73038/01

WyrokETPCz2005-05-24ECLI:CE:ECHR:2005:0524JUD007303801

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżącego do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że drugi okres tymczasowego aresztowania, trwający 2 lata i 10 miesięcy, był niezgodny z art. 5 ust. 3 Konwencji, ponieważ sądy krajowe odrzucały wnioski o zwolnienie, posługując się stereotypowymi i niewystarczającymi uzasadnieniami, takimi jak „charakter przestępstwa, stan dowodów i zawartość akt sprawy”, bez oceny ryzyka matactwa czy ucieczki. Trybunał podkreślił, że samo istnienie uzasadnionego podejrzenia nie wystarcza do utrzymania aresztu po pewnym czasie. Dodatkowo, całkowity czas trwania postępowania karnego, wynoszący 7 lat i 5 miesięcy, został uznany za nadmierny i naruszający art. 6 ust. 1 Konwencji, zgodnie z ugruntowanym orzecznictwem Trybunału w podobnych sprawach.
Stan faktyczny
Skarżący, Gıyasettin Altun, został aresztowany 11 maja 1994 r. pod zarzutem przynależności do PKK i osadzony w areszcie śledczym. 29 maja 1997 r. został skazany na 12 lat i 6 miesięcy więzienia, ale 14 grudnia 1998 r. Sąd Kasacyjny uchylił wyrok z powodu naruszenia prawa do obrony i przekazał sprawę do ponownego rozpoznania, utrzymując areszt. Skarżący wielokrotnie bezskutecznie wnosił o zwolnienie z aresztu. 12 kwietnia 2001 r. został ponownie skazany, a 8 października 2001 r. wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje za dopuszczalne skargi dotyczące długości tymczasowego aresztowania po 14 grudnia 1998 r. oraz długości postępowania karnego jako całości, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w związku z długością tymczasowego aresztowania. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z długością postępowania. 4. Orzeka, że państwo pozwane ma zapłacić skarżącemu, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, 5 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 euro tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 5. Oddala pozostałą część żądania skarżącego dotyczącego słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   GIYASETTİN ALTUN – TÜRKİYE   (Başvuru no. 73038/01)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2005   Bu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   Gıyasettin Altun – Türkiye davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),   Başkan J.-P COSTA,   Yargıçlar, A.B. BAKA,   I.CABRAL BARRETO,   R. TÜRMEN,   K. JUNGWIERT,   A. MULARONI,   E. FURA-SANDSTRÖM,   ve Bölüm Sekreteri S. DOLLE’nin katılımı ile 3 Mayıs 2005 tarihinde toplanmış ve anılan   tarihte izleyen kararı vermiştir:   USÜL   1. Dava, 26 Temmuz 2001 tarihinde Türk varandaşı Gıyasettin Altun tarafından İnsan   Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi   uyarınca AİHM’ye Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurudan (no. 73038/01)   kaynaklanmaktadır.   2.Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı E. Kanar ve Y. Başara isimli avukatlar   tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM’deki işlemler için herhangi   bir Ajan tayin etmemiştir.   3. 31 Mart tarihinde, AİHM, başvuruyu bildirmeye karar vermiştir. AİHS’nin 29 § 3.   maddeleri kapsamında, kabuledilebilirliği ile birlikte başvurunun esaslarını inceleme kararı   almıştır.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   4. Başvuran, kabuledilebilirlik ve esaslara ilişkin görüşlerini dosyaya eklemiştir (İç   Tüzük 59 § 1). Hükümet, zaman sınırının aşılmasından sonra görüşlerini iletmiştir.   Dolayısıyla, bunlar dava dosyasına konulmamıştır.   5. 1 Kasım 1994 tarihinde, AİHM, Dairelerinin kompozisyonunu değiştirmiştir (İç   Tüzük 25 § 1). Bu dava, yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (İç Tüzük 52 § 1).   OLAYLAR   I. DAVA ŞARTLARI   6. Başvuran 1965 doğumludur ve Muş’ta ikamet etmektedir.   7. Başvuran, 11 Mayıs 1994 tarihinde yakalanmış ve yasadışı örgüt PKK (Kürdistan   İşçi Partisi) mensubu olduğu şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   Şubesi’ne bağlı polisler tarafından tutuklanmıştır.   8. 19 Mayıs 1994 tarihinde, Cumuhuriyet Savcısı huzuruna, daha sonra da İstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi tetkik hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Aynı gün, tetkik hakimi,   başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.   9. 1 Haziran 1994 tarihli bir iddianamede, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcısı, PKK mensubu oldukları gerekçesiyle başvuran ve on bir kişi hakkında   cezai işlem başlatmıştır. Savcı, başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi ve 5.   Bölüm 3713 sayılı Kanun uyarınca (Terörle Mücadele Kanunu) cezalandırılmasını talep   etmiştir.   10. Başvuran, 29 Mayıs 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin öne   sürdüğü suçlardan hüküm giymiş ve on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum olmuştur.   11. 14 Aralık 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranın nihai   ifadesini almaması ve dolayısıyla başvuranın savunma haklarını kısıtlamasından ötürü,   Yargıtay, başvuranın mahkumiyet kararını bozmuştur. Dava, tekrar incelenmek üzere İstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir ve başvuranın tutukluluk hali devam   etmiştir.   12. 16 Mart 1999 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ilk duruşma   yapılmıştır.   13. Cezai işlemler sürerken, başvuran, pek çok kez tutuksuz yargılanma talebinde   bulunmuştur. Masum olduğunu ve çok uzun bir süredir tutuklu yargılanmasının devam   ettiğini ve bunun uluslararası normlara aykırı olduğunu ifade etmiştir. Mahkeme, 11 Ağustos   ve 28 Kasım 1995 tarihleri arasında yaptığı otuz beş duruşmanın hepsinde herhangi bir   neden belirtmeden serbest bırakılma talebini reddetmiştir. 1 Şubat 1996 ve 17 Nisan 2001   tarihleri arasında yapılan otuz beş duruşmanın hepsinde “kanıtların durumu ve dava   dosyasının içeriği” nedeniyle talebi reddetmiştir.   14. Bu arada, başvuranın avukatı, başka bir mahkemede müvekkilinin devam eden   tutukluluk halinin kaldırılmasına ilişkin girişimde bulunmuştur. 7 Kasım 2000 tarihli   dilekçesinde, tamamı dava dosyasına katılmış olan kanıtlara zarar vereceğine ve kaçacağına   dair hiçbir tehlike bulunmamasına rağmen, müvekkilinin altı yıl altı aydır tutuklu olduğunu   belirtmiştir. Mahkeme de aynı gerekçelerden (yukarıda in fine 13. paragraf), yani, “suçun   niteliği, kanıtların durumu ve dava dosyasının içeriği” nedeniyle talebi reddetmiştir.   15. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, nihai kararını vermeden önce yirmi sekiz   duruşma daha yapmıştır. Bunların on beşinde, mahkeme yalnızca başvuranın devam eden   tutukluluk halini gözden geçirmiştir ve başvuran bu duruşmalara katılmamıştır. Diğerlerini ise,   mahkeme, yaklaşık olarak iki aylık aralıklarla yapmıştır.   16. 12 Nisan 2001 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi ilk kararıyla uyumlu olarak,   başvuranı suçundan dolayı mahkum etmiştir.   17. 8 Ekim 2001 tarihinde, Yargıtay, kararı onamıştır.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK   18. İç hukuka dair detaylı açıklama Demirel – Türkiye kararında bulunabilir (no.   32324/98, §§ 47-49, 28 Nisan 2003).   HUKUK   19. Başvuran, tutuklu yargılanmasının ve kendisine yönelik cezai işlemlerin AİHS’nin   § 3. ve 6 § 1. maddesindeki “makul süre” şartını aştığından şikayetçi olmuştur, ilgili   maddeler şöyledir:   Madde 5 § 3   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda   bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli   önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest   bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata   bağlanabilir.“   Madde 6 § 1   “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine   yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini   istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak,   kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel   hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine   zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava   süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir”   I.KABULEDİLEBİLİRLİK   A. AİHS’nin 5 § 3. maddesine ilişkin olarak   20. AİHM, bu davada, yargılama öncesi iki tutukluluk hali döneminin olduğunu not   eder. Birincisi, 11 Mayıs 1994 tarihinde başlamış ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin karar   tarihi olan 29 Mayıs 1997’de sona ermiştir. Bu tarihten sonra, Yargıtay’ın 14 Aralık 1998   tarihli kararına kadar başvuran “yetkili mahkemece mahkum edildikten” sonra tutuklanmıştır;   ki bu AİHS’nin 5 § 1 (a) maddesinin kapsamına girmektedir. Ancak, başvuran, başvurusunu   AİHM’ye 26 Temmuz 2001 tarihinde yapmıştır, ki bu, şikayetçi olunan tutukluluk süresinin   sonundan itibaren altı aydan fazla bir süre demektir. Sonuç olarak, şikayetin bu kısmı, zaman   sınırlamasını aştıktan sonra yapılmıştır ve AİHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca altı ay   kuralına uymadığından dolayı reddedilmesi gerekmektedir.   21. İkinci süreç, 14 Aralık 1998 tarihinde başlayıp 8 Ekim 2001’de sona ermiştir.   AİHM, şikayetin bu kısmının AİHS kapsamında, belirlenmesi, esasların incelenmesini   gerektirecek, ciddi olgusal ve hukuki konular ortaya koyduğunu not eder. Dolayısıyla bu   hususun AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında asılsız olmadığı sonucuna varmıştır.   Kabuledilmez olduğunun ilanı için herhangi bir temel tespit edilmemiştir.   B. AİHS’nin 6 § 1. maddesine ilişkin olarak   22. AİHM, bu şikayetin, AİHS kapsamında, belirlenmesi, esasların incelenmesini   gerektirecek, ciddi olgusal ve hukuki konular ortaya koyduğunu not eder. Dolayısıyla   başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında asılsız olmadığı sonucuna   varmıştır. Kabuledilmez olduğunun ilanı için herhangi bir temel tespit edilmemiştir.   II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   23. AİHM, dikkate alınacak sürenin, 14 Aralık 1998’de başlayıp 8 Ekim 2001’de sona   erdiğini not eder. Dolayısıyla, bu süreç, 2 yıl 10 aydır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi,   “davanın niteliği, kanıtların durumu ve dava dosyasının içeriği”ne dayanarak, başvuranın   kanıtlara zarar vereceği veya kaçacağı olasılığı üzerinde düşünmeksizin, başvuranın tutuksuz   yargılanma talebini geri çevirmiştir.   24. AİHM, bir davada, bir sanığın tutuklu olarak yargılanmasının, makul bir süreyi   geçmemesinin sağlanmasının, öncelikle ulusal yargı makamlarının görevi olduğunu tekrarlar.   Bu amaçla, yargı makamlarının, kişisel özgürlüğe saygı kuralından herhangi bir sapmayı haklı   gösterecek bir kamu çıkarının gerçekten gerekli olduğuna ilişkin lehte ve aleyhte tüm olguları,   masumiyet karinesi ilkesinin gereğince dikkate almak suretiyle incelemesi ve bunları, serbest   bırakılma başvurularına ilişkin verdikleri kararlarında ortaya koyması gerekmektedir. AİHM,   AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlerken, öncelikle bu kararlardaki   gerekçeler ve başvuranın temyiz talebinde öne sürdüğü kesinleşmiş olaylar temel alınmalıdır   (bkz. Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 kararı, Reports of Judgments and   Decisions 1998 1998-VIII, §154).   25. Yakalanan kişinin bir suç işlediğine ilişkin makul şüphenin bulunması, devam   eden tutukluluk halinin geçerli olması açısından sine qua non’dur, ancak, belirli bir zaman   geçtikten sonra artık yeterli olmaz. AİHM, bu durumda, yargı makamlarınca atıfta bulunulan   diğer temellerin özgürlüğün elden alınmasını haklı kılmaya devam edip etmediğini   belirlemelidir (bkz diğerlerinin yanı sıra, Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26   Temmuz 2001, ve Labita – İtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AİHM 2000-IV).   26. Bu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kendi inisiyatifi veya başvuranın talebi   üzerine, başvuranın devam eden tutukluluk halini yirmi sekiz kez dikkate almıştır. Bu   anlamda sunduğu son dilekçesinde, başvuran, çok uzun süredir tutuklu bulunduğunu ve tümü   dava dosyasında bulunan kanıtlara zarar verme veya kaçma tehlikesinin olmadığını ifade   etmiştir (yukarıda 14. paragraf).   27. AİHM, dava dosyasındaki materyal temelinde, birçok davanın sonunda, Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranın devam eden tutukluluk halinin sürmesine, “suçun   niteliğini, kanıtların durumunu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak” gibi benzer ve   kalıplaşmış ifadelerle, dokuz kez de herhangi bir sebep göstermeksizin karar vermiştir. Genel   olarak, “kanıtların durumu” ifadesi, ciddi suç belirtilerinin bulunması ve bunların varlığını   koruması hususuyla alakalı bir unsur olabilir, ancak bu davada, tek başına, başvuranın   şikayetçi olduğu tutukluluk halinin uzunluğunu haklı çıkaramaz (bkz. Letellier – Fransa, 26   Haziran 1991 kararı, Seri A no. 207, Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 kararı, Seri a no.   241-A, Mansur Türkiye, 8 Haziran 1995 kararı, 319 –B, § 55 ve yukarıda anılan Demirel, §   59).   28. AİHM, yaklaşık 2 yıl 10 aylık sürenin, mahkemelerin kalıp haline gelmiş   gerekçeleri çerçevesinde ele alındığında, özellikle, başvuranın halihazırda önceden geçirdiği   üç yıllık tutuklu yargılanma süresi bağlamında haklı gösterilemediği kanısındadır.   29. Bu şartlar altında, AİHM, başvuranın yargılanma öncesi tutukluluk süresinin,   AİHS’nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.   30. Dolayısıyla, bu madde ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   31. Başvuran, bundan sonra, kendisine yönelik cezai işlemlerin makul bir sürede   tamamlanmadığından şikayetçi olmuştur. AİHM, işlemlerin 11 Mayıs 1994’te başvuranın   yakalanmasıyla başlayıp 8 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay’ın başvuranın mahkumiyetini   onamasıyla sona erdiğini gözlemler. Dolayısıyla, bu süre yaklaşık olarak yedi yıl beş aydır.   32. AİHM, bu başvurudakine benzer konular ortaya koyan davalarda AİHS’nin 6 § 1.   maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (bkz. diğerlerinin yanı sıra Pélissier ve Sassi   – Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II ve Ertürk – Türkiye, no. 15259/02, 12   Nisan 2005).   33. AİHM, kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyerek bu davada Hükümet’in, farklı   bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir olgu veya sav ortaya koymadığı kanısına   varmıştır. Konuyla ilgili içtihadını dikkate alarak, AİHM bu davada, işlemlerin haddinden   uzun sürdüğü ve “makul süre” şartını karşılamadığı kanısındadır.   34. Dolayısıyla, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   35. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A.Tazminat   36. Başvuran, 20.000 Euro maddi, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.   37. Hükümet bu konuya ilişkin olarak herhangi bir görüş bildirmemiştir.   38. Davanın şartlarını dikkate alarak ve yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda,   AİHM, başvurana bu başlık altında 5.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   B.Mahkeme Masrafları   39. Başvuran, mahkeme masraflarına ilişkin olarak ayrıca tutar talep etmemiştir. Yerel   işlemler ve AİHM’deki mahkeme masraflarının maddi tazminat ile birlikte ele alınmasını ileri   sürmüştür.   40. Hükümet bu hususa değinmemiştir.   41. Elindeki belgeler temelinde ve eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda,   AİHM başvurana mahkeme masraflarına ilişkin olarak 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   42. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına   üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1.   Başvuranın 14 Aralık 1998’den sonra tutuklu yargılanmasının uzunluğuna   ve bir bütün olarak cezai işlemlerin uzunluğuna dair başvurunun   kabuledilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabuledilmez   olduğuna;   2.   3.   4.   tutuklu yargılanmanın uzun sürmesine ilişkin şikayetle ilgili olarak   AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   işlemlerin uzun sürmesine ilişkin şikayetle ilgili olarak AİHS’nin 6 § 1.   maddesinin ihlal edildiğine;   (a) Sorumlu Devlet’in başvurana AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın   kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur   üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere   (i)   (ii)   5.000 Euro (beş bin Euro) maddi ve manevi tazminat;   mahkeme masrafları için ise 1.000 Euro (bin Euro)   ödemesine;   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar   geçen süre için Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   başvuranın adil tazmine ilişkin talebinin kalan kısmının reddine   5.   KARAR VERMİŞTİR.   İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri   uyarınca 24 Mayıs 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S. DOLLE   Sekreter   J.-P. COSTA   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło