74321/01

WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD007432101

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania oraz długość postępowania karnego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 3) oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie (art. 6 ust. 1) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że tymczasowe aresztowanie skarżących, trwające dwa lata i trzy miesiące, naruszyło art. 5 ust. 3 Konwencji, ponieważ sądy krajowe przedłużały je, posługując się stereotypowymi uzasadnieniami, takimi jak „charakter przestępstwa, stan dowodów i treść akt sprawy”, bez szczegółowego odniesienia do konkretnych okoliczności, zwłaszcza młodego wieku skarżących. Trybunał podkreślił, że takie ogólnikowe uzasadnienia nie są wystarczające do usprawiedliwienia długotrwałego pozbawienia wolności. Jednocześnie, Trybunał nie stwierdził naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do długości postępowania karnego (2 lata i 7 miesięcy), uznając, że pomimo pewnych opóźnień związanych z ustalaniem wieku niektórych oskarżonych, ogólna długość postępowania, biorąc pod uwagę jego złożoność i dwuinstancyjność, nie była nadmierna.
Stan faktyczny
Trzech tureckich obywateli, w tym jeden nieletni, zostało aresztowanych w lutym 1999 roku pod zarzutem rzucania koktajli Mołotowa w budynki publiczne w celu wspierania działalności PKK. Zostali oskarżeni na podstawie tureckiego kodeksu karnego. Ich tymczasowe aresztowanie trwało dwa lata i trzy miesiące, a postępowanie sądowe, w tym apelacja, zakończyło się we wrześniu 2001 roku. W trakcie procesu skarżący zaprzeczali zarzutom i zeznaniom złożonym na policji, a ich obrońca bezskutecznie wnioskował o zwolnienie.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza dopuszczalność pozostałej części skargi; stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądza na rzecz każdego ze skarżących 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; zasądza łącznie 1 000 EUR na rzecz skarżących tytułem zwrotu kosztów i wydatków; odrzuca pozostałą część roszczeń o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   KOꢀTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 74321/01)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2007   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.   Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   KOꢀTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢁmesi’nin (“Sözleꢁme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Osman Koꢁti, Mehmet Koꢁti ve Hıꢁman Öngör   (“baꢁvuranlar”) adlı üç Türk vatandaꢁı tarafından, 27 Mayıs 2001 tarihinde Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne yapılan baꢁvurudan (no. 74321/01) kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢁvuranlar sırasıyla 1981, 1983 ve 1981 doğumlu olup ꢀanlıurfa’da yaꢁamaktadır.   Çeꢁitli kamu binalarına Molotof kokteyli atma eyleminde yer aldıkları ꢁüphesiyle 19 ve 20   ꢀubat 1999 tarihlerinde yakalanıp gözaltına alınmıꢁlardır. 23 ꢀubat 1999 tarihinde Suruç Sulh   Ceza Mahkemesi baꢁvuranlar hakkında tutuklama kararı çıkarmıꢁtır. Olayların meydana   geldiği tarihte Mehmet Koꢁti 16, diğer baꢁvuranlar ise 18 yaꢁındaydı.   Mart 1999 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, hazırladığı   iddianamede baꢁvuranları yasadıꢁı PKK örgütünün faaliyetlerini desteklemek amacıyla 18   ꢀubat 1999 tarihinde Suruç ilkokulu ve Suruç halk otoparkına Molotof kokteyli atmak ve   Suruç Atatürk ilkokuluna Molotof kokteyli atma giriꢁiminde bulunmakla suçlamıꢁtır.   Suçlamalar TCK’nın 168 § 2. maddesine dayanmaktadır.   Nisan 1999 tarihinde baꢁvuranlar ve dört diğer sanık hakkındaki kovuꢁturma   Diyarbakır DGM’de baꢁlamıꢁ, 12 Mayıs 1999 tarihinde yapılan duruꢁmada baꢁvuranlar   haklarındaki iddiaları ve polise, savcıya ve Sulh Ceza Mahkemesine verdikleri ifadeleri   reddetmiꢁlerdir. Aynı zamanda yakalama tutanağı ve tatbikat raporlarının doğruluğunu   reddetmiꢁlerdir. Mahkeme yakalamada ve tatbikatta yer alanların ve tutuksuz sanıkların   ifadelerinin alınmasına karar vermiꢁtir. Ayrıca, aslında 1986 doğumlu olduklarını iddia   ettiklerinden Hıꢁman Öngör ve baꢁka bir sanığın doğum tarihlerinin belirlenmesi talimatını   vermiꢁtir.   Mayıs ile 22 Aralık 2000 tarihleri arasında yapılan 15 duruꢁmada iki sanığın yaꢁının   henüz belirlenmemesi nedeniyle usule yönelik çeꢁitli kararlar alınmıꢁ ve duruꢁmalar   ertelenmiꢁtir.   Aralık 2000 ve 20 ꢀubat 2001 tarihli duruꢁmalarda mahkeme sırasıyla iddia makamı   ve savunmadan esas üzerine görüꢁlerini iletmelerini talep etmiꢁtir. 10 Nisan 2001 tarihinde   baꢁvuranların avukatı süre talep etmiꢁ, talep mahkeme tarafından kabul edilmiꢁtir.   Yargılama boyunca baꢁvuranların avukatı baꢁvuranların tutuksuz yargılanmalarını talep   etmiꢁtir. Diğer hususlar yanında baꢁvuranların cezai ehliyete sahip olmadıkları ve   eylemlerinin TCK’nın 168 § 2 maddesine göre suç sayılamayacağını ifade etmiꢁtir. Atılı   suçun niteliğini dikkate alarak mahkeme 29 Mayıs 2001 tarihine kadar baꢁvuranların   taleplerini geri çevirmiꢁtir.   Mayıs 2001 tarihinde mahkeme 4616 sayılı Kanun uyarınca baꢁvuranlar ve diğer   sanıkların cezalarının ertelenmesine karar vermiꢁtir. Bu nedenle baꢁvuranlar serbest   KOꢀTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   bırakılmıꢁtır. Savcı itiraz etmiꢁ ancak Yargıtay 20 Eylül 2001 tarihinde birinci derece   mahkemesi kararını onamıꢁtır.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK   Hükümet, iç hukuk yollarını tüketilmemiꢁ olması nedeniyle AĐHS’nin 35 § 1 maddesi   uyarınca baꢁvuruyu reddetmesini Mahkemeden talep etmiꢁtir. Bu bağlamda baꢁvuranların   CMUK’un 298. maddesi uyarınca devam eden tutukluluk hallerine itiraz etmemiꢁ olduklarını   savunmuꢁtur. Ayrıca yargılama süresi ile ilgili ꢁikâyetlerini ulusal mahkemeler önüne   getirmediklerini ifade etmiꢁlerdir.   Baꢁvuranlar Hükümetin bu baꢁlık altındaki itirazlarını özel olarak ele almamıꢁlardır.   Hükümetin itirazının ilk kısmına iliꢁkin olarak Mahkeme, AĐHS’nin 35 § 1 maddesi   hükümleri gereğince uluslararası hukukun genel olarak kabul görmüꢁ kurallarına göre ancak   tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra konuyu ele alabileceğini hatırlatır. Ancak sözkonusu   maddeye göre sadece mevcut ve uygun durumda olan çareler denenmelidir. Böyle yolların   mevcudiyeti hem teoride hem de pratikte yeterince kesin olmalıdır. Aksi takdirde bunlar   gerekli olan eriꢁilebilirlik ve etkinlikten uzak olacaktır. Uygun veya etkili olmayan çarelere   baꢁvurma zorunluluğu bulunmamaktadır (bkz. diğerleri yanında Cennet Ayhan ve Mehmet   Salih Ayhan – Türkiye, no. 41964/98).   Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi hususunda, baꢁvuranların kullanmamıꢁ   olduğu çareyi Mahkemeye yeterine açık olarak belirtmek ve bu çarenin sözkonusu zamanda   teori ve pratikte etkili ve kullanılabilir olduğu; yani eriꢁilebilir olduğu, baꢁvuranların   ꢁikâyetleri bağlamında telafi sunduğu ve baꢁarı konusunda makul ümit verdiği konusunda   Mahkemeyi ikna etmek sorumluluğunun bu iddiayı ortaya atan Hükümette olduğunu hatırlatır   (bkz. Cennet Ayhan ve Mehmet Salih Ayhan, yukarıda anılan). Mahkeme ayrıca iç hukuk   yollarının tüketilmesi kuralının icrasının Sözleꢁmeci Tarafların tesis etmeyi kabul ettiği insan   haklarının korunması mekanizması çerçevesi içinde uygulanmakta olduğu gerçeğini dikkate   almak zorunda olduğunu belirtir. Buna göre Mahkeme 35 § 1 maddesinin bir miktar   esneklikle ve aꢁırı kuralcılıktan kaçınarak uygulanması gerektiğini kabul etmiꢁtir (bkz.   Acunbay – Türkiye, no. 61442/00 ve 61445/00).   Somut davada Mahkeme, birinci derece mahkemesinin baꢁvuranların tutukluluk halini   kendi gerek görmesi veya baꢁvuranların talebi üzerine her duruꢁma sonunda incelemiꢁ   olduğunu dikkate alır. Bu nedenle mahkemenin baꢁvuranların uzun sürdüğü iddia edilen   tutukluluk halini sona erdirme ve iddia edilen Sözleꢁme ihlalini önleme veya telafi etme   imkanı vardı (bkz. Acunbay, yukarıda anılan, Tamer vd. – Türkiye, no. 235/02).   Mahkeme ayrıca, Hükümetin ifade etmiꢁ olduğu gibi, CMUK’un 298. maddesine göre   (değiꢁtirilmesinden itibaren) baꢁvuranlar tutukluluk halinin devamına itiraz edebilirlerdi.   Ancak Mahkeme, aꢁağıdaki gerekçeler nedeniyle bu yolun etkili olduğu ve pratikte makul   düzeyde baꢁarı ümidi verdiği hususunda Hükümete katılmamaktadır.   Mahkeme, Türkiye aleyhine açılan çeꢁitli davalarda, diğer hususlar yanında Devlet   Güvenlik Mahkemelerinin her bir davadaki özel ilgisini açıklamadan baꢁvuranların tutukluluk   halinin devamına aynı resmi gerekçeleri göstermiꢁ olması nedeniyle AĐHS’nin 5 § 3.   KOꢀTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   maddesinin ihlalini tespit etmiꢁtir (bkz, örneğin Hasan Ceylan – Türkiye, no. 58398/00,   Pakkan – Türkiye, no. 13017/02, Gıyasettin Altun – Türkiye, no. 73038/01, Tutar – Türkiye,   no. 11798/03, Mehmet Güneꢀ – Türkiye, no. 61908/00, Acunbay, yukarıda anılan ve Tamer   vd, yukarıda anılan). Bu durumda Mahkeme, bunun gibi basmakalıp bir muhakemeye karꢁı   yapılacak itirazın baꢁka bir davada baꢁarı ꢁansının az olduğu kanaatindedir. Ayrıca sözkonusu   itiraz iꢁlemi iki taraflı usulde değildir ve hakkında duruꢁma yapılmaksızın karar verilmesi   kuralı vardır (CMUK’un 302 § 1 maddesi). Bu nedenle tartıꢁma konusu özgürlük   kısıtlamasına mahsus güvenceler bulunmamaktadır (bkz. örneğin, Nikolova – Bulgaristan   [BD], no. 31195/96 ve Assenov vd. – Bulgaristan, Karar Raporları 1998-VIII).   Mahkeme 35 § 1. maddedeki iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğu ve özgürlüğün   keyfi olarak kısıtlanmasına karꢁı güvence sunmayı amaçlayan AĐHS’nin 5 § 3 maddesindeki   zorunluluklar arasında bir ayrım bulunduğunu belirtir. Ancak tutarlı içtihadının bu   güvencelerin geçersiz veya eksik olduğunu göstermesi halinde baꢁvurandan yetersiz   güvenceleri takip etmesini istemek AĐHS’nin temel ilkesine aykırı olacak ve 35 § 1 maddesi   bağlamında aꢁırı kuralcılığa neden olacaktır.   Mahkeme ayrıca somut davada Hükümetin görüꢁlerinin sadece yasaların ilgili   hükümlerini belirtmeleri nedeniyle çok genel kalmasını dikkate alır. Mahkeme, sorumlu   Hükümetin savunmasındaki eksiklik ve özensizlikleri kendi çabalarıyla düzeltmenin   Sözleꢁme kurumlarının görevi olmadığını hatırlatır (bkz. özellikle Stran Grek Refineries ve   Stratis Andreadis – Yunanistan, A Serisi no. 301-B). Yukarıdakiler ıꢁığında Mahkeme   Hükümetin bu baꢁlık altındaki itirazını reddeder.   Baꢁvuranların ulusal mahkemelerde yargılama süresinin uzunluğundan ꢁikâyetçi   olmamıꢁ bulunmalarına iliꢁkin olarak Mahkeme, benzer davalarda Hükümetin ön itirazlarını   inceleyip reddetmiꢁ olduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Mete – Türkiye, no. 39327/02).   Mahkeme, somut davada yukarıda belirtilen davadaki tespitlerinden ayrılmasını gerektiren   özel koꢁul görmemektedir. Bu nedenle Hükümetin itirazının bu yönünü de reddeder.   Mahkeme baꢁvurunun Sözleꢁme bağlamında olaylar ve hukuk açısından ciddi hususlar   ortaya çıkardığı kanaatindedir. Bunların belirlenmesi esas hakkında bir inceleme gerektirir.   Bu yüzden baꢁvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun   olmadığına karar verir. Kabuledilmezliğe dair baꢁka gerekçe tespit edilmemiꢁtir.   II. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuranlar, gözaltında tutuldukları sürenin, ilgili kısmı aꢁağıda verilen AĐHS’nin 5 § 3.   maddesinde belirtilen “makul süre” ꢁartını aꢁmıꢁ olmasında ꢁikâyetçi olmuꢁlardır.   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢁullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan   herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢁ diğer bir görevli önüne çıkarılır;   kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢁturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı   vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢁmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   Hükümet, baꢁvuranların tutukluluğunun, suç iꢁlemiꢁ olmaları ꢁüphesine iliꢁkin mantıklı   gerekçelerin varlığına dayandığını ve gözlem halinin yetkili makamlarca o dönemde   yürürlükte olan yasal hükümler uyarınca belli aralıklarla titizlikle gözden geçirildiğini   savunmuꢁtur. Baꢁvuranlara isnat edilen suçun ciddi nitelikte olduğu ve gözaltı süresinin   devamının suç iꢁlemelerinin engellenmesi ve toplum düzeninin korunması için ꢁart olduğunu   belirtmiꢁlerdir.   KOꢀTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   Baꢁvuranlar iddialarını sürdürmüꢁtür.   Mahkeme, dava dosyasından Devlet Güvenlik Mahkemesinin baꢁvuranların tutukluluk   halini her duruꢁma sonunda, kendi isteğiyle veya baꢁvuranların talebi üzerine değerlendirmiꢁ   olduğunu gözlemlemektedir. DGM, tutukluluğu her defasında “suçun niteliği, delillerin   durumu ve dava dosyası içeriği” gibi değiꢁmeyen, basmakalıp ifadelerle uzatmıꢁtır.   “Delillerin durumu” ifadesi genel olarak suçun ciddi belirtilerinin varlığına ve sürdüğüne   iliꢁkin bir etken olabilirken, somut davada iki yıl üç ay süren koruyucu tutukluluk dönemini,   özellikle baꢁvuranların yaꢁlarının küçük olması itibariyle tek baꢁına haklı çıkaramamaktadır   (bkz. özellikle Selçuk – Türkiye, no. 21768/02, Letellier – Fransa, A Serisi no. 207, Tomassi –   Fransa, A Serisi no. 241-A, Mansur – Türkiye, A Serisi no. 319-B).   Sonuç olarak AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiꢁtir.   III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuranlar, yargılama süresinin AĐHS’nin ilgili kısmı aꢁağıda verilen 6 § 1.   maddesinde belirtilen “makul süre” zorunluluğunu aꢁmasından ꢁikâyetçi olmuꢁtur:   “Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bir mahkeme   tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir”   Hükümet somut dava koꢁullarında yargılama süresinin gereksiz yere uzun olarak   değerlendirilemeyeceğini savunmuꢁtur.   Baꢁvuranlar iddialarını sürdürmüꢁtür.   Mahkeme, dikkate alınması gereken sürenin, baꢁvuranların yakalanıp gözaltına   alındıkları 19 ꢀubat 1999 tarihinde baꢁlayıp Yargıtay’ın birinci derece mahkemesinin kararını   onadığı 20 Eylül 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. O halde sözkonusu süre iki   aꢁamada iki yıl yedi aydır.   Dava süresinin tamamını inceleyerek ve davanın karmaꢁıklığı, sanık sayısı ve davanın   iki derecede ele alınmıꢁ olmasını dikkate alarak Mahkeme, birinci derece mahkemesinin bazı   sanıkların yaꢁlarının tespit edilmesini bekleyerek duruꢁmaları ertelemesi kararıyla bir miktar   uzamıꢁ olsa da somut davada yargılama süresinin haddinden fazla uzun olmadığını   değerlendirir. Bu bağlamda Mahkeme 6 § 1 maddesinin, adli kovuꢁturmanın ivedilikle   yapılmasını zorunlu tutarken aynı zamanda adaletin doğru idaresi gibi daha genel bir ilkeye   vurgu yaptığını hatırlatır (bkz. örneğin Gast ve Popp – Almanya, no. 29357/95). Mahkeme   ayrıca temyiz aꢁamasında kayda değer bir gecikmenin yaꢁanmamıꢁ olduğunu gözlemler.   Davanın özel koꢁullarını dikkate alarak Mahkeme AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ile getirilen   “makul süre” ꢁartının somut davada yerine getirildiğini tespit etmiꢁtir. Sonuç olarak   Mahkeme, yargılama süresi itibariyle 6 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine karar verir.   KOꢀTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢁmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢁvuranlar, maddi ve manevi tazminat olarak toplamda 60,000 Euro talep etmiꢁlerdir.   Hükümet, miktarlara itiraz etmiꢁtir.   Mahkeme, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında nedensel bir bağ   kurmamaktadır; dolayısıyla bu talebi reddeder. Öte yandan, her bir baꢁvurana 3,000 Euro   manevi tazminat ödenmesine karar verir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢁvuranlar, ulusal mahkemeler ve AĐHM nezdinde yaptıkları harcamalara karꢁılık   olarak 16,802 Euro talep etmiꢁtir.   Hükümet, miktarlara itiraz etmiꢁtir.   AĐHM içtihadına göre bir baꢁvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢁ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,   ulusal mahkemelerdeki masraflarla ilgili talebin reddini ve AĐHM’deki harcamalar için ortak   olarak 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢁtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢁvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;   4. (a) Sorumlu Devlet’in baꢁvuranlara, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın   kesinleꢁtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni   Türk Lirası’na çevrilerek:   KOꢀTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   (i) Baꢁvuranlardan her birine 3,000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat,   (ii) mahkeme masrafları için ortaklaꢁa 1,000 Euro (bin Euro);   (iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢁılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek   suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Baꢁvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢁ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 3 Mayıs   tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.   S. DOLLÉ   F. TULKENS   Zabıt Kâtibi   Baꢁkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło