74500/01
WyrokETPCz2007-06-26ECLI:CE:ECHR:2007:0626JUD007450001
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak możliwości stawiennictwa oskarżonych przed sądem orzekającym, brak zapewnienia tłumacza na etapie przesłuchania przez żandarmerię oraz nieprzekazanie opinii prokuratora przy Sądzie Kasacyjnym naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo do rzetelnego procesu, w tym prawo do obrony i przesłuchiwania świadków, wymaga obecności oskarżonego przed sądem orzekającym, zwłaszcza gdy wyrok opiera się na dowodach zebranych w fazie śledztwa i gdy oskarżeni nie znają języka urzędowego. Zrzeczenie się tego prawa musi być jednoznaczne. Trybunał podkreślił, że przesłuchanie przez sąd niższej instancji w drodze pomocy prawnej nie zastępuje bezpośredniego kontaktu z sądem orzekającym. Ponadto, nieprzekazanie oskarżonym opinii prokuratora przy Sądzie Kasacyjnym pozbawiło ich możliwości ustosunkowania się do niej, co stanowi naruszenie zasady równości broni i prawa do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, obywatele Turcji, zostali aresztowani w 1999 roku w związku z operacją przeciwko członkom PKK. Niektórzy z nich nie znali języka tureckiego. Zostali przesłuchani przez żandarmerię, a następnie przez prokuratora i sąd, gdzie zapewniono im tłumaczy. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Malatyi skazał ich na kary pozbawienia wolności, opierając się m.in. na zeznaniach zebranych w śledztwie. Skarżący nie byli obecni na rozprawach przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa, a ich zeznania zostały zebrane w drodze pomocy prawnej. Sąd Kasacyjny utrzymał wyrok w mocy, a skarżącym nie doręczono opinii prokuratora.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji z powodu braku obecności skarżących na rozprawie przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa w Malatyi. 3. Stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 i 3 lit. a) Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nieprzekazania skarżącym opinii prokuratora przy Sądzie Kasacyjnym. 5. Zasądza na rzecz każdego skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz łącznie 2 500 EUR na rzecz skarżących tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÇELĐK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:74500/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı
ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (74500/01) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀları olan Güllü Çelik (G.Ç.), Yemiꢀ Altıntaꢀ (Y.A.), Fatma Sevük (F.S.), Emine
Kıyançiçek (E.K.) ve Naciye Sevük’ün (N.S.) (baꢀvuranlar), Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AĐHM) 5 Haziran 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin
Temel Đnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından K. Genç ve G. Zorcu
tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1938, 1939, 1925, 1926, 1980 ve 1944 doğumlu olup Tunceli’de
ikamet etmektedirler.
Baꢀvuranlara göre, G.Ç., Y.A., F.S., E.K. ve A.A. zazaca konuꢀmaktadır ve Türkçe
bilmemektedirler.
Baꢀvuranlar, 6 Ekim 1999 tarihinde PKK üyeleri aleyhinde yürütülen bir operasyon
sonrasında gözaltına alınmıꢀlardır. Operasyon sırasında bu örgütün iki üyesi öldürülmüꢀtür. Ekim 1999 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit tutanağında ölen kiꢀilerin
üzerlerinde bulunan iki tüfeğe, bu tüfeklere ait kurꢀunlara ve el bombasına el konulduğu
belirtilmiꢀtir. ve 8 Ekim 1999 tarihlerinde düzenlenen tutanaklara göre baꢀvuranlar jandarma
tarafından sorgulanmıꢀtır. Yakalanan kiꢀilerin arasında bulunan N.S., tercüman olarak G.Ç.,
Y.A., F.S. ve E. K. adına ifade tutanaklarını imzalamıꢀ sözkonusu kiꢀiler de bu tutanaklara
parmak basmıꢀlardır. N.S. aynı zamanda diğer beꢀ baꢀvuranın da PKK’ya yardım eden kiꢀiler
olduklarını ifade etmiꢀtir. PKK’nın Çiğdem Gedik (Ç.G) ve Semra Arslan (S.A.) isimli iki
eski üyesi baꢀvuranlar kendilerini görmeksizin baꢀvuranları teꢀhis etmiꢀlerdir. Ayrıca
baꢀvuranlar operasyon sırasında ölen PKK üyelerini fotoğraflardan yola çıkarak teꢀhis
etmiꢀlerdir. Đki maktulün üzerlerinde baꢀvuranların kod adlarının yazılı olduğu bir not
defterinin bulunduğu belirtilmiꢀtir. Ekim 1999 tarihinde baꢀvuranlar, kendilerine isnat edilen suçlamaları ve gözaltında
bulundukları sırada verdikleri ifadeleri Cumhuriyet Baꢀsavcısı huzurunda reddetmiꢀtir.
Baꢀvuranlar PKK’nın eski üyeleri ile kendi aralarında herhangi bir çatıꢀmanın olmadığını
belirtmiꢀlerdir. Tunceli Adalet Sarayı’nda görev yapan A.Arslan, Türkçe bilmediklerini ifade
eden G.Ç., Y.A., F.S. ve E.K. isimli baꢀvuranların tercümanı sıfatıyla sorguya katılmıꢀtır.
Aynı gün Cumhuriyet Baꢀsavcısı tutanak düzenlemiꢀ ve bu tutanakta Jandarma’ya
telefon açarak baꢀvuranlarla yüzleꢀtirilmeleri amacıyla PKK’nın eski üyelerinin getirilmesi
talep edilmiꢀtir. Jandarma sözkonusu kiꢀilerin kendi denetimleri altında bulunmadığını fakat
ertesi gün getirebileceklerini beyan etmiꢀlerdir.
Cumhuriyet Baꢀsavcısı, delillerin durumunu, sabit bir ikametgâhlarının bulunmasını
ve N.S.’nin diğer dört baꢀvurana tercümanlık yapmadığını beyan etmesini dikkate alarak
baꢀvuranların tutuksuz olarak yargılanmalarına karar vermiꢀtir.
Ekim 1999 tarihinde Tunceli Sulh Mahkemesi Hakimi, N.S. ve A.A.’nın ifadelerine
baꢀvurmuꢀtur. Hakim N.S. ve A.A.’nın tutuklu olarak yargılanmasına gerek olmadığına karar
vermiꢀtir.
Tunceli Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 20 Ekim 1999 tarihinde ratione materiae bakımından
yetkisizlik kararı vermiꢀ ve dosyayı Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (DGM) sevk
etmiꢀtir.
Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 28 Ekim 1999 tarihinde sunulan bir iddianameyle
baꢀvuranların Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep
etmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 8 Kasım 1999 tarihinde Tunceli Ağır Ceza
Mahkemesi’nden baꢀvuranların ifadelerini almasını istemiꢀtir. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi
aynı zamanda Tunceli Đli Jandarma Komutanlığı’ndan, öldürülen PKK’lıların üzerilerinde
bulunan not defterlerinin gönderilmesini istemiꢀtir.
Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Kasım 1999 tarihinde Tunceli Cumhuriyet
Baꢀsavcısı’na Komutanlık kayıtlarında not defterlerine iliꢀkin herhangi bir tutanağın mevcut
olmadığını bildirmiꢀ ve 6 Ekim 1999 tarihli olay yeri tespit tutanağını göndermiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Kasım 1999 tarihinde istinabe yoluyla baꢀvuranların
ifadelerini almıꢀtır. G.Ç., Y.A., F.S. ve E.K. isimli baꢀvuranlara bu sorgulama sırasında
tercüman yardımı sağlanmıꢀtır. Baꢀvuranlar kendilerine isnat edilen suçlamaların tamamını
reddetmiꢀlerdir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 7 Aralık 1999 tarihinde gerçekleꢀtirilen duruꢀmada olay
yeri tespit tutanağını ve maktullerin üzerlerinde bulunan ve Tunceli Jandarması tarafından
gönderilen not defterlerini dosyaya eklemiꢀtir. Aralık 1999 ve 27 Ocak 2000 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından
Ç.G. ve S.A. isimli aleyhte tanıkların ifadeleri alınmıꢀtır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 27 Ocak 2000 tarihli bir kararla TCK’nın 169. maddesi
ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca baꢀvuranların suçlu
olduklarına kanaat getirmiꢀ ve her birinin üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkum
edilmelerine karar vermiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranların suçlu olduklarına
kanaat getirirken gözaltında bulundukları sırada verdikleri ifadeleri ve PKK’nın eski üyeleri
ile yüzleꢀtirme tutanaklarını dikkate almıꢀtır. Mahkeme aynı zamanda baꢀvuranların, 5 Ekim tarihinde öldürülen PKK üyelerini teꢀhis ettikleri tutanakları ve maktullerin üzerlerinde
bulunan not defterlerini dikkate almıꢀtır. Mayıs 2000 tarihinde baꢀvuranlar temyiz talebinde bulunmuꢀlardır. Baꢀvuranlar
mahkemeye sundukları lâyıhalarında aralarından beꢀ kiꢀinin Türkçe okuma ve yazma
bilmediğini, yalnızca zazaca konuꢀtuklarını ve N.S.’nin iyi ile kötüyü birbirinden ayırt
edebilecek yetenekte biri olmadığını belirtmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar ifadelerin gerçek olmadığını
ve PKK’nın eski üyeleri ile yüzleꢀtirme tutanaklarının var olmadığını ileri sürmüꢀlerdir.
Baꢀvuranlar, PKK üyelerinin 1999 yılının Mart ve Nisan aylarında yakalanmaları sonrasında
alınan ve içerisinde baꢀvuranların köyü ile ilgili herhangi bir bilginin yer almadığı ifadelere
atıfta bulunmuꢀlardır. Baꢀvuranlar ayrıca 6 Ekim 1999 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit
tutanağına ve Tunceli Đli Jandarma Komutanlığı’nın 16 Kasım 1999 tarihli yazısına dayanarak Ekim 1999 tarihinde öldürülen PKK üyelerinin üzerlerinde herhangi bir not defterinin
bulunmadığını iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar usul kaidelerine ve hukuka aykırı olduğu
gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmiꢀlerdir. Aralık 2000 tarihinde alınan ve 13 Aralık 2000 tarihinde açıklanan bir kararla
Yargıtay temyiz edilen kararı onamıꢀtır. Mart 2001 tarihinde A.A., N.S. ve F.S., 24 Mart 2001 tarihinde Y.A., G.Ç. ve E.K.
cezalarını çekmeye baꢀlamıꢀlardır. A.A., F.S., Y.A., G.Ç. ve E.K. 9 Ağustos 2003 tarihinde
tahliye edilmiꢀlerdir.N.S. ise 11 Ağustos 2003 tarihinde tahliye edilmiꢀtir.
ꢀĐKAYETLER
AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a), b) ve c) maddelerine atıfta bulunan baꢀvuranlar, Malatya
Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmamaları sebebiyle adil olarak yargılanmadıklarını
ileri sürmektedirler. Baꢀvuranlar ayrıca kendilerine anladıkları bir dilde bilgi verilmemesi ve
jandarmaya ifade verdikleri sırada tercüman yardımının sağlanmaması nedeniyle davalarının
hakkaniyete uygun olarak görülmediğini iddia etmektedirler. Baꢀvuranlar mahkumiyet
kararlarının bu ifadelere dayanarak alındığını ileri sürmektedirler. Son olarak baꢀvuranlar
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmediğinden dolayı
ꢀikayetçi olmaktadırlar.
HUKUK BAKIMINDAN
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
AĐHM, tarafların argümanlarının tümü ıꢀığında baꢀvurunun incelenmesinin bu
aꢀamasında çözülemeyecek fakat olaylar ve hukuk açısından, esastan incelemeyi zorunlu
kılan ciddi sorular ortaya koyduğu kanaatindedir; sonuç olarak baꢀvuru AĐHS’nin 35 § 3.
maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Baꢀvuruda baꢀka hiçbir
kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiꢀtir. Bu nedenle baꢀvurunun kabuledilebilir ilan
edilmesi uygun olacaktır.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmamaları nedeniyle
adil olarak yargılanmadıklarından dolayı ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar ayrıca
kendilerine anladıkları bir dilde bilgi verilmemesi ve jandarmaya ifade verdikleri sırada
tercüman yardımının sağlanmaması nedeniyle davalarının hakkaniyete uygun olarak
görülmediğini iddia etmektedirler. Baꢀvuranlar mahkumiyet kararlarının bu ifadelere
dayanarak alındığını ileri sürmektedirler. Son olarak baꢀvuranlar Yargıtay Cumhuriyet
Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmediğinden dolayı ꢀikayetçi
olmaktadırlar. Baꢀvuranlar bu itibarla AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a), b) ve c) maddesine atıfta
bulunmaktadırlar.
1. Baꢀvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde gerçekleꢀtirilen duruꢀmaya
katılmamaları hususunda
Hükümet, baꢀvuranların ikamet ettikleri Tunceli ilinin, yargılandıkları Malatya ilinden
uzak olması sebebiyle baꢀvuranların ifadelerinin istinabe yoluyla alındığını belirtmektedir.
Đstinabe Komisyonu’nun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulmasından önce Mahkeme
tarafından baꢀvuranlara bu muhakeme usulünü kabul edip etmedikleri sorulmuꢀtur.
Hükümet’e göre baꢀvuranlar kendi istekleri ile duruꢀmalara katılmamıꢀlardır ve bunun
sorumluluğu da kendilerine aittir.
Baꢀvuranlar kendileri yargılayan mahkemenin duruꢀma gününü kendilerine tebliğ
etmediğini ifade etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar istinabe yoluna giden Ağır Ceza Mahkemesi
tarafından tebliğ edilen tebliğnameyi almıꢀlardır. Baꢀvuranlar, Türkçe konuꢀmadıklarından ve
okuma yazma bilmediklerinden dolayı “istinabe komisyonu” ifadesinin ne anlama geldiğini
bilmediklerini ileri sürmüꢀlerdir. Ayrıca baꢀvuranlara göre Yargıtay önünde bir avukat
tarafından temsil edilmiꢀ olmaları bu durumu telafi etmemiꢀtir.
AĐHM sanığın duruꢀmaya katılmasının sağlanmasının AĐHS’nin 6. maddesinin amaç
ve hedefleri arasında bulunduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca 3. paragrafta yer alan c) ve d)
bentleri “her sanığa” kendini savunma” ve “tanıkları sorguya çekmek veya çektirme” hakkını
tanımaktadır, ilgili kiꢀi mevcut olmadan bu hakların kullanılması mümkün değildir (Colozza-
Đtalya, 12 ꢁubat 1985, Monnell ve Morris-Birleꢀik Krallık, 2 Mart 1987 tarihli karar, Zana-
Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler).
6. maddenin 3. paragrafında yer alan güvenceler, 1. paragrafta ifade edilen adil
yargılanma hakkının kendine özgü unsurlarını teꢀkil ettiğinden dolayı AĐHM baꢀvuranlar
tarafından ileri sürülen ꢀikayetlerin bu iki paragraf dikkate alınarak değerlendirilmesinin
uygun olacağına kanaat getirmektedir (Bkz, diğerleri arasında, Van Geyseghem-Belçika
[Büyük Daire], no: 26103/95).
AĐHM mevcut davada baꢀvuranların kendilerini üç yıl dokuz ay hapis cezasına
mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekleꢀtirilen duruꢀmaya
çağrılmadıklarını tespit etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 226 § 4. maddesine uygun olarak baꢀvuranların savunma ifadelerini almakla
görevlendirilmiꢀtir.
AĐHM, Türkçeyi iyi bilmedikleri anlaꢀılan baꢀvuranların içinde bulundukları durum
dikkate alındığında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın adil olarak görülmesini sekteye
uğratmadan, aꢀağıda yer alan nedenlerden dolayı baꢀvuranların ꢀahsi tanıklıklarını doğrudan
değerlendirmeden karar vermesinin mümkün olmadığı kanaatindedir (Bkz., mutatis mutandis,
Zana, ve Kalem).
Öncelikle baꢀvuranlar hakkında verilen mahkumiyet kararının temel olarak soruꢀturma
safhasında elde edilen delil unsurlarına dayandığı konusu kuꢀku götürmemektedir. Bu delil
unsurları, soruꢀturma safhasında baꢀvuranlardan alınan ifadeler, 5 Ekim 1999 tarihinde
öldürülen PKK üyelerinin baꢀvuranlar tarafından teꢀhis edildiğine dair tutanaklar ve ölen
kiꢀilerin üzerlerinde bulunan not defterlerinden oluꢀmaktadır. Aynı ꢀekilde PKK’nın iki eski
üyesi ile yapılan yüzleꢀtirmeye iliꢀkin tutanaklar da soruꢀturma safhasında düzenlenmiꢀtir.
Üstelik iddia tanıkların esasa bakan hakimler tarafından dinlenmiꢀ olması hususu hiçbir
ꢀekilde bu durumu telafi etmemiꢀ zira baꢀvuranlar tanıkların dinlenmesi sırasında orada
bulunmamıꢀ,
tanıkları
sorguya
çekememiꢀ
veya
çektirememiꢀ
ve
onlarla
yüzleꢀtirilmemiꢀlerdir.
AĐHM’nin, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekleꢀtirilen duruꢀmaya
katılmama sorumluluğun yalnızca baꢀvuranlara ait olduğunu belirten Hükümet görüꢀüne
katılması mümkün değildir. AĐHM bu itibarla AĐHS ile güvence altına alınan bir hakkın
kullanımından feragat edildiğinin, ꢀüphe götürmeyecek ꢀekilde ortaya konulması gerektiğini
vurgulamaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Colozza-Đtalya, 12 ꢁubat 1985 tarihli karar, Zana
kararı, Sejdovic-Đtalya, no: 56581/00, ve Kalem kararı). Zira baꢀvuranların, Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından ifadelerinin alınması sırasında duruꢀmaya katılmak istememeleri
hususu, hiçbir ꢀekilde kendilerini savunmaktan vazgeçtikleri ve mahkeme önüne çıkmayı
reddettikleri anlamına gelmemektedir.
Esasında baꢀvuranların davranıꢀlarını ve ifadelerinin inandırıcılığını yakından
inceleyebilecek olan esasa bakan mahkeme tarafından baꢀvuranların ifadelerinin alınması
büyük önem arz etmiꢀtir. Bu ꢀekilde baꢀvuranlar bazı delillerin inandırıcı olup olmadıklarını
ileri sürebilir, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadelerinin alınması sonrasında toplanan
deliller hakkında görüꢀ bildirebilir, iddia tanıklarını sorgulayabilir veya sorguya çektirebilir ve
bu tanıklıkların inandırıcılıkları hakkında görüꢀ bildirebilirlerdi (Bkz., mutatis mutandis,
Kalem kararı). Kuꢀkusuz esasa bakan hakimler istinabe yoluyla alınan ifadeleri büyük bir
titizlikle incelemiꢀ ve baꢀvuranlara bunlara itiraz etme imkanını sağlamıꢀtır fakat bu durum,
bir duruꢀmanın gerçekleꢀmesi ya da doğrudan hakim karꢀısında çıkılması yerine
geçmemektedir.
AĐHS uyarınca adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumdaki önemini dikkate
alan AĐHM, bu nedenlerden dolayı savunma haklarına yönelik bu türden bir ihlalin haklı
gösterilemeyeceğine kanaat getirmektedir.
Sonuç olarak AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2. “iddianın” en kısa sürede ve baꢀvuranların anlayacakları bir dilde tebliğ edilmemiꢀ
olması hususunda
AĐHM, 6. maddenin 3 paragrafının a) bendine yer alan hükümlerin ilgili kiꢀiye
kendisine yöneltilen suçlama hakkında bilgi verilmesi gerekliliğini vurguladığını
hatırlatmaktadır. Đddianame, cezai soruꢀturmalarda belirleyici bir rol oynamaktadır: tebliğ
edilmesi ile birlikte, sözkonusu kiꢀi hukuki esaslar ve olgusal hususlar hakkında resmi olarak
bilgilendirilir (Kamasinski-Avusturya, 19 Aralık 1989 tarihli karar). AĐHS’nin 6 § 3 a)
maddesi sanığa, yöneltilen suçlamanın yalnız nedeninden yani iddianamenin dayandırıldığı
aleyhindeki maddi olaylardan değil aynı zamanda suçlamanın niteliğinden de haberdar edilme
hakkını tanımaktadır ve bu Komisyon’un da belirttiği üzere ayrıntılı bir ꢀekilde olmalıdır
(Pélissier ve Sassi-Fransa [Büyük Daire], no: 25444/94).
Bu maddenin kapsamı, özellikle AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı tarafından
güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ıꢀığında değerlendirilmelidir (Bkz., mutatis
mutandis, Deweer-Belçika, 27 ꢁubat 1980 tarihli karar; Artico-Đtalya, 13 Mayıs 1980 tarihli
karar; Goddi-Đtalya, 9 Nisan 1984 tarihli karar; Colozza-Đtalya, 12 ꢁubat 1985 tarihli karar).
AĐHM ceza alanında bir sanık aleyhine yöneltilen suçlamalar ve dolayısıyla mahkemenin
aleyhinde kabul edebileceği hukuki nitelendirme hakkında tam ve kesin bir bilginin verilmesi,
adil yargılanma için vazgeçilmez temel koꢀullardan birisini teꢀkil etmektedir (Pélissier ve
Sassi-Fransa kararı).
Buna karꢀılık AĐHM her ne kadar gözaltı süresince yapılan tercümenin gerçekleꢀtiği
koꢀullar taraflar arasında tartıꢀma konusu olsa da baꢀvuranların yargılama süresince üç defa
tercüman yardımından faydalandıklarını tespit etmektedir. Bununla birlikte 8 Ekim 1999
tarihinde Cumhuriyet Baꢀsavcısı huzurunda bir görevli ve 30 Kasım 1999 tarihinde Tunceli
Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda ise bir tercüman kendilerine tercümanlık etmiꢀ ve bu
ꢀekilde baꢀvuranlar kendilerine yöneltilen suçlamanın niteliği hakkında bilgilendirilmiꢀlerdir.
Bu hususta AĐHM 6 § 3 a) maddesi hükümlerinin, sanığın kendisine yöneltilen suçlamanın
niteliği ve nedeninden ne ꢀekilde haberdar edileceği hususunda herhangi bir usulün ꢀart
koꢀulmadığını hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi-Fransa kararı).
Sonuç olarak AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a) maddesi ihlal edilmiꢀtir.
3. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin baꢀvuranlara tebliğ
edilmemesi hususunda
AĐHM baꢀvuranlar tarafından dile getirilen ꢀikayete benzer ꢀikayetleri daha önce
incelediğini ve Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin baꢀvuranlara tebliğ
edilmemesi sebebiyle ve yargılanabilir bir kiꢀinin yazılı olarak buna cevap verememesini göz
önüne alarak AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar aldığını
hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye [Büyük Daire], no: 36590/97, ve Abdullah Aydın-Türkiye
(no: 2) [Büyük Daire], no: 63739/00, 10 Kasım 2005 tarihli karar).
AĐHM mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in davayı farklı ꢀekilde sonuçlandıracak
hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmiꢀtir.
Sonuç olarak mevcut davada AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranların her biri 8.915 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Bu tutar 283 Euro tutarındaki asgari ücret temel alınarak hesaplanmıꢀ olup otuz bir ayı aꢀkın
bir süre cezaevinde kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybına tekabül etmektedir.
Baꢀvuranların her biri ayrıca 50.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM mevcut davada adil tazmine gidilmesine sebep olacak tek unsurun,
baꢀvuranların 6 §§ 1 ve 3 c) maddelerinde belirtilen güvencelerden faydalanamadıkları
hususunun olacağını tespit etmektedir. AĐHM’nin aksi durumda davanın ne ꢀekilde
sonuçlanacağı hususunda spekülasyon yapması hiç kuꢀkusuz mümkün değildir.
Buna karꢀın AĐHM, baꢀvuranların mevcut kararda yer alan ihlal tespitinin telafi
edemeyeceği ꢀekilde bir takım manevi zarara uğramıꢀ olabileceklerini kabul etmektedir.
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak baꢀvuranların her birine manevi
tazminat olarak 10.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde temsil edilmek amacıyla yaptıkları masraf ve harcamalar
adına 9.491 Euro (avukatlık masrafı olan 8.691 Euro ile 800 Euro tutarındaki genel masraflar)
talep etmektedirler. Baꢀvuranlar taleplerini desteklemek amacıyla ilgili belgeleri
sunmuꢀlardır.
AĐHM elindeki mevcut unsurları dikkate alarak baꢀvuranlara tüm masraflarla birlikte
toplu olarak 2.500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Baꢀvuranların Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekleꢀtirilen
duruꢀmaya katılmamıꢀ olmaları sebebiyle AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin
ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a) maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemiꢀ olması
sebebiyle AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek
üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranlara:
i. manevi tazminat olarak baꢀvuranların her birine 10.000 Euro (on bin)
ödenmesine;
ii.masraf ve harcamalar için toplu olarak 2.500 Euro (iki bin beꢀ yüz)
ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının
üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi
gereğince 26 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło