73520/01
WyrokETPCz2007-01-23ECLI:CE:ECHR:2007:0123JUD007352001
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy cenzura listu więźnia do jego adwokata przez władze więzienne stanowi naruszenie prawa do poszanowania korespondencji, chronionego przez art. 8 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że korespondencja między więźniem a jego adwokatem, niezależnie od celu, ma uprzywilejowany status w świetle art. 8 Konwencji. Ingerencja w taką korespondencję jest dopuszczalna jedynie w wyjątkowych okolicznościach, gdy władze mają uzasadnione podstawy sądzić, że korespondencja zagraża bezpieczeństwu instytucji penitencjarnej lub ma charakter przestępczy, co stanowi nadużycie tego przywileju. W niniejszej sprawie władze krajowe nie przedstawiły żadnych dowodów na istnienie takich wyjątkowych okoliczności, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia.Stan faktyczny
Skarżący, Adem Kepeneklioğlu, odbywający karę dożywotniego pozbawienia wolności, został przeniesiony do innego więzienia. Po przeniesieniu, jego adwokat K. Bayraktar próbował się z nim spotkać, ale odmówiono mu, ponieważ skarżący odbywał karę za inne przestępstwo niż to, w którym adwokat miał go reprezentować. Skarżący wysłał list do swojego adwokata, w którym skarżył się na poniżające traktowanie podczas przeniesienia i załączył pełnomocnictwo. Części tego listu zostały ocenzurowane przez władze więzienne.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdził naruszenie art. 8 Konwencji. Uznał, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe. Odrzucił żądanie odszkodowania za szkody majątkowe. Zasądził na rzecz skarżącego 1.500 Euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, pomniejszone o 715 Euro pomocy prawnej otrzymanej od Rady Europy, wraz z odsetkami za opóźnienie. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
KEPENEKLĐOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 73520/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ocak 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (73520/01) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaꢀı Adem Kepeneklioğlu’nun (baꢀvuran) 28 Mayıs 2001 tarihinde Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Ankara Barosu avukatlarından K. Bayraktar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1954 doğumlu olup Adana’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran 23 ꢁubat 2001 tarihinde ömür boyu hapis cezası çektiği Gebze Cezaevi’nden
Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne nakledilmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı K. Bayraktar müvekkiliyle görüꢀmek üzere Tekirdağ Cezaevi’ne gitmiꢀtir.
Ancak görüꢀme talebi, baꢀvuranın adıgeçenin temsil etmeyi arzu ettiği mahkumiyetten farklı
bir suçtan cezaevinde yattığı gerekçesiyle geri çevirilmiꢀtir. Bu nedenle K. Bayraktar’ın
müvekkilinin vasisi tarafından tayin edilmesi ve vekalet belgesi sunması istenmiꢀtir.
Avukatına gönderdiği 19 Mart 2001 tarihli mektubunda baꢀvuran, Tekirdağ Cezaevi’ne nakli
sırasında maruz kaldığı onur kırıcı muamelelerden yakınmıꢀtır. Baꢀvuran, Đstanbul Devlet
Mahkemesi önünde halen görülmekte olan aleyhinde açılmıꢀ bir davada kendisini temsil
etmesi ve maruz kaldığı muamelelerden ꢀikayetçi olması için gerekli baꢀvuru yollarını
kullanması amacıyla K. Bayraktar adına düzenlenmiꢀ bir vekaletnameyi mektubuna
eklemiꢀtir. Sözkonusu mektubun bazı bölümlerinin üzeri idare tarafından okunması imkansız
hale gelecek ꢀekilde çizilmiꢀtir.
Baꢀvuran K. Bayraktar’a gönderilmiꢀ, üzerinde 23 Mart 2001 tarihli PTT kaꢀesi ve
muhtemelen cezaevi yönetimi tarafından vurulmuꢀ ‘görülmüꢀtür’ damgası bulunan zarfı
sunmaktadır.
Baꢀvuranın avukatı, 28 Mart 2001 tarihinde baꢀvuran tarafından kendisine gönderilen
mektuba uygulanan sansüre itiraz etmek amacıyla Tekirdağ Cezaevi Müdürlüğü’ne
baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuranın avukatı, baꢀvuranın nakli esnasında meydana gelen olayları
anlattığı mektubunun sansürsüz olarak kendisine gönderilmesini ve baꢀvurana gönderdiği
mektubun baꢀvurana iletilmesini talep etmiꢀtir. Ayrıca baꢀvuranla görüꢀme olanağından
faydalandırılma talebinde bulunmuꢀtur. Mart 2001 tarihinde baꢀvuranın avukatı Đstanbul DGM önünde yapılan yargılamanın
durumu hakkında bilgilendirilmiꢀtir. DGM, 30 Mart 2001 tarihli mektubunda, baꢀvuranın 29
Haziran 1992 tarihinde yakalandığını, 13 Temmuz 1992 tarihinde tutuklu yargılanmasına
karar verildiğini ve baꢀvuran hakkında yapılan yargılamanın halihazırda devam ettiğini
bildirmiꢀtir.
Cezaevi disisplin kurulu 10 Ocak ve 1 Mayıs 2002 tarihlerinde yaptığı toplantılarda Ceza
Đnfaz Kurumları ve Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzüğün 147.
maddesi uyarınca, baꢀvuran tarafından kaleme alınan mektubun «sakıncalı» bulunan bazı
bölümlerine dair sansür uygulanmasını öngören on iki sansür kararı almıꢀtır. Disiplin kurulu Ocak 2002 tarihinde baꢀvuran tarafından yazılan bir mektubun imha edilmesini
kararlaꢀtırılmıꢀtır.
Baꢀvuranın avukatı 27 Ağustos 2003 tarihinde müvekkilinin bir ay önce sağlık nedeniyle
serbest bırakıldığı hususunda AĐHM’yi bilgilendirmiꢀtir.
Tekirdağ Cezaevi Müdürlüğü Adalet Bakanlığı’nın bilgi talebine cevabi yazısında baꢀvuranın
müvekkilinin 28 Mart 2001 tarihinde herhangi bir baꢀvuruda bulunmadığını belirtmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
Baꢀvuran, avukatına gönderdiği 19 Mart 2001 tarihli mektubunun bazı bölümlerinin
çizilmesinin AĐHS’nin 8. maddesince öngörülen haberleꢀmeye saygı hakkının ihlal edildiği
iddiasında bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet baꢀvuranın Cumhuriyet Savcılığı’na ꢀikayette bulunma hakkına sahip olmasına
karꢀın bu hakkını kullanmadığını savunmaktadır.
Đddialarının aksine baꢀvuran sözkonusu sorunla ilgili olarak savcılığa yahut cezaevi
yönetimine herhangi bir baꢀvuruda bulunmamıꢀtır. Bu hususta Hükümet ilgili cezaevi
kurumunun 9 Eylül 2003 tarihli mektubunu esaas almaktadır.
Baꢀvuran Hükümet’in argümanlarına itraz etmektedir.
Dosyadaki belgeleri dikkate alan AĐHM, baꢀvuranın avukatının 28 Mart 2001 tarihinde
Cumhuriyet Savcılığı’na ve Cezaevi Müdürlüğü’ne gönderdiği mektupların posta gönderi
makbuzlarını kanıt olarak sunduğunu gözlemlemektedir. Böylelikle baꢀvuranın avukatının
Cezaevi Müdürlüğüne ve Cumhuriyet Savcılığı’na sözkonusu ꢀikayetle ilgili olarak baꢀvuruda
bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Hükümet’in itirazı kabul edilemeyecektir.
AĐHM AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca baꢀvuruya konu olan ꢀikayetin dayanaktan yoksun
olarak ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. Baꢀvuru herhangi bir kabuledilemezlik
gerkçesiyle karꢀılaꢀmamaktadır. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilirdir.
B. Esasa dair
Hükümet daha önce hakkında bir mahkumiyet kararı bulunması sebebiyle baꢀvuranın hukuki
ehliyetten mahrum kiꢀilerin bağlı olduğu vesayet rejimine tabi tutulduğunun altını
çizmektedir. Yasal vasisi K. Bayraktar’la birlikte iki avukatı 28 Mart 2001 tarihinde yasal
temsilci olarak tayin etmiꢀtir. Hükümet, K. Bayraktar’ın bu tarihten önce baꢀvuranın yasal
temsilcisi olmadığını savunmaktadır.
Öte taraftan baꢀvuranın haberleꢀme hakkına müdahele edildiği yönündeki bütün iddiaları
reddeden Hükümet baꢀvuranın herhangi bir engelle karꢀılaꢀmaksızın mektup ve faks
gönderebildiğini savunmaktadır. Bu bakımdan Hükümet istenildiği takdirde bu hakkın yasal
olarak sınırlandırılabileceğini ancak bu durumda disiplin kurulu kararı gerekeceğini
belirtmektedir. Ancak 2001 yılı Mart ayında bu yönde herhangi bir karar alınmamıꢀtır.
Hükümet ayrıca tartıꢀmalı mektubun varlığı hususunda itirazda bulunarak 2001 yılı Kasım ayı
ile 2003 yılı Temmuz ayı arasındaki dönemde gönderilen ve alınan mektup ve faksların
dökümünü gösteren belgenin bir nüshasını sunmaktadır. Hükümet, bir müdahale tespit
edilmesi durumunda AĐHM’nin bu müdahaleyi yasayla öngörülmüꢀ, meꢀru ve zorunlu bir
müdahale olarak değerlendirmesi gerektiği kanaatindedir.
Avukat ꢀikayetine iliꢀkin olarak ulusal makamlara etkili bir baꢀvuruda bulunduğunu ve
baꢀvuran tarafından kendisine gönderilen zarfın üzerinde bulunan «görülmüꢀtür» damgasının
tartıꢀmalı mektubun cezaevi idaresi tarafından kontrol edildiğini ortaya koymak bakımından
yeterli olduğunu savunmaktadır.
Tarafların görüꢀlerinin ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın haberleꢀme dokunulmazlığına saygı
hakkına yönelik olarak «kamu otoritesinin müdahalesinin» varlığının mevcut davada
tartıꢀmaya konu olduğunu gözlemlemektedir. Elindeki dosya temelinde AĐHM bu türden
tartıꢀmalı bir meselede hukuki bir sorundan ziyade kesin dava koꢀullarıyla ilgili olarak bir
yargıya varmalıdır (Messina – Đtalya, 26 ꢁubat 1993 tarihli karar).
Bu bakımdan AĐHM, baꢀvuranın, üzerinde PTT kaꢀesi bulunan 28 Mart 2001 tarihli mektubu
gönderdiğine iliꢀkin belgeler sunduğunu tespit etmektedir. Baꢀvuranın avukatı sözkonusu
tarihte Tekirdağ Cezaevi Müdürlüğü’ne ve Cumhuriyet Savcılığı’na tartıꢀmalı mektuba sansür
uygulanması hakkında ꢀikayet baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.
AĐHM ayrıca, Sözleꢀmeci bir Devlet’in bir tutukluya gönderilen ve cezaevine gelen
cezaevinden mektupların dökümünü sunmakla yetinerek 8. madde anlamında üstüne düꢀen
sorumlulukları yerine getirdiğini ifade edemeyeceğini hatırlatmaktadır (Messina, adıgeçen, §
31). AĐHM aynı ꢀekilde bir tutuklu tarafından gönderilen mektup ve faksların dökümünü
sunmakla da yetinilemeyeceği kanaatindedir. Ayrıca mevcut davada kanıt olarak ileri sürülen
dökümler tartıꢀmalı mektubun yazıldığı tarihten sonraki döneme aittir.
Aksini ispatlayacak kanıt ya da baꢀka herhangi bir unsur bulunmadığından AĐHM dosya
unsurlarının ıꢀığında baꢀvuran tarafından sunulan kanıtların yapılan ꢀikayete iliꢀkin yeterli bir
delil baꢀlangıcı teꢀkil ettiğini takdir etmektedir.
K. Bayraktar’ın avukat sıfatına iliꢀkin olarak ise adıgeçenin baꢀvuran aleyhinde yürütülen
cezai takibat çerçevesinde baꢀvuranın talebi üzerine baꢀvuranın avukatı sıfatıyla müdahil
olduğu gözükmektedir. Ancak bir tutuklunun avukatıyla haberleꢀmesinin denetlenmesine
iliꢀkin ilkelerin ıꢀığında AĐHM, yerleꢀik içtihadı uyarınca, bir avukatla haberleꢀmenin ne
amaçla olursa olsun AĐHS’nin 8. maddesi uyarınca ayrıcalıklı bir statüye sahip olduğunun
altını çizmektedir. (bkz. Campbell – Birleꢀik Krallık, 25 Mart 1992 tarihli karar, ve Golder –
Birleꢀik Krallık, 21 ꢁubat 1975 tarihli karar). Bu nedenle bir avukata gönderilen yahut bir
avukattan gelen bir mektubun okunmasına, yalnızca yetkili makamların mektubun
muhteviyatının cezaevi kurumunun veya bir baꢀkasının güvenliğini tehdit ettiği ya da baꢀka
bakımlardan suç teꢀkil eden bir niteliği haiz olduğu kanaatine vardıkları sözkonusu ayrıcalığın
suistimal edildiği istisnai hallerde izin verilmelidir. Ancak mevcut davada bu türden
koꢀulların oluꢀtuğunu gösteren herhangi bir dosya unsuru bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle AĐHS’nin 8. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini için 20.000 Euro talep
etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı tespit edemeyen
AĐHM bu talebi reddetmektedir. Ayrıca AĐHM iddia edilen manevi zararın tazmini için ihlal
tespitinin baꢀlı baꢀına yeterli bir adil tatmin teꢀkil ettiği kanaatindedir.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.560 Euro talep etmektedir.
Đddiasını desteklemek üzere baꢀvuran Ankara Barosu tarafından hazırlanan referans avukatlık
ücretlerini gösterir belgeyi sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran yaptığı masraf ve harcamaların iadesini,
ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu
ispatladığı sürece elde edebilir. Mevcut davada elindeki unsurları dikkate alan AĐHM,
yukarıda belirtilen kriterlerin ıꢀığında, AĐHM önünde yaptığı masrafları için baꢀvurana, 1.500
Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715 Euro tutarındaki adli yardımın düꢀülerek
kalan meblağın ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Đhlal tespitinin baꢀvuranın maruz kaldığı manevi zararlar için baꢀlı baꢀına yeterli bir adil
tatmin teꢀkil ettiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana, masraf ve
harcamaları için 1.500 Euro’dan (bin beꢀ yüz), Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715
Euro (yedi yüz on beꢀ) tutarındaki adli yardımın düꢀülerek kalan meblağın her türlü
vergiden muaf tutularak ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 23 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło