Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın”   başlıklı iki makale nedeniyle 8 Kasım 2000 tarihinde müvekkili hakkında verilen   mahkumiyet kararına itiraz etmektedir.   Daha sonra AİHM önündeki yargılama sırasında, gazetenin 270. sayısında   yayınlanan makalelerden birinin başlığının, verilen mahkumiyet kararında yer alan başlıkla   aynı olmadığı, halbuki makalenin içeriğinin değiştirilmediği ortaya çıkmıştır. Bu bilgiler   Hükümet’e 16 Aralık 2002 tarihinde tebliğ edilmiş ancak Hükümet bu konu hakkında hiçbir   açıklama yapmamıştır.   Sonuç olarak AİHM, gazetenin 270. sayısında yayınlanan makalelerden birinin   başlığının değiştirilmesi, başvurunun bu kısmının konusunun belirlenmesi için hiçbir   belirgin bir etkisi yoktur. Buradan AİHM, başvurunun, Özgür Bakış gazetesinin 246.   sayısında yayınlanan “Düşlerimiz” ve 270. sayısında yayınlanan Amed’deki seslenişinizi   bekliyoruz” ve “PKK başkanlık konseyi üyesi Murat Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın”   başlıklı makalelere ilişkin iki farklı yargılama hakkında olduğunu gözlemlemektedir.   2. Şikayetlerin Gecikmeli Yapılması   Hükümet AİHM’yi AİHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay kuralına riayet   edilmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, 23 şubat 2001   tarihinde gönderilen ve 1 Mart 2001 tarihinde AİHM’ye ulaşan başvuru formunun,   AİHS’nin 34. maddesi uyarınca yerel nihai kararın verildiği 6 Temmuz 2000 tarihinden   itibaren başlayan altı aylık süre içinde sunulmadığını savunmaktadır.   AİHM, başvurunun yapıldığı tarih, taraflar arasında ihtilaf konusu teşkil etmektedir.   AİHM, başvurunun tebliğ edildiği sırada, başvurunun yapıldığı tarihin, ikinci başvuru   formunun gönderildiği 3 Mayıs 2001 tarihi olduğunun taraflara bildirildiğini not etmektedir.   AİHM, Hükümet’in ileri sürdüğü 6 Temmuz 2000 tarihinin dava olayları ile hiçbir   şekilde ilgisinin olmadığını not etmektedir. AİHM, iki başvuru formunun AİHM’ye 30   Nisan ve 3 Mayıs 2001 tarihlerinde, yani AİHS’nin 34. maddesi uyarınca 19 Şubat ve 12   Mart 2001 tarihlerinde verilen ulusal nihai kararlarından itibaren başlayan altı aylık süre   içinde gönderildiğine kanaat getirmektedir. Sonuç itibariyle AİHM, Hükümet tarafından   ileri sürülen itirazı reddetmektedir.   3. Sonuç   AİHM, AİHS’nin 10 ve 6§1 maddelerine (Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin   tebliğ edilmemesi) dayandırılan şikayetlerin AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle de ters   düşmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla şikayetleri kabuledilebilir ilan etmek uygun   olacaktır.   II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran, hakkında verilen iki cezai mahkumiyet kararlarının AİHS’nin 10.   maddesi uyarınca ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini savunmaktadır.   Başvuran, gazetenin sahibi olarak, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması ve   yargılanması ile ilgili olaylar ve bu örgüt şeflerinden birinin beyanları hakkında kamuoyunu   bilgilendirmek amacıyla suç unsuru teşkil eden makaleleri yayınladığını savunmaktadır.   Kamuoyu, Devlet’in resmi makamlarının izni alınarak iletilen bilgiler ya da Devlet’in halk   için uygun olarak değerlendirdiği ya da onayladığı bilgilerle sınırlandırılmamalıdır. Burada   sözkonusu olan, demokratik toplumun temel ilkelerinden biridir. Başvuran, yasal olarak   yayınlanan bir gazetenin Yazı İşleri Müdürü olarak, yayınlanan makalelerden sorumlu   tutulmamalıdır.   Başvuran, o dönemde ya da bu eserin yayınlanmasının ardından, PKK yada   yandaşları tarafından hiçbir terör yada şiddet eyleminin işlenmediğini belirtmektedir. Eserin   yayınlanmasıyla hiçbir şekilde teröre destek sağlanmamıştır.   Başvuran, para cezasına çarptırılması ve derginin yayınlanmasının bir ay süreliğine   yasaklanmasının, orantılı olmayan tedbirler olduğunu savunmaktadır.   Hükümet, ulusal mahkemelerin bölücülüğü öven sözlerden dolayı başvuranı   mahkum ettiklerini tespit etmektedir. Başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı   AİHS’nin 10. maddesinin ikinci paragrafına uygun olup, sözkonusu paragraf, milli   güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün ve kamu güvenliğinin korunması sözkonusu   olduğunda, benzeri tedbirlerin alınmasını sağlamaktadır.   Hükümet, AİHM’nin konuya ilişkin içtihadına atıfta bulunarak, PKK Başkanlık   Konseyi üyesi Murat Karayılan’ın açıklamalarındaki ve gazetenin 270. sayısında   yayınlanan “İmralı’ya ulaşamayan mektuplar”, “Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz”   başlıklı makaledeki bazı sözlerin terör örgütünün, bu durumda Avrupa Birliği’nin Terör   Örgütleri listesinde bulunan PKK’nın propagandası olarak analiz edilebileceğini   hatırlatmaktadır.   Hükümet’e göre müdahale, AİHS’nin yer verdiği ilkelere aykırı olan tehlikeli   kavramların promosyonunu kararlı bir şekilde ortadan kaldırma amacını gütmektedir. İfade   edilen sözlerin, hassas ve tehlikeli hatta patlama noktasındaki sosyal bir durumda, PKK’nın   propagandasını yapma amacı vardı. Metnin bütünü gözönüne alınırsa, yapılan   propagandada, şiddetin, terörün, savaşın ve kanın yayılmasına yönelik ifadeler yer   almaktadır. Hükümet, Zana-Türkiye ( 25 Kasım 1997 tarihli karar) kararındaki içtihadına   atıfta bulunarak, aynı yaklaşımın bu davada da uygulanması gerektiğini belirtmektedir.   Hükümet, başvurana verilen cezaların güdülen amaç için uygun ve orantılı olduğunu   savunmaktadır.   AİHM, başvuranın cezaya mahkum edilmesinin AİHS’nin 10§1 maddesinin   koruduğu ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturduğuna tarafların itiraz etmediğini not   etmektedir. Ayrıca müdahalenin, kanun -3713 sayılı Kanun’un 6§2 ve 8§1 ve 2 ve 5680   sayılı Kanuna ek 2§1 maddeleri- tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca   ulusal güvenliğin sağlanması ve toprak bütünlüğünün korunmasının yanısıra, düzenin   korunması ve suçun önlenmesi gibi birçok amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir   (Bkz. Baran-Türkiye, no: 48988/99). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna   karşın taraflar arasındaki uyuşmazlık müdahalenin “demokratik toplumda gerekli olup   olmadığı” hususuna dayanmaktadır.   AİHM, daha önce buna benzer sorunların ortaya çıktığı davaları incelemiş ve   AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye,   no: 23556/94, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, İbrahim Aksoy, Karkın-Türkiye, no: 43928/98   ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95).   AİHM, işbu davayı içtihadı ışığında incelemiş ve Hükümet’in bu durumda farklı bir   sonuca ulaşılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.   Bu davada AİHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama önem   vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle   mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy ve 9   Haziran 1998 tarihli Incal-Türkiye kararı ).   Başvuranın Özgür Bakış gazetesinin Yazı İşleri Müdürü ve sahibi olarak mahkum   edildiği ihtilaflı makaleler, cezaevine konulan PKK lideri Abdullah Öcalan, onun   yargılandığı davanın gidişatı, PKK’nın silahlı mücadelesi ve Türkiye’deki demokratikleşme   süreci hakkında ifadeler içermektedir. Sözkonusu ifadeleri kullananlardan biri de, sözü   edilen örgütün şeflerinden biri olan Murat Karayılan’dır.   AİHM, DGM’nin, dava konusu makalelerin ayrımcı propaganda ifadelerini ve   silahlı örgüt propagandası içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmektedir. Ancak, ulusal   mahkeme kararlarında yer alan gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale   edilmesini haklı göstermek için yeterli olduğu düşünülemez (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-   Türkiye (no: 4), no: 24762/94). AİHM, özellikle makalelerin sert ifadeler içeren bazı   bölümlerinin, Devlet hakkında negatif bir tablo çizdiğini ve böylece anlatıya olumsuz bir   anlam yüklediğini ancak, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya   teşvik ettiğini ve AİHM’nin gözünde, dikkate alınması gereken başlıca unsur olan   konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemektedir (Bkz. a contrario, Sürek-   Türkiye (no:1), no: 26682/95, ve Gerger-Türkiye, no:24919/94).   AİHM, müdahalenin orantılı olup olmadığını tespit etmek sözkonusu olduğunda,   verilen cezaların niteliği ve şiddetinin gözönünde bulundurulması gereken unsurlar   olduğunu belirtmektedir. Bu durumda, AİHM, DGM’nin başvuranı iki kez Özgür Bakış   gazetesinin 270 ve 246. sayıları konusunda mahkum ettiğini tespit etmektedir. Başvurana,   on üç ay on gün hapis, yaklaşık 1.110 Euro ağır para cezası ve derginin bir aylık bir süre   için yayınlanmasının yasaklanmasının yanısıra, yaklaşık 1.466 Euro ağır para cezası ve   gazetenin bir aylık bir süre için yayınlanmasının yasaklanması cezaları verilmiştir.   AİHM, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının hedeflenen amaçlarla   orantılı olmadığı ve dolayısıyla “demokratik toplumda gerekli” olmadığı sonucuna   varmıştır. AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün kendisine iletilmediğinden   yakınmaktadır. Başvuran, burada, AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini   görmektedir.   AİHM, başvuranın sunduğuyla aynı olan bir şikayeti incelediğini ve Cumhuriyet   Başsavcısının görüşlerinin niteliğini ve yargılanabilir bir kişi için bunlara yazılı olarak   cevap vermenin imkansızlığını gözönüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün   iletilmemesinden dolayı AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını   hatırlatmaktadır (bkz. Göç, ve Abdullah Aydın-Türkiye (no 2), 63739/00 no’lu, 10 Kasım   tarihli karar).   AİHM, mevcut davayı incelemiştir ve Hükümetin mevcut durumda farklı bir sonuca   götürebilecek ikna edici ne bir unsur ne de argüman sunduğu kanaatindedir.   Bu nedenle, olayda, AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.   IV. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Zarar   Başvuran, miktarını 5 000 Euro olarak belirlediği maddi zarara maruz kaldığını iddia   etmektedir. Başvuran, bunun dışında, miktarını 6000 Euro olarak belirlediği manevi   zararın tazminini talep etmektedir.   Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.   İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak, AİHM, sunulan kanıtların açık olarak   AİHS’nin 10. maddesinin ihlalinden ileri geleni nicelendirmeye imkan vermedikleri   kanaatindedir (bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye, 27692/95, 28138/95 ve 28498/95 no’lu,   Ekim 2002 tarihli kararlar). Bu nedenle, AİHM, bu talebi reddetmektedir. Buna   karşılık, AİHM, başvurana manevi zarar adı altında 5 000 Euro ödenmesinin yerinde   olduğu kanatindedir.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 3   Euro talep etmektedir. Başvuran, davasının ulusal mahkemeler ve AİHM önünde   görülmesinin saati 60 Euro olan 33 saatlik bir çalışma gerektirdiğini beyan etmektedir.   Aynı zamanda, başvuran, Türkiye Barolar Birliğinin en düşük ücret tarifesine göre temsil   edilmesi için 1 000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.   AİHM, konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bütün masraflar için 1   Euro’luk miktarın makul olduğu kanaatindedir. AİHM, başvurana adli yardım adı   altında ödenmesi kararlaştırılan miktarın Halis Doğan-Türkiye (75946/01 no’lu, 7 Şubat   tarihli karar) davası kapsamında daha önce düşürüldüğünü belirtmektedir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU NEDENLERLE, AĠHM,   1. Oybirliğiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün iletilmemesine ve ifade   özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir ve başvurunun geri kalan   kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. İkiye karşı beş oyla, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle, AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. İkiye karşı beş oyla,   a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:   i. Manevi zarar için 5 000 Euro (beş bin Euro);   ii. Masraf ve harcamalar için, 1 500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;   iii. Sözkonusu miktarların, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   5. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 25 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   İşbu karar ekinde, AİHS’nin 45 § 2 ve İçtüzüğün 74 § 2 maddeleri uyarınca hakim   Cabral Barreto ve Türmen’in kısmi ayrık görüşleri yer almaktadır.   HAKĠM CABRAL BARRETO VE TÜRMEN’ĠN   KISMĠ AYRIK OY GÖRÜġÜ   Çoğunluğun, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki görüşüne   katılmadığımızı üzülerek belirtmek isteriz.   Her şeyden önce, suç unsuru teşkil eden ifadelerin, PKK lideri Abdullah Öcalan   davası nedeniyle gergin bir ortamın hüküm sürdüğü bir dönemde yayınlandığını belirtmek   gerekir.   Ayrıca, sözkonusu ifadeleri kullananlardan birinin de PKK’nın askeri lideri olan   Murat Karayılan olduğunu da vurgulamak gerekir. Bu türden ifadeleri yayınlamak, bir terör   örgütü liderinin bir şekilde meşrulaştırılması anlamına gelmektedir.   Dava konusu müdahale, bir demokratik toplumdaki güncel bir konu hakkında basın   yoluyla yapılan yayınların, bu durumda gazetenin, temel rolü gözönüne alınarak   incelenmelidir (Bkz. örneğin, Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95, § 45, CEDH 1999-I).   Basının özellikle terör tehdidine karşı toprak bütünlüğü yada milli güvenlik gibi Devletin   hayati çıkarlarının korunması yada suçun önlenmesi ve düzenin sağlanması amacıyla   belirlenen sınırları aşmaması gerekse de, kamuoyunu bölen sorunlar da dahil olmak üzere   siyasi sorunlar hakkındaki bilgi ve düşünceleri iletmekle sorumludur. Basının haber verme   görevine, kamuoyu için haber alma hakkı da eklenmektedir (Bkz. mutatis mutandis, 8   Temmuz 1986 tarihli Lingens-Avusturya kararı).   Bu davada, makalelerde kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları bağlama özel bir   ihtimam göstereceğiz. Bu bakımdan incelemek üzere sunulan durumu çevreleyen koşulları   özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktayız (Bkz. İbrahim   Aksoy ve Incal kararı).   Gazete, PKK liderlerinden biri olan Murat Karayılan’ın aralarında bulunduğu iki   kişiye, diğer konuların yanısıra PKK’nın silahlı mücadeleye başvurmasına ilişkin   görüşlerini sözkonusu makale ve yazı yoluyla sunmalarını sağlamaktadır. Ayrıca bir takım   ifadelerle, ihtilafın diğer oyuncusunun vurgulanması gibi açık bir niyetin bulunduğunu   tespit etmekteyiz.   PKK’nın askeri liderlerinden biri olan Murat Karayılan’ın kullandığı ve dava   konusunu teşkil eden sözlerin bazı kısımlarını vurgulamakta fayda var. Murat Karayılan,   “Kürt tarafın” ve muhalifi “Türkiye’nin” tutumları hakkında yapılan bir analize dayanarak,   derhal “adil ve sağlam” bir kararın alınmasını istemektedir. Aksi halde, “olumlu çözüm   süreci” zora sokulacak bu da çözümsüzlük anlamına gelecektir. Kanaatimizce bu bağlamda   böylesi sözlerin sarfedilmesi, yalnızca yeniden silaha başvurulması için üstü kapalı bir çağrı   olarak değerlendirilebilir.   Bu koşullarda, ulusal bir gazetede yayınlanan ve özellikle PKK’nın askeri   liderlerinden biri tarafından sarfedilen, yeniden silahlı mücadeleye başlanılacağı imasında   bulunan benzeri sözleri, birçok insanın ölümüne ve geniş bir bölgede olağanüstü hal ilan   edilmesine neden olan, yaklaşık 1985 yılından bu yana PKK üyeleri ile güvenlik kuvvetleri   arasında ciddi çatışmaların meydana geldiği Güneydoğu bölgesinde varolan gergin ortamı   daha da vahimleştirecek nitelikte oldukları söylenebilir (Zana-Türkiye kararı).   Ayrıca Sürek-Türkiye (no:1) davasında belirtildiği gibi, gazetenin sahibi olarak   başvuranın makalelerde dile getirilen görüşlere katılmaması, bu sonuca varılmasında hiçbir   şeyi değiştirmeyecektir. Sonuç itibariyle, makaleyi kaleme alan kişilere, şiddeti ve kini   körükleyebilecek herhangi bir dayanak sunulmamıştır. Bu bağlamda, çatışmaların ve   tansiyonun yüksek olduğu durumlarda önem arzeden bir role sahip olan gazeteci ve   yazarların, kamuoyuna haber alma ve verme sırasında üstlendikleri “sorumluluk ve   görevlerin” altını çiziyoruz (Sürek (No:1) ve Halis Doğan kararı).   Bu bağlamda, gazetenin sahibi olarak başvurana verilen para cezasının makul olarak   “kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca” cevap verdiği ve mahkumiyet kararını haklı göstermek için   makamların ileri sürdüğü gerekçelerin “uygun ve yeterli” olduğu sonucuna varabiliriz.   Bütün bu unsurları ve böyle bir durumda ulusal makamların faydalandığı takdir   payını gözönüne alarak, dava konusu teşkil eden müdahalenin izlenen meşru amaçlarla   orantılı olduğuna kanaat getirmekteyiz.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło