71984/01
WyrokETPCz2006-07-25ECLI:CE:ECHR:2006:0725JUD007198401
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak doręczenia opinii prokuratora generalnego Sądu Kasacyjnego narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy ukaranie właściciela gazety za publikację artykułów zawierających wypowiedzi lidera organizacji terrorystycznej (PKK) stanowi naruszenie wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym brak doręczenia opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym narusza prawo do rzetelnego procesu. W odniesieniu do wolności wyrażania opinii, Trybunał uznał, że choć interwencja była przewidziana prawem i służyła uzasadnionym celom, to uzasadnienie władz krajowych było niewystarczające. Stwierdzono, że artykuły, mimo krytycznego tonu, nie nawoływały do przemocy, walki zbrojnej ani nienawiści, a nałożone kary były nieproporcjonalne i nie były "konieczne w społeczeństwie demokratycznym".Stan faktyczny
Skarżący, Halis Doğan, był właścicielem gazety „Özgür Bakış”. Został skazany przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Stambule na wysokie grzywny pieniężne (łącznie około 3.678 EUR i 2.973 EUR) oraz zakaz publikacji gazety na okres jednego miesiąca i trzech dni. Kary nałożono za publikację artykułów w numerach 270 i 318 gazety, które dotyczyły lidera PKK Abdullaha Öcalana i zawierały wypowiedzi Murata Karayılana, członka rady prezydenckiej PKK. Władze krajowe uznały te artykuły za propagandę organizacji terrorystycznej. Wyroki zostały utrzymane w mocy przez Sąd Kasacyjny.Rozstrzygnięcie
Jednogłośnie: skargi dotyczące braku doręczenia opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego, naruszenia wolności wyrażania opinii i poszanowania mienia są dopuszczalne; pozostała część skargi jest niedopuszczalna.
Jednogłośnie: stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
Pięcioma głosami do dwóch: stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji.
Jednogłośnie: nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi dotyczącej art. 1 Protokołu nr 1 (wraz z art. 14 Konwencji).
Pięcioma głosami do dwóch: zasądza na rzecz skarżącego 7 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej i 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków.
Jednogłośnie: oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
HALİS DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI (No:2)
(Başvuru no:71984/01)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG TEMMUZ 2006
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 71984/01 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaşı Halis Doğan’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 18 Mayıs tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) 34.
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Adli yardımdan faydalanan başvuran, İstanbul
Barosu avukatlarından İ. Bilmez tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran olayların meydana
geldiği dönemde Özgür Bakış gazetesinin sahibiydi.
Gazetenin sahibi olarak başvuran, 18 Nisan 1999 tarihinden 23 Nisan 2000 tarihine
kadar Özgür Bakış gazetesini yayınlamıştır.
1. Özgür Bakış Gazetesi’nin 270. sayısına ilişkin Cezai Yargı Usulü
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), 12 Ocak 2000 tarihinde, İstanbul
Cumhuriyet Başsavcısı’nın aynı gün yaptığı talep üzerine ve 5680 sayılı Basın Kanunu’na ek
2§1 maddesi uyarınca 12 Ocak 2000 tarihinde çıkan Özgür Bakış’ın 270. sayısının
toplatılması kararı almıştır.
Cumhuriyet Başsavcısı, 20 Ocak 2000 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 8§1, 2 ve in fine
ve 6§2 ve in fine maddeleri, 5680 sayılı Kanuna ek 2§1 maddesi ile beraber Türk Ceza
Kanunu’nun (TCK) 36. maddesi uyarınca başvuran aleyhinde ceza davası açmıştır.
Cumhuriyet Başsavcısı, basın yoluyla silahlı örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle
başvuranın mahkum edilmesini, sözkonusu gazetenin feshini, ele geçirilen malların
müsaderesini istemiştir.
DGM, 8 Kasım 2000 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Kanun’un 8§2 ve TCK’nın 59.
maddeleri uyarınca, “İmralı’ya ulaşamayan mektuplar” başlıklı yazı nedeniyle ayrımcı
propaganda yapıldığı gerekçesiyle gazetenin sahibi olarak başvuranı 1.073.400.000 TL
(yaklaşık 1.840 Euro) ağır para cezasına çarptırmıştır.
DGM, 3713 sayılı Kanun’un 6§2 ve in fine ve TCK’nın 59. maddeleri uyarınca, “PKK
başkanlık konseyi üyesi Murat Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın” başlıklı makaleyi
yayınladığı gerekçesiyle gazetenin sahibi olarak başvuranı 1.073.400.000 TL (yaklaşık 1.840
Euro) ağır para cezasına çarptırmıştır.
DGM, TCK’nın 72. maddesi uyarınca cezaların birleştirilmesine ve sonuç olarak
başvuranın toplam 2.146.800.000 TL (karar tarihinde yaklaşık 3.678 Euro) ağır para cezasına
çarptırmıştır.
Son olarak DGM, 5680 sayılı Kanunu’na ek 2§1 maddesi uyarınca gazetenin
yayınlanmasının bir ay süreyle yasaklanmasına karar vermiştir.
Yargıtay 12 Mart 2001 tarihli bir kararla, itiraz edilen kararı onamıştır.
2. Özgür Bakış Gazetesi’nin 318. sayısına ilişkin Cezai Yargı Usulü
İstanbul DGM, 29 Şubat 2000 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın aynı gün
yaptığı talep üzerine ve 5680 sayılı Basın Kanunu’na ek 2§1 maddesi uyarınca 29 Şubat 2000
tarihinde çıkan Özgür Bakış’ın 318. sayısının toplatılması kararı almıştır.
Cumhuriyet Başsavcısı, 3 Mart 2000 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 6§2 ve in fine
maddesi, TCK’nın 36. maddesi ile beraber 5680 sayılı Kanuna ek 2§1 maddesi uyarınca
başvuran aleyhinde ceza davası açmıştır. Cumhuriyet Başsavcısı, basın yoluyla silahlı örgütün
propagandasını yaptığı gerekçesiyle başvuranın mahkum edilmesini, sözkonusu gazetenin
feshini, ele geçirilen malların müsaderesini istemiştir.
DGM, 26 Eylül 2000 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 6§2 maddesi uyarınca gazetenin
sahibi olarak başvuranı 1.735.920.000 TL (karar tarihinde yaklaşık 2.973 Euro) ağır para
cezasına çarptırmıştır. DGM, 5680 sayılı Kanunu’na ek 2§1 maddesi uyarınca gazetenin
yayınlanmasının üç gün süreyle yasaklanmasına karar vermiştir.
Yargıtay 26 Şubat 2001 tarihli bir kararla, itiraz edilen kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. BAŞVURUNUN KABULEDİLEBİLİRLİĞİ HAKKINDA
A. AİHS’nin 6§1 (tarafsızlık ve bağımsızlık), 7, 9, 13, 17, 18 ve 14. maddelerine
(tek başına yada 9 ve 10. maddeleri ile beraber) dayanılarak yapılan şikayetler
Başvuran, öncelikle kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin tarafsız ve
bağımsız olmamasından şikayetçi olmaktadır. Özellikle başvuran, sadece Asliye Ceza
Mahkemeleri yada Ağır Ceza Mahkemeleri’nin 5680 sayılı Basın Kanunu alanına giren suçlar
hakkında karara varmaya yetkili olduklarını savunmaktadır. Ayrıca başvuran, kendisinin
yazmadığı makaleler nedeniyle mahkum edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca
hakkında verilen mahkumiyet kararlarına itiraz etmek için iç hukuk yollarının mevcut
olmadığından şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran, 6§1, 7, 9, 13, 17, 18 ve 14.
maddeleri (tek başına yada 9 ve 10. maddelerle birlikte) ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranı mahkum eden mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmamasına ilişkin
yaptığı şikayet konusunda, bir taraftan mahkemenin üç sivil hakimden oluştuğunu ve diğer
yandan başvuranın bu yönde hiçbir açıklama getirmediğini not etmektedir. Diğer şikayetler
ise hiçbir şekilde delillerle desteklenmemiştir.
AİHM, elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak ve dile getirilen iddiaları
incelemeye yetkili olduğundan dolayı, sözkonusu şikayetler hakkında hiçbir ihlalin
bulunmadığını belirtmektedir. Buradan başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi
uyarınca dayanaktan açıkça yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya
çıkmaktadır.
B. AİHS’nin 10 ve 6§1 (Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ
edilmemesi) ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddelerine (AİHS’nin 14. maddesi ile birlikte)
dayanılarak yapılan şikayetler
AİHM, AİHS’nin 10 ve 6§1 (Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ
edilmemesi) ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddelerine (AİHS’nin 14. maddesi ile birlikte)
dayanılarak yapılan şikayetlerin, AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca dayanaktan açıkça
yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabuledilebilirlik gerekçesiyle ters düşmediğini tespit
etmektedir. Dolayısıyla şikayetleri kabuledilebilir ilan etmek uygun olacaktır.
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinden
şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti incelediğini ve Cumhuriyet
Başsavcısı görüşlerinin niteliğini ve yargılanan bir kimsenin bu görüşlere yazılı olarak cevap
verme olasılığının bulunmamasını gözönüne alarak, tebliğnamenin tebliğ edilmemesinden
dolayı AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. Göç ve
Abdullah Aydın-Türkiye (no: 2), no: 63739/00).
AİHM, işbu davayı incelemiş ve Hükümet’in bu durumda farklı bir sonuca
ulaşılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla bu davada AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, cezaya mahkum edilmesinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını ihlal
ettiğini savunmaktadır.
Başvuran, gazetenin sahibi olarak, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması ve
yargılanması ile ilgili olaylar ve bu örgüt şeflerinden birinin beyanları hakkında kamuoyunu
bilgilendirmek amacıyla suç unsuru teşkil eden makaleleri yayınladığını savunmaktadır.
Kamuoyu, Devlet’in resmi makamlarının izni alınarak iletilen bilgiler yada Devlet’in halk için
uygun olarak değerlendirdiği yada onayladığı bilgilerle sınırlandırılmamalıdır. Burada
sözkonusu olan, demokratik toplumun temel ilkelerinden biridir. Başvuran yasal olarak
yayınlanan bir gazetenin sahibi olarak, yayınlanan makalelerden sorumlu tutulmamalıdır.
Başvuran, o dönemde yada bu eserin yayınlanmasının ardından, PKK yada yandaşları
tarafından hiçbir terör yada şiddet eyleminin işlenmediğini belirtmektedir. Eserin
yayınlanmasıyla hiçbir şekilde teröre destek sağlanmamıştır.
Başvuran, para cezasına çarptırılması ve derginin yayınlanmasının bir ay süreliğine
yasaklanmasının, orantılı olmayan tedbirler olduğunu savunmaktadır.
Hükümet, ulusal mahkemelerin bölücülüğü öven sözlerden dolayı başvuranı mahkum
ettiklerini tespit etmektedir. Başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı AİHS’nin 10.
maddesinin ikinci paragrafına uygun olup, sözkonusu paragraf, milli güvenliğin sağlanması,
toprak bütünlüğünün ve kamu güvenliğinin korunması sözkonusu olduğunda, benzeri
tedbirlerin alınmasını sağlamaktadır.
Hükümet, AİHM’nin konuya ilişkin içtihadına atıfta bulunarak, PKK Başkanlık
Konseyi üyesi Murat Karayılan’ın açıklamalarındaki ve gazetenin 270. sayısında yayınlanan
“İmralı’ya ulaşamayan mektuplar”, “Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz” başlıklı makaledeki
bazı sözlerin terör örgütünün, bu durumda PKK’nın propagandası olarak analiz
edilebileceğini hatırlatmaktadır.
Hükümet’e göre müdahale, AİHS’nin yer verdiği ilkelere aykırı olan tehlikeli
kavramların promosyonunu kararlı bir şekilde ortadan kaldırma amacını gütmektedir. İfade
edilen sözlerin, hassas ve tehlikeli hatta patlama noktasındaki sosyal bir durumda, PKK’nın
propagandasını yapma amacı vardı. Metnin bütünü gözönüne alınırsa, yapılan propagandada,
şiddetin, terörün, savaşın ve kanın yayılmasına yönelik ifadeler yer almaktadır.
Hükümet, başvurana verilen cezaların güdülen amaç için uygun ve orantılı olduğunu
savunmaktadır.
AİHM, başvuranın cezaya mahkum edilmesinin AİHS’nin 10§1 maddesinin koruduğu
ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturduğuna tarafların itiraz etmediğini not etmektedir.
Ayrıca müdahalenin, kanun -3713 sayılı Kanun’un 6§2 ve 5680 sayılı Kanuna ek 2§1
maddeleri- tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca ulusal güvenliğin sağlanması
ve toprak bütünlüğünün korunmasının yanısıra, düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi
birçok amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir (Bkz. Baran-Türkiye, no: 48988/99).
AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın taraflar arasındaki uyuşmazlık
müdahalenin “demokratik toplumda gerekli olup olmadığı” hususuna dayanmaktadır.
AİHM, daha önce buna benzer sorunların ortaya çıktığı davaları incelemiş ve
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye, no:
23556/94, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, İbrahim Aksoy, Karkın-Türkiye, no: 43928/98 ve
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95).
AİHM, işbu davayı içtihadı ışığında incelemiş ve Hükümet’in bu durumda farklı bir
sonuca ulaşılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.
Bu davada AİHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama önem
vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle
mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy ve 9 Haziran tarihli Incal-Türkiye kararı ).
Başvuranın Özgür Bakış gazetesinin sahibi olarak mahkum edildiği ihtilaflı makaleler,
cezaevine konulan PKK lideri Abdullah Öcalan, onun yargılandığı davanın gidişatı, PKK’nın
silahlı mücadelesi ve Türkiye’deki demokratikleşme süreci hakkında ifadeler içermektedir.
Sözkonusu ifadeleri kullananlardan biri de, sözüedilen örgütün şeflerinden biri olan Murat
Karayılan’dır.
AİHM, DGM’nin, dava konusu makalelerin ayrımcı propaganda ifadelerini ve silahlı
örgüt propagandası içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmektedir. Ancak, ulusal mahkeme
kararlarında yer alan gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini
haklı göstermek için yeterli olduğu düşünülemez (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:
4), no: 24762/94). AİHM, özellikle makalelerin sert ifadeler içeren bazı bölümlerinin, Devlet
hakkında negatif bir tablo çizdiğini ve böylece anlatıya olumsuz bir anlam yüklediğini ancak,
ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya teşvik ettiğini ve AİHM’nin
gözünde, dikkate alınması gereken başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma
olmadığını gözlemlemektedir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, ve
Gerger-Türkiye, no:24919/94).
AİHM, müdahalenin orantılı olup olmadığını tespit etmek sözkonusu olduğunda,
verilen cezaların niteliği ve şiddetinin gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu
belirtmektedir.
AİHM, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının hedeflenen amaçlarla orantılı
olmadığı ve dolayısıyla “demokratik toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır.
AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
Başvuran, Özgür Bakış gazetesinin müsadere edilmesi ve yayınlanmasının
yasaklanması tedbirinin, ticari kazanç sağlamaya çalışma amacının bulunmasından dolayı
kendisine maddi zarar verdiğini savunmaktadır. Başvuran AİHS’nin 14. maddesi (ayrımcılık
yasağı) ile beraber 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini (mülkiyet hakkı) ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranın şikayetçi olduğu müsadere ve yasaklama tedbirinin verilen
mahkumiyet kararının yan etkisini oluşturduğunu belirtmektedir. Sonuç olarak AİHM bu
şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. Öztürk).
V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, 40.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Ayrıca
başvuran, 40.000 Euro tutarındaki manevi zararının tazmin edilmesini istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, iddia edilen maddi zarar konusunda sunulan delillerin AİHS’nin 10.
maddesinin ihlal edilmesinden doğan zararın net bir şekilde belirlenmesini sağlamadığına
kanaat getirmektedir (aynı yönde bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye, no: 27692/95, 28138/95
ve 28498/95). Buradan yola çıkarak AİHM, bu talebi reddetmektedir. Buna karşın AİHM,
manevi zarar adı altında başvurana 7.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat
getirmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 2.027 Euro istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, avukat ücreti ilgili hiçbir not sunmamasına rağmen başvuranın avukatının
davaya gösterdiği özeni dikkate alarak, 41. madde gereğince hakkaniyete uygun olarak, 1.500
Euro’nun başvurana ödenmesine karar vermiştir. AİHM adli yardım adı altında başvurana
ödenen tutarın, Halis Doğan-Türkiye (no: 75946/01) davası çerçevesinde daha önce miktardan
düşürüldüğünü not etmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ
edilmemesine, ifade özgürlüğü ve mallarına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikayetler
konusunda kabuledilebilir olduğuna, geri kalan kısmın kabuledilemez olduğuna;
2. Oybirliğiyle AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. İki oya karşı beş oyla, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine (AİHS’nin 14. maddesi ile birlikte) ilişkin
yapılan şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına;
5. İki oya karşı beş oyla;
a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in
başvurana:
i. manevi tazminat için 7.000 (yedi bin) Euro;
ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro;
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle
gecikme faizi uygulanmasına;
6. Oybirliğiyle, hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 25 Temmuz 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
İşbu karar ekinde, AİHS’nin 45§2 ve İçtüzüğün 74§2 maddeleri uyarınca hakim Cabral
Barreto ve Türmen’in kısmi ayrık görüşleri yer almaktadır.
HAKİM CABRAL BARRETO VE TÜRMEN’İN KISMİ AYRIŞIK OY GÖRÜŞÜ
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki çoğunluğun belirttiği görüşe
katılmadığımızı üzülerek belirtmek isteriz.
Suç unsuru teşkil eden ifadelerin, PKK lideri Abdullah Öcalan davası nedeniyle gergin
bir ortamın hüküm sürdüğü bir dönemde yayınlandığını özellikle belirtmek gerekir.
Ayrıca, sözkonusu ifadeleri kullananlardan birinin de PKK’nın askeri lideri olan
Murat Karayılan olduğunu da vurgulamak gerekir. Bu türden ifadeleri yayınlamak, bir terör
örgütü liderinin bir şekilde meşrulaştırılması anlamına gelmektedir.
Dava konusu müdahale, bir demokratik toplumdaki güncel bir konu hakkında basın
yoluyla yapılan yayınların, bu durumda gazetenin, temel rolü gözönüne alınarak
incelenmelidir (Bkz. örneğin, Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95). Basının özellikle terör
tehdidine karşı toprak bütünlüğü yada milli güvenlik gibi Devletin hayati çıkarlarının
korunması yada suçun önlenmesi ve düzenin sağlanması amacıyla belirlenen sınırları
aşmaması gerekse de, kamuoyunu bölen sorunlar da dahil olmak üzere siyasi sorunlar
hakkındaki bilgi ve düşünceleri iletmekle sorumludur. Basının haber verme görevine,
kamuoyu için haber alma hakkı da eklenmektedir (Bkz. mutatis mutandis, 8 Temmuz 1986
tarihli Lingens-Avusturya kararı).
Bu davada, makalelerde kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları bağlama özel bir
ihtimam göstereceğiz. Bu bakımdan kendisine incelemek üzere sunulan durumun içinde
bulunduğu koşulları özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde
bulundurmaktayız (Bkz. İbrahim Aksoy ve Incal).
Gazetenin 270. sayısında çıkan makale ve yazı yoluyla, gazete, PKK liderlerinden biri
olan Murat Karayılan’ın aralarında bulunduğu iki kişiye, diğer konuların yanısıra PKK’nın
silahlı mücadeleye başvurmasına ilişkin görüşlerini sunmalarını sağlamaktadır. “İmralı’ya
ulaşmayan mektuplar” : “Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz” türünden ifadeler kullanarak
ihtilafın diğer oyuncusunu (Abdullah Öcalan) vurgulamak gibi açık bir niyetin bulunduğunu
tespit etmekteyiz.
PKK’nın askeri liderlerinden biri olan Murat Karayılan’ın kullandığı dava konusu
teşkil eden sözlerin bazı kısımlarını vurgulamak gerekir. “Kürt tarafın” ve muhalifi
“Türkiye’nin” tutumları hakkında yapılan bir analize dayanarak, Türkiye derhal “adil ve
sağlam” bir kararın alınmasını istemektedir. Aksi halde, “olumlu çözüm süreci” zora
sokulacak, bu da çözümsüzlük anlamına gelecektir. Bize göre bu bağlamda böylesi sözlerin
sarfedilmesi, yeniden silaha başvurmaları için üstü kapalı bir çağrı olarak değerlendirilebilir.
Aynı kişinin gazetenin 318. sayısında ifade edilen sözleri konusunda birçok yorum
yapılabilir. Ancak her halükarda bu sözler, PKK tarafından belirlenen hedeflere ulaşma
amacında kullanılacak yöntemler konusunda karmaşıklık arzetmektedir. Bir yandan geçmişte
PKK tarafından kullanılan yöntemlerin savunulduğu tespit edilmektedir. Diğer yandan Murat
Karayılan, şiddet içeren yöntemlere geri dönüşü gözardı etmeyerek, “baskının” devam etmesi
durumunda, benzeri tedbirleri kabul etmenin gerekeceğini ima etmektedir. Bu koşullarda,
“baskının çözümsüzlük anlamına geldiği” düşüncesini öne çıkarmak, PKK tarafından zorunlu
kılınan koşulları karşı taraf kabul etmediği takdirde, yeniden silahlı mücadeleye
başlanılacağına yönelik bir tehdit oluşturmaktadır.
Bu koşullarda, ulusal bir gazetede yayınlanan ve özellikle PKK’nın askeri
liderlerinden biri tarafından sarfedilmiş, yeniden silahlı mücadeleye başlanılacağı imasında
bulunan benzeri sözleri, birçok insanın ölümüne ve geniş bir bölgede olağanüstü hal ilan
edilmesine neden olan, yaklaşık 1985 yılından bu yana PKK üyeleri ile güvenlik kuvvetleri
arasında ciddi çatışmaların meydana geldiği Güneydoğu bölgesinde varolan gergin ortamı
daha da vahimleştirecek nitelikte oldukları söylenebilir (25 Kasım 1997 tarihli Zana-Türkiye
kararı).
Ayrıca Sürek-Türkiye (no:1) davasında denildiği gibi, gazetenin sahibi olarak
başvuranın makalelerde dile getirilen görüşlere katılmaması, bu sonuca varılmasında hiçbir
şeyi değiştirmeyecektir. Sonuç itibariyle, makaleyi kaleme alan kişilere, şiddeti ve kini
körükleyebilecek herhangi bir dayanak sunulmamıştır. Bu bağlamda, çatışmaların ve
tansiyonun yüksek olduğu durumlarda önem arzeden bir role sahip olan gazeteci ve
yazarların, kamuoyuna haber alma ve verme sırasında üstlendikleri “sorumluluk ve
görevlerin” altını çiziyoruz (Sürek (No:1) ve Halis Doğan).
Bu bağlamda, başvurana gazetenin sahibi olarak verilen para cezası makul olarak
“kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca” cevap verdiği ve mahkumiyet kararını haklı göstermek için
makamların ileri sürdüğü gerekçelerin “uygun ve yeterli” olduğu sonucuna varabiliriz.
Bütün bu unsurları ve böyle bir durumda ulusal makamların faydalandığı takdir payını
gözönüne alarak, dava konusu teşkil eden müdahalenin izlenen meşru amaçlarla orantılı
olduğuna kanaat getirmekteyiz.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło