74337/01

WyrokETPCz2006-12-05ECLI:CE:ECHR:2006:1205JUD007433701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania oraz długość postępowania karnego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że tymczasowe aresztowanie trwające od pięciu do sześciu lat było nadmierne, ponieważ krajowe sądy uzasadniały jego kontynuację ogólnymi stwierdzeniami o charakterze przestępstwa, stanie dowodów lub treści akt, co nie było wystarczające do uzasadnienia tak długiego pozbawienia wolności. W odniesieniu do długości postępowania karnego, Trybunał uznał, że sprawa była złożona, a zachowanie skarżących (odmowa stawiennictwa, wnioski o przedłużenie terminów) znacząco przyczyniło się do opóźnień, co wykluczyło odpowiedzialność władz krajowych za przekroczenie rozsądnego terminu. Skarga z art. 5 ust. 4 została odrzucona z powodu niewyczerpania krajowych środków odwoławczych, gdyż skarżący nie skorzystali z możliwości odwołania od decyzji o kontynuacji aresztowania.
Stan faktyczny
Pięciu skarżących, obywatele Turcji, zostało aresztowanych w maju 1995 r. (czterech) i marcu 1996 r. (jeden) pod zarzutem przynależności do PKK i przeprowadzenia ataków bombowych. Zostali oni umieszczeni w areszcie tymczasowym, który trwał odpowiednio około sześciu lat i pięciu lat i dwóch miesięcy. Sądy krajowe, w tym Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM), wielokrotnie odmawiały zwolnienia z aresztu, powołując się na charakter przestępstwa i stan dowodów. Ostatecznie, w maju 2001 r., DGM skazał jednego skarżącego na 12 lat i 6 miesięcy więzienia, a pozostałych na karę śmierci (zamienioną na dożywocie), co zostało potwierdzone przez Sąd Kasacyjny w lutym 2002 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą długości tymczasowego aresztowania za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Zasądził od Rządu Turcji na rzecz każdego ze skarżących Şemsettina Baştımara, Alego Şahindala, Kenana Aygörena i Tekina Gencera po 4 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej, a na rzecz Şükrü Demirtaşa 3 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej. 4. Zasądził łącznie na rzecz pięciu skarżących 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 701 EUR otrzymane z tytułu pomocy prawnej. 5. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   BAꢀTIMAR VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no:74337/01)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ARALIK 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 74337/01 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk   vatandaꢀı ꢁemsettin Baꢀtımar, ꢁükrü Demirtaꢀ, Ali ꢁahindal, Kenan Aygören ve Tekin   Gencer’in (Baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 30 Ağustos 2001   tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur. Baꢀvuranlar, avukat yardımından faydalanarak,   Đstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaꢀ Doğan tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Baꢀvuranlar, sırasıyla 1969, 1967, 1972 ve son iki baꢀvuran 1971 doğumludur.   1. ꢁemsettin Baꢀtımar, Ali ꢁahindal, Kenan Aygören ve Tekin Gencer Hakkındaki   Cezai Yargılama   PKK üyesi olmakla suçlanan baꢀvuranlar, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü polisleri   tarafından 5-7 Mayıs 1995 tarihleri arasında yakalanmıꢀlardır. Baꢀvuranlar bu örgüt adına   birçok bombalı saldırı suçunu iꢀlemekle itham edilmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar 17 Mayıs 1995 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından dinlenmiꢀler ve daha sonra DGM yedek hakimi önüne   çıkarılmıꢀlardır. DGM yedek hakimi baꢀvuranların tutuklu yargılanmalarına karar vermiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı 30 Ekim 1995 tarihinde, ꢁemsettin Baꢀtımar’ı eski Türk Ceza   Kanunu’nun (TCK) 168 ve 125. maddelerinde öngörülen yasadıꢀı bir örgüte mensup olma   suçu ve diğerlerini de Devlet’in toprak bütünlüğüne zarar verme suçu ile itham etmiꢀtir.   DGM, 26 Aralık 1995 ve 28 Ocak 1998 tarihleri arasında yapılan yedi duruꢀma   sırasında, baꢀvuranların da aralarında bulunduğu sanıkların beyanlarını dinlemiꢀtir. DGM,   aynı zamanda soruꢀturma aꢀamasında hazırlanan tutanakları imzalayan üç davacıyı ve beꢀ   polisi dinlemiꢀ ve istinabe yoluyla alınan beꢀ polis ifadesini aldığını bildirmiꢀtir. Bu   duruꢀmalar sona erdiğinde, DGM, baꢀvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀ ve   “kendilerine isnat edilen suçun niteliği, delilerin durumu ve dosya içeriğini gözönüne alarak”   tutuklu yargılanmalarına devam edilmesi kararı almıꢀtır.   2. ꢁükrü Demirtaꢀ’la ilgili Cezai Yargılama   Baꢀvuran ꢁükrü Demirtaꢀ, 10 Mart 1996 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü   polisleri tarafından PKK’ya karꢀı yürütülen operasyonlar çerçevesinde gözaltına alınmıꢀtır.   Baꢀvuran 22 Mart 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀtir. Daha   sonra yedek hakimin önüne çıkarılmıꢀtır. Yedek hakim baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına   karar vermiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı 27 Mart 1996 tarihinde, eski TCK’nın 125. maddesine dayanarak,   baꢀvuranı Devlet’in toprak bütünlüğünü bozma suçuyla itham etmiꢀtir.   DGM 19 Haziran ve 2 Aralık 1996 tarihleri arasında dört duruꢀma yapmıꢀtır. Bu   duruꢀmalar sırasında, ön soruꢀturma sırasında hazırlanan tutanakları imzalayan iki polisi   dinlemiꢀtir. Bu duruꢀmalar sona erdiğinde DGM, baꢀvuranı “isnat edilen suçun niteliği,   delilerin durumu ve dosya içeriğini gözönüne alarak” tutuklu yargılanmasına devam edilmesi   kararı almıꢀtır. DGM baꢀvuranın üç duruꢀmaya katılmayı reddettiğini tespit etmiꢀtir.   DGM, 17 ꢁubat 1997 tarihinde yargılamanın diğer baꢀvuranların yargılaması ile   birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir.   3. Đki Yargılama Usulünün Birleꢀtirilmesi   DGM, 14 ꢁubat 1997 tarihli duruꢀmada iki yargılama usulünün birleꢀtirilmesine karar   vermiꢀtir.   DGM, 25 Mart 1997 ve 17 Mart 1998 tarihleri arasında yapılan yedi duruꢀma   sırasında, altı polis ve on bir davacıyı dinlemiꢀtir. Bu duruꢀmalar sona erdiğinde baꢀvuranların   serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀ ve “isnat edilen suçun niteliği, delilerin durumu ve   dosya içeriğini gözönüne alarak” tutuklu yargılanmalarına devam edilmesi kararı almıꢀtır. 25   Mart 1997 tarihli duruꢀma sırasında, Tekin Gencer dıꢀındaki diğer baꢀvuranların mahkemeye   çıkmayı reddettiğini tespit etmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı 17 Mart 1998 tarihli duruꢀma   sırasında davanın esası hakkındaki iddialarını sunmuꢀtur.   Ali ꢁahindal’ın avukatı 21 Mayıs 1998 tarihinde savunmasını sunmuꢀtur. DGM 6   ꢁubat 1998 tarihinde üniversite sınavlarına gireceği için Ankara Cezaevi’ne nakledilen   ꢁemsettin Baꢀtımar’a ve sağlık nedeniyle duruꢀmaya katılmayan Tekin Gencer’e Cumhuriyet   Savcısı iddialarının tebliğ edilmesine karar vermiꢀtir. DGM sözkonusu savunmalarını   hazırlamaları için baꢀvuranlara süre tanımıꢀtır.   Tekin Gencer, 21 Temmuz 1998 tarihli duruꢀmada, savunmasındaki iddialarını   sunmuꢀtur. DGM, savunmalarını hazırlamaları için diğer baꢀvuranlara ve avukatlarına süre   tanımıꢀtır.   DGM, 24 Eylül ve 1 Aralık 1998 tarihli duruꢀmalarda baꢀvuranların mahkemeye   çıkmayı reddettiğini tespit etmiꢀtir.   DGM, 18 ꢁubat 1999 tarihli duruꢀmada Kenan Aygören, ꢁükrü Demirtaꢀ ve Tekin   Gencer’in mahkemeye çıkmayı reddettiğini tespit etmiꢀtir. DGM, Ali ꢁahindal’a savunmasını   hazırlaması için süre tanımıꢀtır. ꢁemsettin Baꢀtımar savunmasını sunmayı reddetmiꢀtir. DGM,   mahkemeye çıkmayan baꢀvuranlara, mahkemeye çıkmayı reddetmelerinin doğuracağı   sonuçlar konusunda uyarmıꢀtır.   ꢁemsettin Baꢀtımar 4 Mayıs 1999 tarihli duruꢀmada, savunmasını sunmuꢀ ve Ali   ꢁahindal ise savunmasını kısmen sunmuꢀtur. Bu duruꢀma sona erdiğinde DGM, ꢁükrü   Demirtaꢀ ve Kenan Aygören’e savunmalarını sunmak için ve Ali ꢁahindal’a savunmasının   geri kalan kısmını sunması için ek süre tanımıꢀtır. DGM, Tekin Gencer’i, mahkemeye   çıkmayı reddetmesinin savunma hakkını reddetmek olarak değerlendirileceği konusunda   uyarmıꢀtır.   Baꢀvuranlar, 8 Temmuz 1999 tarihinde Öcalan davasında verilen hükme itiraz etmiꢀler   ve Öcalan’ın sunduğu savunmaya aynen katıldıklarını bildirmiꢀlerdir. Bu duruꢀma sonunda   DGM, Kenan Aygün’e yazılı savunmasını sunmak üzere son kez süre tanımıꢀtır.   Eylül 1999 tarihli duruꢀmada sadece Tekin Gencer ve avukatı mahkemeye   gelmiꢀtir. DGM kendilerine savunmalarını hazırlamaları için süre tanımıꢀtır.   Aralık 1999 tarihli duruꢀmada ꢁükrü Demirtaꢀ savunmasını okumuꢀtur. Kenan   Aygören avukatı ile görüꢀemediğini ve dolayısıyla savunmasını hazırlayamadığını belirterek   ek süre istemiꢀtir. DGM bu talebi ve Tekin Gencer’in avukatının talebini kabul etmiꢀtir.   Kenan Aygören, 2 Mart 2000 tarihli duruꢀmada yazılı savunmasının hazırlanması için   ek süre istemiꢀ ve DGM de bu talebi kabul etmiꢀtir.   Ali ꢁahindal’ın avukatı, 25 Mayıs 2000 tarihinde savunmasındaki iddialarını   sunmuꢀtur. DGM Kenan Aygören’in sağlık nedeniyle duruꢀmaya katılmadığını tespit etmiꢀ ve   kendisine ve Tekin Gencer’in avukatına yazılı savunmanın hazırlanması için ek süre   tanımıꢀtır.   DGM, 1 Ağustos 2000 ve 19 Nisan 2001 tarihleri arasında yapılan beꢀ duruꢀma   sırasında, Kenan Aygören’e üç kez süre tanımıꢀtır. Kenan Aygören ise sağlık gerekçesiyle iki   duruꢀmaya katılmamıꢀtır. Diğer baꢀvuranlar esasa iliꢀkin savunmalarını yinelemiꢀlerdir.   DGM, 21 Temmuz 1998 ve 19 Nisan 2001 tarihleri arasında yapılan on beꢀ   duruꢀmanın sonunda, baꢀvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀ ve “isnat edilen   suçun niteliği, delilerin durumu ve dosya içeriğini gözönüne alarak” tutuklu yargılanmalarına   devam edilmesi kararı almıꢀtır.   DGM, 17 Mayıs 2001 tarihinde eski TCK’nın 168§2 maddesine dayanarak ꢁemsettin   Baꢀtımar’ı on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀ ve tutuklu yargılandığı süreyi dikkate   alarak serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir. DGM diğer baꢀvuranları ise eski TCK’nın 125.   maddesi uyarınca idam cezasına çarptırmıꢀtır. Bu ceza ömür boyu hapis cezasına çevrilmiꢀtir.   Yargıtay 11 ꢁubat 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 14 Ekim 2005 tarihinde yeni Türk Ceza Kanunu’nun   yürürlüğe girmesiyle, ꢁemsettin Baꢀtımar aleyhinde verilen hapis cezasını altı yıl üç ay hapis   cezasına indirmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 5§3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinden ꢀikayetçi olmaktadırlar. Bu bağlamda   baꢀvuranlar AĐHS’nin 5§3 maddesini ileri sürmektedirler.   Hükümet, ulusal mahkemelerin baꢀvuranların tutuklu yargılanmalarının devamı   hakkındaki kararlarını gerekçelendirdiklerini ileri sürmektedir. Böylece DGM,   soruꢀturmaların devam etmesi ve kaçma ya da dava konusu yasadıꢀı örgüt tarafından   baꢀvuranların kaçırılması tehlikesinin, serbest bırakılma taleplerinin reddedilmesi için yeterli   delil oluꢀturduğuna kanaat getirmiꢀtir. Hükümet buradan, baꢀvuranların tutukluluk hallerinin   devamının gerekli olduğu ve DGM’nin bu yönde dile getirilen talepleri reddetmek için yetkili   olduğu sonucunu çıkarmaktadır.   Baꢀvuranlar, Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedirler.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun öngördüğü gibi ulusal mahkemeler   önünde tutuklu yargılanmalarına devam edilmesine baꢀvuranların itiraz etmediklerini   savunmaktadır.   Baꢀvuranlar, DGM’nin bir çok kez yineledikleri serbest bırakılma taleplerini   sistematik olarak reddettiğine dikkati çekmektedirler.   AĐHM, AĐHS’nin 35§1 maddesi uyarınca, genel olarak bilinen uluslararası hukuk   ilkelerinden anlaꢀıldığı üzere iç hukuk yolları tüketildikten sonra kendisine   baꢀvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Bu kural öncelikle, kendi olanakları ve ulusal hukuk   düzeni içinde Savunmacı Devlet’e dava konusu durumu telafi etme yetisini verme   gerekliliğine dayanmaktadır. Bu kuralın amacı, Devletler’e aleyhlerinde iddia edilen   eksiklikleri giderme olanağını vermektir. Ancak bu kural otomatik olarak uygulanmamakta ve   kati niteliği bulunmamaktadır. Bu kurala riayet edilip edilmediğini kontrol ederken, dava   koꢀullarının gözönünde bulundurulması gerekir (Bkz. Van Oosterwijck-Belçika, 6 Kasım   1980).   AĐHM, bu hükmün “esneklik” ve “aꢀırı ꢀekilcilikle hareket etmeyerek” uygulanması   gerektiğini kabul etmektedir (Bkz. Cardot –Fransa, 19 Mart 1991 tarihli karar). Baꢀvuranın,   daha sonra AĐHM önünde dile getirmeyi düꢀündüğü ꢀikayetlerini öncelikle ulusal   mahkemeler önünde “en azından esası bakımından ve iç hukukta belirtilen süre ve koꢀullarda”   ortaya koyması yeterlidir (Bkz. Castells-Đspanya, 23 Nisan 1992 tarihli karar ve Akdivar ve   diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar).   Bu bağlamda AĐHM, baꢀvuranların mahkeme önündeki ꢀikayetin konusunun ulusal   yargılama sırasında incelendiğini gözlemlemektedir. Her duruꢀma sonunda, talep üzerine yada   ex officio karar veren DGM, baꢀvuranların tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Bu   koꢀullarda AĐHM, ulusal mahkemelerin aꢀırı olan tutukluluk haline son verme ve böylece   aleyhlerinde iddia edilen eksiklikleri önleme yada giderme olanağının bulunduğuna kanaat   getirmektedir (bkz. Acunbay-Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00).   Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir. AĐHM, bu ꢀikayetin   AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir   kabuledilemezlik gerekçesi ile ters düꢀmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla ꢀikayeti   kabuledilebilir ilan etmek uygun olacaktır.   B. Esas Hakkında   AĐHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırını   geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal hukuk mercilerinin üzerine düꢀen bir görev   olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi gözönünde bulundurularak, kiꢀisel   özgürlüğe saygı kuralı istisnasını ve serbest bırakılma taleplerini itiraz ettikleri kararlarında   gözönünde bulundurmayı haklı gösterecek gerçek bir kamu menfaati gerekliliğini ortaya   koyacak ve ortadan kaldıracak nitelikteki bütün koꢀulları incelemeleri gerekir. Esas itibariyle   sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelere ve baꢀvurularında ilgililerin belirttiği   reddedilmeyen olaylara dayanarak, AĐHM, AĐHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edilip   edilmediğini belirlemelidir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli   karar).   Bu bağlamda, yakalanan kiꢀiyi bir suçu iꢀlemekle itham etmenin geçerli nedenlerinin   var olmaya devam etmesi, tutukluluk halinin devamının uygun olma sine qua non (olmazsa   olmaz) koꢀuludur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli değildir. Dolayısıyla AĐHM, adli   makamlar tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı   göstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli”   olduğu takdirde, AĐHM bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına   özel bir ihtimam gösterip göstermediğini araꢀtırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında Ali Hıdır   Polat-Türkiye, no: 61446/00).   Bu davada, baꢀvuranların tutukluluk hali sırasıyla 10 Mart 1996 (birinci baꢀvuran) ve   5, 6, 7 Mayıs 1995 (diğer baꢀvuranlar) tarihlerinde baꢀlamıꢀ ve DGM’nin 17 Mayıs 2001   tarihli kararıyla sona ermiꢀtir. 5§3 maddesinde belirtilen dönemin sonu “ilk derece   mahkemelerinde suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün”’dür (Labita-Đtalya, no:   26772/95). Tutuklu yargılama süresi, ꢁükrü Demirtaꢀ için yaklaꢀık olarak beꢀ yıl iki ay ve   diğer baꢀvuranlar için altı yıldır.   Dosya unsurlarından, DGM’nin baꢀvuranların sürekli yeniledikleri serbest bırakılma   taleplerini reddettiği ve “atılı suçun niteliği yada sınıflandırılması”, “delillerin durumu” yada   “dosya içeriği” gibi benzer hatta aynı tip yöntemlere dayanarak tutuklu yargılanmaya devam   edilmesine karar verdiği ortaya çıkmaktadır.   Oysa AĐHM’nin gözünde, “delillerin durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var   olduğunu ve var olmaya devam ettiğini belirttiği düꢀünülse ve genel olarak bu koꢀullar uygun   etkenleri oluꢀturabilse de, bu davada sözkonusu koꢀullar, bu kadar uzun bir süre baꢀvuranların   tutuklu kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı gösteremez (Ali Hıdır Polat).   Son olarak Hükümet’in baꢀvuranların kaçması ya da yasadıꢀı örgüt tarafından   kaçırılması riskine iliꢀkin argümanları ulusal adli makamlar tarafından gözönünde   bulundurulmamıꢀtır (Bkz. Acunbay).   Dolayısıyla AĐHS’nin 5§3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 5§4 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, tutukluluk hallerinin devam etmesine itiraz etmek için baꢀvuru yollarının   bulunmadığından ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar AĐHS’nin 13. maddesini ileri   sürmektedirler.   AĐHM bu ꢀikayeti AĐHS’nin 5§4 maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağına   kanaat getirmektedir.   Hükümet, baꢀvuranların eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun öngörmesine   rağmen, tutukluluk hallerinin devam etmesine karꢀı itiraz etmediklerine dikkat çekmektedir.   Baꢀvuranlar, ꢀikayetlerini sunmak için iç hukukta hiçbir baꢀvuru yolunun   bulunmadığına kanaat getirmektedirler.   AĐHM, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun uygun hükümlerine göre tutuklu   yargılanma yada tutuklu yargılanmaya devam edilmesi kararına itiraz edilebileceğini not   etmektedir. Böylece bir Ağır Ceza Mahkemesi, gördüğü cezai yargılama çerçevesinde   sanıkların tutuklu yargılanmaya devam edilmesine karar verdiği durumda, bu karara baꢀka bir   Ağır Ceza Mahkemesi önünde itiraz edilebilir. DGM’nin kuruluꢀ ve yargılama usullerine   iliꢀkin 2845 sayılı Kanun’un 18. maddesi, bu mahkemelerin Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nun uygulanması sırasında Ağır Ceza Mahkemeleri gibi değerlendirildiğini   belirtmektedir.   Bu davada AĐHM, DGM’nin verdiği tutuklu yargılanma halinin devamı kararlarının   hepsine itiraz edilebileceğini belirtmektedir. Oysa baꢀvuranlar, bu baꢀvuru yolundan   faydalanmaya çalıꢀmamıꢀlar ve bu bağlamda hiçbir açıklama yapmamıꢀlardır.   AĐHM, bu baꢀvurunun baꢀarısızlıkla sonuçlanacağı konusunda kesin yargıya varamaz   ve baꢀvuranların bu baꢀvuru yolunu kullanmasını engelleyecek hiçbir unsur görmemektedir   (Bkz. Köse ve diğerleri-Türkiye, no: 50177/99).   Buradan baꢀvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ortaya çıkmaktadır. Baꢀvuru   AĐHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.   III.AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, yargılama süresinde “makul süre” ilkesinin tanınmadığını iddia   etmektedir. Baꢀvuranlar AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.   Hükümet, dava koꢀullarını gözönüne alarak, yargılama süresinin makul olmadığının   düꢀünülemeyeceğine kanaat getirmektedir. Hükümet, davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvuranların   üzerine düꢀen görevlerin niteliğine vurgu yapmaktadır. Dava konusu cezai yargılama, on bir   sanıkla ilgili olup, uzun yargılamaları gerektirmiꢀtir.   Hükümet’e göre baꢀvuranlar, birçok duruꢀmaya katılmayı reddederek, yargılamanın   uzamasına neden olmuꢀlardır. Hükümet, ulusal makamlara atfedilecek hiçbir iꢀlem   yapılmayan bir dönemin bulunmadığını eklemektedir.   Baꢀvuranlar Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedirler.   Değerlendirmeye alınacak dönem, baꢀvuranların yakalanması ile baꢀlamıꢀ ve   Yargıtay’ın karar verdiği tarihte de sona ermiꢀtir. Dolayısıyla yargılama süresi, her iki   mahkemede ꢁükrü Demirtaꢀ için yaklaꢀık beꢀ yıl on bir ay ve diğer baꢀvuranlar için altı yıl   dokuz ay sürmüꢀtür.   AĐHM, yargılama süresinin makul olma niteliği dava koꢀullarına göre ve özellikle   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumu gibi AĐHM içtihadının yer   verdiği kriterler gözönüne alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri   arasında Pelissier ve Sassi-Fransa, no: 25444/94).   Mevcut dava hiç kuꢀkusuz oldukça karmaꢀıktı. Zira DGM birçok suçtan kovuꢀturulan,   aralarında baꢀvuranların da bulunduğu önce on, daha sonra on bir sanığa iliꢀkin yargılamayı   sürdürmek zorunda kalmıꢀtır. Bu da olayların yeniden gözden geçirilmesi, delillerin   toplanması ve sanıkların her birinin yapması gereken olayların tespiti için uzun süreli bir   çalıꢀmayı gerektirmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranların tutumunun eleꢀtiriye açık olduğunu not etmektedir. Bu   bağlamda esasa iliꢀkin taleplerin sunulması ve davanın esası hakkında DGM’nin karar verdiği   tarih arasında yaklaꢀık üç yıl iki ay geçtiğini vurgulamaktadır. Bu uzun dönem esasen ve   özellikle baꢀvuranlardan bazılarının sürekli olarak mahkemeye çıkmayı reddetmesi ve   sözkonusu baꢀvuranların ve avukatlarının ek süre talepleri gibi tutumları ile açıklanmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranların tutumlarının Savunmacı Hükümet’e atfedilemeyecek nesnel bir unsur   oluꢀturduğunu ve AĐHS’nin 6§1 maddesi uyarınca makul sürenin aꢀılıp aꢀılmadığını   belirlemek için gözönünde bulundurulduğunu hatırlatmaktadır (Wiesinger-Avusturya, 30   Ekim 1991 tarihli karar). Bundan dolayı yargılamanın bu kısmındaki gecikmeden sadece   yetkililer sorumlu tutulamaz.   AĐHM, adli makamların tutumu hakkında, sadece Devlet’e atfedilen yavaꢀlıklarla   “makul süre” aꢀımı sonucuna varılabileceğini hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Gergouil-   Fransa, no: 40111/98 ve Papachelas-Yunanistan, no: 31423/96).   Bu davada ꢁükrü Demirtaꢀ 10 Mart 1996 tarihinde yakalanmıꢀ, 27 Mart 1996   tarihinde hakkında suçlamalarda bulunulmuꢀ ve DGM önüne 19 Haziran 1996 tarihinden   itibaren çıkarılmıꢀtır. Diğer baꢀvuranlar ise, 5-7 Mayıs 1995 tarihleri arasında yakalanmıꢀ, 30   Ekim 1995 tarihinde haklarında suçlamalarda bulunulmuꢀ ve DGM önüne 26 Aralık 1995   tarihinden itibaren çıkarılmıꢀlardır. Her iki yargılama 14 ꢁubat 1997 tarihinde birleꢀtirilmiꢀ ve   Mayıs 2001 tarihinde karar verilmiꢀtir.   DGM, 26 Aralık 1995 tarihi ile 17 Mart 1998 tarihi arasında on dört duruꢀma yapmıꢀ   ve bu duruꢀmalarda baꢀvuranlarla birlikte diğer sanıkların beyanlarını ve tanık olarak da on   dört davacı ile on beꢀ polisi dinlemiꢀtir. Dört polisin ifadeleri istinabe yoluyla alınmıꢀtır. Bu   çalıꢀma da, polislerin adreslerinin belirlenmesi ve ülkenin farklı bölgelerinde bulunan adli   makamlara istinabenin gönderilmesini gerektirmiꢀtir. Dava dosyaları birleꢀtirilmeden önce   ꢁükrü Demirtaꢀ hakkında dört duruꢀma yapılmıꢀtı. Bu duruꢀmalar sırasında baꢀvuran ve   tanıkların beyanları mahkemede dinlenmiꢀtir. Yargılamanın bu kısmının incelenmesinden,   ulusal makamlara atfedilecek faaliyetsiz geçen herhangi önemli bir dönemin olmadığı ortaya   çıkmamaktadır.   AĐHM, Cumhuriyet Savcısı iddianameyi sunduktan sonra DGM önündeki   yargılamanın ikinci kısmı konusunda baꢀvuranların bu yargılamanın uzamasına neden   olduğunu ve mahkemeye çıkmayı reddetmelerinden dolayı ortaya çıkacak sonuçlar konusunda   sanıklara birçok kez uyarıda bulunarak DGM’nin, yargılamanın hızlanması için bazı tedbirler   aldığını not etmektedir. Yargıtay önündeki yargılamanın süresi (yaklaꢀık dokuz ay) hakkında   eleꢀtiri yapılamaz.   AĐHM yargılama süresinin tamamını gözönünde bulundurarak, AĐHS’nin 6§1 maddesi   uyarınca “makul sürenin” aꢀılmadığı kanaatine varmaktadır.   Buradan bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu AĐHS’nin 35§1 ve 4 maddesi   uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuranlar, maruz kaldıkları maddi ve manevi zarar adı altında 46.000 Euro   istemektedirler.   Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen zarar arasında nedensellik bağının   bulunmadığını gözlemlemekte ve bu talebi reddetmektedir.   Buna karꢀın AĐHM, baꢀvuranlar ꢁemsettin Baꢀtımar, Ali ꢁahindal, Kenan Aygören ve   Tekin Gencer’in her birine manevi zarar adı altında 4.000 Euro ve ꢁükrü Demirtaꢀ’a 3.500   Euro ödenmesinin yerinde olacağına kanaat getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuranlar, AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 17.800 Euro   istemektedirler. Baꢀvuranlar kanıt olarak Đstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’nin   avukatlık ücret çizelgesini sunmuꢀlardır.   Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.   AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran, gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları   ortaya konulduğu sürece masraf ve harcamaların ödenmesini sağlayabilmektedir. Bu davada   ve elinde bulunan unsurları gözönüne alarak, mahkeme önündeki yargılama için 1.500   Euro’nun makul olduğuna kanaat getirmekte ve beꢀ baꢀvurana adli yardım adı altında Avrupa   Konseyi’nin verdiği 701 Euro çıkarılarak kalan miktarın ortaklaꢀa ödenmesine kanaat   getirmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına 3 puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuranların tutuklu yargılanma sürelerine iliꢀkin ꢀikayet konusunda baꢀvurunun   kabuledilebilir, geri kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet’in;   i. manevi tazminat için baꢀvuranlar ꢁemsettin Baꢀtımar, Ali ꢁahindal, Kenan Aygören   ve Tekin Gencer’in her birine 4.000 (dört bin) Euro ve ꢁükrü Demirtaꢀ’a 3.500 (üç bin beꢀ   yüz) Euro;   ii. masraf ve harcamalar için beꢀ baꢀvurana ortaklaꢀa 1.500 (bin beꢀ yüz) Euro’dan adli   yardım adı altında Avrupa Konseyi’nden alınan 701 (yedi yüz bir) Euro düꢀürülerek kalan   miktarı;   iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet’in,   Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit   oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło