73792/01

WyrokETPCz2006-10-17ECLI:CE:ECHR:2006:1017JUD007379201

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy bezprawne zatrzymanie i złe traktowanie skarżącej i jej dzieci przez policję, a także brak skutecznego śledztwa w tej sprawie, naruszyły art. 3, art. 5 ust. 1 i art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżącej i jej dzieci w dniu 16 października 2000 r. było bezprawne, ponieważ opierało się na błędnych informacjach policyjnych i trwało około 18 godzin, co naruszyło art. 5 ust. 1. Stwierdzono również naruszenie art. 3, gdyż skarżąca i jej dzieci doświadczyły nieludzkiego i poniżającego traktowania podczas zatrzymania, co potwierdziły późniejsze badania lekarskie, a kumulatywny efekt tych zdarzeń wywołał poczucie upokorzenia i rozpaczy. Dodatkowo, śledztwo krajowe w sprawie złego traktowania było nieskuteczne, nie uwzględniało wszystkich dowodów i nie było niezależne, co stanowiło naruszenie art. 13 w związku z art. 3.
Stan faktyczny
Sultan Öner, wraz z dwójką swoich małoletnich dzieci, Ciğerhunem (11 lat) i Nurşin (8 lat), została zatrzymana przez policję 16 października 2000 r. przed więzieniem w Burdur, gdzie odwiedzała męża. Zatrzymanie oparto na nieaktualnym nakazie aresztowania. Podczas zatrzymania skarżąca miała być bita, obrażana i zastraszana na oczach dzieci. Późniejsze badania lekarskie wykazały obrażenia, co było sprzeczne z początkowymi raportami. Rodzina była przetrzymywana przez około 18 godzin, po czym została zwolniona.
Rozstrzygnięcie
Trybunał odrzucił wstępny zarzut Rządu dotyczący drugiej części zdarzeń. Uznał skargi dotyczące art. 3, art. 8, art. 13 (w związku z art. 3) oraz art. 5 ust. 1 za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 1 Konwencji wobec wszystkich trzech skarżących. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji wobec wszystkich trzech skarżących. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania sprawy w świetle art. 8 Konwencji. Stwierdził naruszenie art. 13 w związku z art. 3 Konwencji. Przyznał słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   SULTAN ÖNER VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:73792/01)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı   ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (73792/01 ve 5405/02) baꢀvuru no’lu davaların   nedeni, bu ülke vatandaꢀları Sultan Öner, oğlu Ciğerhun ve kızı Nurꢀin Öner’in (baꢀvuranlar)   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 12 Nisan 2001 ve 14 Ocak 2002 tarihlerinde   Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları   baꢀvurudur.   Adli yardımdan faydalanan baꢀvuranlar, AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından   S. Çetinkaya tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOꢀULLARI   doğumlu olan Sultan Öner, Fırat, Bahar ve baꢀvuru yapan 1989 doğumlu   Ciğerhun ve 1992 doğumlu Nurꢀin adındaki çocukları ile birlikte Đzmir’de ikamet etmektedir.   A. Olaylar dizisinin ilk kısmı   On beꢀ PKK militanına destek verdiğinden ꢀüphe edilen baꢀvuran, 5 Kasım 1997   tarihinde yakalanmıꢀ ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından gözaltına   alınmıꢀtır. Bu tarihte, ön inceleme yapılmaksızın sağlık ocağından sağlık raporu alınmıꢀtır.   Baꢀvuran tarafından aktarıldığı ꢀekilde olaylar aꢀağıdaki ꢀekilde özetlenebilir.   Baꢀvuran, 7 Kasım 1997 tarihinde yürütülen soruꢀturma çerçevesinde Đzmir Emniyet   Müdürlüğü’ne sevk edilmiꢀtir.   Gözaltında bulunduğu sırada baꢀvurana, sorgulama yapan kiꢀiler tarafından beꢀ kez   tecavüz edilmiꢀ ve kötü muamele yapılmıꢀtır.   Bu zaman zarfında, baꢀvuran iki defa Adli Tıp Kurumu’nun Konak ꢁubesi’ne   götürülmüꢀtür. ꢁiddet izine rastlanılmadığının belirtildiği raporlar, hiçbir muayene   yapılmadan polis eꢀliğinde düzenlenmiꢀtir.   Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi, 11 Kasım 1997 tarihinde   diğer on iki sanıkla birlikte baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran, 25 Kasım 1997 tarihinde Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca   PKK’ya yardım ve yataklık etmekle itham edilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 8 Mart 199 tarihinde Yargıtay tarafından onanan 25 Haziran 1998 tarihli bir   kararla, üç yıl altı ay hapis cezasına mahkum edilmiꢀ ve PKK üyesi olduğu gerekçesiyle   mahkum edilmiꢀ olan eꢀi Sabri Öner’in bulunduğu Burdur Cezaevi’ne götürülmüꢀtür.   Cezaevi Müdürlüğü 30 Haziran 1999 tarihinde, muayene edilmek üzere baꢀvuranı   Burdur Devlet Hastanesi’ne göndermiꢀtir. Baꢀvuran, jinekolojik muayene olmayı   reddetmiꢀtir. Yapılan diğer muayeneler en azından sağ ön kolda ve sol bilekte kapanmıꢀ   yaraların olduğunun tespit edilmesini sağlamıꢀtır.   Ekim 2000 tarihinde cezası sona eren ve serbest bırakılan baꢀvuran, Diyarbakır   Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na gözaltından sorumlu olan kiꢀiler hakkında ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Kasım 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından 1999/1987-2000/5495   numaralı dosya ile aralarında Hasan ꢁener’in de bulunduğu sekiz polis memuru aleyhinde   Türk Ceza Kanunu’nun 243 § 1. maddesi uyarınca kamu davası açılmıꢀtır.   Baꢀvuran, 8 Kasım 2001 tarihinde Đzmir Tabip Odası’na baꢀvurmuꢀ ve burada çeꢀitli   muayenelere tabi tutulmuꢀtur. Yapılan muayene sonrasında Đzmir Tabip Odası doktorları,   ayrıntılı bir ꢀekilde hazırlanmıꢀ olan yedi sayfalık bir rapor sunmuꢀtur.   Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mart 2002 tarihinde, sekiz sanığı kanıt   yetersizliğinden suçsuz bulmuꢀtur. Esas hakimleri kararı verirken, gözaltı süresinin bitiminde   düzenlenen sağlık raporuna ve sanık ifadelerine dayanmıꢀlardır. Diyarbakır Ağır Ceza   Mahkemesi, Burdur Devlet Hastanesi ile resmi bir niteliği bulunmayan Đzmir Tabip Odası   tarafından verilen raporların, bahsedilen olaylardan sonraki tarihlere dayandığından bu   raporların, tespit edilen izlerle polisler tarafından yapıldığı iddia edilen eylemler arasında bir   nedensellik bağı bulunduğunun tespit edilmesi için yeterli olmadığına kanaat getirmiꢀtir.   Hakimlere göre, 30 Haziran 1999 tarihli raporda ifade edilen yaralar, sanıkların yaptıkları   iddia edilen ꢀiddet dıꢀında baꢀka bir ꢀiddet uygulaması neticesinde de meydana gelmiꢀ   olabilirdi, aynı durum Đzmir Tabip Odası için de geçerlidir. Esasında mevcut davada ifade   edilen psikolojik sorunlar hapishane hayatının zorlukları ile açıklanabilirdi.   Baꢀvuran, müdahil taraf sıfatıyla temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.   Nisan 2004 tarihli bir kararla Yargıtay, bir önceki mahkemenin gerekçelerine   dayanarak temyiz edilen kararı onamıꢀtır.   B. Olaylar dizisinin ikinci kısmı   Ekim 2000 tarihinde, saat 9 sularında baꢀvuran, on bir yaꢀındaki Ciğerhun ve sekiz   yaꢀındaki Nurꢀin adındaki çocukları ile birlikte, Burdur Cezaevi’nde bulunan eꢀini ziyarete   gitmiꢀtir.   Ziyaret sonrasında, saat 14:30 sularında, Đzmir polisi tarafından arandığı gerekçesiyle   Cezaevi’nin bahçesinde baꢀvuranın etrafı üç gardiyan ve beꢀ jandarma tarafından sarılmıꢀtır.   Baꢀvuran, çocuklarının gözü önünde tekme tokat itelenmiꢀ, hakarete maruz kalmıꢀ ve   tehdit edilmiꢀtir.   Yirmi dakika sonra, beꢀ polis baꢀvuranı ve çocuklarını Cezaevi’nin çıkıꢀında   yakalamıꢀ ve Kemal Sunal Karakolu’na götürmüꢀtür. Karakol’da baꢀvuran ve çocukları Cemil   komiser tarafından iyi karꢀılanmıꢀtır.   Daha sonra ise, baꢀvuran Burdur Devlet Hastanesi’nde muayene edilmiꢀ, muayene   sonucunda baꢀvuranın vücudunda darp izine rastlanılmadığına karar verilmiꢀtir.   Saat 19 sularında, Nurꢀin’in ateꢀlenmesine rağmen baꢀvuran ve çocukları hücreye   konulmuꢀtur.   Bu arada, baꢀvuran hakkında herhangi bir arama emri bulunmadığı bildirilmiꢀtir, Đzmir   Emniyet Müdürlüğü yalnızca merkezi sistem verilerini güncellemeyi ve ilk yakalamasında   baꢀvuran hakkında çıkarılan arama emrinin kaldırıldığını polis merkezlerine bildirmeyi ihmal   etmiꢀtir.   Baꢀvuran 17 Ekim 2000 tarihinde, saat 8 sularında, Burdur Dispanseri’nde tekrar   muayene edilmiꢀ ve baꢀvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da yara izine   rastlanılmamıꢀtır.   Saat 9:20 sularında Komiser Cemil baꢀvuranı ve çocuklarını serbest bırakmıꢀtır. Bir   polis memuru Burdur Otobüs Terminali’ne kadar kendilerine eꢀlik etmiꢀ, baꢀvuran ve   çocukları Đzmir’e gitmek üzere otobüse binmiꢀlerdir.   Halen ꢀokta olan baꢀvuranın, 18 Ekim 2000 günü herhangi bir ꢀey yapması mümkün   olmamıꢀtır. Fakat ertesi gün Çetinkaya, görevi kötüye kullandıkları, kötü muamelede   bulundukları, hakaret ve tehdit ettikleri gerekçesiyle; Burdur Devlet Hastanesi doktoru,   baꢀvuranın yakalanmasından sorumlu jandarmalar ve gardiyanlar ve gözaltından sorumlu   polisler hakkında ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Cumhuriyet Savcısı’nın isteği üzerine baꢀvuran, Đzmir Adli Tıp doktoru tarafından   tekrar muayene edilmiꢀtir. Yapılan muayene sonrasında düzenlenen raporda, baꢀvuranın sol   kol ve sol uyluk dıꢀ yüzeyde 2 cm. çapında fıstıki yeꢀil renkte ekimoza rastlanıldığı belirtilmiꢀ   ve bir gün iꢀ göremez raporu verilmiꢀtir.   Burdur Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 4 Aralık 2000 tarihinde 2000/2535-2000/1457   numaralı dosya ile kaydı yapılan ꢀikayet konusunda takipsizlik kararı vermiꢀtir. Cumhuriyet   Savcısı, yakalama olayının yerel polise silindiği bildirilmeyen arama kaydından   kaynaklandığını ve bu nedenle Burdur Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin kötü bir niyetle   hareket etmediklerini tespit etmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, 16 ve 17 Ekim 2000   tarihlerinde düzenlenen sağlık raporlarına dayanarak, olayların meydana geldiği tarihten dört   gün sonra düzenlenen 17 Ekim 2000 tarihli raporda belirtilen ekimozların, birkaç günlük   olabileceğine kanaat getirmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı, tanık ifadelerinden hareketle baꢀvuranın tutumunun ve ruhsal   durumunun böyle bir olayın mağduru olabileceğini gösterecek türden olmadığına kanaat   getirmiꢀtir.   Bununla birlikte Cumhuriyet Savcısı, polis tarafından aranan kiꢀiler hakkında verileri   güncelleme iꢀlemini yerine getirmeyi ihmal eden iki memur hakkında soruꢀturma   baꢀlatılmasına karar vermiꢀtir.   Ocak 2001 tarihinde, dosyanın gönderildiği Đzmir Đl Đdare Kurulu, olayın   dikkatsizlik neticesinde meydana gelen küçük bir hata olduğu gerekçesiyle iki memur   hakkında soruꢀturma baꢀlatılmasına izin verilmemesi kararı almıꢀtır.   Bunun üzerine 22 ꢁubat 2001 tarihinde Đzmir Cumhuriyet Baꢀsavcılığı dosyayı rafa   kaldırmıꢀtır.   ꢁubat 2001 tarihinde, baꢀvuranın avukatı Isparta Ağır Ceza Mahkemesi’ne   baꢀvurarak 4 Aralık 2000 tarihli karara itiraz etmiꢀtir.   Mart 2001 tarihinde 2001/12 sayılı kararla bu itiraz reddedilmiꢀtir.   Bu olaylardan sonra Nurꢀin babasını ziyaret etmeyi reddetmiꢀtir.   C. Olaylar dizisinin üçüncü kısmı   Olaylar dizisinin birinci kısmında açılan davadan tedirgin olan Đzmir Emniyet   Müdürlüğü’nde görevli polisler, baꢀvuranı ve yakınlarını tedirgin etmeye baꢀlamıꢀlardır.   Polisler baꢀvuranın evini gözetim altına almıꢀlar, takip etmiꢀler, iꢀkence ve tecavüze   uğradığına iliꢀkin ꢀikayetini geri çekmesi için ikna etmeye çalıꢀmıꢀlardır. Bunlara boyun   eğmeyen baꢀvuran, ölümle tehdit edilmiꢀtir.   Baꢀvuran, bunun için de Đzmir Cumhuriyet Baꢀsavcılığına ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Eylül 2001 tarihinde kayda geçen bu ꢀikayet, devlet memurları aleyhinde delil   bulunmadığı gerekçesiyle 14 Aralık 2001 tarihinde takipsizlik kararı verilmesi ile   sonuçlanmıꢀtır.   Baꢀvuran, bu karara itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuran, 2002 yılının Mart ayı baꢀlarında, bir gece boyunca sorguya çekilmiꢀ ve bir   yabancı tarafından zorla bir ormana götürülmüꢀtür. Yabancı tarafından, iꢀkence ve tecavüze   uğradığına iliꢀkin ꢀikayetini geri çekmemesi halinde kötü muamele görmekle tehdit edilmiꢀtir.   Baꢀvuran hiçbir hakime baꢀvuramamıꢀ, intihar giriꢀiminde bulunmuꢀ fakat bu giriꢀimi   baꢀarısızlıkla sonuçlanmıꢀtır.   Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi Baꢀkanı, 22 Nisan 2002 tarihli bir kararla, 14 Aralık 2001   tarihli kararı onamıꢀtır.   Mayıs 2002 tarihinde saat 00.40 sularında, yedi polis aracı baꢀvuranın evinin önüne   gelmiꢀtir. Oğlu Fırat hakkında kendisine sorular sorulan baꢀvuran, oğlunun iki aydan beri   amcasında kaldığını söylemiꢀtir. Fırat’ı bulamayan polislerden biri “seni tanıyoruz, seni ve   aileni” ꢀeklinde bir ifadede bulunmuꢀtur.   Bu durum, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 40. ve 41. maddeleri uyarınca öncelikli incelenecek   baꢀvuru niteliği kazanmasına neden olmuꢀtur. Sonrasında ise, baꢀvurana yönelik olarak   yapılan baskılar son bulmuꢀtur.   D. Olaylar dizisinin dördüncü kısmı   Ekim 2001 tarihinde, saat 11.45 sularında, iki hırsızlık suçundan dolayı arandığı   gerekçesiyle on iki yaꢀındaki baꢀvuran Ciğerhun, ꢁehit Ayhan Tanrıverdi Karakolu polisleri   tarafından yakalanmıꢀtır. Saat 14.00’de Ciğerhun Adli Tıp doktoru tarafından muayene   edilmiꢀ ve vücudunda herhangi bir darp izine rastlanmamıꢀtır.   Ciğerhun, saat 21 sularında annesine teslim edilmiꢀtir.   Ekim 2001 tarihinde, saat 10.30 sularında, Ciğerhun bu kez de Narlıdere Karakolu   polisleri tarafından okul çıkıꢀında yakalanmıꢀtır. Karakola götürülen Ciğerhun, annesine   teslim edilmeden önce ꢀiddete maruz kalmıꢀtır.   Đki gün sonra, pazaryerinde oyun oynadığı sırada Ciğerhun tekrar yakalanmıꢀ, aynı   Karakol’a götürülmüꢀ ve burada dövülmüꢀtür.   Baꢀvuran 10 Ekim 2001 tarihinde, 5 ve 7 Ekim tarihlerinde iꢀlenen keyfi olarak   özgürlükten yoksun bırakmak ve kötü muamele yapmak suçundan Narlıdere Karakolu   polisleri hakkında ꢀikayetçi olmuꢀtur. Yıllardır çocuklarının ve kendisinin hırpalandığını   belirten baꢀvuran, ꢀikayetini oğlu adına düzenlenen 10 Ekim 2001 tarihli adli tıp raporuna   dayandırmıꢀtır.   Yine 10 Ekim 2001 tarihinde baꢀvuran, oğlu Ciğerhun’u Đzmir Tabip Odası’na   götürmüꢀtür.   Đzmir Cumhuriyet Savcısı 12 Ekim 2001 tarihinde, ꢁehit Ayhan Tanrıverdi   Karakolu’nda görevli polis memurları Mehmet Balkan ile Erdal Çörtük’ün ifadelerini almıꢀtır.   Mehmet Balkan, hırsızlık yaptığından ꢀüphe edilen çocuğun 1 Ekim 2001 tarihinde saat   11.45’te yakalandığını ve Adli tıp doktoru tarafından muayene edildikten sonra saat 14’te   serbest bırakıldığını ifade etmiꢀtir. Oysa ki diğer polis memuru ifadesinde Ciğerhun’un saat   19’da halen Karakol’da bulunduğunu, ağladığını ve serbest bırakmalarını istediğini   belirtmiꢀtir.   Đzmir Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 19 Ekim 2001 tarihinde Mehmet Balkan adındaki polis   memurunu 2001/1346-2001/19884 numaralı dosya kaydı ile Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne   sevk etmiꢀtir.   Baꢀvuran, müdahil taraf olarak bu davaya katılmıꢀtır.   Ciğerhun, 19 Mart 2002 tarihli duruꢀmada, kendisini döven polis memurunun Mehmet   Balkan değil de, Narlıdere Polis Karakolu’nda görev yapan, fotoğraflardan teꢀhis ettiği ve   aralarından birinin de Mehmet adında Yozgatlı baꢀka iki polis memurunun olduğunu   belirtmiꢀtir.   Mayıs 2002’de Tabip Odası, dahiliyeci, ortopedi uzmanı, göz doktoru ve psikiyatri   uzmanı tarafından verilen görüꢀleri içeren sağlık belgesi düzenlemiꢀtir.   Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Mart 2002 tarihli bir kararla Mehmet Balkan   adındaki polis memurunun beraatına ve Ciğerhun tarafından teꢀhis edilen Mehmet Zebun ve   Kenan Yeniçeri adındaki iki polis memuru hakkında soruꢀturma baꢀlatılmasına karar   vermiꢀtir.   Savcılık, 19 Ağustos 2002 tarihine yapılan araꢀtırmalar sonrasında Mehmet Zebun ve   Güngör Övünç adındaki polis memurlarını, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk etmiꢀtir.   Buna karꢀın Savcılık, aleyhinde delil yetersizliği bulunan Kenan Yeniçeri hakkında   soruꢀturma yapılmaması kararı almıꢀtır.   Ekim 2003 tarihinde, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi kanıt yetersizliğinden Güngör   Övünç’ün serbest bırakılmasına ve Ceza Kanunu’nun 245 § 1. maddesi uyarınca kötü   muamele yapmak suçundan Mehmet Zebun’un mahkum edilmesine karar vermiꢀtir.   Dava halen Yargıtay’da görülmektedir.   E. Olaylar dizisinin beꢁinci kısmı   Olayların meydana geldiği sırada, 1985 doğumlu olan Bahar, Đnönü ilkokulunda   akꢀam derslerine katılmaktaydı. Her akꢀam, saat 20.30 civarında eve dönmekteydi. Oysa 22   Ekim 2001 tarihinde saat 2.20’de saçları dağılmıꢀ ve gözleri yaꢀlı bir ꢀekilde eve gelmiꢀtir.   Bahar annesine, yolda giderken beyaz renkte Renault marka bir arabanın içinde üç   kiꢀinin kendisine yaklaꢀtığını, kendisini zorla arabaya bindirdiklerini ve Narbel tepesine   götürdüklerini, kendisini ölümle tehdit ederek dövdüklerini belirtmiꢀtir. Bahar, bu kiꢀilerden   birinin genç, uzun boylu ve sakallı olduğunu ifade etmiꢀtir.   Bunun üzerine baꢀvuran, Narlıdere Merkez Karakolu’na giderek ꢀikayetçi olmuꢀ ve   kızının jinekolojik muayenesinin yapılmasını talep etmiꢀtir.   Polisler saat 22 sularında, baꢀvuranla birlikte Bahar’ı olay yerini incelemek üzere   Narbel’e götürmüꢀlerdir. Burada hiçbir suç unsuru bulunamamıꢀtır. Ne arabanın ne de   Bahar’ın tarif ettiği kiꢀinin kimliği teꢀhis edilebilmiꢀtir.   Ertesi gün, olaylara tanıklık etmiꢀ olabilecekleri düꢀünülen beꢀ kiꢀinin ifadeleri   alınmıꢀtır. Bu tanıklar arasında, Bahar’ın okul müdürü ve öğretmeni, 22 Ekim akꢀamında   Ciğerhun’un her zamanki gibi kardeꢀini almak üzere geldiğini, aynı saatlerde çıkan ve   çoğunluğunun aynı yolu kullandığı otuz kadar öğrencinin arasında bir kızı alıkoymanın   mümkün olmadığını belirmiꢀlerdir.   Yine 23 Ekim 2001 tarihinde, Bahar Adli Tıp doktoru tarafından muayene edilmiꢀ,   doktor Bahar’ın hiçbir cinsel ꢀiddete maruz kalmadığını ve kalçasının sağ tarafındaki   hassaslık dıꢀında vücudunda hiçbir darp izine rastlanılmadığını belirtmiꢀtir.   Kasım 2001 tarihli polis raporuna göre, baꢀvuranın kızı hakkında ileri sürdüğü   iddialar polisler tarafından, polisin itibarını zedelemeye yönelik tekrar eden davranıꢀlardan   ibaretmiꢀ gibi algılandığını göstermektedir.   Cumhuriyet Savcısı, 27 Haziran 2002 tarihinde baꢀvuranın iddialarını destekleyecek   unsurlar bulunmadığından dolayı takipsizlik kararı vermiꢀtir.   Baꢀvuran bu karara karꢀı itirazda bulunmamıꢀtır.   F. Olaylar dizisinin altıncı kısmı   Belirtilmeyen bir tarihte, Đzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Birimi,   baꢀvuranın kardeꢀi Menevꢀe Erkuꢀ’un oğlu olan Özgür Erkuꢀ hakkında yakalama emri   çıkarmıꢀtır. Özgür, PKK’nın terörist eylemlerine katılmakla suçlanmıꢀtır.   Beꢀ ya da altı polis 13 Kasım 2001 tarihinde, Özgür’ün ve kardeꢀi Ersin Erkuꢀ’un   çalıꢀtığı ꢀantiyeye baskın düzenlemiꢀ ve onları dövmüꢀlerdir.   ꢁantiye yakınlarında oturan baꢀvuran, Engin Cengiz adındaki baꢀka bir iꢀçiyle beraber   olay yerine gelmiꢀtir. Olaya müdahale etmek isterlerken onlar da tekmelere maruz   kalmıꢀlardır. Olaya karıꢀan kiꢀiler, Narlıdere Polis Karakolu’na götürülmüꢀlerdir.   Olay yerinde düzenlenen tutanaklarda, bu kiꢀilerin polis arabalarını taꢀladığı ve   Özgür’ün tutuklanmasını engellemek için taꢀlarla ve sopalarla A.Kurt ve M. Çınar adındaki   polis memurlarını yaraladıkları ifade edilmektedir.   Bu iki polis memuru hakkında düzenlenen sağlık raporları bu olayı doğrulamaktadır.   Narlıdere Polis Karakolu’nda görevli polis memurları, 14 Kasım 2001 tarihinde bir   tutanak hazırlayarak, baꢀvuranı, Ersin Erkuꢀ’u ve babası Sabri Erkuꢀ’u hakaret etmek, polise   karꢀı gelmek ve Karakol’un perdelerine zarar vermekle suçlamıꢀlardır. Durumdan haberdar   olan Çetinkaya, bizzat kendisinin onları Karakol’a getireceğini belirterek ilgililerin   tutuklanmasını engellemiꢀtir.   Saat 14 sularında, Çetinkaya, baꢀvuran, Sabri Erkuꢀ, eꢀi Menevꢀe ve kardeꢀleri Resul   ve Engin Erkuꢀ ile birlikte oğlu Ersin ve komꢀuları Mithat Cengiz’i Karakol’a getirmiꢀlerdir.   Bu kiꢀilerin sorgulaması sırasında, Sabri ve Erkuꢀ ağır hakaretlerde bulunmuꢀlardır.   Karꢀı gelen baꢀvuran, Merdan adındaki bir polis memuru tarafından coplanmıꢀtır. Bu olaylar   karꢀısında, Ergin Erkuꢀ jiletle kendisini yaralamaya baꢀlamıꢀ ve polisleri kendini öldürmekle   tehdit etmiꢀtir. Ergin Erkuꢀ, Çetinkaya tarafından sakinleꢀtirilmiꢀtir.   Đfadelerini veren ilgili kiꢀiler, Balçova Sağlık Ocağı’nda muayene edilmiꢀlerdir.   Baꢀvuran ve Ergin Erkuꢀ muayene sonrasında Yeꢀilyurt Devlet Hastanesi’ne   gönderilmiꢀlerdir.   Muayene sonrasında düzenlenen sağlık raporunun baꢀvuranla ilgili olan kısmında ꢀu   izlere rastlanıldığı belirtilmiꢀtir:   - - Kasım 2001 tarihli adli tıp raporunda: sol kol hizasında ve sol uyluk kemiğinde   ekimoz tespit edilmiꢀ, bir günlük iꢀ göremez raporu verilmiꢀtir;   Atatürk Eğitim ve Araꢀtırma Hastanesi’nden alınan 19 Kasım 2001 tarihli adli   rapor formu: sağ omuz arkasında kızarıklık, ödem, omuz hareketlerinde kısıtlılık,   omuz eklemlerinde ağrı, saçlı deride ve ensede ağrı olduğu belirtilmiꢀ;   Balçova Sağlık Ocağı’ndan alınan 20 Kasım tarihli adli rapor formu: sağ omuz   hizasında hassasiyet ve dört adet ekimoz ve sol kol hizasında bir adet ekimoz tespit   edilmiꢀtir;   Kasım 2001 tarihli nihai adli tıp raporunda: sağ omuz hizasında ekimoz ve   hassasiyet, sol kas hizasında ekimoz, kafanın ön saçlı derisinde saçlarda seyreklik   tespit edilmiꢀ, iki günlük iꢀ göremez raporu verilmiꢀtir;   - - Raporun Engin Erkuꢀ ile ilgili olan kısmında, kendi eylemi ile meydana gelen kesikler   dıꢀında, ilgili kiꢀinin vücudunda herhangi bir darp izine rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir.   Karakola döndüklerinde, baꢀvuran, Sabri Erkuꢀ ve Ergin Erkuꢀ gözaltına alınmıꢀtır.   Ertesi gün, yani 20 Kasım 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı olaylarla ilgili olarak   baꢀvuranın, Ergin’in ve Sabri’nin ifadelerini almıꢀtır.   Baꢀvuran 27 Kasım 2001 tarihinde, 13 Kasım 2001 tarihinde meydana gelen   olaylardan sorumlu tuttuğu üç polis memuru hakkında ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Đzmir Cumhuriyet Savcısı, 29 Kasım 2001 tarihinde, ilgililerin vücudunda tespit edilen   yaralanmaların, sorumluluğu yalnızca kendilerine ait olan kavga sonucunda meydana geldiği   ve polislerin Özgür Erkuꢀ’u tutuklamak amacıyla hareket ettikleri gerekçesiyle takipsizlik   kararı vermiꢀtir.   Ocak 2002 tarihinde, Çetinkaya karara itiraz etmiꢀtir.   Bu itiraz 22 Nisan 2002 tarihinde görülmüꢀ ve yedi polis memuru hakkında 2003/57   numaralı dosya kaydı ile Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açılmıꢀtır.   Esasa bakan hakimler, 7 Temmuz 2005 tarihinde iddiaların dayanaktan yoksun olması   sebebiyle dokuz sanığın beraat etmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran tarafından temyiz yoluna baꢀvurulması üzerine, dava Yargıtay’a intikal   etmiꢀtir. Dava halen Yargıtay’da görülmektedir.   G. Olaylar dizisinin yedinci kısmı   Đzmir Cumhuriyet Savcısı 28 Kasım 2001 tarihinde, 13 ve 19 Kasım tarihlerinde   meydana gelen olaylardan yola çıkarak Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nde, polise karꢀı   gelmek ve kamu mallarına zarar vermek suçlarından baꢀvuranla birlikte, Sabri, Ersin, Ergin   ve Özgür Erkuꢀ’un mahkum edilmesini talep etmiꢀtir.   Kasım 2001 tarihli iddianamede, Karakola getirilen polislere “faꢀist köpekler” diye   hakaretlerde bulunan baꢀvuranın, “saçlarını yolduğu ve kendisini yere attığı” belirtilmiꢀtir.   Olaylara tanıklık eden Çetinkaya, hiçbir zaman Cumhuriyet Savcısı tarafından   dinlenmemiꢀtir.   Baꢀvuran 25 Mart 2002 tarihinde, sanıklara karꢀı belirgin bir biçimde öfkeli tutum   sergilediği ve savunma hakkının uygulamasını engellediği gerekçesiyle mahkemenin tek   hakimini reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, duruꢀmaya katılan dört tanığın isimlerini vermiꢀtir.   Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi 2 Nisan 2002 tarihli bir kararla, sözü edilen hakim   tarafından sunulan savunmaya dayanarak, baꢀvuranın talebini reddetmiꢀ ve baꢀvuranı hafif   para cezasına çarptırmıꢀtır.   Aralık 2003 tarihli bir kararla, sözkonusu hakim güvenlik güçlerine karꢀı koymak   suçlarından baꢀvuranı, Özgür’ü ve Ergin’i hafif hapis cezalarına mahkum etmiꢀ, verilen   cezalar para cezasına çevrilmiꢀtir.   Çetinkaya, 9 ꢁubat 2004 tarihinde, Yargıtay’a temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.   Dava halen Yargıtay’da görülmektedir.   HUKUK AÇISINDAN   I. DAVANIN KONUSU   A. Baꢁvuranın ꢁikayetlerinin nedeni   Đlk baꢀvurusunda baꢀvuran, 16 Ekim 2000 ve 15 Mart 2001 tarihinde meydana gelen   olaylar dizisinin özellikle ikinci kısmına atıfta bulunmaktadır. Baꢀvuran, kendisi ve çocukları   Ciğerhun ve Nurꢀin adına, gözaltına alınmalarının ve Burdur Polis Karakolu’nda kendilerine   uygulanan muamelenin yalnızca AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinin değil, Sabri Öner’in ailesi   ile görüꢀmesinin engellenmesi ile 8. maddenin ihlaline de yol açtığını belirtmektedir.   Baꢀvuran ikinci baꢀvurusunda, üçüncüden altıncı kısıma kadar olan olaylar dizisinin   ceza davası konusunu teꢀkil ettiğini dile getirmekte, bu dönemde özellikle tartaklanıp,   tecavüze uğradığının ve aꢀağılandığının altını çizmektedir. Baꢀvuran, bu olaylarla ilgili   ꢀikayette bulunmak için ceza baꢀvuru yollarının etkisiz olduğundan ꢀikayetçi olmakta,   AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   Baꢀvuranın avukatı 3 Haziran 2004 tarihli bir yazı ile 3. madde bakımından ceza   sürecinin Yargıtay’ın kararı ile kapandığı gerekçesiyle AĐHM’den olaylar dizisinin ilk kısmını   oluꢀturan ihdasi olayları da gözetmesi isteminde bulunmuꢀtur.   B. AĐHM’nin incelemesinin sınırı   AĐHM, baꢀvuranın iꢀkenceye ve tecavüze uğradığını ileri sürdüğü olaylar dizisinin ilk   kısmının her iki baꢀvurusunda olduğu kadar daha sonra sunmuꢀ olduğu yazılı görüꢀlerinde de   nakledildiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte ilgili dönemde, müvekkiline iꢀkence   yapmakla suçlanan sanıklar hakkında baꢀlatılan ceza sürecinin kapanması ile Çetinkaya   AĐHM’ye bu konuda ayrı bir baꢀvuruda bulunma isteğini iletmiꢀtir.   Sonuç olarak, bu ꢀikayete değin olgusal olaylar 73792/01 no’lu ekli baꢀvuruda   Hükümet’in bilgisine sunulmuꢀ ise de, Đçtüzüğün 54 § 2 b) ve/veya c) maddesi uyarınca   Hükümete yönelik hiçbir çağrıda bulunulmamıꢀtır.   Zira, bu arada ceza süreci gözden geçirilerek tamamlanmıꢀ ve 3 Haziran 2004 tarihli   bir yazı ile Bayan Çetinkaya AĐHM’den sözkonusu ꢀikayetin esastan incelenmesi kapsamının   geniꢀletilmesi talebinde bulunmuꢀtur. Zaten, bu yazı Hükümete görüꢀ için değil bilgi amaçlı   olarak 13 Temmuz 2004 tarihinde iletilmiꢀtir.   Bu sırada, 6 Ağustos 2004 tarihinde baꢀvuran bu defa Karakaꢀ ve Keskin’in   beraberinde özellikle sözkonusu ꢀikayetlerin ve aynı olaylar dizisinin yer aldığı yeni bir   baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Bu baꢀvuru, 43504/04 dosya numarası ile tescil edilmiꢀtir.   AĐHM, Çetinkaya tarafından 3 Haziran 2004 tarihinde yapılan talebin konusunun,   daha sonraki 43504/04 no’lu baꢀvuru ile karıꢀtığını not etmektedir.   AĐHM, mevcut baꢀvurunun esastan incelenmesi amacıyla dile getirilen olayların   değerlendirilmesinden ayrı olarak 43504/04 no’lu yeni baꢀvuruda yer alan sözkonusu   ꢀikayetin incelenmesinin yerinde olacağına itibar ederek önceki talebi reddetmektedir.   AĐHM ayrıca, dile getirilen olaylar dizisinin yedinci kısmının herhangi bir ꢀikayet   konusunu teꢀkil etmediği tespitini yapmaktadır. Bu bölüm incelemeye alınmayacaktır.     C. AĐHM’nin incelemesinin geniꢁletilmesi   Dava konusu olayların hukuki nitelendirme yetkisini elinde bulunduran AĐHM,   baꢀvuranların veya Hükümet’in olayları aktardıkları ꢀekliyle bağlayıcı olmadığını   kaydetmektedir: bir ꢀikayet basit yollar veya hukuki argümanlar aracılığıyla değil olayların   aktarılması ile ꢀekillenir (Bkz. Powell ve Rayner-Đngiltere kararı, 21 ꢁubat 1990, seri: A no:   172, s. 13, § 29).   Jura novit curia (yargıç hukuku bilen sayılır) ilkesi gereğince (Bkz. Guerra ve   diğerleri-Đtalya, 19 ꢁubat 1998) AĐHM mevcut halde, baꢀvuranın da ayrıca ortaya koyduğu   üzere, olaylar dizisinin ikinci kısmını resen incelemek durumundadır. Bu bağlamda, ꢀikayet   konusu olaylar hakkında yanıt verme olanağı bulunan Hükümet, savunmasını hazırlarken   adaletin iyi iꢀleyiꢀinin savunmasını etkilediğini veya menfaatlerine zarar verdiğini öne   süremez.   AĐHM, AĐHS’nin 5 § 1. maddesini hatırlatır.   II. AĐHS’NĐN 3, 5, 8, VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   A.Tarafların görüꢁleri   1. Ön itirazlar hakkında   Hükümet, genel olarak yargı süreçlerinin halen devam ettiği ve bu süreçlere konu   teꢀkil eden ꢀikayetlere dair iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.   Hükümet özellikle baꢀvuran tarafın bazı iddialarının, ulusal mahkemeler önünde gerektiği gibi   dile getirilmediği tespitinde bulunmaktadır.   Özellikle 16 Ekim 2000 tarihinden itibaren Burdur’da meydana gelen olaylar dizisinin   ikinci kısmı ile ilgili, Hükümet baꢀvuranı yakalanma nedenindeki yanlıꢀ bilginin   sorumluluğunu yetkililere yüklemek için idari yargıya baꢀvurmamakla suçlamaktadır.   Baꢀvuranın Mart 2002’de zorla alıkonduğu iddiası hakkında Hükümet, yetkili   mahkemeler önünde bu yönde hiçbir ꢀikayette bulunulmadığını ifade etmektedir.   Baꢀvuran, özellikle iç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında görüꢀ bildirmemiꢀtir.   2. ꢁikayetlerin esası hakkında   a. Olaylar dizisinin ikinci kısmı bakımından   Hükümet ikinci olarak, yürütülen soruꢀturma neticelerine göndermede bulunmakta ve   Ekim 2000 tarihli sağlık raporunda yer alan ekimozların baꢀvuranın serbest bırakılması   sonrasındaki günlerde meydana gelen bir olayın sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini,   Ekim 2000 tarihinde hazırlanan ilk raporda hiçbir yaralanma izine rastlanılmadığını   savunmaktadır.     Hükümet, ayrıca 3. madde bakımından Türkiye’nin sorumluluğu üstlenemeyeceğini,   dahası, arama amacına dayalı hürriyetten yoksun bırakmanın 8. maddede yer alan hükmün   ihlalini oluꢀturmayacağını kaydetmektedir.   Hükümet bir ihlal olduğu varsayılsa bile, polis tarafından aranan kiꢀileri temel alan   verilere baꢀvurmanın meꢀru olduğunu ve yasal bir amaca yanıt verdiğini dile getirmektedir.   Yasa ile tanımlanan çerçeve dahilinde, polis yetkilileri kendilerine intikal eden bilgiye   uygun olarak hareket etmek durumundadır: bu amaçladır ki Burdur polisi altı saat içinde   doğrulanmasını istediği bilgilere dayalı olarak baꢀvuranı gözaltına almıꢀtır. Fakat arama   emrinin dayanaksız olduğu anlaꢀılınca adı geçen serbest bırakılmıꢀtır.   Hükümet, Burdur polisinin yakalama kararından evvel sözkonusu arama iꢀlemini teyit   edebileceğini kabul etmekte, buna karꢀın, yalnızca sistem bilgisayarına verilerin aktarılması   sırasındaki dikkatsizlik sonucu meydana gelen bu ihmalin daha sonra sürdürülen idari   soruꢀturma ile giderilmiꢀ sayılması gerektiğini kaydetmektedir.   Baꢀvuran, Hükümet’in iddialarına karꢀı çıkmakta, merkezi sistem verilerinin   iꢀleyiꢀinin devletin görevlilerinin davranıꢀlarını haklı çıkarmayacağını ileri sürmektedir. Tam   tersine, bu durum hiçbir neden olmaksızın hürriyetten yoksun bırakma sonucu baꢀvuran ve   reꢀit olmayan iki çocuğu açısından AĐHS’nin 5. maddesinin ihlalinin tanındığının belirtisidir.   Hükümet’in aksine baꢀvuran, bilgilerin teyit edilmesinden ve aynı zamanda hakarete   uğramasından sonra salıverildiğini dile getirmektedir.   b. Olaylar dizisinin üçüncü kısmı bakımından   Hükümet baꢀvuranın açıklamalarının hiçbir ağırlığının bulunmadığının altını çizerek,   iꢀkence ve ırza geçme konusunda açılan bir kamu davasında, davacı taraf baꢀvurusunu geri   çekse dahi resmi olarak davanın sürdürülme zorunluluğunun bulunduğunu kaydetmektedir.   Sonuç itibariyle, hiçbir polis memuru baꢀvuranın ꢀikayetini geri çekmesinin davanın   kapanmasına yeteceği beklentisi içine giremez.   Baꢀvuran bu konuda olayların meydana geldiği dönemdeki iꢀkence ve tecavüz   zanlılarından biri olan polis memuru Hasan ꢁener’in ikamet ettiği Đzmir Balçova’ya   nakledildiği tespitini yapmakla yetinmiꢀtir.   c. Olaylar dizisinin dördüncü kısmı bakımından   Hükümet, Ciğerhun Öner adına öne sürülen iddiaların esası ile ilgili olarak, adı   geçenin hırsızlık suçundan arandığını, kötü muameleye uğramıꢀ sayılamayacağını, kaldı ki   annesine o gün teslim edildiğini hatırlatmaktadır.   Hükümet’e göre, baꢀvurunun bu kısmı tamamıyla dayanaktan yoksundur.   Baꢀvuran daha on bir yaꢀında olan Ciğerhun’a yönelik hırsızlık suçlamalarının   yanıltıcı olduğunu öne sürmektedir. Ciğerhun aleyhinde hırsızlık suçu ile ilgili açılan bir   davanın, baꢀlatılan bir soruꢀturmanın bulunduğunu teyit edecek hiçbir resmi belge yer   almamaktadır.     Baꢀvuran, Đzmir Tabipler Odası’nın görüꢀüne atıfta bulunarak bir buçuk yıl içinde ona   yakın defa sorgulanan Ciğerhun’da saptanan psikolojik bulgulardan yetkilileri sorumlu   tutmaktadır.   d. Olaylar dizisinin beꢁinci kısmı bakımından   Hükümet, Bahar Öner’e iliꢀkin iddiaların incelemeye alınmadığını belirtmektedir. Bu   konuda yürütülen soruꢀturma sonuçlarına dayanan Hükümet’e göre, baꢀvuranın olay günü   Bahar’ın erkek kardeꢀi Ciğerhun ile birlikte olduğu bilgisini polislere bildirmemesi, ilgilinin   samimiyetinden ꢀüphe duyulduğunu ortaya koymaktadır.   Baꢀvuran bu konuda Cumhuriyet Savcısı’nın, Devlet görevlilerine karꢀı tanıklık   etmeye elveriꢀli kiꢀileri dinlediği, buna karꢀın, okul bahçesinde kız kardeꢀini bekleyen   Ciğerhun’un bile dinlenilmediği karꢀılığını vermektedir.   e. Olaylar dizisinin altıncı kısmı bakımından   Kasım 2001 tarihinde ꢀantiyede meydana gelen olayların reddedilmesi hakkında   Hükümet, baꢀvuran tarafından dile getirilen birtakım yaralanma ꢀikayetinin kendi meselesi   olduğunu savunarak, olay günü baꢀvuranın ve bazı kiꢀilerin Özgür Erkuꢀ’un tutuklanmasına   engel olmak için polise taꢀ ve sopalarla saldırdığını hatırlatmaktadır. Uyarılara rağmen bu   çatıꢀmadan kaçınılamamıꢀ, polis grubu dağıtmak için güç kullanmak durumunda kalmıꢀtır.   Hükümete göre 19 Kasım 2001 tarihinde polis karakolunda meydana gelen olaylardan,   kendini yere atarak polise karꢀı çıkan ve omuzlarını radyatör bölmelerine vuran baꢀvuran   sorumludur.   Baꢀvuran bu savlara karꢀı çıkmaktadır: baꢀvuran özellikle 13 Nisan 2001 tarihli olayda   yaralanan polis memuru Çınar adına düzenlenen sağlık raporunu ileri sürmektedir. Sağ elinde   görülen ödem ve ekimoz olay yerindeki kiꢀileri geri püskürtmek için yumruklarını   kullandığının göstergesidir.   f. AĐHS’nin 13. maddesi bakımından   Baꢀvuran ilk baꢀvurusunda, olaylar dizisinin ilk kısmına göndermede bulunarak,   soruꢀturmaların yaralanmalarına iliꢀkin tıbbi saptamalar ve küçük yaꢀtaki iki çocuğunun   gözaltına alınması dikkate alınmaksızın tamamlandığını öne sürmektedir. Baꢀvuran   Cumhuriyet Savcısı’nın kiꢀisel durumunun gözetilmesini incelemek yerine kendisini   güçlüklere dayanıklı bir kiꢀi olarak görmesinden yakınmaktadır. Ayrıca, hakim iki çocuğunun   dinlenmesini veya psikolojik durumlarının kontrolden geçmesini bile gerekli görmemiꢀtir.   Đkinci baꢀvurusunda baꢀvuran kendisini çevreleyen diğer olaylara değinerek bu yönde   iktibas edilen baꢀvuru yollarının etkisiz olduğunu ifade etmektedir. Baꢀvuran, özellikle   Ciğerhun adına yapmıꢀ olduğu ꢀikayeti müteakip sürdürülen soruꢀturmada, Savcılığın ꢀikayet   konusu 5 ve 7 Ekim 2001 tarihli olaylar kapsamında soruꢀturma yapmak yerine 1 Ekim 2001   tarihli soruꢀturmaya yersiz bir biçimde yönelip ertelemesiyle yol açtığı ihmalkarlığın gerçek   sorumlu kiꢀilerin incelemeye alınmasının sekiz ayı bulduğunu dile getirmektedir.     Hükümet, mevcut baꢀvuruda sürdürülen hiçbir soruꢀturmanın 13. madde açısından   eleꢀtirilecek bir yanı olmadığını savunmaktadır.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   1. Kabuledilebilirlik hakkında   Tarafların sunmuꢀ oldukları görüꢀleri takiben ve inceleme konusu olaylar dizisi   arasında bir ayrıma giderek iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği sorusunun incelenmesi   gerekmektedir.   a. Olaylar dizisinin ikinci kısmı hakkında   Baꢀvuranın ve iki çocuğunun Burdur Cezaevi önünde alıkonulması ile baꢀlayan   olaylara dair AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesine aykırı bir uygulamadan ꢀikayetçi olmak için – bu   duruma uygulanabilirlik yadsınmamakta – Türk hukukunda öngörülen ceza baꢀvuru yollarının   § 1. madde doğrultusunda uygun ve yeterli olduğunu bir kez daha yinelemektedir (Bkz.   Mehmet Sıdık Çelepkulu-Türkiye kararı, no: 41975/98, 7 Haziran 2005).   Böylece, baꢀvuran yetkili Savcılık önünde 19 Ekim 2000’de ꢀikayetçi olmuꢀ,   Hükümet’e göre polis verilerinin güncellenmesindeki yanlıꢀın sorumlularının tespitine olanak   tanıyan idari davadan baꢀka, Türk hukukundaki diğer baꢀvuru yollarına gitmemiꢀtir (Bkz.   Nimet Acar-Türkiye kararı, no: 24940/94, 3 Mayıs 2001). Bu bağlamda, bu konudaki idari   soruꢀturmanın 22 ꢁubat 2001’de, sözü edilen iki görevliye yüklenebilecek hiçbir hatanın   olmadığı ꢀeklinde tamamlandığını not etmek gerekir.   Benzer bu durum, baꢀvuranın idari mahkemeler önünde açılacak bir davadan makul   ꢀekliyle yararlanabileceğini ummasına pek de imkân tanımamaktadır (Bkz. mutatis mutandis,   Raninen-Finlandiya kararı, 16 Aralık 1997).   Bu sonuç aynı zamanda AĐHS’nin 5 § 1. maddesi için de geçerlidir, Hükümet resmi   bilgilere dayandığından baꢀvuranın yakalanmasının meꢀru sayıldığı itirazını yapmaktadır   (Bkz. Mustafa Recep Erdoğan-Türkiye kararı, no: 25160/94).   AĐHM bununla birlikte, Hükümet’in baꢀvurunun bu bölümüne dair itirazını   reddetmektedir.   b. Olaylar dizisinin üçüncü kısmı hakkında   AĐHM, baꢀvuranın 19 Ekim 2000 tarihli ꢀikayetini geri çekmesi için Mart 2002’de   alıkonulduğunu ve yapılan yıldırma baskılarına iliꢀkin iddialarının kaygı verici olduğunu   yadsımamaktadır.   Bunun yanı sıra, olaylara dair dava dosyasında yer alan kimi unsurlar AĐHM’yi   bunların daha önce tetkik edilmediğini düꢀünmeye sevk etmektedir.   Öncelikli olarak öne sürülen Mart 2002’deki gözaltı olayı ile ilgili AĐHM, dava   dosyasından baꢀvuranın, Çetinkaya beraberinde bu olayın öncesinde olduğu gibi sonrasında   da hukuki bir giriꢀimde bulunduğunu gösterir herhangi bir ibarenin yer almadığı saptamasını   yapmaktadır.     Đçtüzüğün 40. ve 41. maddeleri uyarınca Hükümet’in bu ꢀikayetten haberdar olması   gerektiği koꢀuluyla birlikte AĐHM, benzer durumun baꢀvuranın bu ꢀikayeti öncelikli olarak   ulusal mahkemeler nezdinde dile getirmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaya yettiğine ikna   olmamıꢀtır (Bkz. Cardot-Fransa kararı, 19 Mart 1991).   AĐHM, bu olayın 15 Mart 2002 tarihinde AĐHM’nin dikkatine getirilmesi kararından   evvel ve baꢀvurunun 21 Mart 2002 tarihinde ivedilikle Hükümet’in bilgisine sunulmasından   da öte, baꢀvuranı bu konuda hareket etmeyi engelleyecek özel bir tutuklama kararı veya hiçlik   duygusu hissetmesine dair doğrulanabilir hiçbir unsuru görememektedir.   Bu ꢀikayet AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği   gerekçesi ile karꢀı karꢀıya gelmektedir.   Baꢀvuranın tartaklanmaktan sözüm ona gözaltına alınması öncesine kadar giden   iddialar için baꢀka bir yaklaꢀım ağır basmaktadır. Bu iddiaların savunulabilir olduğu farz   edilse bile, bu noktada az gerekçelendirilmiꢀ, teyit edilmesi olanaksız olaylar sözkonusudur.   Ulusal yetkililerin baꢀvuranın Devletin görevlilerine yüklenebilir kötü davranıꢀlarının   mağduru olmadığı tespiti AĐHM’nin tartıꢀma konusu olmamaktadır (Bkz. Klaas-Almanya   kararı, 22 Eylül 1993). Ayrıca bu yönde, Hükümet’in ilgili döneme dair, baꢀvuran ꢀikayetini   geri çekse dahi Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin iꢀkence ve tecavüz hususunda baꢀlattığı   süreci resmi olarak sürdürdüğü ꢀeklindeki savını kabul etmek gerekir.   Bu bağlamda, davanın devam ettiği sırada, baꢀvuran tarafça teꢀhis edildiği halde,   baꢀvuranın oturduğu ꢀehre tayin edilen iꢀkence sanıklarından polis memuru Hasan ꢁener de   dahil, baꢀvuranın devletin görevlilerinin karıꢀtığı baskı ve yıldırma iddiaları karꢀısında   herhangi bir hukuki baꢀvuruda bulunmaması gibi bir karine dayanak oluꢀturmamaktadır.   Söz edilen iddialara iliꢀkin dava dosyasında eksikliğin bulunması ve bu noksanlıkların   baꢀvurana yüklenebilir olması nedeniyle AĐHM, Çetinkaya tarafından 24 Ocak 2003 tarihinde   Mahkemeye iletilen beyanın dikkate alınması gerektiğine itibar etmektedir. Mevcut   baꢀvurunun Hükümet’e bildirilmesini takiben, ꢀu ana dek süren baskı unsurlarının son   bulduğu, ulusal yetkililerin yapılan hatayı kabul ederek polis karakolunun askıya alınmasının   sağlandığı alenen dile getirilmiꢀtir.   Bu noktada, bu yeni duruma baꢀvuran ve temsilcisi tarafından dile getirilen teselli   eklenmektedir.   AĐHM bu beyanda baꢀvuran lehine alınan tedbirlerin teyit edildiğini, davasından özü   itibariyle haberdar olması ve tazmin edilmesi isteğiyle adı geçenin manevi zarara   uğramadığını, davanın bu bölümündeki «mağdur» sıfatının geri çekilebilir olduğunu   kaydetmektedir. (Bkz. mutatis mutandis, Rotaru-Romanya kararı, no: 28341/95).   Bu mülahazalar ıꢀığında AĐHM, olayların güncel halinin baꢀvurunun bu bölümüne   iliꢀkin özel hiçbir sorunu ortaya koymadığı, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca   temelden yoksun olduğu sonucuna varmıꢀtır.     c. Olaylar dizisinin dördüncü kısmı hakkında   Ciğerhun Öner’in yakalanma kararları hakkında AĐHM, baꢀvuranın 10 Ekim 2001   tarihinde ꢀikayetçi olduğunu, fakat Ciğerhun tarafından teꢀhis edilen sorumluların tam   anlamıyla incelenmesinin 19 Mart 2002 tarihinde gerçekleꢀtirildiğini gözlemlemektedir.   Eleꢀtiriye açık bir gecikme sözkonusu olmakla birlikte, Ciğerhun açısından dile   getirilen iddiaların ağırlık düzeyi ve tespit olunan gecikmenin hassasiyeti dikkate alındığında   bu gerekçeyle TCK’nın 245 § 1. maddesinin uygulanmasına istinaden adı geçene kötü   muamelede bulunan polislerden birinin cezaya çarptırılması kadar, bu konuda sürdürülen ceza   süreci de etkisiz olarak nitelendirilemez (Selmouni-Fransa kararı ile karꢀılaꢀtırınız no:   25803/94).   Bu süreç AĐHS’nin 35. maddesinde yer aldığı ꢀekilde olmalıdır. Zira, Yargıtay’a   gönderilen dava halen devam etmektedir.   Devletler kendi iç hukuk düzenlerindeki durumu düzeltme olanağını bulmadan evvel   AĐHM önündeki fiillerine karꢀılık veremediğinden AĐHM, Türk yüksek yargısının nasıl karar   vereceği ve ilk derece mahkemesinin ikinci kararının sonucunun ne olacağı hakkında bir   tasavvur yapılamayacağına itibar etmektedir. Baꢀvuran ꢀu an AĐHM önünde temel haklarının   ihlaline yol açtığını ileri sürdüğü olaylar hakkında dilerse yeniden baꢀvurma yetisine halen   sahiptir.   Bu nedenle, AĐHM baꢀvurunun bu kısmının olgunlaꢀmamıꢀ olduğu yargısında   bulunmakta ve bu çerçevede iç hukuk yollarının tüketilmemesini ayrı tutmaktadır.   d. Olaylar dizisinin beꢁinci kısmı hakkında   Bahar Öner’in kaçırılıp saldırıya uğraması ile ilgili AĐHM, baꢀvuranın bu doğrultudaki   ꢀikayeti ile baꢀlatılan sürecin 27 Haziran 2002 tarihli men-i muhakeme kararı ile sona   erdiğini, ilgili tarafından itiraz edilmediğinden kararın nihai hale geldiğini gözlemlemektedir.   AĐHM’nin sözkonusu temyiz konusunda daha önce dile getirdiği üzere, Türk Hukuk   sisteminin tanıdığı temyiz baꢀvurusu ꢀans tanımaktan uzak olmayıp, tüketilebilir   sayılmaktadır (Bkz. Hüseyin Kanlıbaꢀ-Türkiye no: 32444/96, 28 Nisan 2005, Epözdemir-   Türkiye no: 57039/00, 31 Ocak 2002 ve ꢁen-Türkiye kararı, no: 41478/98, 30 Nisan 2002   tarihli kararlar).   AĐHM’ye göre baꢀvuranın bu noktada yaptığı ceza hukuku baꢀvurusu Devletin   görevlileri aleyhinde ceza soruꢀturması baꢀlatmaya ve sonuç olarak ꢀikayetlerini sunmaya   olanak tanır ꢀekildedir. Adı geçen, 29 Kasım 2001 tarihli men-i muhakeme kararına karꢀı   baꢀarıyla sürdürdüğü ve diğer baꢀvuranların da daha evvel istifade etikleri gibi, bu hukuki   baꢀvuru yolunu kullanmıꢀtır (Bkz. örneğin Fidan-Türkiye kararı, no: 24209/94, 29 ꢁubat   2000, Toktaꢀ-Türkiye kararı, no: 38382/97, 5 Mart 2002).   Bu nedenle, AĐHM, Hükümetin iç hukuktaki baꢀvuru yollarının tüketilmemesi   gerekçesine takılan bu bölüme iliꢀkin itirazını kabul etmektedir.     e. Olaylar dizisinin altıncı kısmı hakkında   Özgür Erkuꢀ adlı kiꢀinin yakalanması sırasına meydana gelen olaylara iliꢀkin olarak,   AĐHM, 7 Temmuz 2005 tarihinde sanıkları beraat ettiren Đzmir Ceza Mahkemesi’nin Yedinci   Dairesi önünde dokuz polis memuru aleyhinde, 22 Nisan 2002 tarihinde bir kamu davası   açıldığını tespit etmektedir. Bununla birlikte, baꢀvuran Yargıtay önünde bu karara itiraz   etmiꢀtir, dosya hâlâ Yargıtay’ın incelemesindedir.   Bu ꢀikayete iliꢀkin koꢀullar göz önüne alınınca, AĐHM, Ciğerhun Öner adlı kiꢀinin   adına oluꢀturulan ꢀikayetler hakkında daha önce benimsediği çözümden vazgeçmek için   hiçbir neden görmemektedir.   Yine, aynı gerekçelere dayanarak, AĐHM, sorumlu olduğu sanılan kiꢀiler aleyhine   davada giriꢀilen hukuki yol henüz sonuçlandırılmadığından baꢀvurunun bu kısmının tam   oluꢀmamıꢀ olduğunu beyan etmektedir.   f. AĐHS’nin 13. maddesi hakkında   AĐHM, olaylar dizisinin üçüncü kısmından altıncı kısmına kadar olan bölümle   bağlantılı olarak oluꢀturulan ꢀikayetlerin kabuledilebilirliğine iliꢀkin vardığı sonuçları ve   AĐHS’nin 13. ve 35 § 1 maddeleri arasındaki sıkı benzerlikler göz önüne alınınca, bu olaylara   iliꢀkin olarak AĐHS’nin 13. maddesine dayanılarak yapılan ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3   maddesi uyarınca mesnetsiz oldukları sonucuna varmaktadır (Slimani-Fransa, 57671/00 no’lu   karar).   Buna karꢀılık, olaylar dizisinin ikinci kısmına iliꢀkin olarak, AĐHM, Hükümetin bu   bağlamda iç hukuktaki baꢀvuru yollarının tüketilmemesine dayandırdığı tek vasıtayı bertaraf   ettiğini hatırlatmaktadır. Baꢀvurunun bu kısmıyla ilgili olarak baꢀka hiçbir soru tespit   edilmemiꢀtir ve AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının kabuledilebilirliğine iliꢀkin hiçbir engel   tespit etmemektedir.   g. Sonuç   Böylece, olaylar dizisinin davada belirtilen ikinci kısmını göz önüne alınca, AĐHM,   ayrı ayrı ele alınan veya AĐHS’nin 13. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan 3 ve 8   maddelerine iliꢀkin ꢀikayetlerin ve özü itibariyle, AĐHS’nin 5 § 1 maddesine iliꢀkin ꢀikayetin   kabuledilebilir olduğunu beyan etmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 35 §§ 1, 3 ve 4 maddesinin uygulanması uyarınca, daha önce   belirtilen gerekçelerden dolayı, ꢀikayetlerin geri kalanını bertaraf etmektedir.   2. Esas hakkında   a. AĐHS’nin 5 § 1 maddesinin incelenmesi hakkında   AĐHM, özgürlükten alıkoymanın ancak AĐHS’nin 5 § 1 maddesinde belirtilen   durumlarda uygulanabileceğini hatırlatmaktadır. Örneğin, AĐHS’nin 5 § 1 c) maddesi   bakımından, bir kiꢀi, bir suç iꢀlemekten suçlandığı için yetkili hukuk makamının önüne   çıkarılmak üzere, ancak bir ceza davası kapsamında alıkonulabilir (R.L. ve M.-J.D.-Fransa,   44568/98 no’lu, 19 Mayıs 2004 tarihli karar).     Bu bağlamda, AĐHM, AĐHS’nin sisteminde 5. maddenin önemini tekrar belirtmenin   gerekli olduğu kanaatindedir: Kısa süreli bir kontrolün gerçekten de mümkün olduğu kadar   keyfiyet riskini azaltabileceği ve hukukun üstünlüğünü sağlayabileceği ve de baꢀvuranın   iddiaları gibi olan kötü muamelelerin ortaya çıkarılmasına ve önlenmesine götürebileceği   sonucuna bağlanmıꢀ olarak, AĐHS’nin 5. maddesi, Devletin, bireyin özgürlüğüne iliꢀkin keyfi   müdahalelerine karꢀı, sözkonusu bireyin korunmasını öngören, bireye ait temel bir hakka   iliꢀkindir (bkz, Dikme-Türkiye, 20869/92 no’lu karar).   Mevcut davada, baꢀvuranın 16 Ekim 2000 tarihinde, yanında iki çocuğu varken   yakalanmasının mesnetsiz olduğu – ki zaten Hükümet de buna itiraz etmemektedir- ortaya   çıkmıꢀtır çünkü sözkonusu yakalama, yanlıꢀ olduğu belirlenen bir polis haberinin üzerine   gerçekleꢀtirilmiꢀtir.   Çağdaꢀ toplumlarda polisin görevlerini yerine getirirken karꢀılaꢀtığı zorlukları ve de   öncelikler ve kaynaklar olarak yapılacak iꢀlevsel tercihleri gözden kaçırmadan, AĐHM, bu   ꢀekil yanlıꢀların çok özel bazı durumlarda anlaꢀabileceğini kabul etmektedir. Tersi, AĐHS   bakımından, makamlara dayanılmaz veya aꢀırı bir yük dayatmak olurdu (mutatis mutandis,   Osman-Đngiltere, 28 Ekim 1998 tarihli karar).   Bununla birlikte, bu kabul, makamlar, bu ꢀekil yanlıꢀların ortaya çıkıꢀını önceden   haber vermek için genel nitelikli belirgin önlemler aldıklarına ve bu ꢀekil durumlara   uyarlanmıꢀ usuller ve kontrol ꢀekilleri geliꢀtirdiklerine ve bunların her zaman AĐHS’ye uygun   olarak gerçekleꢀtirildiklerine AĐHM’yi ikna ettikleri takdirde değer kazanır.   Polisin, suç araꢀtırması iꢀlemlerinin ve suçluların adalete teslim edilmesinin kapsamını   meꢀru olarak sınırlandıran kanuni yollara ve diğer garantilere - özellikle AĐHS’nin 5 ve 8   maddelerinde öngörülen garantiler de dahil olmak üzere - tam olarak uyarak suçluluğu   önlemek ve önceden haber vermek görevini yerine getirdiğinden emin olmak gerekmektedir   (Osman, ibidem).   Bununla birlikte, davada hiçbir ꢀey, AĐHM’yi bu yönde ikna etmeye, baꢀvuranın   yakalanmasını onaylamaya ve daha da az ihtimalle, baꢀvuranın yaklaꢀık 18 saat boyunca polis   merkezlerinde alıkonmasını onaylamaya olanak tanımamaktadır. Bu ꢀekil bir sürenin, mevcut   ꢀekliyle, AĐHS’nin 5. maddesinin öngördüğü ivedilik gerekliliklerine aykırı hareket   etmediğinin kabul edildiği halde bile, sadece iki çocuğu bu durumun tehlikelerinden uzak   tutmanın, davada zorunlu kılınan önlemin meꢀruluğundan emin olmakla yükümlü olan   makamlar tarafından daha hızlı bir tepki gösterilmesine hükmettiği göz ardı edilemeyecek bir   husustur.   Bu bağlamda, ister uyuꢀmazlık konusu yakalamanın temelindeki polis bilgisinin   kontrol edilmesinin bu ꢀekil bir süre gerektirmiꢀ olması isterse polis memurlarının tamamen   iyi niyetle hareket etmiꢀ olması, aynı ꢀekilde, hükümetin, polisin suçluluğu engellemeye   yönelik veri tabanının meꢀruluğunu ve önemini ileri sürdüğü zaman AĐHM önünde   yararlandığı kamu yararı önemsiz olamamaktadır.   Aslında, AĐHM’nin, bu ꢀekil bir akıl yürütmeyi takip etmesi için, en azından   makamların, ilkönce, usulüne uygun ꢀekilde, sözkonusu olan özgürlükten alıkoyma önlemine   göre daha az katı olan diğer önlemlerin kamu yararının korunması için yeterli olamayacağını   ispatlaması gerekirdi (bkz, mutatis mutandis, Witold Litwa-Polonya, 26629/95 no’lu karar).     Özet olarak, AĐHM, baꢀvurana ve çocuklarına uygulanan önlemlerin AĐHS’nin 5 § 1   maddesiyle bağdaꢀmadığı kanaatindedir (bkz, mutatis mutandis, Raninen).   Dolayısıyla, bu düzenleme onlara karꢀı ihlal edilmiꢀtir.   b. AĐHS’nin 3. maddesinin incelenmesi hakkında   AĐHS’nin 3. maddesi demokratik toplumların temel değerlerinden birine iliꢀkindir ve   hiçbir ꢀekilde itiraz konusu olamaz.   AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına girmek için, kötü muamelenin, değerlendirilmesi   davanın verilerinin bütününe, özellikle muamelenin süresine ve fiziksel ve zihinsel etkilerine   veya bazen cinsiyet, yaꢀ ve mağdurun sağlık durumuna göre değiꢀen, asgari bir ciddiyet   seviyesine ulaꢀması gerekir.   Bir muamele, özellikle, uzun süre boyunca taammüd ile uygulandıysa ve güçlü fiziksel   ve ruhsal acılara sebep olduysa AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca “insanlık dıꢀı”dır. Bunun   dıꢀında, bir ceza ya da muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca “alçaltıcı” olup olmadığını   araꢀtırırken, AĐHM, amacın ilgiliyi küçük düꢀürmek veya alçaltmak olup olmadığını ve   etkilerine göre, önlemin ilgilinin kiꢀiliğini AĐHS’nin 3. maddesiyle bağdaꢀmayan ꢀekilde ihlal   edip etmediğini inceleyecektir.   Bir kiꢀinin yakalanmasının veya alıkonulmasının AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca   “alçaltıcı” olması için, bunlara eꢀlik eden küçük düꢀürmenin veya alçaltmanın özel bir   seviyede bulunmaları ve her halde, her yakalama veya alıkoyma iꢀleminin özünde olan   alıꢀılmıꢀ küçük düꢀme unsurundan farklı olmaları gerekmektedir (Ülke-Türkiye, 39437/98   no’lu, 24 Ocak 2006 tarihli karar).   Bu bağlamda, muamelenin kamusal niteliği belirgin bir unsur teꢀkil edebilir, ama   mağdurun vicdanında kendisini küçük düꢀmüꢀ hissetmesinin, baꢀkalarının gözünde durum   öyle olmasa bile yeterli olabileceğini hatırlatmak gerekmektedir (bkz. Raninen).   Bir özgürlükten alıkoyma eylemini değerlendirirken, birbirine eklenen etkilerini ve   ilgilinin özgül iddialarını da göz önüne almak gerekmektedir (Dougoz-Yunanistan, 40907/98   no’lu karar).   Burada sözkonusu olan muamelenin tipi konusunda, AĐHM, bir miktar güç   kullanımına baꢀvurmanın ve halk patlamasının, kanuni bir yakalama ya da alıkoymaya iliꢀkin   oldukları ve belli bir olayın koꢀulları içinde makul olarak gerekli görülenin ötesine   gitmedikleri zaman normalde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından sorun teꢀkil etmediklerini   hatırlatmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Raninen, ve Ribitsch-Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli   karar). Bu ortamda, bir kiꢀi özgürlüğünden yoksun kaldığı zaman veya daha genel olarak,   güvenlik güçleriyle karꢀı karꢀıya kaldığı zaman, davranıꢀının gerekli kılmadığı halde   kendisine fiziksel güç kullanılması kiꢀinin saygınlığını ihlal etmektedir, ilke olarak, AĐHS’nin   3. maddesinin garanti altına aldığı hakkı ihlal etmektedir (R.L. ve M.-J.D.-Fransa, 44568/98   no’lu, 19 Mayıs 2004 tarihli karar).   Bununla beraber, eğer özgürlüğünden yoksun bırakılan kiꢀi tamamen Devletin   görevlilerinin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralıysa, bu durumun güçlü maddi     karinelere yer verdiğini de hatırlatmak gerekir ve bu durumda, bu yaraların menꢀei hakkında   makul bir açıklama yapmak ve mağdurun iddiaları hakkında ki özellikle bu iddialar tıbbi   belgelerle desteklenmiꢀse, ꢀüphe uyandıracak koꢀulları ortaya koyan kanıtları bulmak   Hükümete düꢀmektedir (bkz, diğerleri arasından, Bakbak-Türkiye, 39812/98 no’lu, 1 Temmuz   tarihli karar).   Davada, AĐHM, hemen, baꢀvuranın, ergin olmayan çocukları Ciğerhun ve Nurꢀin   yanındayken, 16 Ekim 2000 tarihinde saat 14.30’a doğru güvenlik güçlerinin sekiz üyesi   tarafından yakalandığını hatırlatmaktadır. Olay, Burdur Cezaevinin bahçesinde meydana   gelmiꢀtir.   Baꢀvuran, Polis Karakolu’na götürülmeden önce, hakaretlere ve tehditlere maruz   kaldığını ve kendisine tokat ve tekme atıldığını beyan etmektedir. Baꢀvuranı aynı gün ve   ertesi gün muayene eden doktorlar kendisinin vücudunda hiçbir darp izi tespit etmemelerine   rağmen, takip eden 19 Ekim tarihinde baꢀvuranı yeniden muayene eden doktor, kendisinin sol   kolu ve oyluğu hizasında yeꢀilimsi ekimozlar bulunduğunu tespit etmiꢀtir.   Bu izler, baꢀvuranın yakalanması sırasında maruz kaldığını beyan ettiği hoyratlığı   prima facie olarak doğrulamaktadır. Oysa ki, Hükümete göre, bu izler, daha sonra, 17 ve 19   Ekim 2000 tarihleri arasında, sağlık muayenesinin öncesindeki üç gün içinde meydana gelen   bir olayın sonucunda meydana gelmiꢀ olmalıdır.   Bu beyan, tek baꢀına, az çok sabit bir kronolojiye göre değiꢀen bir yara ꢀekli   sözkonusu olduğu ve yaralanmayı takip eden ilk üç gün içinde bu yaranın, olağan ꢀekilde,   siyahımsıdan morumsuya bazen mavimsiye döndüğü ama yeꢀilimsiye dönmediği bir bölge   ꢀeklinde kendini gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda, davada tespit edilen yeꢀilimsi   ekimozların baꢀvuranın yakalanmasından sonraki döneme ait olabileceklerini söylemeye izin   vermemektedir.   Đlk iki sağlık raporu ve son sağlık raporu arasında var olan uyuꢀmazlık hakkında daha   fazla ikna edici açıklamanın olmadığı durumda, ilk sağlık raporlarının usulüne uygun ꢀekilde   hazırlanmıꢀ olmadığını veya baꢀvuranın yakalanması sırasında oluꢀmasına sebep olunan   lezyonların daha sonra ama kuꢀkusuz üç günden daha fazla süre sonra belirdiklerini   varsaymak gerekmektedir.   Böylece, AĐHM, mevcut davada ileri sürülen hoyratlıkların baꢀvuranın sorgulanması   sırasında oluꢀtuklarının kesin olarak kabul edebileceği kanaatindedir.   Oysa ki, davada, dosyadaki hiçbir ꢀey bu hoyratlıkların ilgilinin davranıꢀıyla gerekli   kılındıklarını düꢀündürmemektedir. Haklılıklarının gösterilememiꢀ olması hususunun dıꢀında,   üstelik bu hoyratlıklar birçok kiꢀi tarafından gerçekleꢀtirilmiꢀtir ve bu durum olağan dıꢀı bir   yakalama ortamında sözkonusu olmuꢀtur ki bu baꢀvuranda bir ümitsizlik ve aꢀağılanma   duygusu uyandırmak için yeterli bir keyfiyet unsuru teꢀkil etmektedir.   Bununla birlikte, epey bir süre boyunca, sadece çocukları tarafından değil aynı   zamanda hapishanenin bahçesinde bulunan insanlarca da görülmüꢀ olduğuna göre baꢀvuranın   kendisini küçük düꢀmüꢀ ve aꢀağılanmıꢀ hissetmesi gerekirdi.   Bu kabuller, dava konusu muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, insanlık dıꢀı   ve/veya aꢀağılayıcı olup olmadığını belirlemek için kesinlikle uygundur.     Buna, baꢀvuranın ve çocuklarının yakalanması eklenmektedir ki bu da sıra dıꢀıdır.   Gerçekten, bu durumların varlığı, baꢀvuranın daha önce koꢀullarının AĐHM önünde dava   açılmasına sebep olduğu bir gözaltı yaꢀadığı ve terörist eylemlerden mahkum edildiği   hatırlandığında, ancak, baꢀvuranın Devlet görevlilerine karꢀı endiꢀelerini arttıracak bir   güvensizlik durumu yaratabilirdi. Đlgili dönemde, baꢀvuranın iꢀkence ve tecavüzle suçladığı   dokuz polis memuru aleyhine açılan dava hâlâ askıdadır.   Bu ortamda, AĐHM, baꢀkalarının söylemlerine dayanarak, sadece Burdur Cumhuriyet   Savcısı’nın baꢀvuranın ruh haliyle ilgili yapabildiği yorumu dikkate alabilir.   Polis yetkilileri ergin olmayan iki baꢀvuranın durumlarına aldırmadığından, bu iki   baꢀvuran bir ihmalle karꢀı karꢀıya kaldılar ve kuꢀkusuz baꢀvuranlar, annelerine dayatılan   ꢀartlara doğrudan bağlanabilir psikolojik zararlara uğramıꢀlardır.   Davada, sistemin, Yüksek Sözleꢀmeci taraflara bireylerin insanlık dıꢀı veya alçaltıcı   muamelelere maruz kalmalarını engellemeye ve 3. maddeyle bağlantılı olarak özellikle   çocukların ve güçsüz kiꢀilerin etkili korunmalarına olanak tanımaya yönelik önlemler   almalarını emreden AĐHS’nin 1. maddesini göz ardı ederek, bu çocukları korumakta baꢀarısız   olduğu konusunda hiçbir ꢀüphe yoktur (Z. ve diğerleri-Đngiltere, 29392/95 no’lu karar).   Tek tek ele alınan, bugüne kadar sergilenen koꢀullar, belki de yüksek ciddilik   aꢀamasına ulaꢀan bir muamele oluꢀturmamaktadırlar. Bununla birlikte, bunların birbirine   eklenen etkisi küçük düꢀürmeye yönelik orantısız korku, sıkıntı ve zayıflık duyguları   uyandırmaktadır ve de Devletin sorumluluğuna yol açmaktadır.   Kısacası, AĐHM, davada ulusal makamların baꢀvuranlara AĐHS’nin 3. maddesinin   düzenlemelerine uygun muamele edilmesini sağlamadıkları sonucuna varmaktadır.   Bu yüzden, baꢀvuranların her biri için bu düzenleme ihlal edilmiꢀtir.   c. AĐHS’nin 8. maddesinin incelenmesi hakkında   AĐHM’nin içtihadına göre, “özel hayat” kavramı geniꢀtir ve eksiksiz bir tanımlamaya   uygun değildir; bu kavram, koꢀullara göre, kiꢀinin manevi ve fiziksel bütünlüğünü   kapsayabilir. Bununla birlikte, AĐHM, kavramın bu yönlerinin özgürlükten alıkoyma   durumlarını kapsadığını kabul etmektedir (Raninen).   Bununla birlikte, davada, baꢀvuran, AĐHS’nin 8. maddesine iliꢀkin yaptığı ꢀikayeti,   AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmasına yol açan AĐHM’nin incelediği ve sağlam olarak   değerlendirdiği olayların aynıları üzerine dayandırmaktadır.   Bu ꢀartlarda, AĐHM, davayı, bir de AĐHS’nin 8. maddesi açısından tekrar incelemeye   gerek olmadığı kanaatindedir.   d. AĐHS’nin 13. maddesinin incelenmesi hakkında   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin tek baꢀına veya 13. maddeyle bağlantılı ꢀekilde (bu   soru hakkındaki tartıꢀma için, bkz. Đlhan-Türkiye, 22277/33 no’lu karar), Devlet görevlilerine   isnat edilebilir eylemler veya eksiklikler karꢀılığında olayların ve sorumlulukların ortaya     konmasına iliꢀkin olarak ulusal makamlara dayattığı usul niteliğindeki zorunlulukların konusu   ve alanını hatırlatmaktadır (bkz, örneğin, Ay-Türkiye, 30951/96 no’lu, 22 Mart 2005 tarihli   karar, Assenov-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar ve Z. ve diğerleri-Đngiltere, 29392/95   no’lu karar).   Dolayısıyla, AĐHM, bir kiꢀi “savunulabilir” ꢀekilde AĐHS’nin 3. maddesine karꢀıt ve   ꢀüpheli koꢀullarda gerçekleꢀtirilen muamelelerle mağdur olduğunu iddia ettiği zaman,   AĐHS’nin 3. maddesinde belirtilen mutlak yasak, makamlar için, sorumluların kimliklerinin   teꢀhis edilmesi ve cezalandırılmalarına yönelik ve davacının soruꢀturma usulüne etkin ꢀekilde   eriꢀimini kapsayan derinleꢀtirilmiꢀ ve etkin araꢀtırmalar yürütme görevini içermektedir (bkz,   diğerleri arasında, Z.ve diğerleri).   Davada, baꢀvuran tarafından 19 Ekim 2000 tarihinde yapılan ꢀikayet hakkında, Burdur   Cumhuriyet Savcısı, biri Burdur Cezaevi ve semt karakolunda meydana gelen olaylar, diğeri,   uyuꢀmazlık konusu olan yakalamanın temelindeki bilgi-iꢀlem hatasından sorumlu oldukları   sanılan iki memur aleyhinde iki soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.   Aralık 2000 tarihinde, birinci soruꢀturma daha sonra onaylanan bir men-i muhakeme   kararıyla sonuçlanmıꢀtır.   Elde bulunan tek hukuki belge olan buna iliꢀkin karara göre, Savcı, davacının   beyanına, iki doktor raporuna (16 ve 17 Ekim 2000 tarihlerindeki), Adli Tıp Kurumu   Raporuna, “GBT” kaydına, ꢀahitlerin beyanlarına, görev mektuplarına ve davada yürütülen   idari soruꢀturmaya iliꢀkin olan cezaevi yönetiminin mektubuna dayanmıꢀtır.   AĐHM, biraz karmaꢀık olarak kaleme alınan bu kararda, dinlenmiꢀ olacak ꢀahitlerin   belirtilmediği, bu durumun sözkonusu kiꢀilerinin güvenlik güçlerinin üyeleri olduklarını   düꢀündürdüğünü gözlemlemektedir. Ne olursa olsun, bu durumdan hiç kimsenin, olayın   doğrudan tanıkları olan ve kendilerini ifade edecek yaꢀlarda olan Ciğerhun ve Nurꢀin adlı   kiꢀilerin ifadelerini almaya çalıꢀmadığı açıkça görülmektedir. Bunun dıꢀında, elde bulunan   tıbbi belgelerin arasından, Savcı, 19 Ekim 2000 tarihli Adli Tıp Kurumu Raporunun   sonuçlarını bertaraf etmek için ilk iki belgenin sonuçlarıyla yetinebileceği kanaatine varmıꢀtır   ama ꢀüphesiz dikkatsizlikle, 19 Ekim 2000 tarihli Adli Tıp Kurumu Raporuna, kararda, sanki   bu rapor 17.10.2000 tarihinde “olaylardan dört gün sonra” düzenlenmiꢀ gibi atıfta   bulunulmuꢀtur.   Oysa ki, bu rapor, pekala birkaç gün önce gerçekleꢀtirilen bir hoyratlığın sonucunda   meydana gelmiꢀ olabilecek ekimozları tespit etmekteydi. Öte yandan, Savcının bilmediğini   iddia edemeyeceği, baꢀvuranın önceki durumu, ilk önce, suç sayılan muamelelerle, Devlet   görevlilerinin doğrudan ya da dolaylı bir iliꢀkisi olduğu hipotezini desteklemeye uygundu.   Oysa ki, Savcı, görünüꢀe göre bu noktaları incelemeye gerek olmadığına kanaat   getirmiꢀtir çünkü lehte tanıklar Savcıyı, sonunda, baꢀvuranın “tutumu ve ruh haliyle” zayıf   olmaktan ziyade zorluklara alıꢀık bir kiꢀi gibi göründüğü konusunda ikna etmiꢀlerdir.   AĐHM’ye göre, bu ꢀekil bir değerlendirme ciddiyet ve saygı eksikliği nedeniyle   yanılgıya sebebiyet vermektedir ve hiçbir ꢀekilde baꢀvuranın iddialarının, olayların   gerçekleꢀtiği zamanda elde bulunan uygun verilerin ıꢀığında incelenmesi isteğini   belirtmemektedir.     Dolayısıyla, birinci ceza soruꢀturmasının, bütünüyle ele alındığında tatmin edici   olduğu kabul edilemez.   Baꢀvuranın yakalanmasının temelindeki bilgi-iꢀlem hatasından sorumlu olan iki   memura karꢀı açılan ikinci idari soruꢀturma için de durum aynıdır.   Gerçekten, 25 Ocak 2001 tarihinde, memurların kovuꢀturulmasına iliꢀkin yasa   uyarınca kendisine davayla ilgili baꢀvuru yapılan Đzmir Đl Đdare Kurulu, eylemleri basit bir   maddi hatadan ibaret olduğu için, olayın aktörlerine karꢀı kovuꢀturma baꢀlatılmasına izin   vermemeye karar vermiꢀtir.   Kuꢀkusuz, baꢀvuranın katılımı olmadan gerçekleꢀtirilen davanın seyrine iliꢀkin olarak   davanın eksikliği karꢀısında, AĐHM, sadece, daha önce birçok davada, bu organlar tarafından   yürütülen soruꢀturmaların yürütmeye karꢀı bağımsız olmadıkları için ciddi ꢀüpheler   uyandırdıklarına karar verdiğini hatırlatmakla yetinebilmektedir ( örneğin, Güleç-Türkiye, 27   Temmuz 1998 kararı ve Oğur-Türkiye, 21954/93 no’lu karar).   Davada, AĐHM, bu davada bir Đl Đdare Kurulunun müdahalesinin, yürürlükteki hukuk   mekanizmasının kesinliğini büyük ölçüde zayıflattığının kabul edilmesi gereken bir unsurdan   ibaret olduğu kanaatindedir, öyle ki, bunun uygulanması, sonuç olarak, dayanaktan yoksun bir   özgürlükten alıkoyma eylemine yol açtığı belirlenen ihmallere karꢀı herhangi bir sorumluluğu   ortaya koymaya olanak vermemiꢀtir.   Bu tespitler AĐHM’yi, birlikte ele alındıkları zaman bile (Silver ve diğerleri-Đngiltere,   Mart 1983 kararı) mevcut davada yürütülen araꢀtırmaların etkin olmadıklarını tespit   etmeye götürmektedirler.   Bu nedenle, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Zarar   Baꢀvuranlar, maddi zarar için telafi talep etmemektedirler. Buna karꢀılık, baꢀvuranlar,   gerek yakalanmaları nedeniyle meydana gelen olaylar sırasında, gerekse daha sonra   alıkonmaları sırasında ciddi bir manevi zarara uğradıklarını beyan etmektedirler. Böylece,   baꢀvuran, manevi zarar adı altında 60 000 Euro, Ciğerhun ve Nurꢀin adlı çocuklarının her biri   için 50 000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktarları aꢀırı bulmaktadır ve mevcut davanın koꢀullarında, sadece   sembolik miktarların öngörülebileceği kanaatindedir.   AĐHM, baꢀvuranın yakalanmasının ve ardından da alıkonmasının koꢀullarından dolayı   fiziksel ve manevi zarara kesin olarak uğradığı kanaatindedir. Kuꢀkusuz, iki çocuk baꢀvuran   da, annelerinkinden daha az olmasına rağmen, bir maddi zarara uğramak durumunda kaldılar.   Davanın koꢀullarını göz önünde bulundurunca ve AĐHS’nin 41. maddesinin   öngördüğü gibi hakkaniyetle karar vererek, AĐHM, baꢀvurana 10 000 Euro ve Ciğerhun ve   Nurꢀin adlı baꢀvuranlardan her birine 7 500 Euro ödenmesine karar vermektedir.     B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuranlar ulusal mahkemeler önündeki masraflarının 15 000 Euro olduğunu   belirtmekte ama bu taleplerini belgelerle destekleme imkânlarının olmadığını   söylemektedirler.   Hükümet, destekleyici herhangi bir belge bulunmadığından bu talebin kabul   edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi adı altında masraf ve harcamaların ödenmesinin   sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğinin, gerekliliğinin ve de miktarlarının makul   niteliğinin kesinleꢀmiꢀ olmasını varsaydığını hatırlatmaktadır (Iatridis-Yunanistan   (hakkaniyetli tatmin), 31107/96 no’lu karar ve Pezone).   Baꢀvuran tarafın iddialarının ne belgelenmiꢀ ne de hesap dökümünün yapılmıꢀ   olmasına rağmen, AĐHM, davada masraf yapılmasının gerekmiꢀ olduğundan ꢀüphe   etmemektedir. Bununla birlikte, AĐHM, ileri sürülen miktarı aꢀırı bulmaktadır.   Davanın koꢀulları göz önüne alınınca, AĐHM, masraf ve harcamaları için, daha önce   adli yardım adı altında Avrupa Konseyinden alınan 685 Euro’luk miktar hükmedilen   miktardan düꢀülmek üzere, 3 000 Euro’luk bir miktarın ödenmesinin makul olduğuna karar   vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Hükümetin, davada incelenen olaylar dizisinin ikinci kısmına iliꢀkin ön itirazını   reddetmektedir;   2. Olaylar dizisinin aynı kısmı göz önüne alınınca, AĐHS’nin 3, 8, 13 maddelerine iliꢀkin   olan ꢀikayetlerin ve özü itibariyle AĐHS’nin 5 § 1 maddesine iliꢀkin ꢀikayetin   kabuledilebilir olduğuna;   3. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   4. Üç baꢀvuran hakkında, AĐHS’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   5. Üç baꢀvuran hakkında, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   6. Davanın, ek olarak AĐHS’nin 8. maddesi açısından incelenmesine gerek olmadığına;   7. AĐHS’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;   8. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet tarafından baꢀvuranlara:     i.   Sultan Öner adlı baꢀvuranın maruz kaldığı manevi zarar için 10 000 Euro   (on bin Euro) ödenmesine;   ii.   Ciğerhun ve Nurꢀin Öner adlı baꢀvuranların her birinin uğradıkları manevi   zarar için 7 500 Euro (yedi bin beꢀ yüz Euro), toplam 15 000 Euro’nun   Baꢀvuran tarafından muhafaza edilmek üzere (on beꢀ bin Euro)- Baꢀvurana   ödenmesine;   iii.   iv.   Avrupa Konseyinden daha önce temin edilen 685 Euro’luk (altı yüz seksen   beꢀ Euro) miktar düꢀülmek üzere masraf ve harcamalar için 3 000 Euro (üç   bin Euro) ödenmesine;   Sözkonusu miktarların, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf   tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   9. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 17 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   25

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło