73333/01

WyrokETPCz2007-03-06ECLI:CE:ECHR:2007:0306JUD007333301

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie gazu łzawiącego i siły podczas rozpędzania demonstracji naruszyło art. 3 Konwencji? Czy długość postępowania karnego i decyzja o odroczeniu wyroku naruszyły art. 6 Konwencji? Czy rozpędzenie demonstracji naruszyło prawo do wolności zgromadzeń z art. 11 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżących, w tym siniaki i otarcia, nie osiągnęły minimalnego progu dotkliwości wymaganego dla naruszenia art. 3, a użycie gazu pieprzowego, choć powodujące dyskomfort, nie miało trwałych negatywnych skutków. W odniesieniu do art. 11, Trybunał stwierdził, że interwencja władz, choć stanowiła ingerencję w wolność zgromadzeń, była „przewidziana prawem” i miała uzasadniony cel ochrony porządku publicznego i praw innych osób. Biorąc pod uwagę, że demonstracja trwała od ponad trzech lat, odbywała się bez powiadomienia i zakłócała ruch, władze działały w ramach przysługującego im marginesu oceny, a interwencja była proporcjonalna. Skarga dotycząca art. 6 została uznana za oczywiście bezzasadną, ponieważ postępowanie trwało 2 lata i 3 miesiące, co uznano za rozsądny termin, a skarżący mieli możliwość odwołania się od decyzji o odroczeniu wyroku.
Stan faktyczny
Skarżący byli uczestnikami cotygodniowej, cichej demonstracji „sit-in” w Stambule, trwającej od 1995 roku, mającej na celu wsparcie więźniów protestujących przeciwko więzieniom typu F. 26 września 1998 roku, podczas 176. tygodnia protestu, policja użyła gazu łzawiącego i siły, aby rozpędzić demonstrację, zatrzymując skarżących. Niektórzy skarżący doznali obrażeń, takich jak siniaki i otarcia, a jeden zgłosił pieczenie w gardle. Władze krajowe wszczęły postępowanie karne przeciwko skarżącym za naruszenie ustawy o zgromadzeniach, które zostało odroczone, oraz postępowanie przeciwko policjantom za złe traktowanie, które zostało umorzone.
Rozstrzygnięcie
Jednogłośnie: skargi z art. 3 i 11 Konwencji są dopuszczalne, pozostałe są niedopuszczalne. Jednogłośnie: brak naruszenia art. 3 Konwencji. Pięcioma głosami do dwóch: brak naruszenia art. 11 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÇİLOĞLU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:73333/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Mart 2007   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayriresmi çeviri, DıĢiĢleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve Ġnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koĢulu ile DıĢiĢleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (73333/01) baĢvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaĢları Ferdi Çiloğlu, Atilla AĢçı, Akan ġenel, Ertuğrul Bilir ve Mehtap Yurtluk, Semra   ġahin, Sevinç Hocaoğulları, Sultan Aksu, Zeynep Çelik, Yasemin Varlık ve Gülden AktaĢ’ın   (BaĢvuranlar) Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 Haziran 2001 tarihinde Avrupa Ġnsan   Hakları SözleĢmesi’nin (AĠHS) 34. maddesi uyarınca yapmıĢ olduğu baĢvurudur.   BaĢvuranlar, Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi (AĠHM) önünde Ġstanbul Barosu   avukatlarından O. Ersoy tarafından temsil edilmektedirlar.   OLAYLAR   BaĢvuranlar sırasıyla 1978, 1976, 1979, 1969, 1064, 1978, 1970, 1976, 1976, 1967, 1979 ve   doğumlu olup Ġstanbul’da ikamet etmektedirler.   tarihinden beridir tutuklu yakınları tarafından Taksim’de bulunan Galatasaray Lisesi   önünde yayalar tarafından kullanılan bir yol üzerinde her hafta sessiz «oturma» eylemi   yapılagelmekteydi. Uzun bir süredir devam ettirilen bu eylem F tipi cezaevleri inĢa edilmesine   karĢı tutuklulara destek olmak amacını taĢımaktaydı.   Bu eylemlerin 176. haftası olan 26 Eylül 1998 tarihinde baĢvuranlarında içinde yer aldığı 55-   kiĢilik gösterici gruba, polis tarafından yapılan gösterinin yasal olmadığı belirtilerek   dağılmaları yönünde defalarca ikazda bulunulmuĢtur. Bu uyarılara rağmen dağılmamakta   direnmeleri üzerine güvenlik güçleri göz yaĢartıcı gaz kullanarak gruptakileri göz altına almıĢ   ve zorla bir otobüse bindirmiĢtir. Dosya unsurlarından anlaĢıldığı üzere, otobüse bindirilen   göstericiler otobüsün camlarını kırmıĢ ve koltuklarını parçalamıĢlardır. Göstericiler güçlükle   zaptedilmiĢlerdir.   Aynı gün baĢvuranlar adli tıp doktorları tarafından muayene edilmiĢlerdir. Düzenlenen   raporlarda Akan ġekel, Samüt Karabulut, Mehtap Yurtluk, Sevinç Hocaoğulları, Zeynep   Çelik ve Yasemin Varlık’ın vücutlarında bazı hematomlara, sıyrık ve ekimozlara rastlanıldığı   belirtilmiĢtir. Semra ġahin, göz yaĢartıcı gaza bağlı olarak boğazında bir yanma hissi   meydana geldiğini belirtmiĢtir.   BaĢvuranlar 28 Eylül 1998 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na ifade vermiĢlerdir.   Daha sonra Beyoğlu Ağır ceza Mahkemesi tarafından ifadeleri alınan baĢvuranlar yine bu   mahkeme tarafından serbest bırakılmıĢlardır.   1. Başvuranlar hakkında yapılan ceza yargılaması   Beyoğlu Mahkemesi Savcılığı 28 Eylül 1998 tarihinde baĢvuranların da aralarında bulunduğu   gösterici hakkında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri YürüyüĢleri Kanununa muhalefet   suçundan cezalandırılmaları istemiyle bir kamu davası açmıĢtır. Görgü tanıklarının isimleri,   ve olayla ilgili video kaset adli soruĢturma dosyasına aktarılmıĢtır.   Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi 23 Nisan 1999 tarihinden önce iĢlenen bazı suçların infazı   ile ilgili 4616 sayılı yasa hükümleri uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının   ertelenmesine ve bu karara karĢı itiraz yolunun açık kalmasına karar vermiĢtir. Kararda ayrıca   sanığa celp gönderildiği, sanıkların ifadelerinin alındığı, olaylara iliĢkin video kasetin bir   bilirkiĢiye gönderilerek bilirkiĢi tarafından düzenlenen raporun dosyaya aktarıldığu   belirtilmiĢtir. BaĢvuranlara bilirkiĢi raporu hakkında görüĢlerini sunmaları için bir süre   tanınmıĢ ve olayla ilgili tüm deliller toplanmıĢ ve incelenmiĢ, avukatların süre uzatma   talepleri kabul edilmiĢ ve sanıklardan birine iliĢkin olarak kimlik tespiti yapılmasının   beklendiği sırada 4616 sayılı kanun yürürlüğe girmiĢtir.   2. Kötü muamelede bulundukları suçlamasıyla güvenlik güçleri hakkında yapılan yargılama   BaĢvuranlar 28 Eylül 1998 tarihinde polisler hakkında yetki aĢımı ve kötü muamele   suçlamalarıyla Ġstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuĢlardır.   Savcılık polisler aleyhinde açılan ön soruĢturmaya iliĢkin olarak 15 ocak 2004 tarihinde   takipsizlik kararı vermiĢtir. Savcılık 4616 sayılı kanun uyarınca soruĢturmanın askıya   alındığını belirtmiĢtir. Savcılık ayrıca sözkonusu polisler hakkında erteleme süresi içinde   benzer suçlar nedeniyle bir Ģikayette bulunulmadığını tespit etmiĢtir.   Ġstanbul Ağır Ceza Mahkemesi verilen takipsizlik kararını 10 haziran 2004 tarihinde   onamıĢtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĠHS’NĠN 3. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   BaĢvuranlar gösterinin dağıtılması amacıyla «biber spreyi» adı verilen göz yaĢartıcı gaz   kullanılmasından Ģikayetçi olmaktadırlar. Zira bu gazın kullanımı neticesinde solunum   güçlüğü, göz yaĢarması gibi rahatsızlıklar husule gelmiĢtir. BaĢvuranlar polisler tarafından   güç kullanılmasından Ģikayetçi olmaktadırlar. BaĢvuranlar bu hususlarda AĠHS’nin 3.   maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   Hükümet, göstericileri dağıtmak için kullanılan gazın sağlık gerekleri ve uluslararası   sözleĢmelere uygun olduğunu belirtmektedir. Hükümet sözkonusu gazın «biber gazı» adıyla   da anılan Oleoresin Capsicum olduğunu belirterek bu kimyasal maddeye iliĢkin bir ekspertiz   raporu sunmaktadır. Hükümet baĢvuranların bu gazın kalıcı etkilere yol açtığını gösteren   hiçbir tıbbi rapor sunmadıklarına dikkat çekmektedir.   Tarafların sunduğu argümanları göz önünde bulunduran AĠHM bu Ģikayetin bir takım ciddi   olgusal ve hukuki sorunlar gündeme getirdiğini ve bu nedenle esastan incelenmesi gerektiği   kanaatindedir. Bu itibarla sözkonusu Ģikayet AĠHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça   dayanaktan yoksun ilan edilemez. Ayrıca bu Ģikayete iliĢkin herhangi bir kabuledilemezlik   gerekçesi tespit edilememiĢtir.   AĠHM olayları yerleĢik içtihadının ıĢığında inceleyecektir.   AĠHM ilk önce «biber gazı» kullanımı sorununa eğilecektir. AĠHM bu gazın üye ülkelerde   gösterileri kontrol etmek ve taĢkınlık meydana gelmesi halinde ise gösteriyi dağıtmak üzere   kullanılan bir gaz olduğunu gözlemlemektedir. Bu gaz KSS (Kimyasal Silahlar   SözleĢmesi)’de toksik gazlar arasında sayılmamaktadır. Buna karĢın AĠHM, bu gazın   kullanımının solunum güçlüğüne, mide bulantısı, kusma, solunum yollarında ve gözyaĢı   kanallarında, gözlerde tahriĢe, spazm, göğüs ağrısı, dermatit ve alerji gibi rahatsızlıklara yol   açabileceğini de kaydetmektedir.   Bununla birlikte AĠHM kendisine sunulan tıbbi raporlarda bu gaza maruz kalınmasından   kaynaklanan olumsuz bir etki tespit edememiĢtir. BaĢvuranlardan yalnızca bir tanesi adli   tabibe boğazında yanma hissettiğini bildirmiĢtir. ġüphesiz sözkonusu gaza maruz kalma   nedeniyle bazı rahatsızlıklar meydana gelmiĢ olabilir. Buna karĢın baĢvuranlar serbest   bırakılmalarının ardından gaza bağlı olarak ortaya çıkması muhtemel rahatsızlıklarını teĢhis   ettirmek için bir uzman doktora baĢvurma ihtiyacı hissetmemiĢlerdir.   Yedi baĢvurana iliĢkin düzenlenen raporlarda iĢaret edilen ekimozlar konusunda ise AĠHM   sözkonusu yaraların baĢvuranların yakalandıkları sırada polisle yaĢadıkları arbede sonucunda   meydana geldiğini tespit etmektedir. Durumun bu Ģekilde cereyan ettiği olay tespit   tutanağından anlaĢılmaktadır. Bu itibarla AĠHM mevcut davada meydana gelen   yaralanmaların AĠHS’nin 3. maddesi bakımından incelenmesi için gereken yeterli ciddiyet   eĢiğine ulaĢmadığı kanaatine varmaktadır.   Bu nedenlerle AĠHM, AĠHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıĢtır.   II. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Ceza yargılaması süresinin uzunluğundan Ģikayetçi olan baĢvuranlar ayrıca verilen erteleme   kararı nedeniyle beraat etme haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. BaĢvuranlar bu   hususta AĠHS’nin 6. maddesinin ilgili hükmüne atıfta bulunmaktadırlar.   AĠHM, bir yargılama süresinin makul olmadığı hususunun dava koĢullarına, AĠHM’nin bu   yöndeki içtihatlarına ve bilhassa davanın karmaĢıklığı ve baĢvuran ve yetkili makamların   tutumlarına bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini anımsatır (bkz., diğerleri arasnda,   Pelissier ve Sassi – Fransa).   Yargılama, baĢvuranların gözaltına alındığı 26 Eylül 1998 tarihinde baĢlamıĢtır. Davaya özgü   koĢullar dikkate alındığında yargılamanın, Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi’nin erteleme   kararı verdiği 24 Ocak 2001 tarihinde sona erdiği anlaĢılmaktadır. Bu itibarla, yargılama, ilk   derece mahkemesi önünde iki yıl üç ay sürmüĢtür. Bu dönem zarfında 30 sanık mahkemeye   çağrılarak ifadeleri alınmıĢ, dosya bir bilirkiĢiye intikal ettirilmiĢ, olayla ilgili tüm deliller bir   araya getirilerek bir incelenmiĢ, görgü tanıklarının ifadelerine baĢvurulmuĢ ve savunma   avukatlarının süre uzatma talepleri kabul edilmiĢtir.   Genel bir değerlendirme yapılmasını gerekli kılan davaya özgü koĢulları göz önünde   bulunduran AĠHM, ihtilaflı yargılama süresinin uzun olmayıp «makul süre» koĢuluna cevap   verdiği kanaatindedir.   Bu itibarla baĢvurunun bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olup AĠHS’nin 35 §§ 3 ve 4   maddesi uyarınca reddedilmelidir.   BaĢvuranların davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi neticesinde kendilerine isnad   edilen suçlardan beraat etme haklarının ihlal edildiği iddiasına iliĢkin olarak AĠHM,   yargılamanın davanın esasına iliĢkin bir karar verilmeden sona erdiğinin altını çizmektedir.   AĠHM, 27 Nisan 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4754 sayılı kanunun erteleme kararına itiraz   edilebilmesini mahkemenin yargılamayı devam ettirmek suretiyle suçlamaların doğruluğuna   iliĢkin bir hükme varılabilmesini de öngördüğünü anımsatmaktadır. Bu nedenle baĢvuranlar,   bu erteleme kararını temyize götürmek suretiyle itirazda bulunabilirlerdi. Ayrıca baĢvuranlar   bu kanunun yürürlüğe girmesini izleyen üç ay içerisinde yargılamanın yeniden yapılması   talebinde bulunabilirlerdi.   Bu nedenle baĢvurunun bu bölümü de açıkça dayanaktan yoksun olup AĠHS’nin 35 §§ 3 ve 4   maddesi uyarınca reddedilmelidir.   III. AĠHS’NĠN 11. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   AĠHS’nin 10 ve 11. maddelerine atıfta bulunan baĢvuranlar, ifade özgürlüklerinin ve barıĢçıl   amaçlı toplantı yapma özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. AĠHM bu Ģikayeti   AĠHS’nin 11. maddesinin ilgili hükümleri çerçevesinde incelemeye karar vermiĢtir.   AĠHM bu Ģikayetin AĠHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan   edilemeyeceğini ve esastan incelenmesi gerektiğini tespit etmektedir. Ayrıca bu Ģikayet   herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karĢılaĢmamaktadır.   Hükümet, bu toplantının yasadıĢı olmasına karĢın bir süredir hoĢgörüyle yaklaĢtığını   belirtmektedir. Hükümet, barıĢçıl amaçlı toplantı yapma özgürlüğünün düzenleyenlerinin ve   katılımcılarının kamu düzenini bozmayı amaçladığı ya da amacı ne olursa olsun diğer   vatandaĢların serbestçe dolaĢma haklarını ihlal eden toplantıları kapsamadığını belirtmektedir.   Hükümet ayrıca sözkonusu gösterinin her Cumartesi bir okulun önünde bulunan aĢırı   kalabalık bir yerde1995 yılından beri devam ettiğini belirtmektedir.   Bu noktada AĠHM, baĢvuranların toplantı özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin varlığı   konusunda bir ihtilaf bulunmadığını tespit etmektedir. Bu müdahale, toplantı ve gösteri   yürüyüĢlerini düzenleyen 2911 sayılı kanunun 22. maddesi anlamında yasal bir temele sahipti   ve bu itibarla AĠHS’nin 11 § 2 maddesi bakımından «yasayla öngörülmüĢ» bir müdahaleydi.   Bunun ardından sözkonusu müdahalenin meĢru bir hedef gözetip gözetmediğini ve   demokratik bir toplumda zorunlu olup olmadığını tespit gerekecektir.   1. Meşru hedef   Hükümet, sözkonusu müdahalenin, düzenin ve baĢkalarının haklarının korunması gibi meĢru   hedefleri gözettiğini savunmaktadır.   AĠHM tartıĢmalı tedbirin AĠHS’nin 11. maddesinin ikinci fıkrası anlamında en azından kamu   düzeninin ve özellikle de baĢkalarının haklarından olan toplum içinde serbestçe dolaĢma   hakkının korunması gibi iki meĢru hedef gözettiğinin kabul edilebileceğini   değerlendirmektedir.   2. Demokratik bir toplumda zorunlu olan   Hükümet’e göre baĢvuranlar, ulusal mevzuata aykırı bir Ģekilde önceden haber vermeksizin   bir halk meydanında düzenlenen bir gösteriye katılmıĢlardır. Hükümet ayrıca baĢvuranların   dağılmaları yönünde yapılan uyarılara uymadıklarını ve eylemin 176 haftadan beri devam   ettiğini kaydetmektedir. Mevcut koĢulları ve bu konuda Devletler’e tanınan takdir hakkını göz   önünde bulunduran Hükümet sözkonusu Cumartesi günü olay yerinde bulunulan sivillerin   rahatsız olma riski ve göstericilerin direniĢinin toplantının dağıtılmasını haklı kıldığı   kanaatindedir. Hükümet’e göre güvenlik güçlerinin müdahalesi AĠHS’nin 11. maddesi   anlamında zorunlu bir tedbirdi.   AĠHM evvela 11. maddeye iliĢkin içtihadından kaynaklanan temel ilkeleri esas almaktadır   (bkz. Djavit An – Türkiye, no:20652/92, §§ 56-57; Piermont – Fransa, 27 Nisan 1995, §§ 76-   77). Bu içtihattan, yetkili makamların, yasal gösterilerin düzgün iĢleyiĢinin ve tüm   vatandaĢların güvenliğinin güvence altına alınması için zorunlu tedbirleri almakla görevli   oldukları çıkmaktadır.   AĠHM devletler’in barıĢçıl amaçlı toplantı yapma hakkını korumalı ve bu hakka yönelik   olarak dolaylı ve keyfi kısıtlamalar getirmekten uzak durmalıdır. Her ne kadar 11. madde esas   itibariyle bireyi korumalı haklarını kullanma noktasında kamu güçlerinin keyfi   müdahalelerine karĢı koruma eğilimindeyse de, bu haklardan etkili bir biçimde   yararlanılmasını temin pozitif yükümlülüğü de doğurmaktadır.   AĠHM bu ilkelerin kamuya açık yerlerde düzenlenen gösteri ve yürüyüĢler için de   kullanılabilir olduğu kanaatindedir. Ancak AĠHM, Yüksek SözleĢmeci Tarafın kamu   düzeninin ve halkın güvenliğinin sağlanması gibi gerekçelerle toplantıları izne tabi kılarak   toplulukların faaliyetlerini düzenlemesinin 11. maddenin ruhuna, a priori, aykırı olmadığını   kaydetmektedir (bkz. Djavit An – Türkiye, adıgeçen, §§ 66-67).   Ulusal mevzuatta yer alan hükümleri inceleyen AĠHM açık yer toplantıları için herhangi bir   izne gerek olmadığını; olayların meydana geldiği dönemde, faaliyetin yapılmasından 72 saat   önce bir bildirimde bulunulması gerekmekte olduğunu belirtmiĢtir.. Ġlke olarak bu tür   düzenlemelerin AĠHS’nin koruması altında bulunan barıĢçıl amaçlı eylemler için gizli bir   engel teĢkil etmemesi gerekir. ġu da unutulmamalıdır ki kamuya açık yerlerde   gerçekleĢtirirlen her türlü gösteri günlük hayatın akıĢında bir karıĢıklığa neden olabileceği   gibi düĢmanlıkla da karĢılanabilir. Bununla birlikte, derneklerin ve diğer gösteri   düzenleyicilerin yürürlükteki demokratik birer aktör olarak oyunun kurallarına katılarak   düzenlemelere riayet etmeleri gerekmektedir.   AĠHM, herhangi bir bildirim yapılmamıĢ olması nedeniyle gösterinin yasadıĢı olduğu   kanaatindedir. Bu konuda baĢvuranlar bir itirazda bulunmamaktadırlar. Buna karĢın AĠHM,   ortada yasadıĢı bir durum olmasının toplantı özgürlüğü hakkına yönelik bir ihlali meĢru   kılmadığını da anımsatmaktadır (Cisse – Fransa, no: 51346/99, § 50). Yine de AĠHM’ye   göre, siyasi, kültürel ya da baĢka amaçlı her türlü etkinlik ya da toplantının sıhhati   bakımından güvenlik önlemleri alınması ve gösteri mekanlarında ilk yardım hizmeti   sunulması gibi konularda bir önlem olarak önem arzeder.   Dosya unsurlarından anlaĢıldığına göre, göstericiler yaptıkları toplantının yasal olmadığı ve   kamu düzeni noktasında neden olduğu sıkıntılar konusunda defaatle uyarılarak kendilerinden   dağılmaları istenmiĢtir. BaĢvuranlar güvenlik güçlerinin uyarılarına uygun hareket   etmemiĢlerdir.   AĠHM gösteri özgürlüğünün esasının her vatandaĢın görüĢ ve muhalefetini ifade etme ya da   herhangi bir makamdan kaynaklanan bir karara itiraz etme imkanına sahip olması olduğunu   kaydetmektedir. Buna karĢın bu imkan belli bir sonuç alınmasıyla iliĢkili değildir. Mevcut   davada sözkonusu gösterinin 1995 yılından beri her Cumartesi yetkililerin herhangi bir   müdahalesiyle karĢılaĢmaksızın yapılageldiğini gözlemlemektedir. AĠHM baĢvuranların   kamuoyunun dikkatini sözkonusu güncel soruna çekme amaçlarına ulaĢtıkları kanaatindedir.   Buna karĢın kamuya açık bir alanda her Cumartesi sabahı yapılan ve üç yıldan fazla bir   süredir devam eden bu toplantı trafiği engelleyerek kamu düzenine iliĢkin sıkıntı yaratan   neredeyse sürekli bir toplantı halini almıĢtır (a contrario, Ataman – Türkiye, no: 74552/01, §§   39-44, 5 Aralık 2006)   Davanın özel koĢullarını ve daha önce yapılan gösterilerin süresi ve sayısını dikkate alan   AĠHM yetkili makamların bu hususta Devletlere tanınan takdir payı çerçevesinde hareket   ettikleri kanaatine varmıĢtır. (Cisse, adıgeçen, §§ 51-53 ; Chorherr – Avusturya, 25 Ağustos   1993, § 31 ; Steel ve diğerleri – Birleşik Krallık, 23 Eylül 1998, § 104).   Bu nedenle AĠHS’nin bu hükmü ihlal edilmemiĢtir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM,   1. AĠHS’nin 3. ve 11. maddeleri yönünden yapılan Ģikayetlerin kabuledilebilir, geriye   kalanların ise kabuledilemez olduğuna oybirliğiyle;   2. AĠHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle;   3. BeĢe karĢı iki oyla, AĠHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;   Karar vermiĢtir.   ĠĢbu karar Fransızca olarak hazırlanmıĢ ve AĠHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 6 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiĢtir.   YARGIÇ CABRAL BARRETO VE YARGIÇ POPOVĠÇ’ĠN AYRIK OYGÖRÜġLERĠ   Biz, Oya Ataman kararında verilen içtihad uyarınca çoğunluğun kararına iĢtirak   edememekteyiz.   1. Daire, Oya Ataman davasında Ġstanbul Ģehir merkezinde yapılan bir gösteriyi   dağıtmak amacıyla göz yaĢartıcı gaz kullanulmasından dolayı AĠHS’nin 11. maddesinin ihlal   edildiği sonucuna varmıĢtı. Mevcut davada da durum aynıdır. Hükümetin uzun bir süre   boyunca bu gösteriye hoĢgörü göstermiĢ olmasının, nasıl düĢünülürse düĢünülsün, Hükümetin   savına bir katkısı olamaz. Aksine Türk Hükümetinin mevcut davadaki tutumu hiç kuĢkusuz   baĢvuranların lehinedir.   Çoğunluk, baĢvuranların siyasi mesajının, göz yaĢartıcı gaza maruz kaldıkları gösteriden   önce yapılan gösterilerde kamuoyuna ulaĢtığı kanısındadır. ġayet durum böyle olsaydı   gösteriye gerek kalmazdı. Diğer taraftan Hükümet, baĢvuranların iki yıldan fazla süren   gösterilerin ardından kendisine göre AĠHS’nin 11. maddesinden muaf tutulmasını sağlayan bir   durumdan söz etmiĢtir. Eğer Hükümet’in savına katkıda bulunacak nitelikte bir durum var   idiyse Hükümet’in bu durumu daha önce dile getirmesi gerekirdi. ġayet yaya trafiğiyle ilgili   sorunlar sözkonusu idiyse Hükümet neden bu durumun farkına 170 hafta sonra varmıĢtır?   Bize göre mevcut davanın Oya Ataman davasından ayrı tutulamayacağı açıktır. Bu   nedenle, biz, dairenin adıgeçen davada ortaya koyduğu içtihadına olan bağlılığımızın altını   çizmekte fayda görmekteyiz.   2. Ayrıca, her ne kadar toplantı özgürlüğü bazı kısıtlamalara konu olabilirse de bu   kısıtlamalar dar anlamda yorumlanarak bu özgürlüğe kısıtlama getirme ihtiyacı ikna edici bir   biçimde ortaya konulmalıdır (bkz., diğerleri arasında, Gaweda – Polonya, 14 Mart 2002   tarihli karar, § 32).   Biz, yetkili makamlar tarafından uzun süreden beridir kabul edilen bir toplantının nasıl   olup da «neredeyse sürekli» niteliği dolayısıyla kamu düzenini bozucu bir hal aldığını   anlamakta güçlük çekmekteyiz. Gösterilerin süresi ve sayısı AĠHS’nin 11. maddesinin 2.   fıkrasıyla kabul edilen kısıtlamaların incelenmesi açısından dikkate alınması gereken unsurlar   arasında yer almazlar.   Netice olarak kamu düzeninin bozulması hususu yetkili makamların müdahalesini meĢru   kılmak için ikna edici bir biçimde ortaya konulmamıĢtır. Bu itibarla AĠHS’nin 11. maddesi   ihlal edilmiĢtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło