7328/03
WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD000732803
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania, trwającego 1 rok i 7 miesięcy, naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że krajowe sądy tureckie, uzasadniając przedłużanie tymczasowego aresztowania skarżącego, posługiwały się ogólnikowymi i powtarzalnymi sformułowaniami, takimi jak „charakter przestępstwa, stan dowodów i grożąca kara”. Nie przedstawiły one jednak „istotnych” i „wystarczających” powodów, które uzasadniałyby dalsze pozbawienie wolności, w szczególności nie oceniły konkretnego ryzyka ucieczki skarżącego ani innych zagrożeń, biorąc pod uwagę jego wiek (18 lat w momencie zdarzeń) i domniemane problemy psychiczne. Trybunał podkreślił, że po pewnym czasie samo istnienie uzasadnionego podejrzenia nie wystarcza do dalszego aresztowania, a władze krajowe muszą wykazać szczególną staranność w prowadzeniu postępowania i uzasadnić odmowę zwolnienia, odwołując się do konkretnych okoliczności sprawy.Stan faktyczny
Skarżący, Übeydullah Kapar, urodzony w 1983 roku, został aresztowany 29 czerwca 2001 roku pod zarzutem zbrojnego rozboju. Sąd pokoju w Bismil nakazał jego aresztowanie, a następnie sprawa została przekazana do Sądu Karnego w Diyarbakır. Skarżący był tymczasowo aresztowany przez 1 rok i 7 miesięcy, do 21 stycznia 2003 roku, kiedy to został skazany na 2 lata, 9 miesięcy i 10 dni pozbawienia wolności, ale zwolniony warunkowo ze względu na odbyty okres aresztu. W trakcie postępowania jego obrońca podnosił kwestie jego zdrowia psychicznego, a sądy krajowe kilkukrotnie zlecały ekspertyzy medyczne, które stwierdzały jego poczytalność w momencie popełnienia czynu.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna.
Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
Zasądza na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków.
Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
KAPAR - TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no: 7328/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
Bu karar AĐHM tüzüğünün 81. maddesine uygun olarak 30 Ağustos 2007
tarihinde değişikliğe uğramıştır.
STRAZBURG Mayıs 2007
Đşbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (7328/03) başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaşı Übeydullah Kapar’ın (başvuran) 5 Şubat 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu olan başvuran Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
Başvuran, 29 haziran 2001 tarihinde polis tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Düzenlenen tutanakta başvuranın silahlı soygun suçundan gözaltına alındığı belirtilmiştir.
Yine aynı tarihte polis ve savcı tarafından başvuranın ifadesi alınarak Bismil Sulh Ceza
Mahkemesi’ne sevkedilmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi yargıcı ‘isnad edilen suçun cinsi, delil
durumu, sanığın suçlamaları kabul etmesi ve kaçma tehlikesi’ gibi unsurları göz önünde
bulundurarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Yapılan duruşmada başvuranın
avukatı, müvekkilinin ne dediğini bilmediğini ve akli dengesinin yerinde olmadığını ileri
sürmüştür. Avukat başvuranın tedavisi için mahkemenin gerekeni yapmasını istemiştir.
Sulh Ceza Mahkemesi Savcısı görevsizlik kararı kararı vererek davayı Diyarbakır Ağır Ceza
Mahkemesi’ne sevketmiştir.
Diyarbakır Savcılığı 3 Ağustos 2001 tarihli bir iddianameyle başvuran hakkında silahlı
soygun suçundan bir ceza davası açmıştır.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 7 Aralık 2001 tarihli duruşmada ‘isnad edilen suçun
niteliği, delil durumu’ gibi unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin
devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın ifadesinin 31 Ağustos 2001 tarihine
kadar dinlenmesini talep etmiştir.
Mahkeme 6 Eylül 2001 tarihinde yapılan duruşmada ‘isnad edilen suçun cinsi ve delil
durumu’ gibi unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına
hükmetmiştir. Ekim ve 2 Kasım 2001 tarihlerinde yapılan duruşmalarda ‘isnad edilen suçun niteliği, delil
durumu ve karşı karşıya bulunduğu ceza sınırı’ gibi unsurları göz önünde bulundurarak
başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın
psikiyatrik bilirkişi muayenesine tabi tutulması talimatını vermiştir.
Mahkeme 30 Kasım 2001, 25 Ocak, 19 Şubat ve 12 Mart 2002 tarihli duruşmalarda ‘isnad
edilen suçun niteliği, delil durumu ve karşı karşıya bulunduğu ceza sınırı’ gibi unsurları göz
önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir. Mahkeme
başvuranın Adli Tıp Kurumu’nda bulunan tıbbi raporunun dava dosyasına aktarılmadığını
tespit etmiştir.
Mart 2002 tarihinde düzenlenen raporda kendisine isnad edilen olayların meydana geldiği
dönemde başvuranın akıl sağlığının yerinde olduğu belirtilmiştir. Nisan ve 25 Mayıs 2002 tarihli duruşmalarda ‘isnad edilen suçun niteliği, delil durumu ve
karşı karşıya bulunduğu cezanın sınırı’ gibi unsurları göz önünde bulunduran Ağır Ceza
Mahkemesi başvuranın serbest bırakılma taleplerini reddederek tutukluluk halinin devamına
hükmetmiştir. Adli Tıp Kurumunca düzenlenen sağlık raporu dosyaya aktarılmıştır.
Başvuranın ailesinin başvuranın tıbbi tedavi gördüğü yönündeki beyanları üzerine, Ağır Ceza
Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu’ndan, başvuranın tedavi gördüğü yeri ve tedavinin türünü
belirleyerek gerekli evrakı kendisine göndermesini talep etmiştir. Mahkeme ayrıca, bahsedilen
evrakın dosyaya aktarılmasını müteakip başvuranın akıl sağlının yerinde olup olmadığının
yeniden değerlendirilmesini istemiştir. Mayıs ve 25 Haziran 2002 tarihli duruşmalarda ‘isnad edilen suçun niteliği, delil durumu
ve karşı karşıya bulunduğu cezanın sınırı’ gibi unsurları göz önünde bulunduran Ağır Ceza
Mahkemesi başvuranın serbest bırakılması yönündeki talepleri reddederek tutukluluğunun
devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın tedavisinden sorumlu doktor A. Rezak
Cebe’nin ifadesine başvurulmasını emretmiştir. Temmuz 2002 tarihli duruşmada A. Rezak Cebe’yi dinleyen Ağır Ceza Mahkemesi,
‘isnad edilen suçun niteliği, delil durumu ve karşı karşıya bulunduğu cezanın sınırı’ gibi
unsurları göz önünde bulundurarak başvuranın serbest bırakılması yönündeki talepleri
reddetmiş ve tutukluluğunun devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca Adli Tıp
Kurumu’ndan başvuranı yeniden muayene etmesini istemiştir.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 19 Temmuz 2002 tarihinde başvuranın yeniden bir bilirkişi
incelemesine tabi tutulmasını emretmiştir. 13 Ağustos, 10 Eylül, 8 Ekim ve 5 Kasım 2002
tarihlerinde yapılan duruşmalarda Ağır Ceza Mahkemesi ‘isnad edilen suçun niteliği, delil
durumu ve tutuklu olarak geçirilen sürenin sınırı’ gibi gerekçelerle serbest bırakma yönündeki
talepleri reddederek başvuranın tutukluluğunun devamına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca,
başvurana ait tıbbi dosyanın, Adli tıp Kurumu tarafından gönderilmesini beklediğini
belirtmiştir.
Adli Tıp Kurumu tarafından 27 Kasım 2002 tarihinde hazırlanan rapor 12 Mart 2002 tarihli
raporu teyid eder niteliktedir.
Ağır Ceza Mahkemesi 21 Ocak 2003 tarihinde verdiği kararla başvuranı iki yıl dokuz ay on
gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Başvuranın tutuklu kaldığı süreyi göz önünde tutan
mahkeme başvuranın şartlı salıverilmesine karar vermiştir.
Başvuran anılan karara karşı 6 Mart 2003 tarihinde Yargıtay’a temyiz başvurusunda
bulunmuştur. Mevcut dosya unsurlarından anlaşıldığı üzere temyiz davası Yargıtay önünde
halen devam etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE DAĐR
Hükümet, içhukuk yollarının tüketilmediği ve altı ay kuralına riayet edilmediği itirazında
bulunmaktadır. Hükümet’e göre başvuran, uzun yargılama süresi nedeniyle bir tazminat elde
edebilmek amacıyla 466 sayılı kanun uyarınca tazminat davası açma imkanına sahip
bulunmaktaydı. Ancak başvuran bu yola başvurmamıştır. Ayrıca başvuran aleyhinde açılan
davanın halen devam ediyor olması sebebiyle mevcut başvuru ‘ulusal mahkemenin kararının
kesinleştiği tarihten itibaren altı ay içinde’ sunulmamıştır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AĐHM başvuranın 21 Ocak 2003 tarihinde son bulan tutuklu yargılanma süresinden şikayetçi
olduğunu tespit etmektedir. Sözkonusu tarihte serbest bırakılan başvuran aleyhinde açılan
dava ulusal mahkemeler önünde halen devam etmekteydi. Ancak AĐHM başvuranın 5 Şubat tarihinde yani 21 Ocak 2003 tarihinden itibaren altı ay içinde başvuruda bulunduğunu
tespit etmektedir. Türkiye aleyhinde açılan bazı davalarda buna benzer itirazları reddeden
AĐHM, (bkz. diğerleri arasında Temel ve Taşkın – Türkiye, no: 40159/98, 14 Kasım 2002,
Acunbay – Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, § 48, 31 Mayıs 2005; 466 sayılı kanunla ilgili
olarak bakınız, bilhassa, Yağcı ve Sargın – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, § 44) bu
davada da daha önce verdiği kararlardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir unsur tespit
etmemektedir. Bu itibarla AĐHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir. AĐHM, başvurunun
bu kısmının AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan
edilemeyeceğini ve herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit
etmektedir. Bu nedenle başvurunun geriye kalanını kabuledilebilir ilan etmek yerinde
olacaktır.¹
1. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan düzeltme: Bu paragrafın önceki hali ‘Bu itibarla AĐHM, Hükümet’in
itirazlarını reddetmektedir. AĐHM, başvurunun AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
ilan edilemeyeceğini ve herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Bu
nedenle başvuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.’ şeklindeydi.
II. AĐHS’NĐN 5 § 3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Başvuran uzun tutuklu yargılanma süresinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu hususta
AĐHS’nin 5 § 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesinde hedeflenen dönemin son süresinin ‘ilk etapta, iddianın
yerindeliğine hükmedildiği tarih’ olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Wemhoff – Almanya, 27
Haziran 1968 tarihli karar, § 9, ve Labita – Đtalya, no: 26772/95, § 147).
Mevcut davada AĐHM başvuranın 29 haziran 2001 tarihinde tutuklu yargılanmasına karar
verilerek 21 Ocak 2003 tarihinde salıverildiğini tespit etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi 21
Ocak 2003 tarihinde başvuranı bir hapis cezasına çarptırmıştır. Bu itibarla AĐHS’nin 5 § 3
maddesi uyarınca dikkate alınması gereken tutuklu yargılanma süresi bir yıl yedi aydır.
AĐHM, bir sanığın bir davadaki tutuklu yargılanma süresinin makul sınırı aşmamasına özen
gösterme görevinin ilk olarak ulusal adli mercilere düştüğünü hatırlatmaktadır. Bu maksatla
adli merciler, masumiyet karinesini göz önünde tutarak, bireysel özgürlük kuralı noktasında
bir istisnaya gidilmesini gerektirir nitelikte gerçek bir kamu menfaati bulunup bulunmadığını
tepit etmek üzere tüm dava koşullarını tetkik ederek salıverme taleplerini reddettikleri
kararlarında bu hususları belirtmelidirler. Bilhassa sözkonusu kararlarda yer verilen
gerekçeler ve ilgilinin başvurusunda belirttiği ihtilafa yol açmayan olaylar temelinde AĐHM,
AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edilip edilmediği hususunda bir karara varmak
durumundadır (bkz. Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Bu hususta yakalanan kimsenin bir suç işlediğinden şüphe etmek için makul nedenlerin
süreklilik arz etmesi tutukluluğun devam ettirilmesinin yasallığının olmazsa olmaz koşuludur.
Ancak bir süre sonra bu da yetersiz hale gelir. Bu durumda AĐHM adli mercilerce
benimsenmiş diğer gerekçelerin özgürlük mahrumiyetini meşru kılmaya devam edip
etmediğini ortaya koymalıdır. Şayet sözkonusu gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olduğu
ortaya çıkar ise AĐHM, ulusal makamların yargılamanın devamına özel bir önem atfedip
atfetmediklerini araştırır (bkz. diğerleri arasında, Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli
karar, § 52, Ali Hıdır Polat – Türkiye, no: 61446/00, § 26, 5 Nisan 2005, ve Baltacı – Türkiye,
no: 495/02, § 48, 18 Temmuz 2006). Özellikle Smirnova – Rusya davasında (no: 46133/99 ve
48183/99, § 59) AĐHM tutukluluğun devamını meşru kılan makul dört temel neden
belirlemiştir. Sanığın duruşmaya çıkmama tehlikesi, (Stögmüller – Avusturya, 10 Kasım 1969
tarihli karar), sanığın serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda
önlemler alabilecek olması tehlikesi (bkz. Wemhoff, adıgeçen, § 14) ya da daha sonra başka
zararlar verebilmesi tehlikesi (bkz. Matznetter – Avusturya, 10 kasım 1969 tarihli karar, § 9)
ya da kamu düzenini bozma tehlikesi (bkz. Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, §
51). Kaçma tehlikesi yalnızca bir mahkumiyet kararının ağırlığıyla ilgili olarak
değerlendirilemez. Sanığın kişiliği, alışkanlıkları, varlıkları, yargılandığı ülke ile ilişkileri ve
uluslararası bağlantıları gibi hesaba katılması gereken önemli sayıda başka etkenler de vardır.
Bu etkenler gerçek bir tehlike olup olmadığını ortaya koyucu nitelikte etkenlerdir. Gerçek bir
tehlikenin olmaması durumunda tutukluluğun devamı meşruiyetini kaybeder.
Mevcut davada Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranın tutukluluk halinin devamına karar
verirken, hiçbir izahat vermeksizin, isnad edilen suç, delillerin durumu ve başvuranın
mahkum olması muhtemel cezanın sınırı gibi birbirinin benzeri, hatta birbirinin kopyası
ifadeler kullandığı uygun dosya unsurlarından anlaşılmaktadır. Bu kararlarda sözkonusu
suçtan soyut bir biçimde bahsedilmekle yetinilerek sözü edilen tehlikelerin gerekçelerini
temellendirmek üzere herhangi bir unsura yer verilmemiş ve başvuranın kaçma tehlikesine
ilişkin gerçekler ortaya konulmamıştır. Sözgelimi ulusal mahkemeler başvuranın sabit bir
ikametgaha sahip olup olmadığı hususunu incelememiş ve mahkeme huzuruna çıkmama
tehlikesine ilişkin açıklık getirmemişlerdir. Ayrıca AĐHM’ye göre başvuranın kendisine isnad
edilen olayların meydana geldiği dönemde on sekiz yaşında olduğu ve kişilik bozukluğundan
muzdarip olduğunun göründüğü mevcut davaya özel bir önem atfetmek gerekiyordu (bkz.
bilhassa Batı ve diğerleri – Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, § 162).
Mevcut davanın özel koşullarını ve bilhassa başvuranın ilk derece mahkemesi tarafından
mahkum edildiği cezayı dikkate alan AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesi bakımından tutuklu
yargılama süresinin meşru olmadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AĐHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA¹
1. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan değişiklik: AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası ile ilgili bölüm
karardan çıkarılmıştır.
A. Tazminat
Başvuran uğradığını iddia ettiği manevi zararlar için 30.000 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaşık
16.515 Euro) manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca 3.558 Yeni Türk Lirası
(YTL) (1.933 Euro) maddi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
Talep edilen maddi tazminat ile yapılan ihlal tespiti arasında bir illiyet bağına rastlamayan
AĐHM bu talebi reddetmektedir. Öte taraftan AĐHM, başvuranın uzun tutuklu yargılanma
süresi ve uzun tutukluluk süresi sebebiyle belli bir manevi zarara maruz kaldığı ve bu
durumun telafisi için ihlal tespitinin yeterli olmayacağı kanaatindedir (bkz., bilhassa, Kudla –
Polonya, no: 30210/96, § 165, ve Acunbay – Türkiye, no:61442/00 ve 61445/00, § 70, 31
Mayıs 2005). AĐHM hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi tazminat adı altında 3.000
Euro ödenmesine hükmetmiştir.¹ ²
1. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan düzeltme: Bu paragrafın önceki hali ‘Talep edilen maddi tazminat ile
yapılan ihlal tespiti arasında bir illiyet bağına rastlamayan AĐHM bu talebi reddetmektedir. Öte taraftan AĐHM,
başvuranın uzun tutuklu yargılanma süresi ve uzun tutukluluk süresi sebebiyle belli bir manevi zarara maruz
kaldığı ve bu durumun telafisi için ihlal tespitinin yeterli olmayacağı kanaatindedir (bkz., bilhassa, Kudla –
Polonya, no: 30210/96, § 165, ve Acunbay – Türkiye, no:61442/00 ve 61445/00, § 70, 31 Mayıs 2005). AĐHM
hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi tazminat adı altında 4.500 Euro ödenmesine hükmetmiştir.’
şeklindeydi.
2. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan düzeltmeyle ‘AĐHM ayrıca, taraflarca sunulan bilgilere göre davanın beş
yıl on ay geçmesine karşın ulusal mahkemeler önünde halen devam etmekte olduğunu kaydetmektedir. Şayet
hal-i hazırda durum bu yönde ise, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen adaletin iyi idaresinin gerekleri dikkate
alındığında yargılama süresinden doğan ihlali sona erdirmek için en uygun yolun davayı mümkün olan en kısa
süre içerisinde bitirmek olduğu kanaatindedir.’ şeklindeki paragraf karardan çıkarılmıştır.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 9.700 Yeni
Türk Lirası (yaklaşık 5.270 Euro) talep etmektedir. Başvuran belge olarak bir avukatlık ücret
tarifesi sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM’nin içtihadına göre bir başvuran, masraf ve harcamalarının iadesini ancak bu masraf ve
harcamaların gerçek, zorunlu ve makul olduğunu kanıtladığı sürece elde edebilir. Elindeki
mevcut bilgilerin ve yukarıda anılan ölçütlerin ışığında AĐHM mevcut davada başvurana tüm
masraf ve harcamaları için 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Başvurunun geriye kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
¹3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak
3.000 Euro² (dört bin beş yüz) ve masraf ve harcamaları için 1.500 Euro (bin beş yüz)
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
1. 30 Ağustos 2007 tarihinde yapılan düzeltmeyle hükmün eski 3. fıkrası karardan çıkarılmıştır.
2. 30 Ağustos 2007 tarihli düzeltme: daha önce 4.500 Euro (dört bin beş yüz) tutarınnda manevi tazminata
hükmedilmişti.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło