74242/01

WyrokETPCz2006-12-05ECLI:CE:ECHR:2006:1205JUD007424201

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak publicznej rozprawy w postępowaniu karnym, zarówno na etapie skazania, jak i odwołania, stanowi naruszenie prawa do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że publiczna rozprawa jest fundamentalną zasadą art. 6 ust. 1 Konwencji, chroniącą jednostki przed tajnym wymiarem sprawiedliwości i przyczyniającą się do zaufania publicznego do sądów. Stwierdził, że skarżący nie mieli możliwości osobistego stawienia się przed sędziami ani na etapie wydania wyroku skazującego, ani w postępowaniu odwoławczym. Trybunał zauważył, że skarżący nie zrzekli się prawa do rozprawy, a wręcz podnieśli ten zarzut w odwołaniu. W związku z tym, brak publicznej rozprawy stanowił naruszenie prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, H.Zekai Tanyar i Ali Cengiz Küçükergin, zakupili w 1994 roku mieszkanie w Izmirze, które zamierzali wykorzystywać do zgromadzeń religijnych. Pomimo zgłoszenia tego faktu władzom i otrzymania informacji o konieczności uzyskania zgody współwłaścicieli, rozpoczęli spotkania. Zostali ukarani grzywną w wysokości 15 000 000 lir tureckich (ok. 28 euro) za zgromadzenie religijne niezgodne z Kodeksem karnym, a następnie skazani przez Sąd Karny w Izmirze na grzywnę w wysokości 22 500 000 lir tureckich (ok. 38 euro). Zarówno wyrok skazujący, jak i odwołanie skarżących, zostały rozpatrzone bez przeprowadzenia publicznej rozprawy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza dopuszczalność skargi. Trybunał stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia jest wystarczające jako zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Trybunał zasądza na rzecz skarżących 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Trybunał oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

AVRUPA   KONSEYİ   C O N SE IL D E   h}y|whGĶuzhuGohrshypGthorltlzĶ   TANYAR VE KÜÇÜKERGİN- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:74242/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   z{yhi|yn   \Gh™ˆ“ķ’GYWW]   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 74242/01 başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşları olan H.Zekai Tanyar ve Ali Cengiz Küçükergin’in (başvuranlar), Avrupa   İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 28 Haziran 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış   oldukları başvurudur.   Başvuranlar, AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından O.K. Cengiz ve Strazburg   Barosu avukatlarından R.Kiska tarafından temsil edilmektedirler.   vsh€shyG   pUGkh}hGrvŤ|sshyp   Başvuranlar sırasıyla 1953 ve 1955 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedirler.   yılında başvuranlar, İzmir’de bir binanın giriş katında bulunan bir daireyi satın   almışlardır.   Başvuranlar, 12 Ekim 1994 tarihinde İzmir Valiliği’ne bildirimde bulunarak satın   aldıkları dairede dini ibadet yapacaklarını, toplantılar düzenleyeceklerini belirtmişlerdir.   İzmir Valiliği Emniyet Müdürlüğü (“Valilik”) 26 Aralık 1994 tarihinde cevap olarak,   Anayasa’ya göre başkalarının haklarının korunması amacıyla ibadet Özgürlüğünün   kısıtlanabileceğini belirterek, özel bir mülkiyetin ancak kat maliklerinden izin alınması   şartıyla bir ibadet yeri olarak kullanılabileceğini açıklamıştır. Bununla birlikte Valilik, 634   sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca sözkonusu binadaki diğer kat maliklerinden izin   almaları gerektiğini belirtmiştir.   Daha sonrasında ise başvuranlar, binanın girişine Topluluğun isminin yazılı olduğu bir   levha asmışlardır. Topluluk üyeleri, kat maliklerinin izinleri olmadan sözkonusu binada   toplanmaya başlamışlardır,   3 E y lü l 1 9 9 8 ta rih in d e y in e b u n a b e n z e r b ir to p la n tın ın d ü z e n le n d iğ i b ilg isin i a la n   İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 29 Eylül 1998 tarihinde, bu türden bir dini toplantının din   özgürlüğünün korunması alanında girdiğinden ve bu nedenle suç teşkil etmediğinden dolayı   muhakemenin men’i kararı vermiştir.   Aynı şekilde Cumhuriyet Savcısı din ve vicdan hürriyeti özgürlüğüne dayanarak 15   Eylül 1999 tarihinde, 12 Eylül 1999 tarihinde başvuranlar tarafından düzenlenen toplantıya   katıldıkları gerekçesiyle yakalanan dört kişi hakkında muhakemenin men’i kararı vermiştir.   Ayrıca sorumlu polis memurlarının tutumlarının, yasalara uygun olmadığına kanaat getirerek   aleyhlerinde ceza davası soruşturması başlatılmasını talep etmiştir.   Daha sonra 3 Aralık 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı Tanyar ve Küçükergin’e, 12   Eylül 1999 tarihinde Ceza Kanunu hükümlerine aykırı bir şekilde dini toplantı yaptıkları   gerekçesiyle 15.000.000 Türk Lirası (yaklaşık 28 Euro) tutarında para cezası ödeme emri   tebliğ etmiştir.   Başvuranlar kendilerin verilen süre içerisinde para cezasını ödememiştir.   i Ekim 2000 tarihli bir kararnameyle İzmir Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 529   § 1. maddesine aykırı olarak dini toplantı yaptıkları gerekçesiyle başvuranların suçlu   olduklarına karar vermiştir. İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranları 22.500.000 T.L.   (yaklaşık 38 Euro) para cezasına mahkum etmiştir.   Başvuranlar, bu karara karşı 30 Ekim 2000 tarihinde İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne   itiraz etmişlerdir. Başvuranlar AİHS’nin 9. maddesinde güvence altına alman din ve vicdan   özgürlüğü ilkesine dayanarak dava konusu kararın, duruşma yapmaksızın alınmış olması   sebebiyle 6. maddeye aykırı olduğunu belirtmişlerdir.   İzmir Asliye Ceza Mahkemesi 3 Ocak 2001 tarihinde başvuranlara tebliğ edilen 15   Aralık 2000 tarihli bir kararla, duruşma yapmaksızın başvuranların itirazını reddetmiştir,   o|r|rGhÍpzpukhuG   pUG   hĶoz˅uĶuG]G-GXUGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzpGohrrpukh   Başvuranlar, AİHS’nin 6 § 1. maddesinde belirtildiği şekilde bir duruşma   düzenlenmeden, mahkemeler tarafından para cezasına mahkum edilmiş olmaları sebebiyle   adil olarak yargılanmadıklarını iddia etmektedirler.   hUGr ˆ ‰ œ “ Œ ‹   Œ ‰  “  ™ “  ’ Go ˆ ’ ’ ķ • ‹ ˆ   AİHM, şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığım saptamıştır. Bu nedenle   şikayetin kabuiedilebilir bulunması uygundur.   i UGl š ˆ š Go ˆ “’ ķ• ‹ ˆ   Hükümet, dava süresince yasal temsilcileri tarafından temsil edilen başvuranların, ceza   mahkemeleri önünde savunmalarını sunma imkanına sahip olduklarını belirtmektedir.   Başvuranlar İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne başvurarak, Ceza Mahkemesi kararma itiraz   etme imkanına sahip olmuşlardır. Hükümet, duruşmanın yapılmamış olması konusunda ise   Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili bölümlerine atıfta bulunmaktadır. Özellikle de   Mart 2005 tarihi itibariyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 386. maddesinde   değişiklik yapıldığını ve yeni maddenin bundan böyle duruşma düzenlenmesini öngördüğünü   belirtmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde ulusal mevzuat, Ceza Mahkemelerine   duruşma yapmaksızın karar alma imkanı tanımaktaydı.   Bununla birlikte Hükümet,   başvuranların adil yargılanma hakkından yoksun bırakılmadıklarını belirtmektedir, kaldı ki   başvuranlar hangi sebepten dolayı ceza davasının hakkaniyete uygun olmadığını   belirtmemektedirler.   Başvuranlar, Hükümet’in iddialarına itiraz etmek ve iddialarım yinelemektedirler.   AİHM duruşmaların açık oturum şeklinde düzenlenmesinin, AİHS’nin 6 § 1.   maddesinde belirtilen temel bir ilke olduğunu hatırlatmaktadır. Bu durum, yargılanabilir   kişileri kamunun denetiminden kaçan gizli yargılamaya karşı korumaktadır. Aynı şekilde,   mahkemelerde güvenin korunmasına katkıda bulunmaktadır. Bu ilke, adliyenin yönetimine   sağladığı şeffaflıkla 6 § 1. maddenin, AİHS bakımından bütün demokratik toplumların temel   ilkeleri arasında yer alan adil yargılanma ilkesinin sağlanması amacına ulaşılmasına yardımcı   olmaktadır (Bkz. örneğin, Karahanoğlu-Tiirkiye, n o : 7 4 3 4 1 /0 1 , 3 E k im 2 0 0 6 , Malhous-Çek   Cumhuriyeti, no: 33071/96,12 Tem m uz 2001, ve Diennet-Fransa, 2 6 E y lü l 1 9 9 5 ).   AİHM, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca davaya   bakan hakim bazı suçlar sözkonusu olduğunda, duruşma yapmaksızın yalnızca dosyaya   dayanarak ceza kararnamesi verebilmekteydi. Asliye Ceza Mahkemesi önünde açılan itiraz   davası da, hafif ya da ağır para cezasına ya da muayyen bir meslek veya sanatın tatiline veya   müsadereye hükmeden bir ceza kararnamesine itiraz edildiği durumlarda aynı şekilde   duruşma yapmaksızın gerçekleşmekteydi. Asliye Ceza Mahkemesi, yalnızda dosyadan ya da   gerekli gördüğü taktirde Cumhuriyet Savcısı’mn yazılı görüşünden hareketle duruşma   yapmaksızın kararını verebilmekteydi.   Mevcut davada AİHM, yargılamanın hiçbir aşamasında başvuranların ulusal   mahkemeler önünde bir duruşmaya katılma imkanına sahip olmadıklarını tespit etmektedir.   Ne ceza kararnamesini veren Ceza Mahkemesi ne de itiraz konusunda kararı açıklayan Asliye   Ceza Mahkemesi duruşma düzenlemiştir. Başvuranlar hiçbir zaman, kendilerini yargılayan   hakimlerin önüne bizzat çıkma imkanına sahip olamamışlardır.   AİHM, Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşmanın düzenlenmemiş olmasının Anayasa   Mahkemesi tarafından ele alındığını ve Anayasa Mahkemesi’nin, bu durumun savunma   hakları ve adil yargılanma hakkı ile uyuşmadığı yönünde karar verdiğini tespit etmektedir.   AİHM bu tespiti ve yeni Ceza Kanunu’nda ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda ceza   kararnameleri ile ilgili düzenlemenin bulunmuyor olmasını dikkate almaktadır. AİHM,   başvuranların hiçbir zaman duruşmaya katılma haklarından feragat etmediklerini, kaldı ki   mevcut davada bunun sözkonusu olmadığını not etmektedir (Bkz. a contrario, Zumtobel-   Avusturya, 21 E ylül 1993 tarihli karar). E sasında başvuranlar, C eza M ahkem esi tarafından   verilen karara İzmir Asliye Ceza Mahkemesi önünde itiraz ederek ve AİHS’nin 6. maddesine   atıfta bulunarak açık halka açık bir duruşmanın yapılmadığını belirtmişlerdir. Asliye Ceza   Mahkemesi, itiraz başvurusu üzerine usuldeki bu eksikliğin giderilmesine gerek duymamıştır.   Sonuç olarak AİHM, başvuranın davasının davaya bakan mahkemeler tarafından halka   açık olarak görülmemesi nedeniyle AİHS’nin 6 § 1, maddesinin ihlal edildiğine karar   vermiştir.   ppUGhĶoz˅uĶuG[XUGthkklzĶuĶG|€n|shuthzpGohrrpukh   h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›   Başvuranların her biri, 10.000 Euro tutarında manevi tazminat talebinde   bulunmaktadır.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM, başvuranların manevi zarara uğramış olabileceklerine kanaat getirmektedir ve   ihlal kararının tespitinin bu zararın telafisi için yeterli olduğuna karar vermektedir.   i UG t ˆ š ™ˆ G Œ Go ˆ ™Š ˆ ” ˆ “ˆ ™   Başvuranlar, AİHM nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 4.000 Euro talep   etmektedirler.   / Hükümet, talep edilen miktara karşı çıkmaktadır.   AİHM’nin içtihadı uyarınca, gerçekliği, zorunluluğu ortaya konulan ve makul   miktarlarda olan masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır. AİHM   elindeki mevcut unsurlar ve bu alandaki içtihadı uyarınca hakkaniyete uygun olarak   başvuranlara AİHM’de önündeki dava için toplu olarak 1.500 Euro ödenmesinin makul   olduğu kanaatindedir.   j U G n Œ Š  ’ ” Œ G m ˆ  ¡    AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   i|GnlylrÍlslylGkh€hspGvshyhrGhĶotGv€iĶysĶĤĶ€slS   1. Başvurunun geri kalanının kabuiedilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6 § 1, maddesinin ihlal edildiğine;   3. İhlal kararının tespitinin manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;   4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere, her türlü   vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara masraf ve   harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine;   b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar   Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz   oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;   . A d il tazm in e ilişk in talep lerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło