74341/01

WyrokETPCz2006-10-03ECLI:CE:ECHR:2006:1003JUD007434101

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak publicznej rozprawy w postępowaniu karnym, zarówno w pierwszej instancji, jak i w postępowaniu odwoławczym, naruszył prawo skarżącego do rzetelnego procesu sądowego zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że publiczna rozprawa jest fundamentalną zasadą gwarantowaną przez art. 6 ust. 1 Konwencji, zapewniającą przejrzystość i wiarygodność sądów. W niniejszej sprawie skarżący nigdy nie miał możliwości stawienia się przed sędzią na żadnym etapie postępowania krajowego, ani przed sądem pokoju, ani przed sądem pierwszej instancji rozpatrującym odwołanie. Trybunał zauważył, że turecki Sąd Konstytucyjny również uznał brak rozprawy w takich postępowaniach odwoławczych za niezgodny z prawem do rzetelnego procesu, a nowe tureckie przepisy karne zniosły tę możliwość. W związku z tym brak publicznej rozprawy stanowił naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
W 2000 roku w restauracji skarżącego, Mehmeta Karahanoğlu, wybuchł pożar. Raport straży pożarnej wskazał na zaniedbanie. Prokurator oskarżył skarżącego, a sąd pokoju nałożył grzywnę w wysokości około 40 euro, opierając się wyłącznie na aktach sprawy, bez publicznej rozprawy. Odwołanie skarżącego do sądu pierwszej instancji również zostało odrzucone bez rozprawy. Grzywna została następnie zamieniona na karę trzech dni pozbawienia wolności, ale wykonanie tej kary zostało zawieszone na mocy nowej ustawy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 § 1 Konwencji z powodu braku rozprawy w postępowaniu krajowym. 3. Orzekł, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 4. Zasądził od rządu pozwanego kwotę 1000 euro na pokrycie kosztów i wydatków. 5. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KARAHANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 74341/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2006   İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup,   şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (74341/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaşı Mehmet Karahanoğlu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 1   Ağustos 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını   güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan   Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından O.E. Ataman tarafından   temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.   Eylül 2000 tarihinde başvuranın restoranındaki şömineden çıkan yangın kısa sürede   kontrol altına alınmıştır.   İtfaiye ekipleri aynı gün hazırladıkları raporda yargının şömine bacasındaki is ve yağlardan   çıktığını belirterek bir ihmalkârlığın olduğu sonucuna varmıştır.   Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı 7 Kasım 2000 tarihinde başvuranı eski TCK’nın 566 § 1.   maddesi gereğince itham etmiştir.   Beyoğlu Sulh ceza mahkemesi 14 Kasım 2000 tarihinde dava dosyasına dayalı olarak   başvuranı 22.815.000 TL. [yaklaşık 40 Euro] hafif para cezasına çarptırmıştır.   Başvuran 19 Mart 2001 tarihinde Beyoğlu Asliye ceza mahkemesi’ne başvurarak itirazda   bulunmuştur.   Asliye ceza mahkemesi 20 Mart 2001 tarihinde bu talebi reddetmiştir.   Temmuz 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranın para cezasını ödemediğini tespit   ederek bunu üç günlük hapis cezasına çevirmiştir.   Şartlı tahliyeye ilişkin 4616 sayılı ve 21 Aralık 2000 tarihli şartlı salıverme ve cezaların infazı   hakkındaki Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından başvuranın cezası da ertelenmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran mahkemelerin duruşma yapmaması ölçüsünde davasının hakkaniyete uygun olarak   dinlenmediğini ileri sürmekte, AİHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddialara karşı çıkarak hükmedilen cezanın hakkaniyete uygun bir yargılamada   ve hukuk kurallarına saygı çerçevesinde verildiğini savunmaktadır. Hükümet pek çok ülkede   rastlanan bu olağan sürecin mahkemelerin iş yükünü azaltmayı ve daha az öneme haiz   davalardaki süreci sadeleştirmeyi amaçladığını ifade etmektedir. Türk hukukunun Asliye ceza   mahkemesinde yapılacak itirazlara etkili başvuru yolu sunduğu açıklamasını getiren Hükümet   bu bağlamda Sulh ceza mahkemesince alınan yargı kararlarından örnekler sunmaktadır.   Hükümet öngörülen cezanın AİHS’nin 6. maddesinde yer alan gerekliliklere uygun olduğu   sonucuna varmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   1. Mağdur sıfatı   Hükümet AİHS’nin 34. maddesinde öngörüldüğü şekliyle başvuranın mağdur sıfatına karşı   çıkmakta, hükmedilen ve ödenmeyerek üç günlük hapis cezasına çevrilen para cezasının 4616   sayılı ve 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren Kanun’un ardından ertelendiğini   vurgulamaktadır. Sonuç itibariyle başvuran mağdur olduğunu öne süremez.   Başvuran bu savlara karşı çıkmakta, çarptırılan para cezasından beraat ettiğini fakat Sulh ceza   mahkemesi kaleminden ibranamenin kendisine verilmediğini iddia etmektedir.   AİHM, 6 Ekim 2004 tarihinde Beyoğlu Sulh ceza mahkemesi’nin 20 Haziran 2001 tarihli   cezanın infazı halinde başvuranın adli sicil kaydının silinmesi kararını verdiğini ve o tarihten   bu yana hiçbir suçun işlenmediğini not etmektedir.   AİHM’nin bu konudaki yerleşik içtihadına göre başvuran lehinde alınan bir kararın veya   tedbirin ilke olarak başvuranın «mağdur» sıfatının giderilmesi ancak ulusal yetkililerin   Sözleşme’nin ihlalini alenen veya özü itibariyle yeniden tanımaları ve gidermeleri ile   mümkün olmaktadır (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı, no: 22479/93).   Bu başvuruda, verilen para cezasının hapis cezasına çevrilmeden başvuranın beraat ettiğini   hatırlatmak AİHM nezdinde yeterli olacaktır. AİHM, bu bağlamda Sulh ceza mahkemesinin   ilgilinin 20 Haziran 2001’de ödediği para cezası ile mahkumiyetinin gereğince infaz   edildiğine itibar ettiğinin altını çizmektedir.   Bu durumda Hükümetin ön itirazının reddedilmesi gerekmektedir.   2. İç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin   Hükümet başvuranın kanun yararına temyiz başvurusunda bulunmaması ölçüsünde iç hukuk   yollarının tüketilmediğinden başvurunun kabuledilemez olduğu itirazında bulunmaktadır.   Başvuran bu sava karşı çıkarak kanun yararına temyiz başvurusunun kabul edilebilir bir   başvuru olmadığını ileri sürmektedir.   AİHM, Türk hukukundaki kanun yararına temyiz başvurusunun olağanüstü bir başvuru şekli   olduğunu hatırlatarak, eski Türk Ceza Kanunu’na göre yalnızca Yargıtay Cumhuriyet   Başsavcısı Adalet Bakanı’nın mutlak görüşü ile bu başvuruyu yapmaktadır. Sözkonusu   başvuru muhakeme edilebilir değildir. Sonuç olarak, uluslararası hukukun tanınan genel   kuralları nezdinde AİHS’nin 35. maddesinde yer alan zorunluluklar bakımından bu başvuru   yolunu kullanmak gerekli olmamaktadır. Bu nedenle, AİHM bu itirazı reddetmektedir.   AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini   yapmaktadır. Ayrıca başvurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer almamaktadır.   Başvuru kabuledilmelidir.   B. Esas hakkında   AİHM, açık yargılamanın AİHS’nin 6 § 1. maddesi ile güvence altına alınan temel bir ilke   olduğunu hatırlatmaktadır. Bu ilke açık denetimden kaçınan gizli bir yargıya karşı muhakeme   edilebilirliği himaye altına almakta ve mahkemelerin güvenilirliklerine katkı sağlayacak   araçlardan birini oluşturmaktadır. Hukukun yönetimine getirdiği şeffaflıkla, 6 § 1. madde   kapsamında tüm demokratik toplumların öncelikli ilkeleri arasında yer alan adil yargılama   amacına katkı sağlar (Bkz. Sutter-İsviçre, 22 Şubat 1984, Gautrin ve diğerleri-Fransa, 20   Mayıs 1998, Serre-Fransa no: 29718/96, 29 Eylül 1999 ve Stefanelli-Saint Martin kararları,   no: 35396/97).   AİHM, eski TCK’nın hükümlerine göre davaya bakan hakimin bazı suç sınıflarında duruşma   yapmaksızın sadece dava dosyasına dayanarak cezaya hükmedebileceğini not etmektedir.   Asliye ceza mahkemesinde hafif veya ağır para cezasına, meslekten geçici olarak men edilme   ya da el koyma ile sonuçlanan mahkumiyete karşı yapılacak itiraz da aynı şekilde duruşma   yapılmadan gerçekleşmektedir. Asliye ceza mahkemesi kararını yalnızca dava dosyasına,   gerekli görüldüğü takdirde Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüşüne dayandırmaktadır.   Mevcut başvuruda, AİHM, yargının hiçbir aşamasında başvuranın iç hukuk   mahkemelerindeki bir duruşmadan istifade etmemiştir. Ne Sulh ceza mahkemesi ne Asliye   ceza mahkemesi yapılan itiraz hakkında bir duruşma yapmıştır. Başvuran yargılanmak üzere   hakimlerin karşısına çıkarılacak olanağı hiçbir zaman bulamamıştır.   AİHM ayrıca Asliye ceza mahkemesi önünde duruşma yapılmamasının Anayasa Mahkemesi   tarafından incelendiğini, Anayasa Mahkemesi’nin bu durumun adil yargılama hakkı ve   savunma hakları ile bağdaşmağına karar verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM Anayasa   Mahkemesi’nin bu tespitini ve ayrıca yeni Türk Ceza ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunları   uyarınca öngörülen cezada bu hükmün kaldırılmasını dikkate almaktadır.   Bu doğrultuda AİHM, başvuranın davasının halka açık bir duruşmada dinlenmemesi   nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   A. Tazminat   Başvuran uğradığı maddi zarar için 25 Euro talep etmektedir.   Başvuran ayrıca manevi tazminat için 30.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM, başvuranın uğradığı manevi zararın tazmini için ihlal kararının yeterli olacağını ifade   etmektedir.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran AİHM nezdinde yapmış olduğu yargı giderleri için 6991,81Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.   AİHM, yapmış olduğu tüm yargı giderleri için başvurana 1000 Euro ödenmesini   kararlaştırmıştır.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. İç hukukta duruşma yapılmaması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Mevcut kararın başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için başlı başına bir tazmini   oluşturduğuna;   4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve miktara yansıtılabilecek her   türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana masraf ve harcamalar   için 1000 (bin) Euro ödemesine;   c) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 3 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło