74405/01

WyrokETPCz2005-10-18ECLI:CE:ECHR:2005:1018JUD007440501

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak możliwości wyegzekwowania prawomocnego orzeczenia sądu krajowego, zasądzającego odszkodowanie od jednostki samorządu terytorialnego, stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia zgodnie z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że roszczenie o odszkodowanie, potwierdzone prawomocnym wyrokiem sądu krajowego, stanowi „mienie” w rozumieniu art. 1 Protokołu nr 1. Brak możliwości wyegzekwowania tego wyroku, wynikający z krajowych przepisów uniemożliwiających zajęcie mienia publicznego, pozbawił skarżących skutecznego dostępu do ich mienia. Trybunał podkreślił, że trudności finansowe władz lokalnych nie mogą usprawiedliwiać braku wykonania orzeczenia sądowego, a opóźnienie w płatności prowadzi do utraty wartości roszczenia. W konsekwencji państwo nie zapewniło poszanowania prawa własności skarżących.
Stan faktyczny
Trzech tureckich obywateli, Yılmaz Tütüncü, Mehmet Eneze i Nihat Yılmaz, zostało zwolnionych z pracy w Gminie Diyarbakır w 1999 roku bez wypłaty należnych im wynagrodzeń i odpraw. Sąd Pracy w Diyarbakır w 1999 roku zasądził na ich rzecz odszkodowania wraz z odsetkami. Skarżący wszczęli postępowanie egzekucyjne, jednak krajowe przepisy uniemożliwiły zajęcie mienia publicznego gminy, co skutkowało brakiem wykonania wyroku. Pomimo skargi do prokuratury i wszczęcia postępowania przeciwko władzom gminy za nadużycie władzy, skarżący do momentu orzeczenia ETPCz nie otrzymali należnych im środków.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 13 Konwencji. Nie zasądzono słusznego zadośćuczynienia, ponieważ skarżący nie złożyli stosownego wniosku.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   TÜTÜNCÜ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:74405/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   EKİM 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 74405/01 başvuru no’lu davanın nedeni,   üç Türk vatandaşı Yılmaz Tütüncü, Mehmet Eneze ve Nihat Yılmaz’ın (Başvuranlar) Avrupa   İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 30 Temmuz 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve   Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları   başvurudur. Başvuranlar, avukat yardımından faydalanarak, Diyarbakır Barosu   avukatlarından S. Çınar tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Başvuranlar Diyarbakır’da ikamet etmektedirler.   Başvuranlar Diyarbakır Belediyesi’nde sırasıyla 22 Mayıs 1998, 8 Nisan 1997 ve 17   Haziran 1998 tarihinden 4 Mayıs 1999 tarihine kadar işçi olarak çalışmışlardır.   Başvuranlar, 5 Mayıs 1999 tarihli Belediye Meclisi kararıyla işten çıkarılmışlardır.   Belediye başvuranlara ne maaş ne de kıdem ve ihbar tazminatı ödemiştir.   Daha sonra başvuranlar Diyarbakır İş Mahkemesi’nde Valilik aleyhinde dava   açmışlardır.   Diyarbakır İş Mahkemesi 11 Kasım 1999 tarihli kararla, Yılmaz Tütüncü’ye maaş   olarak 604.507.000 TL, sosyal haklar adı altında 88.182.000 TL ve yargılama masraf ve   harcamaları ile ücret masraflarından başka kıdem tazminatı olarak 138.752.795 TL   ödenmesini kararlaştırmıştır. Ayrıca İş Mahkemesi Mehmet Eneze’ye 787.730.000 TL,   594.436.000 TL ve 367.913.000 TL ( Hükümet’e göre 175.182.070 TL) ve Nihat Yılmaz’a   557.606.000 TL ve 138.752.000 TL ödenmesine karar vermiştir. İş Mahkemesi bu miktarlara   yasal gecikme faiz oranını eklemiştir.   Daha sonra başvuranlar, sözkonusu tazminatların ödenmesi amacıyla Valilik aleyhine   icra davası açmıştır.   Başvuranlara hala herhangi bir ödeme yapılmamıştır.   Hükümet’e göre, 1998 yılı Bütçe Kanunu, İçişleri Bakanı’nın belediyelerde çalıştırılan   geçici işçilerin listesini onaylaması gerektiğini öngörmekteydi.   Ocak 1999 tarihinde 10017 sayılı genelgesiyle İçişleri Bakanı sözkonusu yetkiyi   valilere devretmiştir. Sözkonusu kararname uygulanarak, Diyarbakır Valisi belediyelerden   geçici işçi listesinin verilmesini istemiştir. Cevap olarak Belediye 2 Ocak 1997 -20 Ekim   tarihleri arasında belediye işçi başvurularının onaylanmadığını belirterek, bunun   sonucunda aralarında üç başvuranın da bulunduğu 153 işçinin – tazminatları ödenmeden-   sözleşmelerini iptal etmiştir.   Sırasıyla 5 Ekim ve 28 Ağustos 2000 tarihlerinde, Nihat Yılmaz ve Mehmet Eneze   dava açmışlar, banka hesaplarına ve bazı Belediye taşınmazlarına el konulmasını   sağlamışlardır.   Belediye 3 Şubat 2001 tarihinde, infaz hakiminden kamu mallarının haciz   edilemeyeceği gerekçesiyle verilen haciz kararının iptal edilmesini istemiştir.   Ceza infaz hakimi, 7 Şubat ve 4 Nisan 2001 tarihlerinde, 1580 sayılı Kanun’un 19§7   maddesine dayanarak, Nihat Yılmaz’ın istediği haciz işlemini, kamu mallarının haczinin   mümkün olmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir.   Başvuranlar 9 Haziran 2003 tarihinde, Diyarbakır İş Mahkemesi’nin verdiği kararı   uygulamadıkları, böylece yetkilerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle Belediye aleyhinde   Diyarbakır Savcılığı’na şikayette bulunmuşlardır. Sözkonusu şikayet önce Valiliğe daha sonra   müfettiş tayin eden İçişleri Bakanlığı’na iletilmiştir.   Müfettişin hazırladığı raporun ardından 6 Mayıs 2002 tarihinde, Diyarbakır Belediye   Başkanı ve Muhasebecisi hakkında, İş Mahkemesi kararını yerine getirmedikleri ve   görevleriyle bağdaşmayan bir pazarlık konusu yaptıklarından dolayı, yetkilerini kötüye   kullandıkları gerekçesiyle kovuşturma yapılmıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   HAKKINDA   Başvuranlar, Diyarbakır Belediyesi’nin işsonu tazminatını ödemede gecikmesi   nedeniyle sözkonusu tazminatın değer kaybettiğinden ve Devlet borçlarına uygulanan   gecikme faizinin yetersiz kaldığından şikayetçi olmakta, bu itibarla 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.   maddesini ileri sürmektedirler.   Hükümet, mülkiyet hakkının kamu menfaatine dayanan kısıtlama ya da   sınırlandırmalara tabi olabileceğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranların mülkiyet   hakkının ulusal makamlar tarafından kabul edildiğini ve bu durumda, uyuşmazlığın   Diyarbakır Belediyesi’nin mali sıkıntıları ile ilgili olduğunu hatırlatmaktadır. Diyarbakır   Belediyesi, işten çıkarılan diğer işçiler gibi başvuranların geçerli alacaklarının bulunduğunu   kabul etmiştir. Müzakerelerin ardından işten çıkarılan bazı işçilere ödemeler taksitle   yapılmıştır. Ayrıca Hükümet, aynı zamanda enflasyona karşı mücadele politikasını ortaya   koymasına karşın, uygulanan faiz oranının enflasyonun üzerinde olduğunu savunmaktadır.   Hükümet AİHM’nin içtihadına atıfta bulunarak, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin   ekonomik reform ya da sosyal adalet tedbirlerinin yürütülmesi gibi “kamu yararı” meşru   amaçlar piyasa değerinin altında bir ödemenin yapılması yönünde olduğunda her halükârda   tazminatın tümünün ödenmesini öngörmediğini ileri sürmektedir.   AİHM, içtihatlarından doğan ilke uyarınca, istenilebilir olduğu yeterince ortaya   koyulduğunda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, bir “alacak”, “mülk” olarak   nitelendirilebilir ( Bkz. Yunanistan rafinerileri Stran ve Stratis Andreadis-Yunanistan. 9   Aralık 1994 tarihli karar, A serisi, no: 301-B, s. 84, § 59, ve Bourdov-Rusya, no: 59498/00,   §40, CEDH 2002-II). Mevcut davada bu durum sözkonusudur.   AİHM ayrıca, Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın borcunu ödemede gecikmesinin, talep   edilebilir bir “alacağı” olan kişinin finansal kaybını artırdığını ve özellikle bazı Devletlerde   paranın değer kaybetmesi gözönüne alındığında, bu durumun kişiyi belirsiz bir duruma   soktuğunu vurgulamaktadır (Bkz. Akkuş-Türkiye, 9 Temmuz 1997 tarihli karar, 1997-IV,   s.1310, § 29).   AİHM bu davada, başvuranların, Diyarbakır Belediyesi tarafından işten çıkarıldıktan   sonra, Belediye aleyhinde Diyarbakır İş Mahkemesi’nde dava açtıklarını gözlemlemektedir.   Başvuranlar davayı kazanmış ve İş Mahkemesi başvuranların her birine yasal gecikme faiz   oranıyla birlikte tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.   Ardından başvuranlar, belediye aleyhine haciz işlemi başlatmışlardır. Mevcut ulusal   mevzuat gözönüne alındığında, başvuranlar Diyarbakır İş Mahkemesi tarafından verilen   kararın infazını elde etme durumunda değillerdi. Dolayısıyla dosyada bulunan unsurlardan   Belediye’nin başvuranlara sözkonusu tazminatları hala ödemediği ortaya çıkmaktadır. Bu   şekilde verilen kararın infazını reddederek, ulusal makamlar başvuranların hakları olan   tazminatları almalarını engellemektedirler. Bu bakımdan Hükümet inandırıcı hiçbir açıklama   getirmemektedir. Ancak Diyarbakır Belediyesi’nin mali sıkıntıları böyle bir eksikliği haklı   gösteremez (sözüedilen Bourdov, § 41).   Sonuç olarak, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, iş sonu tazminatlarının Belediye tarafından ödenmesini sağlayabilecek   etkili iç hukuk yolu bulunmadığından şikayetçi olmaktadırlar. AİHS’nin 13. maddesini ileri   sürmektedirler.   No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi alanında varılan sonuç gözönüne alındığında,   AİHM bu hüküm çerçevesinde sorunun ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına kanaat   getirmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHM, başvuranların, avukatlarına 21 Nisan 2005 tarihinde gönderilen iadeli   taahhütlü mektupta dikkatlerine sunulmasına rağmen AİHM İçtüzüğü’nün 60. maddesine   uygun olarak hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Bu koşullarda AİHM, bu   bakımdan başvuranlara tazminat ödenmesine gerek olmadığına kanaat getirmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AİHS’nin 13. maddesine dayanan şikayetin incelenmesine gerek görülmediğine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 18 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło